İçeriğe geç

Umut

Bölüm 3 · 8 dk okuma

Umut

Bölüm 3

Karşılaşma

Dün yaşananların ardından Irmak, gece boyunca biraz olsun rahat uyuyabilmişti. Ancak yeni bir güne başlarken kendisini yine yorgun hissediyordu. Sanki bütün gece uyumamış, zihnindeki düşüncelerle sabaha kadar savaşmıştı.

Neden böyle hissettiğini bilmiyordu. Belki de yaşadıkları artık bedenini de yormaya başlamıştı.

Yataktan kalktıktan sonra banyoya gidip elini yüzünü yıkadı. Üzerini değiştirdi, saçlarını düzeltti ve odasından çıktı. Annesinin yanına uğrayıp yanağına küçük bir öpücük kondurdu.

"Ben çıkıyorum, anne."

Annesi gülümseyerek kızının saçlarını okşadı.

"Dikkatli git, bir tanem."

Irmak başını salladıktan sonra evden çıktı.

Durağa ulaştığında karşılaştığı manzara pek de hoşuna gitmemişti. Beyza'nın yanında Savaş ve arkadaşları da vardı.

Gözlerini devirerek içinden bir küfür savurdu.

Bir sabahım da sorunsuz geçsin, Allah'ım. Çok mu şey istiyorum?

Onlarla muhatap olmamak için kulaklıklarını taktı ve yanlarına giderek sessizce beklemeye başladı. Beyza onu fark edince gülümseyerek yanına geldi ve sıkıca sarıldı. Irmak da arkadaşına karşılık verdi.

Otobüs geldiğinde hep birlikte bindiler. Irmak ücretini ödedikten sonra arka tarafa geçip oturdu. Başını cama yaslayarak dışarıyı izlemeye başladı.

Fakat zihni yine aynı kişiye takılıp kalmıştı.

Vatan.

Neden geri dönmüştü?

Aradan geçen onca zamandan sonra neden şimdi ortaya çıkmıştı? Irmak'ın hayatında her şey zaten yeterince karmaşıktı. Geçmişini geride bırakmaya çalışırken Vatan'ın geri dönmesi, yaralarının yeniden açılması demekti.

Umarım karşılaşmayız, diye düşündü. Umarım duygularım yeniden su yüzüne çıkmaz.

Onu ne kadar sevmiş olursa olsun, yaptığı şey affedilebilecek bir şey değildi. Irmak bunu kendisine defalarca söylemişti. Vatan'ın ardından döktüğü gözyaşlarını, yaşadığı geceleri ve kaybettiği güven duygusunu unutamazdı.

Ama kalbi, aklı kadar kolay ikna olmuyordu.

Otobüs okulun yakınındaki durakta durduğunda Beyza'nın sesiyle düşüncelerinden sıyrıldı.

"Irmak, geldik."

Kulaklıklarını çıkarıp ayağa kalktı ve otobüsten indi.

Her zamanki gibi okulun yakınındaki inşaata doğru yürüdüler. Irmak kulaklıklarını yeniden taktıktan sonra sigarasını çıkardı ve yaktı. Ardından bir tane de Beyza'ya uzattı. Arkadaşının sigarasını yakmasına yardım ederken yüzünde hafif bir sırıtış belirdi.

"Orospunun sigarasını pezevengi yakarmış, Rocky."

Beyza dudaklarını büzüp ona döndü.

"Ovv, bebeğim benim! Pezevengin miyim?"

Ardından yılışık bir tavırla Irmak'a sokulmaya başladı.

Irmak, arkadaşının kafasını hafifçe iterek kendisinden uzaklaştırdı.

"Defol, manyak!"

Beyza hâlâ sırıtıyordu. Irmak da kendisini tutamayarak hafifçe gülümsedi.

En azından Beyza'nın yanında birkaç dakika olsun kendisi gibi olabiliyordu.

Farkında olmadan her zamanki yerlerine ulaşmışlardı. Irmak sigarasından bir nefes çekerken Beyza'nın gözlerini kendisinden kaçırdığını fark etti.

İçini çekerek arkadaşına döndü.

"Of, çıkar şu ağzındaki baklayı. Ölü kertenkele gibi kıvranma."

Bunu söyledikten sonra sigarasından bir nefes daha aldı.

Beyza birkaç saniye sessiz kaldı. Sonunda dayanamayarak sordu:

"Irmak, onu görünce ne yapmayı düşünüyorsun?"

Irmak, sorunun kim hakkında olduğunu biliyordu.

"Hiçbir şey, Beyza. Yapacağım tek şey arkamı dönüp gitmek olur."

Beyza başını anladığını belirtircesine salladı ama yüzündeki endişe kaybolmamıştı.

Irmak, bu konunun gün boyunca tekrar tekrar açılacağını şimdiden anlamıştı.

Annesi öğleden sonra okula gelecekti. Rehberlik öğretmeniyle konuşacaktı. Bu yüzden okula vardığında öğretmenine annesinin geleceğini söylemesi gerekiyordu.

Sigara izmaritini söndürdükten sonra Beyza'ya işaret etti. İkisi birlikte ayağa kalktılar.

Tam okula doğru ilerleyecekleri sırada Irmak'ın gözü karşıdaki merdivenlerde oturan gruba takıldı.

Savaş ve arkadaşları oradaydı.

Savaş telefonla konuşuyordu. Yüzündeki ciddi ifadeden konuşmanın pek de sıradan olmadığı anlaşılıyordu. Irmak omuzlarını silkip yürümeye devam edecekti ki çocuğun sesi kulaklarına ulaştı.

"Vatan, şimdi hiç zamanı değil, biliyorsun."

Irmak olduğu yerde kaldı.

Sanki biri ayaklarını yere çivilemişti.

Duyduğu isim, zihnindeki bütün düşünceleri bir anda susturmuştu.

Vatan.

İçinde yükselen korku ve merak birbirine karıştı. Tek istediği, telefondaki kişinin gerçekten o olup olmadığını öğrenmekti.

Yavaşça arkasını döndü. Ardından düşünmeden Savaş'ın yanına doğru yürümeye başladı.

Savaş, Irmak'ın kendisine yaklaştığını fark edince konuşmasını kesti. Telefonu kapatıp cebine koydu.

Irmak karşısında durduğunda birkaç saniye boyunca hiçbir şey söylemedi. Kendini toparlamaya çalışıyordu. Kalbi hızla çarpıyor, zihnindeki sorular birbirini kovalıyordu.

Sonunda başını kaldırıp Savaş'ın gözlerinin içine baktı.

"Onu nereden tanıyorsun?"

Savaş kaşlarını hafifçe kaldırdı.

"Kimi?"

Irmak'ın gözleri yavaş yavaş kızarmaya başladı.

"Anlamamazlıktan gelme. Vatan'ı nereden tanıyorsun?"

Savaş sessiz kaldı.

Irmak onun yüzünü dikkatle inceliyordu. Çocuğun gözlerindeki kısa tereddüt bile şüphelerini artırmaya yetmişti.

Savaş, Vatan'ı tanıyordu.

Hem de Irmak'ın tahmin ettiğinden çok daha yakından.

Ancak bunu söylemeye niyeti yoktu.

Irmak, ondan bir cevap alamayacağını anlayınca dudaklarını birbirine bastırdı. Başını iki yana sallayıp arkasını döndü.

Tam uzaklaşmaya başlamıştı ki Savaş'ın sesi arkasından geldi.

"Zamanı geldiğinde öğrenirsin."

Irmak adımlarını yavaşlatmadı.

Şu an onu rahatlatan tek şey, en azından okulda Vatan'la karşılaşmayacak olmasıydı. Vatan liseyi çoktan bitirmişti ve artık bu okulda değildi.

Fakat Savaş'ın onu tanıması, kafasındaki bütün soruları daha da artırmıştı.

Neden Vatan'la konuşuyordu?

Aralarında nasıl bir ilişki vardı?

Ve en önemlisi, Vatan onun hakkında bir şeyler biliyor muydu?

Irmak'ın zihninde yeni sorular belirirken Beyza yanına geldi ve koluna girdi. Hiçbir şey söylemeden ona destek olmaya çalışıyordu.

Irmak, arkadaşının bu sessiz desteğine minnettardı.

Şimdilik başka hiçbir şeye ihtiyacı yoktu.

---

Okul günü beklediğinden daha sakin geçmişti.

Irmak, derslerle ilgilenmeye çalışmış, fırsat buldukça karalama defterine çizimler yapmıştı. Fakat sabah yaşananlar aklının bir köşesinden bir türlü çıkmıyordu.

Özellikle Savaş'ın tavrı…

Çocuğun her zamanki sertliğinin aksine, bugün daha dikkatli davrandığını fark etmişti. Sabah telefonla konuşurken yüzündeki ciddiyet, Irmak'ın yanına geldiğinde duyduğu huzursuzluk ve sorularını cevapsız bırakması…

Bütün bunlar bir şeylerin döndüğünü gösteriyordu.

Irmak ne olduğunu bilmiyordu ama öğrenmeye kararlıydı.

Öğleden sonra annesi okula geldi. Rehberlik öğretmeniyle görüştü. Irmak, annesinin odadan çıkmasını beklerken ellerini birbirine kenetlemişti.

Neyse ki annesi, kolundaki kesiklerin eski olduğunu düşünüyordu. Bu durum Irmak'ı bir nebze olsun rahatlatmıştı.

En azından şimdilik…

Annesi yanına geldiğinde Irmak onun yüzündeki ifadeyi dikkatle inceledi.

"Her şey yolunda mı, anne?"

Annesi kızının elini tuttu.

"Merak etme, bir tanem. Konuştuk."

Irmak başını salladı. Daha fazla soru sormadı.

Okul günü böylece sona erdi. Son dersin ardından çantasını toplayıp sınıftan çıktı.

Ancak sabah yaşananların ardından Savaş'ın kendisine neden bu kadar dikkatli baktığını hâlâ çözememişti.

Üstelik Vatan'ın geri dönüşü, bütün dengeleri değiştirecek gibi görünüyordu.

---

Savaş'ın Gözünden

Savaş, son yirmi dört saattir yaşananlar yüzünden iyice gerilmişti.

Aslında Irmak'ı kontrol etmek için liseye gelmek onun fikri değildi. Her şey Vatan yüzünden başlamıştı.

Vatan, Irmak'ın yaşadıklarını öğrendiğinden beri huzursuzdu. Özellikle Savaş'a, Irmak'ın kendine zarar verdiğini söylediğinde neredeyse deliye dönmüştü.

Savaş ise hâlâ o görüntüyü unutamıyordu.

Irmak'ın tuvaletten çıkarken kolunu kapatmaya çalışması…

Yüzündeki korku…

Ve ardından hiçbir şey olmamış gibi davranması…

Daha önce böyle bir şeyle karşılaşmamıştı. Üstelik Irmak'ın kendisine zarar verdiğini görmek onu düşündüğünden daha fazla etkilemişti.

Bunu Vatan'a anlattığında telefonda uzun süre azar işitmişti.

Vatan öfkelenmiş, Savaş'a bir sürü şey söylemişti. Şimdi de Irmak'ın karşısına çıkmayı düşünüyordu.

Savaş, bunun ne kadar kötü bir fikir olduğunu biliyordu.

Vatan'ın geçmişte yaptıklarını unuttuğunu sanmıyordu ama bazen öfkesi yüzünden sonuçlarını düşünmeden hareket ediyordu. Üstelik o olaydan sonra ortadan bir süre kaybolmak zorunda kalmıştı.

Hayatında Irmak olmasaydı, belki de her şey çok daha kolay olabilirdi.

Ama Irmak vardı.

Ve Vatan'ın bütün dengelerini altüst ediyordu.

Savaş, Irmak'a daha iyi göz kulak olabilmek için onun yaşadığı yere yakın bir ev tutmuşlardı. Bu, Vatan'ın isteğiydi. Savaş başından beri bunun iyi bir fikir olup olmadığından emin değildi.

Umarım buraya kadar gelecek kadar delirmemiştir, diye düşündü.

Tam o sırada telefonu çaldı.

Merdivenlerde Emre ve Cenk'le oturuyordu. Ekrana baktığında arayan kişinin kim olduğunu gördü ve gözlerini devirdi.

Vatan.

Telefonu açtı. Bakışları o sırada inşaatın yakınında Beyza'yla duran Irmak'a kaydı.

"Efendim, Vatan."

"Ne yapıyor?"

Savaş hafifçe sırıtıp arkasına yaslandı.

"Sana da merhaba, kardeşim. İyiyim, sen nasılsın?"

Vatan derin bir nefes aldı.

"Uzatma, Savaş. Ne yapıyor, dedim."

Savaş'ın aklına küçük bir şaka yapmak geldi.

"Karşımdaki inşaatta oturmuş bir erkekle konuşuyor."

Bir saniye bile geçmeden telefonun diğer ucundan yükselen ses kulağını tırmaladı.

"Ne demek lan erkekle konuşuyor? Seni oraya ne diye gönderdim ben?"

Savaş telefonu kulağından uzaklaştırdı.

"Bir sakin ol, be!"

Ardından gülerek devam etti.

"Sadece şaka yaptım, Vatan. Arkadaşıyla sigara içiyor. Şimdi de okula doğru yürümeye başladı."

Irmak tam o sırada gözlerini ona dikti.

Savaş, kızın kendisine baktığını fark edince gülümsemesini bastırdı. Irmak birkaç saniye sonra önüne dönüp yürümeye devam etti.

Telefondaki Vatan ise hâlâ konuşuyordu.

"Ben onun karşısına çıkacağım."

Savaş'ın yüzündeki gülümseme kayboldu.

"Vatan, şimdi hiç zamanı değil, biliyorsun."

Onun karşısına çıkmak, geçmişte yaşananları yeniden canlandırmak demekti. Vatan'ın bunu anlaması gerekiyordu.

Irmak'ın yaşadıklarından sonra kendisine zarar veren adamı öldüresiye dövmüştü. Ardından bir süre ortadan kaybolmak zorunda kalmıştı. Eğer o olayın ardından hayatında Irmak olmasaydı, belki de sonuçları bu kadar ağır olmazdı.

Ama şimdi her şey farklıydı.

Vatan'ın yeniden ortaya çıkması, Irmak'ın hayatındaki bütün yaraları açabilirdi.

Savaş bunları düşünürken Irmak'ın kendisine doğru yürüdüğünü fark etti.

Lanet olsun!

Kız konuşmanın bir kısmını duymuş olmalıydı.

"Vatan, siktir! Dediklerini duydu. Yanıma geliyor, kapatıyorum!"

Telefonu kapatıp cebine koyduğunda Irmak çoktan karşısına dikilmişti.

Birkaç saniye boyunca birbirlerine baktılar.

Sonra Irmak sordu:

"Onu nereden tanıyorsun?"

Savaş, soruyu duymazdan gelmeye çalıştı.

"Kimi?"

Irmak'ın gözleri kızarmaya başladı.

"Anlamamazlıktan gelme! Vatan'ı nereden tanıyorsun?"

Savaş içinden küfretti.

Ulan Vatan, başıma iş açmaktan hiç bıkmıyorsun.

Cevap veremezdi. Gerçeği söylerse Vatan'ın kendisini öldüreceğinden emindi. En azından şimdilik susması gerekiyordu.

Irmak, cevap alamayacağını anlayınca arkasını döndü.

Savaş ise kendisini tutamadı.

"Zamanı geldiğinde öğrenirsin."

Irmak, söylediklerini umursamadan yürümeye devam etti.

Savaş derin bir nefes aldı. Ardından Emre ve Cenk'e dönerek ayağa kalktı.

"Hadi, gidelim."

İkisi de hiçbir şey sormadan peşinden yürüdü.

Ancak Savaş'ın zihni hâlâ Irmak'taydı.

Onun yüzündeki ifadeyi görmüştü. Vatan'ın adını duyduğu anda yaşadığı değişimi, gözlerindeki öfkeyi ve ardından gelen korkuyu…

Irmak, Vatan'ın geri döndüğünü biliyordu.

Ama henüz Vatan'ın neden döndüğünü bilmiyordu.

Daha da önemlisi, ikisinin geçmişinde yaşananların yalnızca bir aşk hikâyesinden ibaret olmadığını Savaş çok iyi biliyordu.

Ve bu gerçeği Irmak'a söylemek, sandığından çok daha zor olacaktı.

Çünkü Vatan'ın geri dönüşüyle birlikte, yıllardır kapalı tutulan bir kapı yeniden aralanmıştı.

Savaş ise o kapının ardında ne olduğunu biliyordu.

Ve Irmak gerçeği öğrendiğinde, yalnızca Vatan'a değil, kendisine anlatılan her şeye yeniden bakmak zorunda kalacaktı.

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.