Irmak gözlerini açtığında burnuna gelen güzel kokularla karşılaştı. Birkaç saniye boyunca yatakta öylece uzandıktan sonra açlığını hissetti. Yavaşça doğrulup banyoya geçti. Elini yüzünü yıkadıktan sonra havluyla kurulandı ancak havluya bulaşan kanı görünce olduğu yerde duraksadı.
Aynaya baktığında burnunun yeniden kanadığını fark etti.
Derin bir nefes alıp kanı temizledi. Ardından havluyu kirli sepetine fırlatarak aynadaki yansımasını izlemeye devam etti.
Olmadık zamanlarda burnu kanıyor, başı dönüyor ve bayılıyordu. Daha birkaç gün öncesine kadar bunların hiçbirini ciddiye almamıştı. Şimdi ise hayatının ne kadar değişebileceğini düşünmeden edemiyordu.
Doktorun sözleri hâlâ kulaklarında yankılanıyordu.
Lösemi.
Henüz kesin tanı konulmamış olsa da bu ihtimal bile onu korkutmaya yetiyordu. Ancak bütün gününü bu düşüncelerle geçirmek istemiyordu.
Başını iki yana sallayarak aklındakileri uzaklaştırmaya çalıştı ve odasından çıktı.
Merdivenlerden aşağı indiğinde mutfaktan gelen kokular daha da belirginleşti. İçeri girdiğinde abisini önlük takmış hâlde gördü. Bu manzara karşısında kendisini tutamayarak kıkırdadı.
Abisi başını kaldırıp ona baktı ve gülümsedi.
"Günaydın, güzelim. Geç, otur."
Irmak masaya oturduktan sonra abisini baştan aşağı süzdü.
"Önlük yakışmış," dedi ve yeniden gülmeye başladı.
Abisi de onunla birlikte güldü.
"Güzele ne yakışmaz?"
Irmak kaşlarını kaldırdı.
"Sen yakışıklısın, güzel değil."
Abisi ıslak parmağıyla Irmak'ın burnuna dokunarak karşılık verdi.
"Ama sen güzelsin."
Irmak gülerek burnundaki ıslaklığı sildi.
Abisi kahvaltıyı hazırladıktan sonra karşısına oturdu. Birlikte kahvaltı etmeye başladılar. Irmak, uzun zamandır ilk kez kendisini bu kadar huzurlu hissettiğini fark etti. Abisinin yanında olması, içinde biriken acıları tamamen ortadan kaldırmasa da ona güç veriyordu.
Bir süre sonra başını kaldırıp sordu:
"İşe gitmeyecek misin, abi?"
Abisi elindeki çatalı tabağına bıraktı.
"İzin aldım, güzelim. Bir süre seninle kalmam daha iyi olur."
Irmak, onu anladığını belirtmek için başını salladı. Ardından tabağındaki yemeği bırakarak başka bir soru sordu.
"Bugün okula gideceğim, değil mi?"
Abisi kaşlarını kaldırdı.
"Dikkat etmen şartıyla, evet."
Irmak hafifçe gülümsedi.
"Abi, merak etme. Dikkat edeceğim."
İç sesi bunun tam tersini söylese de okulu bırakmayı düşünmüyordu. Zaten hayatında yeterince boşluk vardı. Derslerinden de geri kalırsa kendisini daha kötü hissedecekti.
Kahvaltısını bitirdikten sonra odasına çıktı. Üzerini değiştirip çantasını aldı ve aşağı indiğinde abisinin de hazırlandığını gördü.
Anlaşılan, bugün onu okula abisi bırakacaktı.
Birlikte dışarı çıkıp arabaya bindiler. Çok geçmeden yola koyuldular. Okul aslında evden çok uzakta değildi; normalde yürüyerek bile gidebilirdi. Fakat son günlerde yaşadığı baş dönmeleri ve halsizlik yüzünden bugün bunu göze alamıyordu.
Okulun önüne geldiklerinde abisi arabayı durdurdu. Irmak kapıyı açmadan önce ona döndü.
Abisi eğilip alnına bir öpücük kondurdu.
"Unutma, kendine dikkat edeceksin."
Irmak gülümsedi.
"Edeceğim."
Ardından abisine sarıldı, arabadan indi ve okulun kapısından içeri girdi.
Bahçedeki öğrencilerin birçoğu ona bakıyordu. Kimi merakla, kimi kendi arasında fısıldaşarak onu süzüyordu. Irmak ise hiçbirini umursamadan yürümeye devam etti.
Tam kapıdan içeri girdiği sırada biri kolundan tutarak onu kenara çekti.
Irmak başını kaldırdığında karşısında Atakan'ı gördü.
Şaşkınlığını gizleyemedi.
Atakan'ın bakışları bir süre Irmak'ın yüzünde gezindi. Ardından ciddi bir ifadeyle sordu:
"Neden kestin kollarını?"
Irmak'ın kaşları hemen çatıldı. Bunu annesinden öğrenmiş olmalıydı.
"Seni ilgilendirmez."
"İlgilendirir."
Irmak omuzlarını dikleştirerek ona baktı.
"Neyim oluyorsun da ilgilendiriyor?"
Atakan'ın dudaklarının kenarında kendinden emin bir gülümseme belirdi.
"Şimdi bir şeyin olmayabilirim ama olacağım."
Ardından ona göz kırptı.
Irmak birkaç saniye boyunca yüzüne baktı. Sonra hafifçe sırıtıp sağ elini yumruk yaptı.
"Yaa, öyle mi?"
Atakan daha ne olduğunu anlayamadan Irmak'ın yumruğu gözüne geldi. Acıyla inleyerek geriye çekildi ve elini yüzüne götürdü.
Irmak ise hiçbir şey olmamış gibi arkasını döndü.
"Diğer gözünü de morartmamı istemiyorsan benden uzak dur."
Atakan, gözüne bastırdığı eliyle onun arkasından bakakaldı.
Irmak'ın kendisine bir kez daha vuracağını düşünmemişti.
Ama şimdi yiğidi öldürüp hakkını da vermek gerekiyordu. Kız sağlam vurmuştu.
---
Atakan'ın Ağzından
Atakan, sabah okula geldiğinde aklında yine Irmak vardı.
Yeni gelen bu kızın onda nasıl bir etki yarattığını anlamıyordu. Onu tanımıyordu bile. Buna rağmen düşünceleri sürekli ona kayıyordu. Irmak'ın kendisinden uzak durmaya çalışmasıysa merakını daha da artırıyordu.
Okulun kapısından girerken Irmak'ı arabadan inerken görmüştü. Onu beklemeye karar vermiş ve kapının yakınında durmuştu.
Kollarını kestiğini annesinden öğrendiğinde bunun nedenini merak etmişti. Irmak'ın kendisine kolay kolay bir şey anlatmayacağını biliyordu ama yine de sormak istiyordu.
Onu kapıdan girerken gördüğünde kolundan tutup kenara çekti.
"Neden kestin kollarını?"
Irmak'ın kaşları hemen çatılmıştı. Büyük ihtimalle bunu nereden öğrendiğini sorguluyordu ama Atakan, onun durumu anlayacak kadar akıllı olduğunu düşünüyordu.
"Seni ilgilendirmez," diye karşılık verdi Irmak.
"İlgilendirir."
"Neyim oluyorsun da ilgilendiriyor?"
Atakan gülerek ona baktı.
"Şimdi bir şeyin olmayabilirim ama olacağım."
Göz kırptığı anda Irmak'ın yüzünde beliren sırıtışı görünce bir an için kendisini başarılı hissetmişti.
Ta ki yumruk gözüne gelene kadar.
Acıyla geriye sendeledi.
"Diğer gözünü de morartmamı istemiyorsan benden uzak dur."
Irmak arkasını dönüp uzaklaştığında Atakan olduğu yerde kalmıştı.
Bir süre sonra gözündeki acı hafifleyince telefonunun kamerasını açıp kendisine baktı. Gözü hafiften morarmaya başlamıştı.
"Sağlam vurdu," diye mırıldandı.
Sonra kendi kendine gülerek başını salladı.
"Şimdi yiğidi öldür, hakkını yeme."
Dersin başlamasına az bir zaman kaldığı için sınıfa geçti. Irmak, sırasına başını koymuş, gözlerini kapatmıştı.
Atakan yanına oturduğunda Irmak başını kaldırmadan ona baktı. Ardından yeniden kollarının arasına gömüldü.
Gülen bir sesle konuştu:
"Mor sana yakışmış."
Atakan da gülerek karşılık verdi.
"Bunun rövanşını alacağım."
Irmak cevap vermedi.
Öğretmen sınıfa girdikten sonra ders başladı. Atakan bir süre dersi dinlemeye çalıştıysa da matematik ona her zamanki gibi sıkıcı gelmişti. Sonunda yanındaki Irmak'la uğraşmayı seçti.
Önce hafifçe koluna dokundu. Ardından birkaç kez daha dürttü.
Irmak sonunda sinirle başını kaldırdı.
"Ne var?"
Atakan sırıttı.
"Hiçbir şey. Sadece seni sinirlendirmek hoşuma gidiyor."
Irmak derin bir nefes alarak yeniden gözlerini kapattı.
Atakan onu biraz daha kızdırmak için elini uzattı ama tam o sırada Irmak'ın burnundan süzülen kanı fark etti.
Gülümsemesi bir anda silindi.
Parmağıyla hafifçe burnuna dokundu.
"Burnun kanıyor."
Irmak gözlerini açar açmaz elini burnuna götürdü. Parmaklarına bulaşan kanı görünce yüzü değişti.
Hiçbir şey söylemeden ayağa kalktı ve sınıftan hızla çıktı.
Öğretmen arkasından seslense de Irmak durmadı.
Atakan endişeyle yerinden kalktı ve öğretmene döndü.
"Öğretmenim, burnu kanıyordu. O yüzden çıktı. Gidip bakabilir miyim?"
Sınıftaki öğrencilerin bakışları bir anda Atakan'a çevrildi.
Onu tanıyan herkes şaşırmıştı. Atakan'ın bir başkasını bu kadar önemseyip dersin ortasında peşinden gitmek istemesi alışılmış bir durum değildi.
Öğretmen kısa bir tereddüdün ardından gitmesine izin verdi.
Atakan hiç vakit kaybetmeden sınıftan çıktı.
Irmak'ın tuvalete gitmiş olabileceğini düşünerek koridora koştu. Tuvaletin önüne ulaştığında onu kapının yakınında gördü.
Irmak'ın yüzü bembeyazdı.
Tam ona seslenecekken Irmak'ın sendelediğini fark etti.
Atakan hızla yanına koştu. Irmak yere düşmeden hemen önce onu yakalayarak kollarının arasına aldı.
"Irmak!"
Kızdan cevap gelmedi.
Atakan'ın kalbi hızla çarpmaya başladı. Onu kucağına alıp revirin yolunu tuttuğunda Irmak'ın burnunun hâlâ kanadığını gördü.
Bu kıza ne oluyordu böyle?
Daha önce de başının döndüğünü fark etmişti. Şimdi ise gözlerinin önünde bayılmıştı.
Revirin kapısına geldiğinde kapıyı ayağıyla iterek açtı. İçeride bazı evrakları imzalayan annesini görünce seslendi:
"Anne!"
Annesi başını kaldırdı. Atakan'ın kucağındaki Irmak'ı gördüğü anda elindeki kalemi bırakarak ayağa kalktı.
"Atakan, ne oldu?"
Atakan, Irmak'ı dikkatlice yatağa yatırırken endişeyle annesine baktı.
"Burnu kanıyordu. Sonra bir anda bayıldı."
Annesi hemen Irmak'ın yanına gelerek durumunu kontrol etmeye başladı.
Atakan ise yatağın yanında durmuş, Irmak'ın yüzüne bakıyordu.
Daha birkaç dakika önce kendisine yumruk atan kız şimdi gözleri kapalı bir şekilde yatıyordu.
Ve Atakan, ilk kez onunla dalga geçmek ya da onu kızdırmak istemiyordu.
Tek istediği, gözlerini açmasıydı.
---
Irmak'ın Ağzından Değil, Onu İzleyen Bir Anlatıcının Gözünden
Irmak, başındaki ağrıyla gözlerini araladığında nerede olduğunu anlamaya çalıştı. Birkaç saniye boyunca tavana baktı. Ardından başına yayılan sızıyla elini şakağına götürdü.
Tam o sırada içeri bir hemşire girdi.
"Daha iyi misin, tatlım?"
Irmak doğrulmaya çalışırken hafifçe başını salladı.
"Evet, ben... Ben iyiyim."
Hemşire ona dikkatle baktı.
"Senin için dinlenmen gerektiğini belirten bir rapor hazırladım. Yakınına da haber verdik. Birazdan burada olur."
Irmak'ın kaşları çatıldı.
"Abimi mi çağırdınız?"
"Evet, tatlım."
Irmak başını geriye yasladı.
Kendisine dikkat edeceğine söz vermişti ama daha ilk gününde yeniden bayılmıştı. Abisi bunu öğrendiğinde kim bilir ne kadar endişelenecekti.
Bir süre yatakta oturduktan sonra ayağa kalktı. Hemşireden raporunu alıp kapıya yöneldi.
Kapıyı açtığında karşısında Atakan'ı gördü.
Atakan, onu görür görmez yanına yaklaştı.
"İyi misin?"
Irmak ona yorgun bir bakış attı.
"Bunu sorup durmasanız daha iyi olacağım."
Atakan iki elini teslim olurcasına havaya kaldırdı.
"Tamam, tamam. Sormadım."
Irmak, elinde tuttuğu çantasını fark edince uzanıp aldı. Çantasını omzuna taktı ve rapora baktı.
Önce müdüre teslim etmesi gerekiyordu. Ardından eve gidebilirdi.
Koridora çıktığında Atakan da onunla birlikte yürümeye başladı.
Irmak, yanından ayrılmamasına anlam veremese de bu kez bir şey söylemedi. Başının ağrısı hâlâ devam ediyordu ve tartışacak hâli yoktu.
Merdivenlerden yukarı çıkarken arkasından bir ses duydu.
"Irmak!"
Irmak durdu.
Sesin sahibini tahmin etmeye çalışırken yavaşça arkasını döndü.
Karşısında Vatan duruyordu.
Onu burada görmeyi hiç beklemiyordu.
Vatan'ın bakışları önce Irmak'ın yüzünde, sonra yanındaki Atakan'da durdu. Yüzündeki ifade giderek sertleşirken Irmak'ın kalbi sıkıştı.
Tam da görmek istemediği kişi karşısındaydı.
Ve Irmak, onunla konuşacak gücü kendinde bulamıyordu.