İçeriğe geç

Umut

Bölüm 13 · 8 dk okuma

Umut

Bölüm 13

Kötü Haber

Irmak, başındaki şiddetli ağrıyla gözlerini araladığında yerde yattığını fark etti. Nerede olduğunu anlamaya çalışarak birkaç saniye hareketsiz kaldı. Ardından bir elinden destek alıp ayağa kalkmak istedi ancak başı yeniden dönünce olduğu yere geri oturmak zorunda kaldı.

Başındaki sızı dayanılmazdı. Elini ağrıyan bölgeye götürdüğünde parmaklarına bulaşan kanı gördü.

Korkuyla yutkundu.

Yavaşça ayağa kalkıp banyoya doğru ilerledi. İlk yardım çantasını bulmaya çalıştı ancak evin içinde aradığı şeyi bir türlü bulamıyordu. Başındaki ağrı giderek artarken kapının çalındığını duydu.

Derin bir nefes aldı ve duvardan destek alarak dış kapıya yöneldi.

Kapıyı açtığında karşısında abisini gördü.

"Irmak, sana bir bakm— Güzelim, ne oldu sana?"

Abisi, kardeşinin hâlini görür görmez yanına geldi. Bir kolunu Irmak'ın sırtına dolayarak ayakta durmasına yardım etti. Başını tuttuğunu fark edince elini dikkatlice çekip yaraya baktı.

"Kanıyor!" dedi endişeyle. "Şuraya otur, kıpırdama. Hemen geliyorum."

Irmak'ı koltuğa oturttuktan sonra merdivenleri ikişer ikişer çıkarak üst kata yöneldi.

Irmak başını geriye yasladı. Ağrıdan gözlerini kapatmak istiyordu ama bir yandan da neden bayıldığını düşünüyordu. Son birkaç gündür başı dönüyor, burnu durduk yere kanıyordu. Buna rağmen abisine hiçbir şey söylememeye karar verdi.

Zaten yeterince derdi vardı. Annesini kaybetmişti, dört yıl sonra kardeşine kavuşmuştu ve şimdi hayatlarını yeniden düzene sokmaya çalışıyordu. Irmak, bir de kendi sorunlarıyla onu üzmek istemiyordu.

Bir süre sonra abisi elinde ilk yardım çantasıyla geri döndü. Yanına oturup malzemeleri çıkardıktan sonra Irmak'ın arkasına geçmesini işaret etti.

"Ne oldu başına da kanıyor, güzelim?"

Irmak başını hafifçe öne eğdi.

"Abi, başım dönünce tezgâha tutunacaktım ama elim kaydı. Başımı çarptım."

Abisi yarayı temizlemeye başladı.

"Başını temizleyeyim, sonra hastaneye gidelim."

Irmak ona dönmek için hareketlendiğinde abisi hemen durdurdu.

"İtiraz yok. Hastaneye gideceğiz."

Irmak itiraz etmedi. Abisi yarasını temizleyip kanamayı kontrol altına aldıktan sonra malzemeleri çantaya yerleştirdi. Ardından Irmak'ın ayağa kalkmasına yardım etti.

Kapının üzerindeki anahtarı alıp cebine koydu ve dışarı çıktılar.

Arabaya doğru ilerledikleri sırada Irmak, kendilerine doğru koşan Vatan'ı gördü. İstemeden gözlerini devirdi.

Abisi de Vatan'ı fark etmişti ancak Irmak'ın dengesini kaybetmesinden korktuğu için onu bırakamıyordu. Bu yüzden şimdilik bir şey yapmamayı tercih etti.

Vatan yanlarına ulaşmadan önce abisi öne çıktı.

"Ne işin var senin lan burada?"

Vatan'ın bakışları kısa bir an abisine çevrildi.

"Irmak'ı görmeye geldim."

"Buna hakkın olduğunu nereden çıkardın?"

Vatan cevap vermek üzereyken Irmak'ın yüzündeki solgunluğu ve başındaki kan izlerini fark etti. Bir anda abisini umursamadan ona yaklaştı ve yüzünü ellerinin arasına aldı.

"Güzelim, iyi misin? Ne oldu sana?"

Irmak, ellerini yüzünden uzaklaştırdı. Ardından abisine döndü.

"Hadi, abi. Gidelim artık."

Vatan'ın yüzünde incinmiş bir ifade belirdi. Irmak'ın kendisinden bu kadar uzak durması canını yakıyordu ama buna sebep olanın kendisi olduğunu biliyordu.

Abisi, Irmak'ın isteğini başıyla onayladı. Onu dikkatlice arabaya bindirdikten sonra sürücü koltuğuna geçti.

Vatan, oldukları yerde kalmış, uzaklaşan arabayı izliyordu.

Irmak ise arkasına dönüp bakmadı bile.

---

Yol boyunca abisi sık sık Irmak'a göz ucuyla baktı. Kardeşinin solgun yüzü ve güçlükle açık tuttuğu gözleri onu endişelendiriyordu.

"Sanırım seni yalnız bırakmamam lazım," dedi sonunda.

Irmak başını ona çevirdi ve hafifçe gülümsedi.

"Abi, beni düşünme. Senin yanındaysam zaten iyiyim."

Abisi derin bir nefes aldı ve ayağını gaz pedalına biraz daha bastırdı.

Kısa süre sonra hastaneye ulaştılar. Abisi arabadan inip Irmak'ın kapısını açtı ve yeniden ona destek oldu. Birlikte acil servise girdiler.

Irmak muayene odasına alındığında doktor başındaki yarayı inceledi. Ardından elindeki kâğıda birkaç not alarak ona döndü.

"Baş dönmesi ne kadar süredir devam ediyor?"

Irmak kısa bir süre düşündü.

"Sanırım iki üç gün önce başladı."

"Peki, burun kanamalarınız?"

Irmak cevap vermek üzereyken burnundan eline sıcak bir damla düştü. Şaşkınlıkla eline baktı. Burnu yeniden kanıyordu.

Abisi hemen bir peçete uzattı. Irmak peçeteyi burnuna bastırıp kanamayı kontrol etmeye çalıştı.

"Bugün başladı," dedi. "Üç kez kanadı."

Doktorun yüzündeki ifade ciddileşti. Yazdığı notları dosyasına koyup Irmak'a dikkatlice baktı. Ardından bakışları onun ellerine kaydı. Irmak da doktorun neye baktığını anlayınca ellerini kucağında birleştirdi.

Elindeki morluklar dikkatinden kaçmamıştı.

"Kan tahlili yaptırmamız gerekiyor. Sonuçlara göre ilerleyelim."

Doktor, gerekli formu Irmak'a uzattı.

Abisiyle birlikte kan alma birimine gittiler. Irmak veznedeki görevliye formu verdi. Görevli bilgileri bilgisayara girdikten sonra barkodları hazırlayıp kan tüplerine yapıştırdı ve onları hemşireye teslim etti.

Irmak koltuğa oturduğunda hemşire koluna turnike bağladı.

"Yumruğunu sıkıp aç, tatlım."

Irmak söyleneni birkaç kez tekrarladıktan sonra elini gevşetti. İğne koluna girdiğinde bakışlarını tüpe dolan kana çevirdi. Bir süre sonra işlem tamamlandı.

Kan örnekleri alındıktan sonra abisiyle hastanenin kantinine geçtiler. Sonuçları beklerken Irmak sessizce oturuyor, başındaki ağrının geçmesini umuyordu.

Abisi ise gözlerini bir an olsun ondan ayırmıyordu.

Saat sekize yaklaşırken sonuçların çıkıp çıkmadığını öğrenmek için vezneye gitti. Bir süre sonra Irmak'a seslendi.

"Güzelim, sonuçların çıkmış. Gel, doktora gösterelim."

Irmak başını sallayarak ayağa kalktı ve abisini takip etti.

Doktorun diğer hastalarıyla işi bitene kadar beklediler. Sıra kendilerine geldiğinde içeri girip oturdular. Abisi tahlil sonuçlarını doktora uzattıktan sonra yeniden Irmak'ın yanına geçti.

Doktor sonuçları dikkatlice inceledi. Sayfaları çevirdikçe yüzündeki ciddiyet arttı. Sonunda dosyayı masaya bırakarak sırtını dikleştirdi.

"Irmak Hanım," dedi ölçülü bir sesle, "kan değerlerinizde ciddi bir anormallik var. Bazı kan hücrelerinizin sayısı ve gelişimiyle ilgili bulgularımız bizi lösemi ihtimaline yönlendiriyor."

Irmak'ın abisi hemen öne eğildi.

"Bu ne demek, doktor?"

Doktor derin bir nefes aldı.

"Lösemi, kan ve kemik iliğini etkileyen bir kanser türüdür. Ancak yalnızca bu sonuçlara bakarak kesin bir tanı koymamız doğru olmaz. İleri incelemeler yapmamız gerekiyor."

Doktorun sözleri Irmak'ın kulaklarında yankılandı.

Lösemi.

Kanser.

Kelimeler zihninde dönüp duruyordu. Elleri titremeye, nefesi düzensizleşmeye başladı. Birkaç saniye boyunca hiçbir şey söyleyemedi.

Sonunda gözlerini doktora kaldırdı.

"K-kanser miyim?"

Sesi o kadar kısıktı ki kendisi bile zor duymuştu.

Doktorun bakışlarında üzüntü vardı ama kesin bir şey söylemeden önce ileri tetkiklerin yapılması gerektiğini yineledi.

Irmak'ın gözlerinden bir damla yaş süzüldü.

Ölecek miydi?

Bu düşünce zihnine yerleştiği anda tuhaf bir boşluk hissetti. Uzun zamandır hayatın ona sunduğu her şeyden yorulmuştu. Annesini kaybetmiş, sevdiği adamın gözünde yabancıya dönüşmüş, geriye kalan bütün bağlarını birer birer yitireceğinden korkmuştu.

Şimdi bir de bu vardı.

Bir anlığına annesinin yanına gitmenin düşüncesi zihninden geçti. Bu düşünce onu korkutmalıydı ama o anda hissettiği şey korkudan çok derin bir yorgunluktu.

Abisi ise doktorun karşısında adeta donup kalmıştı. Yıllarca güçlü durmaya alışmış o koca adamın omuzları çökmüş, yüzündeki renk solmuştu.

"Peki, tedavisi yok mu bunun?" diye sordu güçlükle.

Doktor sakin bir sesle cevap verdi.

"Löseminin türüne ve yapılacak incelemelerin sonuçlarına göre farklı tedavi seçenekleri var. Öncelikle kesin tanıyı koymamız gerekiyor. Ardından uygun tedavi planını belirleyeceğiz. Bazı hastalarda kemoterapi uygulanabilir, bazı durumlarda ise kök hücre nakli değerlendirilebilir."

Abisi hiç beklemeden konuştu.

"O zaman ne gerekiyorsa yapalım. Hemen başlayalım."

"Elbette. Ancak önce ileri tetkikleri tamamlamalıyız. Sonuçlara göre sizi hematoloji bölümüne yönlendireceğiz."

Doktor, Irmak'ın yaşamını zorlayabilecek durumlardan kaçınması ve kendisini dikkatle gözlemlemesi gerektiğini de belirtti. Baş dönmesi, tekrarlayan burun kanamaları ve başındaki yaralanma nedeniyle yakın takip edilmesinin önemli olduğunu söyledi.

Abisi ayağa kalkıp Irmak'ın yanına geldi. Elini tuttuğunda Irmak'ın parmaklarının buz gibi olduğunu fark etti.

"Tamam, güzelim. Hadi, gidelim."

Irmak sessizce başını salladı.

Doktorun odasından çıktıkları anda gözyaşları yeniden akmaya başladı. Koridorda daha fazla dayanamadı ve abisine sarıldı.

Abisi onu kollarının arasına alarak sırtını okşadı. Saçlarına art arda öpücükler kondururken kendi gözyaşlarını da saklayamıyordu.

"Ağlama, güzelim," diye fısıldadı. "Birlikte halledeceğiz. Ne gerekiyorsa yapacağız, tamam mı? Ben yanındayım."

Irmak cevap veremedi. Yalnızca abisine daha sıkı sarıldı.

Çünkü ilk kez, başına gelenlerin karşısında kendisini gerçekten çaresiz hissediyordu.

---

Eve vardıklarında Irmak'ın ağlaması biraz olsun dinmişti. Ancak gözleri hâlâ kızarmış, yüzündeki solgunluk daha da belirginleşmişti.

Kapının önünde bekleyen Vatan'ı gördüğü anda adımları durdu.

Bir süre ona baktı.

Az önce hastanede öğrendiği şeyler, içindeki bütün duyguları birbirine karıştırmıştı. Korkuyordu. Ne olacağını bilmiyordu. Birine sarılıp hiçbir şey düşünmeden ağlamak istiyordu.

Ve ne kadar kırılmış olursa olsun, kalbinin bir köşesi hâlâ Vatan'ı seviyordu.

Düşünmeden ona doğru koştu ve boynuna sarıldı.

Gözyaşları yeniden yanaklarından süzüldü.

Vatan bir an şaşkınlıkla donup kaldı. Ardından kollarını Irmak'ın bedenine dolayarak onu kendisine çekti. Başını onun saçlarına yasladı.

"Güzelim..." diye fısıldadı.

Irmak daha çok ağlamaya başladı.

Abisi birkaç saniye onları izledi. Ardından yanlarına gelerek Irmak'ı nazikçe Vatan'dan ayırdı.

"İçeri geç, güzelim. Ben geliyorum."

Irmak itiraz etmedi. Kapıyı açıp içeri girdi ve kapıyı arkasından kapattı.

Ancak aklı dışarıda kalmıştı.

Abisiyle Vatan'ın ne konuşacağını merak ediyordu. Bu yüzden kapının arkasında durarak seslerini dinlemeye başladı.

Abisinin sert sesi duyuldu.

"Bak, seni tanımıyorum. Ama kız kardeşimi bir daha üzmeyeceksin. Eğer bunu bir daha yaşadığını duyarsam seni kendi ellerimle öldürürüm."

Kısa bir sessizlik oldu.

Ardından Vatan'ın endişeli sesi duyuldu.

"Ne oldu ona? Neden bu kadar kötü?"

Irmak nefesini tuttu.

Abisinin bunu anlatmamasını diliyordu. Hastanede öğrendiklerini bir kez daha duymaya, o gerçeğin başka birinin ağzından çıkmasına hazır değildi.

Abisi derin bir nefes aldı.

"Ben nöbetteyken başı dönmüş ve başını çarpmış. Şimdilik dinlenmesi gerekiyor."

Irmak gözlerini kapattı.

Abisi gerçeği söylememişti.

Bunun için minnettardı. Çünkü lösemi kelimesini duyduğu andan beri dünya onun için eskisi gibi değildi.

Dışarıdan ayak sesleri geldi. Ardından kapının açıldığını duydu. Irmak hemen kapının arkasından çekilip mutfağa doğru ilerledi.

Bir süre sonra abisi yanına geldi ve alnına bir öpücük kondurdu.

"O çocukla olmanı istemiyorum," dedi yumuşak bir sesle. "Ama bu seni mutlu edecekse sana engel olmayacağım. Yalnız, seni bir daha üzerse karşısında beni bulacağını bilsin."

Irmak başını eğdi.

Abisi yüzüne dikkatle baktıktan sonra saçlarını okşadı.

"Şimdi odana çık ve güzelce dinlen, mahur gözlüm. Bir şeye ihtiyacın olursa seslen."

Irmak onu dinleyerek merdivenlere yöneldi.

Her basamakta aklından aynı düşünceler geçiyordu.

Annesini kaybetmişti.

Vatan'a olan güvenini kaybetmişti.

Şimdi de sağlığını kaybetme ihtimaliyle karşı karşıyaydı.

Yukarı çıktığında odasının kapısında durdu. Bir süre içeri girmeden bekledi. Ardından kapıyı açıp yatağına oturdu.

Ellerine baktı.

Bir süre önce yalnızca morluklar gördüğü ellerinde şimdi başka bir anlam arıyordu. Baş dönmeleri, burun kanamaları, bitmek bilmeyen yorgunluğu... Belki de bedeninin verdiği işaretleri uzun zamandır görmezden gelmişti.

Gözlerini kapattı.

Geri kalan hayatında onu nelerin beklediğini bilmiyordu.

Ama artık bir şeyden emindi.

Önünde, tek başına yürüyemeyeceği kadar zor bir yol vardı.

Ve o yolun sonunda ne olacağını öğrenmek için yaşamak zorundaydı.

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.