İçeriğe geç

Umut

Bölüm 12 · 8 dk okuma

Umut

Bölüm 12

Mahur Gözlüm

Irmak, karşısında duran abisini gördüğü anda gözleri doldu. Bu kez yaşlarını saklamaya çalışmadı. Sanki içinde biriktirdiği bütün acılar, onu karşısında gördüğü an yüzeye çıkmıştı.

Hiç düşünmeden ona doğru koştu ve boynuna sımsıkı sarıldı.

Ondan başka kimi kalmıştı ki?

Abisi de kollarını Irmak'ın beline dolayarak ona sarıldı. Irmak, kendisini güvende hissettiği o tanıdık kolların arasında daha fazla dayanamadı. Günlerdir tuttuğu gözyaşlarını serbest bıraktı.

Abisi onu yavaşça kendisinden ayırdı ve iki eliyle yüzünü avuçlarının arasına aldı.

"Ağlama, mahur gözlüm."

Onun da gözleri dolmuştu. Başparmaklarıyla Irmak'ın yanaklarından süzülen yaşları sildiğinde Irmak yeniden boynuna sarıldı.

Onu çok özlemişti.

Aradan dört yıl geçmişti ama abisinin kokusu, sesi ve sıcaklığı hiç değişmemişti. Irmak, onun göğsüne yüzünü gömerken abisi saçlarını okşamaya başladı. Bu şefkatli hareket, Irmak'ın daha da çok ağlamasına neden oldu.

Abisi bir süre sonra saçlarını fark etti.

"Saçlarını kestirmişsin..."

Titreyen sesiyle konuşmaya devam etti.

"Öldüğü için mi?"

Irmak'ın boğazından acı bir hıçkırık koptu. Başını sallayarak cevap verdi.

Abisinin yüzündeki ifade değişti. Irmak'ın saçlarını okşayan eli bir anda durdu.

"O adam annemi sattı, abi." Irmak'ın sesi kırılıyordu. "Kumar masasında annemi sattı."

Abisinin bedeni kaskatı kesildi.

Bir damla yaş yanağına düştüğünde Irmak, onun da ağladığını anladı. Kollarını abisinin boynuna daha sıkı doladı.

Bir süre öylece kaldılar. İkisinin de söyleyecek çok şeyi vardı ama yaşadıkları acı, kelimeleri boğazlarına düğümlüyordu.

Sonunda Irmak, abisinden ayrılarak ellerini onun yüzüne götürdü ve gözyaşlarını sildi.

"Tek sen kaldın, abi. Başka kimsem kalmadı."

Abisi alnını onun alnına yasladı.

"Şşşt... Tamam, artık ağlama. Bunun da üstesinden geliriz, mahur gözlüm."

Irmak başını salladı ve gözyaşlarını elleriyle sildi.

Abisi kolunu omzuna atarak onu yanına çektiğinde, annesinin ölümünden beri ilk kez huzura benzer bir şey hissetti. Sanki uzun zamandır tek başına yürüdüğü karanlık bir yolda sonunda tanıdık bir ışık bulmuştu.

Tam o sırada Vatan'ın sesi duyuldu.

"Irmak!"

Irmak, abisinin kolunun üzerinden ona baktı. Vatan hızla yanlarına geliyordu.

Irmak'ın yüzündeki ifade bir anda değişti.

"Abi, gidelim buradan."

Abisi ona dönerek kaşlarını çattı.

"Ne oldu? Kim o?"

Irmak cevap vermedi.

Vatan kimdi ki artık?

Annesine yakıştırdığı o sözlerden ve attığı tokattan sonra onun hayatındaki yeri ne olabilirdi? Bir zamanlar baharı, yazı, dört mevsimi sığdırdığı adam, tek bir anın içinde yabancıya dönüşmüştü.

Vatan yanlarına ulaştığında Irmak'ın abisinin yakasından tuttu.

"Kimsin lan sen? Irmak'ın yanında ne işin var?"

Irmak'ın gözleri büyüdü. Hemen Vatan'ın koluna yapıştı.

"Bırak, Vatan! Bırak dedim sana!"

Vatan, Irmak'a dönerek öfkeyle konuştu.

"Gerçekten tek kişiyle yetinmiyormuşsun!"

Bu sözler havada asılı kaldı.

Irmak'ın abisi, duydukları karşısında bir an bile tereddüt etmedi. Vatan'a kafa attı.

"Sen benim kardeşimle nasıl konuşuyorsun lan, it?"

Ardından yumrukları Vatan'ın yüzüne inmeye başladı.

Irmak, yaşananları olduğu yerde izliyordu. İçinde ne öfke ne de sevinç vardı. Yalnızca büyük bir yorgunluk hissediyordu.

Abisinin omzuna dokundu.

"Abi, gidelim."

Vatan yerdeydi. Kaşının üzeri açılmış, yüzüne acı bir ifade yerleşmişti. Irmak bir an ona baktıktan sonra gözlerini kaçırdı.

"Değmez."

Abisi son bir yumruk daha attıktan sonra geri çekildi. Irmak'ın yanına gelip onunla birlikte yürümeye başladı.

Tam uzaklaşacakları sırada Vatan'ın kısık sesi duyuldu.

"Irmak... Gitme!"

Irmak duraksadı.

Gözlerinden bir yaş süzüldü. Başını hayır anlamında salladı ve yanağındaki yaşı eliyle sildi.

Ardından abisiyle birlikte arabaya bindi.

Kapı kapandığı anda kendisini daha fazla tutamadı. Hıçkırarak ağlamaya başladı.

Abisi onu yeniden kollarının arasına aldı.

Irmak, yüzünü onun göğsüne gömerken kendisini yıllardır özlediği o güvenli yerde bulmuştu. Onu o kadar çok özlemişti ki...

Abisi, onun hayatta kalan son parçasıydı. Annesinden geriye kalan tek yadigârı, kalbinde hâlâ canlı olan son bağdı.

Annesinin ardından dünyada tutunabileceği tek dal kalmıştı. O da abisiydi.

---

Irmak, nereye gittiklerini bilmiyordu. Abisinin onu nasıl bulduğunu da anlayamamıştı.

Sanki aklından geçenleri okumuş gibi abisi konuşmaya başladı.

"O gece beni Onur aradı. Telefonlarını açmadığını, annemden de haber alamadığını söyledi."

Irmak başını kaldırmadan onu dinliyordu.

Abisi yutkundu ve anlatmaya devam etti.

"O gün izin alıp İstanbul'a geldim. Annemi telefonundan takip ettirip nerede olduğunu öğrendim. Kaldığı eve gittiğimde..."

Sesi kesildi.

Bir an gözlerini kapattı, sonra derin bir nefes aldı.

"Onu yerde, kanlar içinde yatarken buldum."

Irmak'ın zihninde o anın görüntüsü canlandı. Annesinin cansız bedenini gözlerinin önüne getirdiğinde gözyaşları yeniden akmaya başladı.

Abisi de acısını bastırmaya çalışıyordu.

"Polisi çağırdım. İfade verdikten sonra Onur'un yanına gittim. Nasıl öğrendi bilmiyorum ama senin Ankara'ya geldiğini öğrenmiş. Ben de o gece Ankara'ya geldim. Seni bir gün sonra buldum ve yanına geldim işte."

Irmak sessizce dinledi. İçindeki soruların cevabını almıştı ama asıl merak ettiği şey hâlâ cevapsızdı.

"Abi..."

Abisi ona baktı.

"Annem şimdi nerede yatıyor?"

Gözyaşlarının arasından sorabildiği tek soru buydu.

Abisinin gözleri yeniden doldu.

"Tayinimi Ankara'ya istedim. Annemi de buraya defnedeceğiz."

Irmak, onun artık yanında kalacağını öğrendiğinde içi burkuldu. Dört yıl sonra yeniden bir araya gelmişlerdi. Abisi artık onunla olacaktı. Onu bir daha bırakmayacaktı.

Ama bu düşünce bile içindeki boşluğu doldurmaya yetmiyordu.

Annesi yoktu.

Ve Irmak, bu gerçeğin değişmeyeceğini her geçen dakika biraz daha iyi anlıyordu.

"Abi, beni anneme götürür müsün?"

Abisi uzun bir süre ona baktı.

"Mahur gözlüm... Onu öyle görmeyi ister misin, bilmiyorum."

Irmak'ın dudakları titredi.

"Abi, nolur. Son kez göreyim. Son kez sarılayım anneme."

Abisinin gözleri doldu. Sessizce ağlarken başını sallayarak kabul etti.

"Ama artık üzülmeyeceksin. Bana söz ver."

Irmak, gözyaşlarını silerek başını salladı.

"Söz, abi. Söz."

Başını arabanın camına çevirdi ve dışarıyı izlemeye başladı.

Bir yanda Vatan vardı.

Bir zamanlar uğruna her şeyi göze aldığı, sevdiği adam... Ona annesinin ölümünden sonra bile ayakta kalabileceğini düşündüren kişi.

Onu hiç mi tanımamıştı?

Nasıl olmuştu da Vatan, ona o sözleri söyleyebilmişti? Nasıl olmuştu da kendisini savunmaya bile fırsat bulamadan yüzüne tokat atmıştı?

Vatan onun baharıydı. Yazıydı. Dört mevsim aşkı yaşadığı adamdı.

Şimdi ise geriye yalnızca kırılmış bir kalp bırakmıştı.

Bir de annesi...

Annesinin hiçbir suçu yoktu. Tek suçu, o adamın karısı olmak ve kızına sahip çıkmaktı.

Irmak gözlerini kapattı.

Düşüncelerinin arasında kaybolmuşken abisinin sesiyle kendine geldi.

"Irmak, burnun kanıyor."

Elini hemen burnuna götürdü.

Yine kanıyordu.

Bu, kısa süre içinde ikinci kez olmuştu.

Abisi torpido gözüne uzanarak bir peçete çıkardı ve ona uzattı. Irmak peçeteyi alıp burnuna bastırdı.

Abisi arabayı durdurduğunda Irmak başını kaldırdı.

İki katlı, geniş bir evin önündeydiler.

"Gel hadi."

Irmak arabadan indi ve abisini takip etti.

---

Evin içine girdiklerinde Irmak etrafına göz gezdirdi. Ev oldukça güzel, geniş ve ferahtı. İçeride insanın nefes almasını kolaylaştıran sakin bir hava vardı.

Abisi kendisini koltuğa bıraktığında Irmak da yanına oturdu.

Abisi kolunu omzuna atarak onu kendine çekti.

"Yarın okulunu ve kıyafetlerini ayarlarım."

Irmak başını kaldırdı.

"Abi, tekrar nakil yaptırmak istemiyorum. Şimdiki okulum iyi."

Abisi kaşlarından birini kaldırdı.

"Emin misin?"

Irmak başını salladı.

"Peki öyleyse. O zaman geriye kıyafet işi kalıyor."

"Evet."

Abisi saçlarına bir öpücük kondurduktan sonra ayağa kalktı.

"Gel hadi, odanı göstereyim."

Irmak da kalkarak onu takip etti.

Üst kata çıktıklarında abisi bir odanın kapısını açtı. Irmak içeri girip etrafına baktı. Oda güzel döşenmişti; geniş bir yatak, düzenli bir dolap ve kendisine ait hissedebileceği küçük ayrıntılar vardı.

Abisi, odasını gösterdikten sonra aşağı indi.

Irmak bir süre daha odayı inceledi. Sonra yatağa uzanarak gözlerini tavana dikti.

Son günlerde yaşadıklarını düşünmeye başladı.

Annesini kaybetmişti.

Sevdiği adamı kaybetmişti.

Ama abisini yeniden kazanmıştı.

Dört yıl sonra bile hiç değişmemişti. Hâlâ aynı koruyucu, aynı şefkatli adamdı.

Irmak, annesinin ölümünden sonra ilk kez yalnız olmadığını hissediyordu.

Yine de kalbinin bir köşesi acımaya devam ediyordu.

Çünkü bazı kayıplar, insanın yanında kim olursa olsun eksilmiyordu.

---

Akşama doğru odasının kapısı çalındı.

Irmak doğrularak kapıya baktı. İçeri abisi girdi.

"Güzelim, ben nöbete gidiyorum. Tek başına kalabilir misin?"

Irmak hafifçe gülümsedi.

"Evet, abi. Kalırım, merak etme."

Abisi başını salladı.

"Bir şeye ihtiyacın olursa beni ara."

Irmak yeniden başını salladı. Abisi kapıyı kapatarak odadan çıktığında bir süre kapıya baktı.

Ardından dış kapının kapandığını duydu.

Artık evde yalnızdı.

Yatağa yeniden uzanarak tavana bakmaya başladı. Ertesi gün okul vardı. Ankara'yı çok iyi bilmese de daha önce geldiği için şehre az çok aşinaydı.

Bir süre sonra telefonunu eline aldı.

Vatan'ın kendisine aldığı SIM kartı telefona taktı ve cihazın açılmasını bekledi.

Ekran açıldığında bildirimler peş peşe sıralandı.

On cevapsız arama.

Yirmi iki mesaj.

Hepsi Vatan'dandı.

Irmak, ekrana birkaç saniye baktıktan sonra telefonu kilitledi ve yanındaki komodinin üzerine bıraktı.

Mesajları okumaya niyeti yoktu.

Vatan'ın söyleyeceği hiçbir şey, yanağında hâlâ hissettiği acıyı silemezdi. Özrü bile...

Gözlerini kapattı.

Tam uykuya dalmak üzereyken telefonun sesiyle yeniden gözlerini açtı. Arayan kişinin kim olduğuna bakmadan telefonu açtı.

"Efendim?"

"Irmak?"

Savaş'ın sesini duyunca yatağında doğruldu.

"Ne oldu, Savaş? Neden aradın?"

"Vatan için."

Irmak derin bir nefes aldı.

"Ne olmuş? Söyledikleri yetmemiş mi de sana arattırıyor?"

"Irmak, hayır. Köpek gibi pişman. Geç olduğunun o da farkında. Sana ulaşamayınca delirdi, çekti gitti."

Irmak'ın yüzü ifadesizleşti.

"Bu saatten sonra benden uzak dursun, Savaş."

Başka bir şey söylemesini beklemeden telefonu kapattı.

Bir kez daha Vatan yüzünden paramparça olmuştu. Onu affetmek artık aklından bile geçmiyordu.

Telefonu bir kenara bırakıp ayağa kalktı. Aşağı inerek mutfağa geçti. Bir bardak su içmek, belki de zihnini biraz olsun sakinleştirmek iyi gelecekti.

Dolaptan bir bardak aldı ve musluğu açtı.

Suyu doldururken elinin üzerindeki morluğu fark etti.

Kaşlarını hafifçe çattı.

Bir yere vurmuşumdur.

Üzerinde durmadı. Bardağı doldurup suyunu içti, ardından yeniden odasına çıkmak için merdivenlere yöneldi.

İlk basamaklara adım attığında başının döndüğünü hissetti.

Duraksayarak merdiven korkuluğuna tutundu.

Birkaç saniye bekledi.

Geçmesini umuyordu ama baş dönmesi hafiflemek yerine giderek şiddetlendi. Kalbi hızla çarpmaya başladı. Gözlerinin önündeki görüntü bulanıklaştı.

Irmak, korkuluğa daha sıkı tutunmaya çalıştı.

"Ne oluyor..."

Sesi neredeyse duyulmayacak kadar kısıktı.

Bir adım daha atmak istedi ama bacakları onu taşımıyordu.

Gözlerinin önüne karanlık çöktü.

Parmakları korkuluktan kaydı.

Ve bir anda kendisini boşluğa bıraktı.

Merdivenlerden yuvarlanırken başında keskin bir acı hissetti. Nefes almaya çalıştı ama bedeni ona itaat etmiyordu.

Sonunda yere çarptığında gözleri hâlâ açıktı.

Bir anlığına annesinin yüzü belirdi zihninde.

Ardından her şey karardı.

Irmak'ın gözleri kapandı.

Ev, yeniden sessizliğe gömüldü.

Ve Irmak, merdivenlerin dibinde hareketsiz yatarken kimsenin onun ne yaşadığından haberi yoktu.

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.