İçeriğe geç

Umut

Bölüm 11 · 9 dk okuma

Umut

Bölüm 11

Dönüş

Okul binasına girdiklerinde ilk iş olarak müdürün odasını bulmaları gerekiyordu. Irmak ve Emre, nöbetçi öğrencilerden birine danışarak odanın yerini öğrendikten sonra koridor boyunca ilerlediler.

Müdürün odasına girdiklerinde kendilerini tanıttılar ve hangi sınıflara yerleştirildiklerini öğrendiler. Ardından teşekkür ederek odadan çıktılar.

Irmak ile Emre aynı sınıftaydı. Savaş ve Cenk de birlikte eğitim görecekleri sınıfa yerleştirilmişlerdi.

Birbirlerinden ayrılmadan önce kısa bir süre konuştular. Ardından herkes kendi sınıfına gitmek üzere aceleyle koridorlara dağıldı.

Irmak ve Emre, dersin başlamasına çok az kaldığını fark edince koşmaya başladılar.

Sınıfın kapısına geldiklerinde içeride ders çoktan başlamıştı. Irmak, kapıyı hafifçe tıklattıktan sonra Emre'yle birlikte içeri girdi.

Bir anda bütün sınıfın bakışları üzerlerine çevrildi.

Irmak, sınıfın önünde duran öğretmene dönerek konuştu.

"İyi dersler, hocam. Biz yeni öğrenciyiz de bu sınıftayız. Kusura bakmayın, biraz geç kaldık."

Öğretmen hafifçe gülümsedi.

"Önemli değil çocuklar. Boş yerlere oturabilirsiniz."

Irmak başıyla onayladıktan sonra sınıfı gözden geçirdi. Arka tarafta, bir öğrencinin yanındaki sıra boştu. Üstelik yanındaki çocuk başını sıraya koymuş, uyuyordu.

Ne güzel. Hem boş yer var hem de konuşmak zorunda kalmayacağım biri.

Sessizce ilerleyerek yerine oturdu. Çantasını sıranın yanına bıraktığı sırada yanındaki çocuk başını kaldırdı.

Irmak'ın bakışları onun yüzünde durdu.

Sabah bahçede göz göze geldiği çocuktu.

İçinden, Vay be, ne büyük tesadüf, diye geçirdi ve belli belirsiz sırıttı.

Atakan da onu tanımış olacak ki kaşlarını çattı.

Irmak gözlerini devirdi ve önüne döndü.

Çocuğun konuşkan olmaması işine geliyordu. Zaten insanlarla uğraşmak için yeterince sebebi vardı.

Ne kadar az insan, o kadar çok huzur.

Ders boyunca öğretmenin anlattıklarını dinlemeye çalıştı. Ancak geçmişin izleri, kolundaki yaralar ve zihnini kemiren düşünceler zaman zaman dikkatini dağıtıyordu.

Dersin bitmesine yakın Atakan başını ona çevirdi.

"Yeni öğrenci demek, ha?"

Irmak onu duymamış gibi davrandı.

Konuşmaya niyeti yoktu.

Tam o sırada zil çaldı. Irmak, Emre'ye işaret ederek ayağa kalktı. Ancak sınıftan çıkmak üzereyken kolunda bir el hissetti.

Yavaşça başını çevirip Atakan'a baktı.

Yeter artık! Herkesin kolumla ne alıp veremediği var? Yaralarım daha iyileşmedi bile!

Atakan'ın tuttuğu yerdeki sızı giderek artınca Irmak gözlerini sımsıkı kapattı.

Emre, onun yüzündeki acıyı fark eder etmez yanlarına geldi ve Atakan'ın elini Irmak'ın kolundan çekti.

"Sakın bir daha bunu yapmayı aklından bile geçirme."

Sesi sertti. Atakan'a son bir kez öfkeyle baktıktan sonra Irmak'ın omzuna elini koydu ve onu sınıftan çıkardı.

Koridora çıktıklarında Irmak kolunu tutarak derin bir nefes aldı. Ardından kolunun üzerindeki kumaşı yukarı sıyırdı.

Yaraları yeniden kanıyordu.

Emre'nin yüzündeki ifade bir anda değişti.

"İrmak, kolun..."

Irmak yaralarına baktı. Bazıları dikişliydi ve kanamanın bu kadar kolay başlaması onu da endişelendirmişti.

Emre, yanlarından geçmekte olan bir öğrenciyi durdurdu.

"Revir nerede?"

Öğrenci, revirin yerini tarif etti. Irmak vakit kaybetmeden o yöne ilerledi.

Emre de peşinden gelmek istedi ancak Irmak onu durdurdu.

"Sen git. Birazdan gelirim."

"İyi olduğuna emin misin?"

"Iyiyim, Emre. Merak etme."

Emre isteksizce başını salladı.

Irmak'ın aklında başka bir şey vardı. Savaş gelip onu bu hâlde görürse mutlaka Vatan'a haber verecekti. Vatan ise olanları öğrendiğinde yine rahat durmayacaktı.

Şimdilik kimsenin başına daha fazla iş açmak istemiyordu.

---

Revirin kapısından içeri girdiğinde hemşire onu muayene yatağına yönlendirdi. Irmak oturarak kolunu açtı ve yaralarını gösterdi.

Hemşire, kolundaki kanı dikkatlice temizlemeye başladı. Irmak sessizce onu izliyordu.

Kanama beklediğinden fazlaydı. Ancak yaralarının bir kısmı dikişli olduğundan neyin normal, neyin tehlikeli olduğunu kestiremiyordu.

Hemşire yaraları temizledikten sonra kolunu yeniden bandajladı.

Hiçbir şey sormamıştı.

Belki de okulda bu tür yaralanmalarla sık sık karşılaşıyordu. Belki de Irmak'ın yüzündeki ifadeden konuşmak istemediğini anlamıştı.

Her ne olursa olsun, Irmak soru sorulmamasından memnundu.

Teşekkür ederek ayağa kalktı ve kapıya yöneldi.

Fakat kapıyı açtığı anda biriyle çarpıştı.

Daha başını kaldırmadan içinden söylendi.

Bu kadar da olmaz ama! İlk günüm güzel geçsin derken kastettiğim şey kesinlikle bu değildi.

Çarptığı kişi kolunu tutuyordu.

Irmak başını kaldırdığında karşısındaki kişinin sınıfta yanına oturan çocuk olduğunu gördü.

Atakan.

Tam geri çekileceği sırada hemşirenin sesi duyuldu.

"Ne oldu yine, Atakan?"

Irmak başını kadına çevirdi. Kadın, Atakan'a alışkınmış gibi bakıyordu.

Atakan ise sakin bir sesle cevap verdi.

"Bir şey yok, anne."

Irmak'ın kaşları hafifçe kalktı.

Anne mi?

Demek hemşire onun annesiydi.

Atakan daha fazla oyalanmadan kapıdan çıktı. Irmak da arkasından hızla yürüdü. İçinden tek bir şey diliyordu: Atakan'ın annesine neden revirde olduğunu sormaması.

Ancak başını çevirerek yürüdüğü için önüne bakmayı unutmuştu.

Bir sonraki saniye yeniden birine çarptı.

Bu kez dengesini kaybederek yere düştü.

"Önüne baksana, kızım!"

Irmak dişlerini sıkarak hızla ayağa kalktı. Artık gerçekten sabrının sonuna gelmişti.

Tam oradan uzaklaşacakken bir el daha kolunu tuttu.

İşte o an, içinde biriken bütün öfke patladı.

"Ee, yeter lan artık!"

Karşısındaki kızın saçlarını avucuna doladı ve başını geriye doğru çekti. Kız acıyla inlerken Irmak'ın gözleri öfkeyle parlıyordu.

"Bana bak, kızım! Bana bulaşma. Senin hayatını mahvederim!"

Ardından kızın saçlarını bırakarak onu itti ve hızla oradan uzaklaştı.

Bugün, sanki herkes anlaşmış gibi karşısına çıkıyordu.

Irmak dışarı çıkarken şansına sövüyordu.

Daha ilk günden bu kadar sorun yaşadıysam yılın geri kalanı nasıl geçecek acaba?

---

Savaş ve Cenk'in yanına vardığında Emre de hemen ona doğru geldi.

Irmak'ın yüzündeki ifadeyi görünce kaşlarını kaldırdı.

"Ne oldu? Burnundan soluyorsun."

Irmak derin bir nefes aldı.

"İlk günden sorun çıkmasın dedik. Bütün sorunlar beni buluyor, Emre!"

Emre gülmeye başladı.

Savaş da tam ağzını açmıştı ki Irmak elini kaldırarak onu susturdu.

"Gözünü seveyim, Savaş. Sen de gıcık etme beni!"

Savaş'ın kahkahası daha da yükseldi.

Irmak oflayarak Cenk'in yanına oturdu ve hiç düşünmeden elini onun saçlarına attı. Özenle şekillendirdiği saçlarını karıştırmaya başladı.

Cenk anında itiraz etti.

"Ama yenge! Daha yeni yapmıştım o saçı ben!"

Saçlarını düzeltmeye çalışırken Irmak'ın yüzünde muzip bir gülümseme belirdi.

"Gerginliğimi alıyor, ne yapayım?"

Cenk, çaresizce saçlarını düzeltmeye devam etti. Diğerleri ise Irmak'ın bütün öfkesine rağmen aralarındaki bu küçük atışmalara gülüyordu.

Günün geri kalanı şaşırtıcı biçimde sakin geçti.

Irmak derslere girdi, öğretmenleri dinlemeye çalıştı ve mümkün olduğunca kimseyle tartışmadı. Sabah yaşadığı olayları unutmak istiyordu.

Sonunda okulun bitiş zili çaldığında, kendisini dışarı atmak için neredeyse koştu.

Okul kapısından çıkar çıkmaz iki kolunu yana açtı ve gözlerini kapatarak bağırdı:

"Allah'ım, sana şükürler olsun!"

Tam o sırada beline dolanan kolları hissetti.

Gözlerini açtığında karşısında Vatan'ı gördü.

Yüzündeki öfke bir anda dağıldı. Kollarını onun boynuna dolayarak sarıldı.

Vatan da onu sıkıca kendine çekti.

Bir süre sonra diğerleri de yanlarına geldi. Hep birlikte arabaya doğru yürümeye başladılar.

Irmak artık eve gidip dinlenmekten başka bir şey istemiyordu.

Ancak arkasından gelen ses, bütün huzurunu bir anda paramparça etti.

"Bir taneyle yetinmiyorsun demek, sürtük!"

Irmak'ın adımları durdu.

Yumruklarını sıktı.

Yavaşça arkasını döndüğünde sabah bahçede karşılaştığı kızı gördü. Bu kez yalnız değildi; yanına birkaç kişiyi daha toplamıştı.

Kızın yüzündeki alaycı ifade, Irmak'ın içinde bir şeylerin kopmasına yetmişti.

Ama asıl darbeyi, bir sonraki sözleri vurdu.

"Annene çekmiş olmalısın."

Irmak'ın gözleri karardı.

Dünyadaki bütün sesler bir anda kesilmiş gibiydi.

Annesi.

O kelimeyi ağzına almıştı.

Hem de onu aşağılamak için.

Irmak'ın içinde yanan ateş artık öfkeyle sınırlı değildi. Annesinin anısı, kaybının acısı ve son günlerde yaşadığı bütün korkunç olaylar tek bir noktada birleşmişti.

Vatan'ın ona seslenmeye çalıştığını duydu ama durmadı.

Kıza doğru koştu.

Yumruğu kızın yüzüne çarptığında kız yere yığıldı. Irmak hiç beklemeden üzerine çıktı ve art arda yumruk atmaya başladı.

"Bir daha desene o cümleyi! Hadi, bir daha de!"

Sesi öfkeyle titriyordu.

Kız kendisini korumaya çalışırken Irmak'ın elleri kana bulanmıştı. Vatan ve Savaş onu kızın üzerinden kaldırmaya çalışıyor, Emre ile Cenk ise diğerlerinin araya girmesini engelleyerek kızı kurtarmaya uğraşıyordu.

Ancak Irmak'ın gözleri dönmüştü.

Sonunda Vatan ve Savaş onu kızın üzerinden kaldırmayı başardı. Irmak geri çekilmeden önce kızın karnına son bir tekme attı.

Ardından birkaç adım uzaklaştı.

Nefes nefeseydi. Elleri titriyor, gözleri hâlâ öfkeyle parlıyordu.

Kızın üzerine eğilerek son kez konuştu.

"Bir daha annem hakkında konuşursan buradan senin parçalarını toplarlar!"

Yere tükürdükten sonra arkasını döndü.

O sırada bakışları, karşı tarafta duran birine takıldı.

Atakan.

Sabah sınıfta yanında oturan çocuk, yaşananları uzaktan izliyordu. Yüzündeki ifadeden ne düşündüğünü anlamak zordu.

Irmak onu umursamadı.

Baksın, görsün, öğrensin.

Kimse onun annesini ağzına alamazdı. Hele hele bunu onu aşağılamak için yapıyorsa hiç alamazdı.

Cenk, yerdeki kızın yüzündeki kanı temizlemeye çalışırken Savaş ve Vatan arabaya doğru ilerledi. Cenk, kızın arkadaşlarına onu teslim ettikten sonra Emre'yle birlikte arabaya geldi.

Vatan tek kelime etmeden direksiyona geçti.

Motorun sesi duyulduğunda Irmak da arka koltuğa oturmuştu.

Araba hızla okulun önünden uzaklaştı.

İçerideki gerginlik elle tutulacak kadar yoğundu.

Kimse konuşmuyordu.

Irmak başını cama çevirdi. Biraz olsun sakinleşmeye çalışıyordu ama kızın annesi hakkında söylediği sözler zihninde dönüp duruyordu.

Annesinin yüzü gözlerinin önüne geldi.

Onun sesi, gülümsemesi, sıcaklığı...

Irmak gözlerini kapattı.

Eve varana kadar tek kelime etmedi.

---

Araba durduğunda Irmak kapıyı açıp indi. Hiç kimseyi beklemeden eve doğru yürüdü.

Arkasından Vatan'ın sesi yükseldi.

"Irmak!"

Irmak onu duymamış gibi yaptı.

Anahtarı çıkarıp kapıyı açtı, içeri girdi ve kendisini koltuğa bıraktı. Ellerini dizlerinin üzerinde birleştirerek önüne baktı.

Birkaç saniye sonra kapı yeniden açıldı.

Vatan, Savaş, Cenk ve Emre içeri girdiler.

Vatan'ın yüzündeki öfke artık gizlenemeyecek durumdaydı.

"Senin derdin ne lan? Ne diye millete bulaşıyorsun?"

Irmak başını kaldırdı.

Söylenenler karşısında sanki biri onu göğsünden vurmuştu. Yine de cevap vermedi. Sadece Vatan'ın gözlerinin içine baktı.

Savaş araya girmeye çalıştı.

"Vatan, bir sakin ol. Önce ne olduğunu—"

"İyice şımarmaya başladın, Irmak!" diye bağırdı Vatan. "Herkesten güler yüz gördün diye götün kalkmaya başladı!"

Irmak'ın içinde bir şey koptu.

Artık susamazdı.

"Suçlu ben mi oldum şimdi? O kız anneme o lafı ederken ben suçlu oldum, öyle mi? Asıl senin götün kalkmış, Vatan! Ben senin annen—"

Cümlesini tamamlayamadı.

Yanağında hissettiği sert acıyla başı yana döndü.

Bir an boyunca dünya sessizliğe gömüldü.

Vatan'ın eli havada kalmıştı.

Irmak ise olduğu yerde donup kalmıştı.

Gözleri doldu ama ağlamamak için kendini zorladı. Yanağındaki acıdan çok, karşısında duran adamın ona bunu yapmış olması canını yakıyordu.

Vatan'ın yüzündeki öfke bir anda silindi.

Sanki az önce ne yaptığını ancak şimdi anlamıştı.

"Irmak..."

Irmak cevap vermedi.

Vatan bir adım yaklaştı. Savaş onu sakinleştirmeye çalışırken Vatan'ın bakışları Irmak'ın yüzünden ayrılmıyordu.

"Güzelim..."

Irmak'ın gözlerinden bir damla yaş süzüldü.

Vatan ona sarılmak için yaklaştığında Irmak hızla geri çekildi.

Bu hareket, Vatan'ın yüzüne atılan ikinci bir tokat gibiydi.

Cenk, Irmak'ın yanına geldi. Gözleri dolmuştu.

"Irmak, iyi misin?"

Irmak ona baktı.

Cenk'in gözlerinde gördüğü şey acımaydı.

Hepsi ona acıyordu.

Bunu fark ettiği anda içindeki son sabır kırıntısı da tükendi. Elini kaldırarak Cenk'in elini kendisinden uzaklaştırdı ve kapıya yöneldi.

Ancak Emre önüne geçti.

"Irmak, kendinde değilsin. Sakin ol, lütfen."

Irmak, Emre'nin gözlerine baktı. Dudaklarında acı bir gülümseme belirdi.

"Kendimde değilim, öyle mi?"

Sesi o kadar kısık çıkmıştı ki Emre bir an ne söyleyeceğini bilemedi.

Irmak başını iki yana salladı.

Arkasında birinin durduğunu hissettiğinde yavaşça döndü.

Vatan karşısındaydı.

Bu kez yaklaşmaya çekiniyor gibiydi. Yine de elini Irmak'ın yanağına uzattı.

"Güzelim, ben... Ben özür dilerim."

Irmak bir adım daha geriledi.

Başını iki yana sallarken gözlerinden yaşlar akmaya başladı.

"Dileme."

Vatan'ın yüzü düştü.

Irmak, titreyen bir nefes aldı.

"Benden hiçbir şey dileme. Sen anneme o cümleleri yakıştırdığında ve o tokadı bana attığında... benim için bittin."

Vatan'ın dudakları aralandı ama söyleyecek bir şey bulamadı.

Irmak arkasını döndü.

Bu kez kimse onu durdurmaya çalışmadı.

Evden çıkarken arkasından gelen sesler kulağında boğuk bir uğultuya dönüşmüştü. Nefesi daralıyor, göğsü sıkışıyordu. Birkaç adım attıktan sonra burnunun altında ıslaklık hissetti.

Elini burnuna götürdüğünde kanadığını fark etti.

Parmaklarının üzerindeki kana boş gözlerle baktı.

Şimdi nereye gidecekti?

Annesi yoktu.

Güvendiği adam, ona el kaldırmıştı.

Ve artık sığınabileceği bir yer olduğundan bile emin değildi.

"Irmak!"

Arkasından gelen tanıdık sesle adımları yavaşladı.

Bu sesi tanıyordu.

Hem de çok iyi tanıyordu.

Yavaşça arkasını döndü. Karşısındaki kişiyi gördüğünde gözleri şaşkınlıkla büyüdü.

Dudaklarından tek bir kelime döküldü.

"Abi?"

Karşısında duran adam gerçekten de onun abisiydi.

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.