Irmak, karşısındaki kıza öfkeyle bakarken ellerini yumruk yapmıştı. Şeyma'nın küçümseyici bakışları sinirlerini iyice bozuyordu. Tam ağzını açıp bir şey söyleyeceği sırada arkasından gelen seslerle başını çevirdi.
"Hassiktir!"
"İşte şimdi sıçtık!"
Cenk ve Emre'nin peş peşe söyledikleri sözler havada asılı kalırken Savaş da sessizce olanları izliyordu. Üçü de Irmak'ın nasıl bir ruh hâlinde olduğunu biliyordu. Bu yüzden kimse araya girmeye cesaret edememişti.
Irmak yeniden Şeyma'ya döndü.
Kızın yüzündeki küçümseyici ifade, Irmak'ın sabrını son damlasına kadar tüketmişti. Bir anda öne atılarak Şeyma'yı boğazından yakaladı ve hızla kapıya yasladı. Kızın başı kapıya çarptığında çıkan sesin ardından tiz bir çığlık yükseldi.
Şeyma, Irmak'ın ellerini tırnaklarıyla çizmeye çalışıyordu. Ancak Irmak, kollarındaki acıyı hissedecek durumda bile değildi.
"Bir daha söylesene. Vatan senin neyin?"
"Bırak beni! Bırak!"
Şeyma'nın sorusunu cevapsız bırakması, Irmak'ın öfkesini daha da artırdı. Parmaklarını biraz daha sıkarak dişlerinin arasından yeniden sordu:
"Söyle! Vatan senin neyin?"
Şeyma'nın yüzü kızarmış, sesi neredeyse duyulmayacak kadar kısılmıştı.
"Se... sevgilim."
Irmak'ın dudaklarında alaycı bir gülümseme belirdi.
"Sevgilin demek..."
Elini gevşettiği gibi Şeyma'yı Savaş ve diğerlerinin önüne doğru itti. Ardından onlara döndü.
"Bunu alın, götürün şuradan. Yoksa elimde kalacak!"
Şeyma yere çömelmiş, nefes almaya çalışıyordu. Cenk yanına giderek kolundan tuttu ve onu ayağa kaldırdı. Kız, Irmak'a korkuyla baktıktan sonra Cenk'in arkasına saklandı.
Tam o sırada kapıdan Vatan'ın sesi duyuldu.
"Güzelim, ne zaman geldiniz?"
Vatan, hiçbir şeyden haberi yokmuş gibi yanına gelip Irmak'ın alnına bir öpücük kondurdu. Irmak ise ona imalı bir bakış attı.
"Sevgilinle konuşuyorduk."
Vatan'ın yüzünde beliren şaşkınlığı görünce Irmak'ın dudaklarının bir kenarı yukarı kıvrıldı. Ardından gözlerini Şeyma'ya çevirdi. Kız hâlâ Cenk'in arkasına saklanıyordu.
Vatan da Irmak'ın baktığı yöne döndü.
"Şeyma'yla mı tanıştınız?"
"Evet. Çok, çok güzel bir tanışma oldu."
Irmak, bakışlarını yeniden Şeyma'ya çevirdi.
"Değil mi, Şeyma?"
Kız, Cenk'in arkasına biraz daha sinerken Irmak başını hafifçe yana eğdi.
"Gördün mü? Sevgilinle gayet güzel tanıştık."
Özellikle sevgilinle kelimesinin üzerine basa basa konuşmuştu.
Vatan, Irmak'a bakarak derin bir nefes aldı.
"Sevgilim değil ki."
Irmak onu umursamadan içeri geçti. Vatan da peşinden giderken Irmak arkasını dönüp ona orta parmağını gösterdi.
Savaş'ın kahkahası evi doldurduğunda Irmak, ona da aynı hareketi yaptı. Ardından kendi davranışına gülerek başını iki yana salladı.
Bu evde sakin bir gün geçirmek gerçekten imkânsızdı.
---
Irmak, kalacağı odaya geçtiğinde yatağın üzerindeki zarf dikkatini çekti. Zarfı eline alıp açtı. İçinden yeni okuluyla ilgili belgeler çıktı. Hangi sınıfta okuyacağı, ders programı ve okulun diğer bilgileri yazılıydı.
Belgeleri kısaca gözden geçirdikten sonra zarfı masanın üzerine bıraktı ve yeniden salona yöneldi.
Herkes içeride oturmuş sohbet ediyordu. Şeyma da oradaydı.
Vatan, Irmak'ı görür görmez yüzüne baktı.
"Saçın ve dövmen çok yakışmış."
Irmak, duydukları karşısında kaşlarını kaldırdı.
"Fark edebildin mi? Sevgilinle ilgilenmekten fark etmeyeceğini sanıyordum."
Dudağının bir kenarı muzipçe kıvrılırken Cenk ve Emre birbirlerine bakıp beşlik çaktılar.
Irmak, ikisine gülümseyerek karşılık verdikten sonra kendini Cenk'in yanındaki koltuğa bıraktı. Cenk, hiç düşünmeden elini uzatıp Irmak'ın saçlarını karıştırdı.
Irmak ona sinirli bir bakış attığında Cenk hemen iki elini havaya kaldırdı.
"Tamam, tamam! Bir şey yapmadım ki!"
Irmak, başını iki yana sallayarak güldü.
Tam o sırada Savaş konuşmaya başladı.
"Yarın yeni bir okula başlıyoruz, ha Irmak?"
Irmak gözlerini kapattı ve başını koltuğun arkasına yasladı.
"Evet. Yine bir sürü gerizekâlıyla uğraşmak zorunda kalacağım."
Savaş'ın kahkahası salona yayılırken diğerleri de gülümsemelerini gizleyemedi.
Sohbet bir süre daha devam etti. Ancak iki gündür doğru düzgün bir şey yemeyen Irmak, sonunda mutfağa gitmeye karar verdi.
Kendisine bir sandviç hazırlarken mutfağa giren Şeyma'yı göz ucuyla fark etti. Kızın peşini bırakmaya hiç niyeti yok gibiydi.
Irmak, önündeki malzemelerle ilgilenmeye devam etti.
"Vatan benim. Ondan uzak dur."
Şeyma'nın sözleri üzerine Irmak'ın dudaklarında hafif bir sırıtış belirdi. Başını bile çevirmedi.
Elini yanındaki bıçağa uzattı.
Son zamanlarda bıçaklarla fazlasıyla içli dışlı olduğunu fark etmesi, zihninin bir köşesinde kısa süreliğine belirdi. Fakat bu düşünceyi önemsemedi.
Bir anda arkasını dönerek bıçağı Şeyma'nın elinin hemen yanındaki tezgâha sapladı.
Şeyma korkuyla geriye sıçradı.
Irmak ise ağır adımlarla ona doğru yürüdü. Kız geri çekilmeye devam etti; sonunda sırtı duvara dayandı.
Irmak yüzünü ona yaklaştırdı.
"Şaka yaptığımı falan sanıyorsan yanılıyorsun."
Şeyma'nın gözlerindeki korkuyu gördükçe Irmak'ın sesi daha da soğudu.
"Eğer bir kere daha elime geçersen emin ol..."
Biraz daha eğilerek kızın kulağına fısıldadı:
"Emin ol, o bıçak bu sefer olması gereken yerde olur."
Irmak geri çekilip Şeyma'nın yüzüne baktı. Kızın gözlerindeki korku, öfkesinin üzerine kısa süreliğine tuhaf bir tatmin duygusu eklemişti.
Şeyma tek kelime etmeden mutfaktan kaçtı. Ardından salondan sesi duyuldu.
"Bu kız manyak! Kafayı yemiş!"
Dış kapının kapanma sesi geldiğinde Irmak, kızın sonunda gittiğini anladı.
Sandviçini eline alıp salona çıktığında bütün bakışlar bir anda ona döndü.
Irmak duraksadı.
"Ne? Ne var?"
Cenk, şaşkınlığını gizleyemeyerek sordu:
"Kıza yine ne yaptın, yenge?"
Irmak, koltuğa oturdu ve sandviçinden bir ısırık aldı.
"Sadece elinin yanına bıçak sapladım. Bir şey yapmadım."
Bir anlık sessizliğin ardından Savaş kahkahalara boğuldu. Emre içtiği suyu püskürtürken Cenk'in ağzından tek bir kelime çıktı:
"Oha!"
Vatan ise Irmak'a dönerek ciddi bir ifadeyle konuşmaya çalıştı.
"Güzelim, bak, o kız benim sevgil—"
"Biliyorum! Neden açıklama yapıyorsun? Seni tanıyorum, Vatan."
Irmak'ın rahat tavrı üzerine Vatan derin bir nefes verdi. Ardından yanına oturdu.
Irmak sandviçini yemeye devam ederken Vatan da uzanıp bir ısırık aldı.
Irmak ona yan gözle baktı.
"Kendi sandviçini yapsaydın ya."
Vatan gülümsedi.
"Seninkisi daha güzel."
Irmak gözlerini devirdi ama dudaklarının kenarında beliren gülümsemeyi saklayamadı.
---
Akşam saatlerine doğru Savaş, Cenk ve Emre evden ayrıldı. Irmak ise odasına geçerek yatağına uzandı. Son günlerde yaşadıkları hem bedenini hem de zihnini tüketmişti. Biraz olsun dinlenmeye ihtiyacı vardı.
Kapı açıldığında başını çevirip baktı.
Vatan içeri girmişti.
Hiçbir şey söylemeden yatağa uzandı ve Irmak'ı kendine çekti. Irmak da kollarının arasına sokularak başını göğsüne yasladı.
Bir süre sessiz kaldılar.
Yarın yeni bir okulda ilk günü olacaktı. Yeni insanlar, yeni yüzler ve muhtemelen yeni sorunlar...
Irmak, hayatının bir günlüğüne bile olsa sakinleşmesini istiyordu. Fakat geçmişte yaşadıkları, huzurun ona ne kadar uzak olduğunu çoktan öğretmişti.
Vatan'ın göğsüne biraz daha sokuldu.
Yarın onu nelerin beklediğini bilmiyordu. Tek istediği, en azından bir gün boyunca hiçbir şeyin ters gitmemesiydi.
Gözlerini kapattı ve Vatan'ın kollarında uykuya daldı.
---
Sabah, nereden geldiğini bile hatırlamadığı alarm sesiyle gözlerini açtı.
Elini uzatıp alarmı kapattıktan sonra yanındaki boşluğa baktı. Vatan çoktan kalkmıştı.
Irmak yataktan doğrulup banyoya geçti. Elini yüzünü yıkadıktan sonra dolabına yerleştirdiği okul üniformalarını çıkardı.
Gömleğini ve siyah okul pantolonunu giydi. Kravatını gelişigüzel biçimde boynuna astıktan sonra kapüşonlu hırkasını da alarak odasından çıktı.
Mutfaktan gelen kokular, Vatan'ın kahvaltı hazırladığını gösteriyordu.
Irmak yanına gidip yanağına bir öpücük kondurdu.
"Günaydın."
"Günaydın, güzelim."
Vatan da onu öptükten sonra masaya oturdu. Birlikte kahvaltılarını yaptılar. Ardından Irmak çantasını alarak hazırlandı.
Bugün onu okula Vatan bırakacaktı.
Arabaya bindiklerinde yol boyunca fazla konuşmadılar. Irmak, camdan dışarıyı izlerken yeni okuluyla ilgili düşüncelere dalmıştı.
Sonunda büyük bir okulun önünde durdular.
Vatan motoru kapatıp ona döndü.
"Kimseyle muhatap olmamaya çalış, güzelim."
Irmak dudaklarını hafifçe büzdü.
"Elimden geleni yaparım."
Vatan'ın yanağına bir öpücük kondurduktan sonra arabadan indi.
Okul kapısından içeri girdiğinde Vatan çoktan uzaklaşmıştı.
Irmak kulaklıklarını taktı ve Ruelle'in Monster adlı şarkısını açtı. Müziğin sesiyle birlikte okul bahçesinde yürümeye başladı.
Gözleri çevresindeki insanları incelerken ileride birinin kendisine el salladığını fark etti.
Kaşlarını çatarak o yöne ilerledi. Yaklaştıkça el sallayan kişinin Cenk olduğunu anladı. Savaş ve Emre de onun yanındaydı.
Irmak yanlarına oturup kulaklıklarını çıkardı.
"Günaydın, çocuklar."
"Günaydın, yenge!"
Cenk'in ardından diğerleri de selamını karşılık verdi.
Irmak, Cenk'in dün kendi saçlarını karıştırdığı gibi elini uzatarak onun özenle şekillendirdiği saçlarını dağıttı.
Cenk'in yüzü anında düştü.
"Bari okulda yenge deme."
Irmak, onun huysuzlanışına kahkaha attı.
"Tamam, Cenk. Sakin ol."
Cenk saçlarını düzeltmeye çalışırken Irmak gülmeye devam etti.
Okulun girişine yakın bir bankta oturuyorlardı. Her şey şimdilik normal görünüyordu. En azından Irmak'ın huzurunu kaçıracak biri ortaya çıkana kadar...
Yanlarına bir grup kız geldi.
Grubun başındaki kız, gözlerini doğrudan Irmak'a dikerek konuştu.
"Burası bizim yerimiz. Kalk."
Irmak gözlerini devirdi.
Cevap vermeye bile tenezzül etmeden cebinden bir sigara çıkardı ve yaktı. Sigarasından bir nefes çekerek sırtını banka yasladı.
Kız hâlâ gitmemişti.
Irmak, bir sorun çıkarmadan onun uzaklaşmasını bekliyordu. Yeni okulundaki ilk gününde dikkat çekmek gibi bir niyeti yoktu.
Ancak kız, bir anda eline vurdu.
Irmak'ın sigarası yere düştü.
Önce yerdeki sigaraya baktı. Ardından başını yavaşça kaldırarak kıza döndü.
Emre çoktan ayağa kalkmıştı. Fakat Irmak elini kaldırarak onu durdurdu.
"İlk günden sorun çıkmasın. Gidelim."
Emre kısa bir süre ona baktıktan sonra başını salladı.
"Tamam."
İkisi birlikte ayağa kalktı. Ancak kızın tavrı bir anda değişti. Irmak'ın yanında sakin duran Emre'ye cilveli bir bakış attı ve saçlarıyla oynamaya başladı.
"Sen kal istersen. Arkadaşların da kalabilir."
Bu kez gözlerini Cenk ve Savaş'a çevirmişti.
Emre ise kızın teklifini umursamadan Irmak'ın yanına geldi. İkisi birlikte okul binasına doğru yürümeye başladı.
Arkalarından Cenk'in sesi yükseldi.
"Yenge, kız sana fena bakıyor!"
Cenk, Irmak'ın kendisine döndüğünü görünce hemen kendini düzeltti.
"Irmak... Kız sana fena bakıyor."
Irmak başını iki yana salladı.
O kızın kendisiyle uğraşmaması gerekiyordu.
Aslında hiç kimsenin onunla uğraşmaması gerekiyordu.
Yaşadığı onca şeyden sonra başkalarının saçma sapan oyunlarına ayıracak ne sabrı ne de enerjisi kalmıştı.
Okul binasına girmeden önce çevresine son bir kez göz gezdirdi.
İşte o sırada gözleri bir çift gözle kesişti.
Biraz ileride, arkadaş grubuyla birlikte oturan bir çocuk vardı. Çevresindekiler konuşup gülüşürken o, sanki hiçbirini duymuyormuş gibi sessizce oturuyordu.
Bakışları doğrudan Irmak'ın üzerindeydi.
Irmak da gözlerini ondan ayırmadı.
Çocuğun yüzündeki ifade, onun kendisine bakılmasından pek hoşlanmadığını gösteriyordu. Kaşları hafifçe çatıldı.
Irmak'ın dudaklarının bir kenarı yukarı kıvrıldı.
Ardından hiçbir şey olmamış gibi başını çevirip okul binasına girdi.
Yüzündeki o küçük gülümseme hâlâ silinmemişti.
Belki de bugün sandığı kadar sıkıcı geçmeyecekti.
Çünkü Irmak henüz bilmiyordu ama o sessiz çocukla yollarının yeniden kesişmesi, yeni hayatındaki en büyük sorunlardan birinin başlangıcı olacaktı.