İçeriğe geç

Umut

Bölüm 9 · 8 dk okuma

Umut

Bölüm 9

Yeni Bir Başlangıç

Yüzüne vuran gün ışığıyla Irmak yavaşça doğruldu. Birkaç saniye boyunca nerede olduğunu anlamaya çalışarak etrafına baktı. Ardından dün yaşananlar birer birer zihninde canlandı.

Annesi…

Artık hayatta değildi.

Bu kez kendisini teselli edecek bir yalan bulamıyordu. Ne kadar istemese de gerçeği kabullenmek zorundaydı. Annesini ondan almışlardı. Bu hayatta artık tek başınaydı.

Vatan'dan başka kimsesi kalmamıştı. Eğer o da bir gün giderse Irmak'ın tutunabileceği hiçbir şey kalmayacaktı. İçindeki karanlığın onu daha da derinlere sürükleyeceğini biliyordu.

Gözlerinin dolduğunu hissettiğinde başını öne eğdi. Ancak birkaç saniye sonra kendi kendine bir söz verdi.

Artık ağlamak yoktu.

Annesi yanında olsaydı, onun böyle kendisini bırakmasına kızardı. Ayşe Hanım, kızının güçlü olmasını isterdi. Irmak da onun hatırasına tutunarak ayakta kalmalıydı.

Yatağın kenarına bırakılmış kıyafetleri eline aldı. Üzerindekileri çıkardıktan sonra Vatan'ın getirdiği pantolonu ve kapüşonlu üstü giydi. Ardından aynanın karşısına geçerek kendisini inceledi.

Saçlarını olabildiğince biçimsiz kesmişti. Görüntüsü hâlâ gözüne tuhaf gelse de saçlarını düzelttirmenin kendisine iyi geleceğini düşünüyordu. Belki dış görünüşündeki bir değişiklik, içindeki karmaşadan uzaklaşmasına yardımcı olabilirdi.

Odadan çıkıp salona geçti. Gözleri istemsizce Vatan'ı aradı ama evde görünmüyordu.

Tam o sırada dış kapının açılma sesini duydu.

Vatan içeri girip doğrudan Irmak'ın yanına geldi. Onu baştan aşağı süzdü. Yüzü başlangıçta ifadesizdi ama dudağının sol köşesi yavaşça yukarı kıvrıldı.

“Yakışmış üzerindekiler.”

Irmak başını sallayarak onu onayladı. Ardından söylemek istediği şeyi dile getirdi.

“Vatan, gittiğimiz yerde biraz değişiklik yapmak istiyorum.”

Bu bir izin isteme değildi. Yalnızca ne yapmayı planladığını bilmesini istiyordu. Sonradan karşısına değişmiş biri çıktığında şaşırmasını istemiyordu.

Vatan gözlerinin içine baktı ve eliyle yanağını okşadı.

“Nasıl istersen. Bu arada, güzelim, Ankara'ya gidiyoruz. Okulun için gereken her şeyi hazırladım. Polis meselesini de hallettim. Baban, o adamların yaptığını söyledi.”

Irmak'ın çenesi gerildi.

Babam mı?

O adam artık onun babası değildi. Annesinin başına gelenlerden sonra karşısına bir kez daha çıksa bu defa kendisini durdurabileceğinden bile emin değildi.

Vatan, Irmak'ın yüzündeki değişimi fark etse de konuyu uzatmadı.

“Hadi bakalım, yola çıkalım. Akşama orada oluruz.”

Irmak başını sallayarak onu takip etti. Vatan kapıyı kilitleyip anahtarları cebine koyduktan sonra arabanın kapısını açtı.

Araca bindiklerinde Irmak, artık yalnızca anılarında yaşayacak olan bu şehirden ayrıldığını fark etti. Pencereden dışarı baktı. Her sokak, her bina ona geçmişinden bir parçayı hatırlatıyordu.

Bu düşüncelerden uzaklaşmaya çalışarak başını Vatan'a çevirdi.

“Vatan, annemi öldürenler…”

Cümlesinin devamını getiremedi. Boğazı düğümlenmişti. Ölüm, annesine hiç yakışmamıştı. Ayşe Hanım'ın hâlâ bir yerlerde yaşadığını, birazdan karşısına çıkıp ona sarılacağını düşünmek istiyordu.

Vatan bakışlarını ona çevirdi.

Irmak yutkundu ve konuşmaya devam etti.

“Onlar ne olacak?”

Vatan'ın yüzündeki ifade ciddileşti.

“Bulacağım. Sana söz veriyorum, güzelim. Onları bulacağım.”

Irmak cevap vermedi. Başını yeniden cama çevirdi.

Ankara'ya varana kadar pek konuşmadı. Bazen gözleri kapanıyor, bazen de annesinin kâbusundaki görüntüler zihninde canlanıyordu. Ne zaman gözlerini kapatsa o korkunç anılar yeniden karşısına çıkıyordu.

Bu yüzden kendisini yola odaklamaya çalıştı.

En azından yol boyunca düşüncelerinden bir nebze olsun uzaklaşabilirdi.

---

Akşama doğru Ankara'ya ulaştılar.

Vatan, arabayı küçük ve şirin bir evin önünde durdurdu. Irmak etrafına baktığında dikkat çekmeyen, sakin bir yerde olduklarını fark etti. Bu hoşuna gitmişti. Burada en azından kimseyle uğraşmak zorunda kalmayacağını umuyordu.

“Hadi, güzelim. Gel.”

Irmak arabadan inmeden önce ona döndü.

“Beraber kalacağız, değil mi?”

Vatan başını salladı.

“Tabii ki.”

Irmak'ın içi bir nebze olsun rahatladı. Bunu belli etmemeye çalışsa da Vatan'ın yanında olmasına ne kadar ihtiyaç duyduğunu kendisi de biliyordu. Onu çok özlemişti ve bir kez daha kaybetmekten korkuyordu.

Eve girdiklerinde Irmak'ın üzerinde biriken yorgunluk kendisini belli etti. Salondaki koltuğa kendisini bıraktı ve başını geriye yasladı.

Ertesi gün hafta sonuydu. Kendisine çeki düzen vermek için zamanı vardı.

Gözlerini kapattı.

Ne kadar süre öyle kaldığını bilmiyordu. Gözlerini yeniden açtığında Vatan'ın başucunda durduğunu gördü.

Irmak doğrulup ona baktı.

“Boğazındaki dövmeyi ben de yaptırmak istiyorum.”

Vatan elini boynuna götürdü. Ardından hafifçe gülümsedi.

“Emin misin, güzelim? Çok acıtıyor ama.”

Irmak hiç düşünmeden cevap verdi.

“Dayanırım. Hissetmem bile.”

Vatan yanına oturdu.

“Biliyorum, senin için çok zor. Ama bunları beraber atlatacağız.”

Ardından ona sarıldı. Bir süre sonra alnını Irmak'ın alnına yasladı ve dudaklarına hafif bir öpücük kondurdu.

Irmak gözlerini yeniden kapattığında başının ağrıdığını hissetti. Vatan kolundan destek vererek ayağa kalkmasına yardım etti. Irmak da dengesini sağlamak için ellerini onun beline doladı.

“Hadi, biraz dinlen. Son günlerde yeterince yoruldun.”

Irmak başını sallayarak onu takip etti.

Girdikleri oda bembeyaz eşyalarla döşenmişti. Duvarlar da aynı renkteydi. Her şey temiz, aydınlık ve huzurlu görünüyordu.

Ancak Irmak kendisini bu aydınlığın içindeki tek karanlık olarak hissediyordu.

Çünkü onun ışığı, annesiydi.

Ve o ışık artık yoktu.

Yatağa uzandıktan sonra Vatan'ın odadan çıkmak üzere olduğunu fark etti. Elini uzatarak onun elini tuttu.

“Bu gece beni yalnız bırakma.”

Vatan kapıya doğru dönmüştü. Irmak'ın gözlerindeki hayal kırıklığını fark edince durdu. Birkaç saniye sonra odanın ışığı kapandı ve yatağın diğer tarafında bir hareketlilik oldu.

Vatan gitmemişti.

Belinden sarılarak onu kendisine çekti ve saçlarının üzerine bir öpücük kondurdu.

“Uyu, güzelim. Buradayım.”

Irmak'ın gözleri yavaşça kapandı.

En azından bu gece yalnız değildi.

---

Evden gelen sesler Irmak'ı uykusundan uyandırdı. Yataktan kalkıp odadan çıktığında üzerindeki kıyafetleri düzeltmekle yetindi. Kıyafetleriyle uyumak gibi bir alışkanlığı vardı; bu yüzden hazırlanmak için fazla vakit harcamasına gerek kalmamıştı.

Salona geldiğinde içeride Savaş'ı ve diğerlerini görünce şaşırdı.

Onu ilk fark eden Cenk oldu. Hafifçe öksürerek diğerlerinin de dikkatini Irmak'a çekti.

Vatan hemen yanına geldi ve alnından öperek gülümsedi.

“Günaydın, güzelim.”

“Günaydın.”

Vatan, Irmak'ın yüzüne bakarak konuşmaya başladı.

“Bugün biraz işim var. Seninle dışarı gelemeyeceğim. O yüzden çocuklar seninle gelecek.”

Irmak şaşkınlıkla kaşlarını kaldırdı.

“Hepsi mi?”

Tam o sırada Cenk araya girdi. Dudaklarını büzerek sahte bir kırgınlıkla konuştu.

“Aşk olsun, yenge! Bizi istemiyor musun?”

Irmak gözlerini devirdi.

“Hayır. Gideceğim yerler size uygun olur mu, onu bilmiyorum. O yüzden sordum.”

Cenk başını sallayarak onu anladığını belli etti.

Irmak yeniden Vatan'a döndüğünde Vatan sözlerine devam etti.

“Buraya alışana kadar yalnız kalmanı istemiyorum.”

Irmak başıyla onayladı.

Vatan bir kez daha alnından öptükten sonra diğerlerine döndü.

“Size emanet.”

Bunu söyledikten sonra evden çıktı.

Irmak elleriyle saçlarını düzeltip salondakilere baktı.

“Biz de çıkalım o zaman.”

Savaş önden ilerledi. Diğerleri de onu takip etti. Irmak arka koltuğa geçti. Kulaklığını takmadan önce Savaş'a seslendi.

“Bildiğin herhangi bir dövmeciye gidelim, Savaş.”

Ardından kulaklığını taktı.

Savaş anlamamış gibi dönüp ona baktı ama Irmak açıklama yapmadı. Bunun üzerine telefonunu çıkarıp bir şeyler araştırmaya başladı. Yaklaşık beş ila on dakika boyunca beklediler. Telefonuna gelen bir bildirimin ardından Savaş arabayı çalıştırdı ve yola çıktı.

Cenk ile Emre yan koltukta şakalaşıyordu. Irmak ise sohbete katılmamaya özen göstererek pencereden dışarıyı izledi.

Bir süre sonra siyah, gotik tarzda dekore edilmiş bir dükkânın önünde durdular.

Irmak arabadan indi ve içeri girdi. Arkasına baktığında diğerlerinin hâlâ kapıda durduğunu gördü.

“Gelecek misiniz?”

“Geliyoruz, yenge!” diye karşılık verdi Cenk.

İçeri girdiklerinde dükkânın kasvetli atmosferi ve yoğun mürekkep kokusu Irmak'ın dikkatini çekti. Etrafa kısa bir bakış attıktan sonra yanına yaklaşan kadına döndü.

“Buyurun, nasıl yardımcı olabilirim?”

Irmak telefonunu çıkarıp Vatan'ın boynundaki dövmenin fotoğrafını açtı ve kadına gösterdi.

“Bunu yaptırmak istiyorum. Boynumun sol tarafına.”

Kadın fotoğrafa baktıktan sonra başını salladı ve Irmak'ı koltuğa oturması için yönlendirdi.

Irmak koltuğa yerleşirken Savaş ve diğerleri de içeri girdi. Bir köşeye oturarak işlemin bitmesini beklemeye başladılar.

Kadın eldivenlerini giyip gerekli hazırlıkları yaptıktan sonra işe koyuldu.

İğnenin boynuna ilk dokunuşunda Irmak hafifçe irkildi. Ancak kısa süre sonra kendisini toparladı. Acıya odaklanmamaya çalışarak gözlerini sabit bir noktaya dikti.

Tam o sırada annesi aklına geldi.

Ayşe Hanım burada olsaydı, Irmak'ın boynuna dövme yaptırdığını görünce muhtemelen ona güzel bir azar çekerdi. Belki de kızına kızarken bile endişesini gizleyemezdi.

Bu düşünce, Irmak'ın dudaklarında küçük bir gülümseme oluşturdu.

Keşke burada olsaydın, anne.

Keşke bana kızsaydın da sesini bir kez daha duyabilseydim.

İşlem uzun sürmesine rağmen Irmak neredeyse hiç kıpırdamadı. Zihni sürekli annesinin anılarıyla meşguldü.

Kadının nazikçe koluna dokunmasıyla düşüncelerinden sıyrıldı.

“Bitti, hanımefendi. Yeni dövmeniz hayırlı olsun.”

Irmak başını sallayarak teşekkür etti. Cebinden para çıkarmak üzereyken bir elin kendi elini tuttuğunu hissetti.

Başını kaldırdığında Savaş'ı gördü.

“Ben hallederim.”

Irmak birkaç saniye ona baktı. Vatan'ın bunda da parmağı olduğunu tahmin ediyordu. Ancak itiraz etmedi. Omuz silkip diğerlerinin yanına geçti.

Cenk ona bakıp gülümsedi.

“Yakışmış, yenge.”

Irmak da ona hafifçe gülümsedi.

Tam o sırada Emre'nin ilk kez konuştuğunu duydu.

“Acımadı mı?”

Irmak başını iki yana sallayarak acımadığını belirtti.

Savaş da yanlarına geldiğinde hep birlikte dışarı çıktılar.

Irmak, yolun karşısındaki kuaförü fark edince durdu ve diğerlerine döndü.

“Siz beni arabada bekler misiniz? Yarım saate gelirim.”

Savaş kaşlarını çatarak ona baktı. Irmak çenesiyle kuaförü işaret etti.

“Gelmek isterseniz, siz bilirsiniz.”

Diğerleri ne demek istediğini anlayınca mırıldanarak arabaya yöneldiler.

Irmak ise kuaföre girdi ve nasıl bir değişiklik istediğini anlattı.

---

Kuaförün makası saçlarında ilerlerken Irmak aynadaki yansımasını izliyordu. Daha önce kendi elleriyle biçimsizce kestiği saçları, kuaförün dokunuşlarıyla düzgün bir şekil almaya başlamıştı.

Yere düşen saç tutamlarını izlerken içinde tuhaf bir boşluk hissetti.

Boynundaki dövmenin çevresinde hafif bir kızarıklık vardı. Bunun dışında her şey yolunda görünüyordu.

İşlem bittiğinde hesabı ödedi ve kuaförden çıktı. Kapüşonunu başına geçirerek kendisini bekleyenlerin yanına yürüdü.

Arabaya bindiğinde Savaş çoktan motoru çalıştırmıştı. Irmak kapüşonunu geriye attı ve koltuğa yaslandı.

Cenk, dikiz aynasından onu gördüğünde başını ön koltuktan çevirip ıslık çaldı.

“Fıstık gibi olmuşsun be, yenge!”

Emre aniden Cenk'in ensesine vurdu.

Cenk ensesini ovuşturarak ona döndü.

“Ne vuruyorsun lan?”

Emre yalnızca omuz silkti.

Irmak bu atışmaya karışmadı. Gözlerini yeniden yola çevirdi.

Bir süre sonra eve ulaştılar. Vatan'ın arabasını kapının önünde görünce biraz rahatladı. En azından onun da eve dönmüş olduğunu biliyordu.

Arabadan inip kapıya doğru ilerledi. Diğerleri de arkasından geldi.

Irmak kapıyı çaldı.

Kapı açıldığında karşısında genç bir kadın buldu.

Irmak'ın kaşları hemen çatıldı.

Kadın onu baştan aşağı süzdü. Ardından kollarını göğsünde birleştirerek soğuk bir ifadeyle konuştu.

“Kimsin sen? Neden erkek arkadaşımın kapısını çalıyorsun?”

Irmak olduğu yerde donakaldı.

Kadının sözleri zihninde yankılanırken bedenindeki bütün kaslar gerildi. Birkaç saniye boyunca karşısındaki kadına baktı. Sonra bakışlarını kapının ardındaki eve çevirdi.

Erkek arkadaşı mı?

Vatan'ın evinde ne işi vardı bu kadının?

Irmak'ın yüzündeki ifade yavaşça değişti. Biraz önceki yorgunluğu ve sakinliği yerini bastırmakta zorlandığı bir öfkeye bırakırken arkasında duran Cenk ile Emre de sessizleşti.

Savaş'ın bakışları ise doğrudan Irmak'a çevrildi.

Çünkü o da anlamıştı.

Bu karşılaşma hiç iyi sonuçlanmayacaktı.

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.