İçeriğe geç

Umut

Bölüm 15 · 8 dk okuma

Umut

Bölüm 15

Yalan

Vatan, merdivenlerden çıkmasına fırsat vermeden Irmak'ın yanına ulaştı. Atakan ise birkaç adım geride durmuş, ikisine meraklı bakışlarla bakıyordu. Aralarındaki gerginliği fark etmişti ama herhangi bir soru sormamayı tercih etti.

Vatan, Irmak'ın yüzünü dikkatle inceledi.

"Irmak, iyi misin? Bayıldığını söyleyerek aradılar."

Irmak'ın kaşları çatıldı.

"Seni mi aradılar? Ben abimi bekliyordum."

"Ona da haber verdim."

Vatan'ın rahat tavrı Irmak'ı çileden çıkarmıştı. Öfkeyle ona döndü.

"Ne yaptın, ne yaptın sen?!"

Vatan şaşkınlıkla yüzüne baktı.

"Ne var bunda? Abin o senin. Haberi olması gerekiyor."

Irmak acı bir kahkaha attı.

"En son öyle demiyordun, Vatan."

Bu sözlerin ardından Vatan'ın yüzündeki ifade değişti. Söyleyecek bir şey bulamamıştı. Irmak'ın haklı olduğunu biliyordu ama bunu kabul etmek, yaptığı hataları yeniden yüzüne vuruyordu.

Irmak, Vatan'dan cevap beklemeyi bırakarak Atakan'a döndü. Genç adam hâlâ merdivenlerin başında onları izliyordu.

Irmak yanına gidip Vatan'a son bir kez baktı.

"Raporu verip geleceğim. Abim gelince bana haber verirsin."

Ardından Atakan'la birlikte uzaklaştı. Vatan ise arkasından bakmakla yetindi.

İkisi müdürün odasına giderek Irmak'ın raporunu teslim ettiler. İşleri bittikten sonra yeniden alt kata indiler.

Irmak, merdivenlerin sonunda abisini gördüğü anda adımlarını hızlandırdı. Abisi de onu fark eder etmez yanına geldi ve sıkıca sarıldı.

"Güzelim, iyi misin?" diye fısıldadı.

Ardından endişeyle yüzüne baktı.

"Hastaneye gidelim mi?"

Irmak başını salladı.

"Yok, abi. İyiyim, merak etme. Sadece ufak bir şeydi."

Abisi ona pek inanmış görünmese de şimdilik üstelemedi. Irmak'ın çantasını omzundan alıp kendi sırtına taktı.

Tam gitmek üzereyken Vatan yanlarına geldi.

"Irmak, seninle bir şey konuşmam gerekiyor."

Ardından Irmak'ın abisine döndü.

"Aslında ikinizle konuşmam gerekiyor."

Irmak cevap vermeden önce abisi konuştu.

"Neymiş?"

"Burada olmaz. Evde konuşuruz."

Vatan'ın yüzü ciddileşmişti. Sanki söyleyeceği şeyin ağırlığını daha şimdiden hissediyordu.

Irmak, Atakan'a döndü.

"Görüşürüz, mor güzeli."

Gülümseyerek söylediği bu söz karşısında Atakan da hafifçe gülümsedi ve başını salladı.

Irmak, abisiyle birlikte dışarı çıktı. Vatan da onların ardından arabaya bindi.

Kısa süre sonra eve gitmek için yola koyuldular.

Ancak Vatan'ın söyleyeceği şey, hiç kimsenin bu yolculuğa hazır olmadığını gösterecekti.

---

Arabanın içinde bir süre sessizlik hâkim oldu. Irmak camdan dışarı bakıyor, abisi ise yolu takip ediyordu. Vatan arka koltukta oturmuş, ellerini birbirine kenetlemişti.

Sonunda sessizliği bozan kişi Vatan oldu.

"Anneniz ölmedi."

Abisi duydukları karşısında ani bir fren yaptı. Araba sarsılırken Irmak'ın başı koltuğun başlığına çarptı.

Irmak acıyla kaşının üzerine elini götürdü. Yaralı bölgedeki sızı yeniden kendisini hissettirmişti.

Abisi ise arkasına dönerek Vatan'a baktı. Yüzündeki öfke gözle görülür biçimde artıyordu.

"Ne dedin sen?!"

Sesi arabanın içinde yankılandı.

Irmak donup kalmıştı.

Ne demek annesi ölmemişti?

Annesinin öldüğünü ona söyleyen Vatan'dı. Annesinin cansız bedenini bulduğunu, polisle konuştuğunu ve onu toprağa vereceklerini anlatmıştı.

Şimdi ise karşısına geçip annesinin yaşadığını söylüyordu.

Vatan yutkundu ve anlatmaya başladı.

"Anneniz vurulduğunda çok fazla kan kaybetmiş. Bilincini kaybetmiş. Savaş onu hastaneye götürdüğünde öldüğünü sanmış ve beni aramış. Daha sonra gerçeği öğrendiğimde sana nasıl söyleyeceğimi düşündüm, Irmak. Seni bir kez daha üzmek istemedim. Bu yüzden yalan söylemek zorunda kaldım."

Irmak'ın gözleri doldu.

"Annem nerede, Vatan?"

Soruyu sorarken sesi titriyordu.

Vatan hiç beklemeden cevap verdi.

"İstanbul'da. Hâlâ hastanede."

Irmak'ın abisi bir anda arabadan indi. Arka kapıyı açarak Vatan'a baktı. Yüzü öfkeden gerilmişti.

"İn aşağıya! Yoksa seni geberteceğim!"

Vatan tek kelime etmeden arabadan indi.

Kapı kapanır kapanmaz abisi yeniden direksiyonun başına geçti. Gaza bastığında Irmak koltuğuna yaslandı. Araba hızla ilerlemeye başlamıştı.

Abisinin elleri direksiyonu sıkıca kavrıyordu. Çenesi kilitlenmiş, gözleri öfkeyle yola sabitlenmişti.

Irmak korkuyla ona baktı.

"Abi, yavaşla."

Abisi onu duymuyordu sanki.

Gaza daha fazla bastığında Irmak bu kez daha yüksek sesle bağırdı.

"Abi, yavaşla!"

Abisi aniden arabayı durdurdu ve ona döndü.

Gözleri öfkeyle parlıyordu. Irmak bir an için ondan korktuğunu hissetti. Ancak abisinin bakışları kardeşinin yüzünde durduğunda öfkesinin yerini bambaşka bir duygu aldı.

Gözleri dolmuştu.

Arabanın kapısını açıp hızla indi. Elinde bir peçeteyle Irmak'ın kapısına geldi.

"Burnun..."

Irmak elini burnuna götürdüğünde kanadığını fark etti. Abisinin uzattığı peçeteyi aldı ve burnuna bastırdı.

Abisi onu kollarının arasına çektiğinde Irmak da ona sarıldı.

"Özür dilerim, güzelim," diye fısıldadı abisi.

Irmak başını onun göğsüne yasladı. Annesinin yaşadığını öğrenmişti. Onu yeniden görebilecekti. Ona sarılabilecek, sesini duyabilecek, belki de her şeyin bir kâbus olduğunu düşünerek yeniden çocukluğuna dönebilecekti.

Ama aynı anda başka bir şey de öğrenmişti.

Sevdiği adam ona yalan söylemişti.

Hem de annesi gibi hayatındaki en önemli insanlardan biri hakkında.

Irmak gözlerini kapattı.

"Abi, annemi de buraya getirelim."

Sesi ağlamaklı çıkmıştı.

Abisi saçlarını okşadı.

"Tamam, güzelim. Getirelim."

Ardından Irmak'ı yavaşça kendisinden ayırıp yeniden sürücü koltuğuna geçti. Arabayı çalıştırdıktan sonra bu kez daha dikkatli sürmeye başladı.

Bir süre sonra sakin bir sesle konuştu.

"Güzelim, yarın hastaneye gideceğiz. Tedavin başlayacak."

Irmak başını cama yasladı.

Tedaviden başka seçeneği yoktu. Kesin tanı için daha fazla inceleme yapılması gerekiyordu ve doktorların önerilerini dinlemek zorundaydı. Uygun bir donör bulunması gerekirse o süreç de başlayacaktı.

Bir derdi daha yokmuş gibi, şimdi bir de güvendiği insanlar tarafından kandırılmıştı.

Üstelik bunu yapan, bir zamanlar her şeyden çok sevdiği adamdı.

Irmak, kimseye kolay kolay güvenmemesi gerektiğini bir kez daha anlamıştı.

Gözlerinden süzülen yaşlar ellerinin üzerine düştüğünde bakışlarını aşağı indirdi. Burnundaki kanama hâlâ devam ediyordu. Peçeteyi biraz daha sıkı bastırdıktan sonra gözyaşlarını sildi.

Ardından elindeki kanlı peçeteyi camdan dışarı attı.

---

Eve vardıklarında abisi arabadan inerek Irmak'ın kapısını açtı. Kolundan destek verip onu dikkatlice indirdi.

Birlikte eve girdiler. Irmak kendisini koltuğa bıraktığında abisi de yanına oturdu.

Irmak başını ona çevirdi.

"Şimdi ne olacak, abi?"

Abisi derin bir nefes aldı.

"Annemi buraya naklettireceğim. Senin tedavini de hızlandıracağım. Bu yüzden artık bir süre hastanede kalacaksın, güzelim. Okul işini ben hallederim."

Irmak sessizce başını salladı.

"Peki, annem bilecek mi?"

Abisinin yüzündeki ifade değişti. Ellerini birleştirip bir süre düşündü.

"İşte onu ben de bilmiyorum, güzelim. Ona söylersem senden daha çok üzülecek. Söylemezsem de seni merak edecek. Ne yapacağımı bilmiyorum."

Başını ellerinin arasına aldı.

Irmak, abisini daha önce hiç böyle çaresiz görmemişti. O hep güçlüydü. En zor zamanlarda bile ayakta kalmayı başarmış, hiçbir şeyin karşısında kolay kolay yıkılmamıştı.

Şimdi ise ne yapacağını bilemiyordu.

Irmak ona yaklaşıp sıkıca sarıldı.

"Merak etme, abi. Her şeyin üstesinden geleceğiz."

Abisi kollarını kardeşinin etrafına doladı.

"İnşallah, güzelim. İnşallah."

Bir süre birbirlerine sarılı kaldılar. Ardından Irmak banyoya gitmek için ayağa kalktı. Abisi ise koltuğa uzanarak gözlerini kapattı.

Irmak banyoya geçti ve suyu açtı. Ilık bir duşun kendisini rahatlatacağını umuyordu. Kaşının üzerindeki yaraya dikkat ederek duş aldı. Çıktığında yarasını temizleyip bir yara bandıyla kapattı, ardından üzerini değiştirdi.

Yatağına uzanıp gözlerini kapattı.

Tam uykuya dalmak üzereyken telefonuna bir bildirim geldi.

Irmak telefonu eline alıp ekrana baktı. Mesaj, tanımadığı bir numaradan gelmişti.

**+90 536 *** ** : İyi misin?

Irmak kaşlarını hafifçe çattı.

Irmak: Sen kimsin?

Cevap kısa sürede geldi.

**+90 536 *** ** : Atakan ben.

Irmak şaşkınlıkla ekrana baktı.

Irmak: İyiyim. De, numaramı kimden aldın? Kimse de yoktu.

**+90 536 *** ** : Unuttun mu? Annem okulda hemşire. :)

Irmak, mesajı okuyunca hafifçe gülümsedi. Ardından numarayı rehberine kaydetti.

Mor Güzeli

Irmak: Doğru, unutmuşum.

Mor Güzeli: İyiysen sorun yok. Yarın okulda görüşürüz.

Irmak'ın gülümsemesi yavaşça silindi.

Irmak: Uzun bir süre gelmeyeceğim ben, Atakan.

Mor Güzeli: Neden? Bir şey mi oldu?

Irmak: Hayır, sadece öyle gerekiyor.

Mor Güzeli: Anlatmak ister misin, Irmak?

Irmak bir süre cevap yazmadan ekrana baktı.

Birine derdini anlatmak istiyor muydu? Belki de... Ama nereden başlayacağını bilmiyordu. Annesinin yaşadığını, yıllarca öldüğünü sanarak yaşadıklarını, Vatan'ın kendisine yalan söylediğini ve şimdi bir hastalık ihtimaliyle mücadele etmek zorunda olduğunu nasıl anlatabilirdi?

Üstelik Atakan'ı daha yeni tanımıştı.

Irmak: Hayır, Atakan. Teşekkür ederim sorduğun için. Bu arada iyi geceler.

Mesajı gönderdikten sonra telefonu kilitleyip komodinin üzerine bıraktı.

Ertesi gün hayatında yeni bir dönem başlayacaktı. Tedavinin nasıl geçeceğini bilmiyordu. Hastanede ne kadar kalacağını, annesine ne zaman kavuşacağını ya da Vatan'la bir daha konuşup konuşmayacağını da...

Tek istediği, bir an önce her şeyin sona ermesiydi.

Düşünceler zihninde birbirine karışırken yorgunluk bedenini sardı. Çok geçmeden gözleri kapandı.

---

Sabah olduğunda Irmak hızla hazırlanmaya çalışıyordu. Birkaç parça eşya koyduğu çantasını alıp odasından çıktı. Abisi çoktan arabaya binmiş, sabırsızlıkla kornaya basıyordu.

Irmak koşarak aşağı indi, evin kapısını kapattı ve arabaya bindi.

Abisi ona yan gözle baktı.

"Senin bu geç kalışlarını ne yapacağız, hiç bilmiyorum."

Irmak sırıttı.

"Ne yapayım, abi? Hazırlanmak zaman alıyor."

Abisi başını iki yana sallayarak arabayı hareket ettirdi.

Irmak'ın hastaneye gitmek için bu kadar istekli görünmesi, aslında kendisinin bile anlayamadığı bir şeydi. Belki de belirsizlikten kurtulmak istiyordu. Ne olacağını öğrenmek, korkutucu olsa bile cevapsız sorularla yaşamaktan daha kolay geliyordu.

Yol boyunca fazla konuşmadılar.

Hastaneye vardıklarında arabadan indiler ve birlikte içeri girdiler. Yatış işlemleri için gerekli formları doldurup imzaladılar. Ardından Irmak'ın bileğine, üzerinde adı yazılı olan bir barkod takıldı.

Her şeyin bu kadar hızlı ilerlemesi, yaşadıklarının gerçekliğini daha da belirginleştiriyordu.

Bir hemşire onu kalacağı odaya götürdü. Irmak üzerini çoktan hastane kıyafetleriyle değiştirmişti. Odaya girer girmez burnuna keskin bir dezenfektan kokusu geldi. Midesi hafifçe bulandıysa da belli etmemeye çalıştı.

Yandaki yatakta yaşlı bir kadın kalıyordu. Kadın ona bakıp gülümsedi.

"Geçmiş olsun, kızım."

Irmak da kibarca karşılık verdi.

"Size de geçmiş olsun."

Ardından kendi yatağına geçti.

Abisi getirdiği kıyafetleri ve çantasını dolaba yerleştirirken Irmak onu izliyordu. Abisinin her zaman yanında kalamayacağını ikisi de biliyordu. İşinden daha fazla izin alması mümkün olmayabilirdi ama bunu açıkça konuşmak istemiyorlardı.

Sonunda Irmak sessizliği bozdu.

"Abi, sen istersen artık gidebilirsin."

Abisi hemen ona döndü.

"Seninle kalacağım."

Irmak iç çekti.

"Abi, işin var."

"Sen onu kafana takma."

Irmak başını sallayarak onu onayladı. Tam o sırada doktor odaya girdi. Elindeki dosyayı kontrol ederek yapılacak tetkikler ve tedavi süreci hakkında bilgi verdi. Irmak'ın haftada iki kez belirli ilaçları alacağını, kalan zamanın ise gözlem ve testlerle geçeceğini anlattı. Kesin tanı ve tedavi planının, ileri incelemelerin sonuçlarına göre şekilleneceğini de ekledi.

Irmak söylenenleri dinlerken hastanede oldukça sıkılacağını düşündü.

Doktor odadan çıktıktan sonra abisi yanına oturdu. Bir süre konuştular. Irmak, onun endişesini azaltmak için gülümsemeye çalıştı; abisi de her şeyin yoluna gireceğine inanmasını istiyordu.

Bir süre sonra yan yataktaki yaşlı kadının ziyaretçisi geldi.

Irmak önce pek dikkat etmedi. Kadınla gelen kişi arasında geçen konuşmalar odanın içinde yankılanıyordu. Ancak ziyaretçinin sesi bir yerden tanıdık gelmişti.

Irmak kaşlarını hafifçe çatarak dinlemeye çalıştı.

Bu sesi daha önce duymuştu.

Nerede olduğunu çıkaramıyordu.

Yaşlı kadın bir süre sonra yanındaki kişiye dönerek televizyonu açmasını istedi. Ziyaretçi, televizyona ulaşmak için hareket ettiğinde Irmak'ın görüş alanına girdi.

Irmak başını kaldırdı.

Ve onu gördüğü anda gözleri şaşkınlıkla büyüdü.

Çünkü karşısında duran kişi, burada görmeyi en son bekleyeceği insandı.

Bakışları kesişti.

İkisi de bir süre konuşamadı.

Irmak'ın kalbi göğsüne sığmayacakmış gibi çarparken zihninde tek bir soru yankılandı:

O burada ne arıyordu?

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.