BÖLÜM 6
"Ben, Avcı' yım."
Avcı / İlahi Bakış Açısı (Bir Kaç Dakika Önce)
"Kızını önümüze Av olarak atan, asıl Av' ımıza merhaba de Avcı." Kesici' nin söylediklerinden sonra karşılarında ki adamın titrek bakışları her ikisinin de parlayan gözlerinde geziyordu. Adamın feleği şaşmıştı, ne yapacağını bilemez bir duruma gelmişti, titriyordu. Bir gün onun için geleceklerini ne kadar iyi bilse de, o günün bugün olacağını aklının ucundan bile geçirememişti. Şuan karşısında duran Avcı' nın ve Kesici' nin, onun yanında değil, kendi öz kızının yanında olması gerekiyordu, fakat onlar, onun için gelmişti.
"B...ben... hepsi kızımın i...iyiliği için...içindi..." Kekelemesine Avcı gülümsedi, Kesici kaşlarını çattı. Söylerken ki korkusu, Kesici' ye işlemiş olacak ki, cebinden çıkardığı maske ile, yüzünü gizledi, adama doğru bir kaç adım atıp, kahverengi gözlerini ona dikti, bir eli de, adamın boynunu sıkıca kavramıştım. "Bu yalanlara daha ne kadar daha sığınmayı düşünüyorsun?" Adamın boğazını nefessiz kalana kadar sıkmıştı. Adam ile onu ayıran ise, maskeli Avcı olmuştu. "Bu kadar kolay ölmesine izin mi vereceğiz?"
Kesici, deliye dönmüş gözlerini Avcı' ya dikti, hemen ardından kendini adamdan uzaklaştırıp, derin derin soluklar alıp verdi. Aynı şeyin iki katını adam, elini boğazına yaslamış şekilde yapıyordu. "Din...dinleyin beni." diye kekeliyordu. "N...neden bana g...geldiğinizi bilmiyorum, a...ama din...dinleyin." Avcı, adamın kendisini toparlaması için kısa bir süre verdi, ardından gözlerini Kesici' ye dikip, "Adının gereğini yapmaya hazır mısın, Kesici?" diye sordu.
Kesici, soluklarının ardından, belinde duran bıçağı çıkardı, adama doğru birkaç adım atıp, bıçağı boynuna yasladı. "Ötmezsen, zorla öttürürüm seni, piç kuş!" Bıçak, Şahin' in boynunu az da olsa kesmişti. "Neden kızının zaten az bir süresi kalmışken, onun o son kalan zamanlarını hemen bitiriyorsun?" Adeta bağırmıştı.
"Acı çekiyor." dedi Şahin. "Her soluğunda, canı acıyor, onun canının acımasına daha fazla katlanamıyorum, onun..." Sözlerini, Avcı' nın keskin ela gözleri kesti. Şahin' e attığı ölümcül bakışlar, adamın altına yapmasına sebep olacak tarzdandı.
Avcı, Kesici' ye dikti gözlerini. Aralarında ufak bir göz diyaloğu geçtikten sonra, Kesici bıçağı adamdan çekti, Avcı adamın tam karşısında ki yerini aldı. "Peki, hiçbir gende, böyle bir hastalık yok. Bu sonradan olan bir şey mi? Kalp, böbrek yetmezliği ve görme engelliliği?" Adam, adeta tir tir titredi, mavi gözleri ela gözlerde gereğinden fazla oyalanmıştı. "Zamanın doluyor, piç kuş!" dedi Avcı' nın arkasından Kesici. "Ciyaklamadan alırım o kelleni."
"Ben..." Adam konuşmaya başlar başlamaz Kesici' nin boynuna keskin bir bıçak yaslanmıştı, Kesici ise bu ani hareket karşısında, arkasında ki adama dirseğini geçirmişti. Adam, inlemeyle geriye çekildiği esnada, Kesici, adamın elinde ki bıçağı kaptığı gibi kenara fırlattı. "Kuşun, dölüne bak sen!" dedi Kesici dişlerinin arasından ve karşısında ki adama sert yumruğunun tadına bakmasına izin verdi.
Adam, yumruk ile birlikte bir kez daha inlediğinde, Avcı, yüzünü buruşturup, karşısında sırıtan Şahin' e döndü. "Seni buracıkta öldürebilirim, senin buracıkta son nefesini vermeni sağlayabilirim. Gözümü bile kırpmam, kızlarının ikisini de umursamam. Ama, bana gerçekler gerekiyor, anlıyor musun? Ben, gerçeklerle beslenen bir adamım, cinayetlerle, suikastlarla değil." Ela gözleri, sokak lambasının vurduğu ışık ile daha fazla parladı. Arkasında duran Kesici ise, adama defalarca kez darbesini indiriyordu. "Şimdi, ya konuşursun ya da son nefesini verirsin."
Adam sustu. Konuşmayacağını anlayan Avcı ise sadece gülümsedi. "Sanırım, her şey bana kalacak." diye mırıldandı, hemen ardından ela gözlerinden geçen yoğunluk ile birlikte adamın yüzüne bir tane yumruğunu indirdi. "Bu bana yetmedi, biraz daha oynamak istiyorum seninle." dese de, Avcı kendini sıktı, adamın doğrulmasını bekledi. "Tamam, madem sen konuşmayacaksın, o zaman kızını konuşturacağım."
"Nasıl?" diye sordu Şahin, ağızından akan kanı elinin tersi ile silerek. "Her şeyden habersiz, hastalıklarının doğuştan olduğunu sanıyor, on yaşından öncesini hatırlamıyor... Söylesene, ondan her şeyi nasıl öğreneceksin?" Söyledikleri karşısında Avcı, adeta buz kesti ve bir adım geri gitti. Bu esnada Kesici, hâlâ adamla ilgileniyordu. Şimdiye kadar öldürmuş olmalıydı fakat, içinde dolup taşmış öfkeyi adamdan çıkartmadan yapamıyordu.
Avcı, koyulaşmış elalarını Şahin' e dikti. "Hoşçakal." dedi sırıtarak, ardından Kesici' ye yürüdü. "Birazdan büyük kızı burada olur, şunu sal da gidelim."
Kesici, nefes nefese adamdan ayrıldı, hızla inip kalkan göğüsüne aldanmadan Şahin' e yürüdü ve yüzüne hızla bir yumruk yapıştırdı. Adam, sersemleştiği anda ikisi birlikte, cam ile kaplı olan oencereden çıkıp, önce Avcı, ardından da Kesici aşağı atladı. Fazla yüksek olmadığı için, ikisi de yara almamıştı.
~
Umay Alpay (Şuan)
İçeriye bir adım attım, bir kanlar içinde uzanan adama baktım, bir de karşısında dikilmiş adama...
Kanlar içinde yatan, babamın en gözde korumasıydı... Adamın karşısında dikilmiş olan adam da, babamdı. Dudaklarım, aralık kalmışken, hızlı adımlarla babama yürüdüm, kan akan dudağının kenarına ve yüzünün belli morluklarını inceledim. "İyi misin baba?" diye sordum titreyen sesimle. Parmaklarım da titriyordu ve titreyen parmaklarım hızlıca babamın yüzünü bulmuştu.
"İyiyim." dedi babam boğazını temizleyerek. Bu arada, ben de babamın boynuna sıkı sıkı sarılmış, derin derin nefesler alıp vererek ağlamaya başlamıştım. "Kimdi onlar?" diye sorxum kendimi daha fazla tutamayarak. "Kimdi onlar baba?"
"Avcı ve Kesici." Söyledikleri ile birlikte boynundan ayrıldım ve gözlerimi gözlerine diktim. Aklımdan geçen bin bir soruyu bir köşeye attım, "Ekin?" diye sordum. Eğer Avcı ile Kesici babam için geldiyse, Ekin şuan yaşıyordu... Eğer Avcı ile Kesici babamı öldürmediyse, bu işin içinde bir şey vardı...
~
Avcı / İlahi Bakış Açısı (Ertesi Sabah)
Avcı, karşısında öfkeyle soluyan abisine yandan bir bakış attıktan sonra, hazırlanmış olan yemek masasına yerleşti. Hemen yanında oturan Yeliz' de, abisine dönüp, yanağına küçük bir öpücük bıraktı ve kollarını boynuna doladı. Üzerine, kırmızı, şirin bir elbise giyse de, onun kadınsı vücudunda ki güzel hatları belli eden ve ayrı bir hava katan elbiselerinden biriydi. Saçlarını salmıştı, dudaklarına ağır denilmeyecek, ama hafifte olmayan kırmızı bir ruj sürmüştü. Göz makyajı, her zaman ki gibi kusursuzdu. "Abi, bugün bir yerlere gidelim mi? Seni çok özledim." Kırmızıya boyanmış ddağını öne büzerek söylediklerine, tam karşısında oturan Ömür, ters ters baktı. Ömür' de üzerine her zamankinden farklı olarak, beyaz, bol bir tişört, altına da siyah pantolonlarından birini giyinmişti. Uzun bacaklarını çepeçevre saran siyah pantolon, ona ayrı bir hava katmıştı. Saçları ise özenle yukarı doğru şekillendirilmişti.
Avcı yapmacık bir şekilde gülümsedi. "İş-"
"Ne işi?" Söyleyeceklerini Ömür kesmişti. "Şarkı yazmak gibi mi? Gelecek günlere konser ayarlamak gibi mi? Dur, dur," İşaret parmağını düşünüyormuş gibi çenesine yerleştirdi. "yoksa, kaybolma planları mı yapıyorsun?" Söylediklerine Avcı pek takmadı, iç çekip elalarını kahverengi gözlerin sahibi olan Yeliz' e çevirdi. "Tamam canım, nereye gideceksek söyle, gideriz."
Ömür, ofak bir kahkaha attı. Gülüşünün ardında ki mutluluğu fark eden Nisan, kapıdan içeri girdiği gibi gözlerini Ömür' e dikti. "Günaydın." dedi Ömür' e ve hemen yanında duran sandalyeyi çekip oturdu. Özellikle Avcı' ya bakmamaya dikkat ediyordu. "Nasılsın Ömür, seni bu sabah mutlu gördüm."
"İyiyim, sen?" Ömür, kehribar renginde ki gözlerini, mavi gözlere çevirdi. Nisan' da üzerine mavi, dar bir elbise giymişti. Elbise, gözlerini öne çıkartmıştı ve pembe ruj ile renklendirilmiş dudakları ile gayet güzel durmuştu. Kadınsı bedeninin ardında gizlenen öfke damarları gerilirken, gözleri nihayet Avcı' yı bulmuştu. "İyi olmaya çalışıyorum, Ömür." Gözleri hâlâ Avcı' daydı. "Yeni menajer nasıl? İyi mi?"
"Muhteşem bir insan!" dedi Yeliz otuz iki diş sırıtarak. "Hele bir kardeşi var, güzelliğine resmen düştüm! Öyle güzel kahverengi gözleri var ki! Böyle, ara ara elaya kaçıyor, bir bakmışsın koyulaşıyor! Benim sıradan gözlerimden çok daha çekiciler. Hele bir de saçları... Uzaktan bakılınca bile yumuşak olduğunu anlayabiliyorsun, küçücük yüzüne uyan o muhteşem dudakları ise-"
Söyleyeceklerini, Avcı' nın boğazını temizleyip, "Menajeri sordu, kardeşini değil." diyerek Yeliz' i uyardı. Yeliz, ona çarpık bir gülücük gönderip, gözlerini tekrar öfkeyle kasılan Nisan' a çevirdi. "Diğeri de çok güzel tabii ki! Önce abla-kardeş olduklarına inanmadım, çünkü dış görünüşleri birbirinden tamamen farklı. O kız, böyle okyanus mavisi gözlere sahip, hem yeşilimsi, hem mavimsi. Turkuaz da denilebilir. Kızın işine gelecek olursak, bir çok ünlü adamla iş birliği yapmış, çok ünlü bir menajer. Gerçek manada işinin en iyisi diyebilirim."
"Sen bu kızları bayağı araştırmışsın, bıcır!" İçeri giren Barış ile birlikte, Yeliz ufak bir kahkaha attı, Barış ise hem Yeliz' in kahkahasına güldü hem de Avcı' nın yanında ki sandalyeyi çekip oturdu. "Eh, kimin bize menajerlik yapacağını öğrenmem şarttı. Sıradan insanları menajerimiz yapamayız herhalde."
Ortamda bir süre sessizlik oluştuğunda oluşan sessizliği bozan şey, içeri giren, Avcı' nın babası oldu. Üzerinde sıradan gündelik kıyafetlerinden biri vardı. "Günaydın, çocuklar." dedikten sonra, koltuklardan birine kuruldu, televizyon kumandasına uzanıp, haberlerden birini açtı.
"Günaydın, babacığım! Sende gelsene, bir şeyler ye." dedi Yeliz.
"Sağol bebeğim, siz yiyin, ben sonra annen ile birlikte baş başa yiyeceğim." Bu söylediğinden sonra gülümseyip göz kırptı, hemen ardından gözlerini televizyona çevirdi. Haberlerde yankılanan ses, Avcı' nın ve Kesici' nin kulaklarını dolduruyordu.
Haberde, Şahin Alpay vardı. Avcı ile Kesici' nin gözleri direk televizyona kenetlenmişti. Şahin Alpay; "Dün gece uğradığım saldırıdan sonra, herkesin dikkatli olmasını istiyorum. Bu, Avcı ve Kesici denen adamlar her an birinizin yakasına yapışabilir, eğer benim gibi masum bir adamın peşine bile düştüyseler, bunların feleği kim bilir, kimlere yönelir."
Avcı ve Kesici aynı anda sırıttılar; Gediz ve Barış ise kaşlarını çattı. "Vay şerefsizler!" dedi Avcı' nın babası. "Masum adamlara bile saldırı düzenleyen bir adamsa bunlar, hak ettikleri cezanın mislini çekmesi gerekiyor!"
"Bu adam, Umay' ın ve Ekin' in babası değil mi?" diye sordu Ömür, gözlerini televizyondan çekip Avcı' ya dikerek.
"O." dedi Avcı. "Sanırım, dün akşam kötü bir gece geçirmiş." Avcı gülüyordu, Gediz üzgündü.
"Şimdi Umay ve Ekin ne haldedir ya..." Yeliz' in söylentisi ile birlikte Avcı, gözlerini ona çevirdi. Ne demeye çalıştığını merak eden gözleri, Yeliz' in kahverengilerinde gezindi. "Yani diyorum ki, bugün, eğlenceli bir yerlere gidelim. Hem, Umay' a 'hoş geldin' demiş oluruz, hem de kafasını dağıtırız."
Avcı ile Kesici, birbirlerine baktılar. Ardından, Avcı gözlerini tekrardan Yeliz' e çevirdi. "Ben haber vereceğim, ama bunu yarın yapsak olmaz mı? Kızın babası daha yeni saldırıya uğramışken, akşamından kafa dağıtması pek uygun olmaz."
"En azından 'geçmiş olsun' filan diyelim." dedi Ömür.
"De abiciğim."
~
(Akşam)
Avcı, bir kenarı cam ile kaplanmış olan duvarına yaklaştı, camlardan birini açıp, odaya dolan temiz havayı içine cekti. Cebinden çıkarttığı sigara paketi ile içinden bir tane çekti, dudaklarının arasına yerleştirip paketi bilgisayarının yanına attı. Dudaklarının arasında duran sigarayı, ateşlediğinde derin bir nefes çekti. Duman ciğerlerine dolduğu esnada, sigarayı dudaklarından çekti dumanı dışarıya verdi. Bir eli, üzerinde ki sweetin cebine gitti, biri de hâlâ sigarayı tutarken, ela gözleri sokak lambalarının aydınlattığı şehirde geziniyordu.
Sigarasını tekrar dudakları arasına yerleştirdiğinde, kapısının açıldığını duydu. Camın yansımasından da, Kesici' nin geldiğini görmesi ile omzunun üzerinden elalarını kahverengilerine dikti. "Her şey hazır mı?" diye sordu sigarasını dudaklarından ayırarak.
"Evet, ama neden?" Kesici, bir kaç büyük adımda tam da Avcı' nın karşısında durdu. "O şerefsizi anlaybiliyorum ama masum kızı anlayamıyorum."
Avcı, derin bir mefes alıp verdi. "Orasını bana bırak." dedi sakin sesiyle. "Sen, o şerefsizin büyük kızına olabildiğince yakın olmaya çalış. O kız, o adam hakkında neredeyse her şeyi biliyor, o şerefsizi ağımıza düşürmemiz için, ona ihtiyacımız var."
"Onu, bir koz olarak mı kullanacağız?" diye sordu Kesici iç çekerek. "Duygularıyla oynamak gibi mi?"
"Duygularıyla oyna demiyorum," Avcı' nın gözleri, Kesici' de değildi, tam Barış' ın gözlerine odaklanmıştı. "onun hakkında olabildiğince bilgi sahibi ol, ardından babası hakkında bulabileceğimiz, önemli veya önemsiz bütün bilgilere ulaş."
Adımları, gardırobunun önüne doğru ilerledi, içerisinden ceketini aldığı gibi odadan çıktı. Bugün yapacağı bu görevde, Kesici ile hiç bir bağlantısı olmayacaktı.
Adımları, evden çıkıp, arabaya binene kadar durmadı. Arabaya biner binmez, gaza bastı, evin önünden uzaklaştığı gibi başka bir evin önünde durdu. Arabadan indi, eve girdi. Herhangi bir odaya daldı, uzerinde ki gereksi, kıyafetleri çıkartıp yerine Avcı kıyafetlerini giydi, silahlarını ve daha bir çok aleti oracıkta bıraktı, yalnızca bir tanesini alıp, kemerine sıkıştırdı. Daha fazlasına gerek duymamıştı. Zaman kaybetmeden, evden çıktı, arabasına bindi. Arka koltuklarda kurulu olan bilgisayara uzanıp, Av' ının güvenlik sistemine sızdı, yirmi dört saatliğine bütün sistemleri devre dışı bıraktı.
Hemen ardından arabayı tekrar çalıştırdı, evin önünden çıktığı gibi, Av' ının evine yakın bir yerlere arabasını park etti. Eve yaklaştı, olabildiğince sessiz bir şekilde duvardan atlayıp, bahçeye girdi. Bahçede elini kolunu sallayarak gezerken, bakışları bir an olsun, hedef aldığı, açık pencereden ayrılmıyordu. Adımları, bu sefer o tarafa yöneldi, hızlıca koşarak, duvardan, pencereye yöneldi. İçeri atladığı esnada, yatakta oturmuş, ağlayan kız ile karşı karşıya kaldı.
İri göğüsü, aşağı yukarı hareket ederken, dudaklarının arasından kesik kesik soluklar çıkıyordu. "Kim var orada?" Ekin' in sesi kulaklarına dolduğu an, kapıya yaklaştı, ardından anahtarı çevirerek kapıyı kilitledi. Ekin' in vücudunda ki korku artarken, "Kimsin sen?" diye sordu titreyen sesiyle.
Avcı, Ekin' in yüzünü inceledi. Bembeyazdı, gözlerini niçi ise kıpkırmızıydı. Kumral saçları dağılmış, elleri titrer vaziyetteydi. Üzerinde, gri bir eşofman takımı vardı, bacaklarını bağdaç kurmuş, öylece oturuyordu. Belki, farkında bile değildi ama şuan tam da Avcı' nın gözlerinin içine bakıyordu.
Avcı, iç çekti, kemerine sıkışmı olan silahı çıkarıp, Ekin' e yaklaştı ve silahın soğuk namlusunu, Ekin' in alnına yasladı... "Ben, Avcı' yım." dedi pürüssüz ve sert sesiyle.
6. Bölüm Sonu
Kıymetli zamanınızdan ayırıp, bu bölümde benimle olduğunuz için teşekkür ederim trong>