İçeriğe geç

Umut

Bölüm 5 · 6 dk okuma

Umut

Bölüm 5

Bölüm 5

BÖLÜM 5

"Kızını önümüze Av olarak atan, asıl Av' ımıza merhaba de Avcı."

Avcı / İlahi Bakış Açısı

Otel odasına daldığı gibi içeriden motorunun anahtarını ve deri ceketlerinden birini alıp, odadan çıktı. Hızlı hızlı merdivenleri inip, en son merdiven basamağına kadar çıtı çıkmamışçı, kaşları çatık, saçları her zamankinden biraz daha dağılmıştı. Siyah renkli gömleği, yer yer kırmızı kan ile süslenmişti, siyah olduğu için, etrafında ki insanlar onu yadırgamıyordu.

Merdivenlerin ucunda duran Barış ile göz göze geldi. Barış' ın siyah gömleğinin karın-alt bölgesinde yoğun bir kan akışı vardı fakat eliyle baskı uyguladığı ve ceketi ile elini kapattığı için fazla belli olmuyordu. Fakat ufak bir yara alması bile, Avcı' yı baştan çıkartırdı. Ve şuan iri göğüsü öfkeyle inip kalkıyordu. "Ne oldu sana, hemen anlatıyorsun!" Dişlerinin arasından söylediği şeye Barış gülümsedi.

"Sence burası uygun mu?" Avcı, öfkeyle nefesini verdi, Barış' ın kolunu tuttuğu gibi onu merdivenlerin önünden uzaklaştırıp dışarı çıkardı. Arabanın arkasına kadar ilerlediklerinde, Barış, sırtını arabaya yasladı, acıyla yüzünü buruşturdu. "Şahin Alpay' ın adamları peşimizdeymiş. Geri zekalı adam hem kızını öldürmemizi istiyor, hem de peşimize döşüp, yaralıyor. Anlamadım." Ceketini dikkatlice çıkartıp, başını arabaya yasladı. Bu esnada Avcı, tişörtün eteklerinden tuttu, yukarı doğru kaldırdı.

"Fazla derin görünmüyor, eve geçelim, ne olursa olsun, doktora görün."

"Olmaz." dedi Barış derin bir nefes alıp vererek. "Av var Avcı, kendine gel. Ufak bir silah yarası yüzünden onca planı suya atamayız." Derin bir nefes alıp verdi, yaslanmış olduğu arabadan ayrılıp, etrafında ki insanlarla göz teması kurmadan arka koltuklara kuruldu. Avcı ise, şoför koltuğuna oturdu ve arabayı çalıştırdı. "Torpido da ilk yardım çantası olacaktı, uzatır mısın?" Barış' ın söylediği ile birlikte, Avcı torpidodan ilk yardım çantasını çıkartıp ona uzattı.

"Yardım edeyim mi?"

"Unutma Avcı," dedi Barış gülümseyerek. Bir yandan da, tişörtünü yukarı doğru sıyırmış, yarasını inceliyordu. "Sen Avcı' ysan, ben de Kesici' yim. En az senin kadar tehlikeliyim, senin kadar güçlü ve zekiyim. Merak etme, ufak bir silah yarasından naz yapıp, kendimi yerlere atmam." Bunları söylerken, yarasının etrafında ki yoğun kanı temizliyordu. Hemen ardından mermiyi ilaç döktüğü demir parçası ile çıkartıp, peşeteye dolamıştı. Yüzünde, mimik kıpırdamıyordu, acı katlanamaz halde olduğu hâlde, mimiğinin oynaması bile Avcı' nın onu eve götürmesi için yeterli bir sebepti.

"Sabah, Şahin Alpay' ın evine gittiğinde kimse şüphelenmedi, değil mi?" Avcı' nın söylediklerine karşılık olarak, Kesici, başını iki yana salladı, bir yandan da sargı bezi ile yarasını kapattı. "Hayır, bir şey fark etmedi. Fakat, ona Ekin' in bizimle çalışmasını teklif edince de hiç bir şey söylemedi. Sanırım, Avcı' nın bu gece, Ekin için geleceğini biliyordu." Düğmelerini kapatıp, derin bir mefes alıp verdi. "Güvenlik sistemine ulaştık, Ekin evde, yalnız. Ablası Umay, bu gece kendi evinde kalacak. Kardeşinin bu gece öleceğini biliyor sanırım." Gözlerini kısıp, dikiz aynasından ona bakan Avcı' ya baktı. "Gidelim."

"Barı-" Barış sözünü kesti. "'Barış' değil, 'Kesici'." Kahverengi gözleri, adeta koyulaşmıştı. "Merhamet etme Avcı, böyle mi yetiştik?"

"Av' ıma merhamet etmiyorum." Daha fazla bir şey söylemeden, ela gözlerini yola çevirdi. "Eğer kötü hissedersen, söyle bana. Eve gideriz, yaranı-"

Kesici, yine sözünü kesti. "Doktorluk eğitimi aldım, o şerefsizlerden daha iyiyim! Ayrıca, kendime de bakabilirim, merak etme Avcı, derin değil zaten."

Avcı, daha fazla üstelemedi, alnında dağılmış olan saçlarını geriye savurup, arabayı çalıştırdı ve kısa süre içerisinde Av' ının evine kadar gelmişti. Dolgun dudaklarının kenarında oluşan kıvrım ile elleri direksiyonu daha sıkı kavradı, plakasını çıkarttığı arabayı ormanlık alana sürerek gizledi. Kesici ile aynı anda arabadan indiler, Avcı ise kapıyı kitleyip, önden önden eve doğru yürüdü.

Önce Kesici duvara tırmandı, aşağı atladı. Ardından da Avcı gelmişti. Bellerinde duran türlü kesici ve delici aletler ile, son süraat eve ilerlediler. 'Bu kadar zor olamaz.' diye geçirdi içinden Avcı. Eve girdiklerinde, bir kaç korumanın sırtı ile karşılaştılar. Sessiz olduklarından dolayı, adamlardan biri bile arkasına dönüp, bakma zahmetinde bulunmamıştı. Bu esnada, ikisi birden bellerinde duran susturuculu silahlarını çıkartıp, adamların kafalarına birer el ateş ettiler. Adamların hepsi, başlarından aldıkları derin yara ile olduklara yere düşmüşlerdi. Yaşama ihtimalleri yüzde ikinin üstünde bile değildi.

Merdivenlere yöneldiklerinde, bir kaç merdiven tırmandılar, ardından, Kesici' nin talimatı ile bir odaya girdiler. Ellerini kollarını sallayarak girdikleri evden sonra, şöhretli odaya nihayet girebilmişlerdi. Karanlık odanın ortasında dikilmiş, korku dolu gözlerle Avcı' ya ve Kesici' ye bakan adam ile göz göze gelmişlerdi. Adam, onların yüzlerini görmüyordu fakat, dışarıdan vuran sokak lambasının ışığı, gözlerini aydınlatıyordu. Kesici ve Avcı' nın dudaklarında beliren gülümseme, adamın son nefesini buracıkta vereceği anlamına geliyordu...

"Selam, babalık!" dedi Kesici kahkaha atarak. Avcı ise adamı süzmekle meşguldü. Fakat, Kesici konuşmakta ısrarcıydı: "Kızını önümüze Av olarak atan, asıl Av' ımıza merhaba de Avcı." dedi dudaklarının daha fazla kıvrılmasına izin vererek. Adamın korku dolu bakışları, onu daha fazla tahrik ediyordu...

~

Umay Alpay

"Ekin, bu akşam öldürülecek, bir şey söyleyemedim."

En son duyduğun ve beynimde sürekli yankılanan cümle buydu. Gözlerimi yeni açmıştım ve direk tavana dikip, kardeşimin ölüm anını bekliyordum. Yanaklarımdna süzülen her bir göz yaşını elimin tersi ile siliyor, derin derin nefesler alıp veriyordum, bazen, nefes bile alamıyordum. Hepsi boğazımda düğümleniyordu... Dudaklarımdan firar etmek isteyen her bir hıçkırığı bastırmaya çalışıyordum, ama bu imkansızdı. Her seferinden bir hıçkırik daha... bir tane daha... ve bir tane daha...

Kardeşimi koruyamayacak kadar kötü bir ablaydım, ona sahip çıkamayacak kadar, onun elini tutu, umut besleyemecek kadar kötü bir ablaydım. Onun ölümünü bekleyen bir abla... Kardeşinin ölümünü dileyen bir abla...

Yaşamasını ne kadar istesem de, onun en ufak acısı bile kalbimi delip geçiyordu, canım yanıyordu, canı yanıyordu. Onun her gün acı dolu yüzüne şahitlik ediyordum, acı dolu günlerinde, ona ne kadar kol kanat gersem de, bugünden itibaren, sarılacak bir kardeşim dahi olmayacaktı. O olmayacaktı... Çocukluğundan beri söylediği gibi, o bir toprak olacaktı...

Gözlerimden bir damla daha yaş süzüldü, bu sefer silmedim, güçlü durmaya çalışmadım, akmasına izin verdim. Kendime ağlamam için izin verdim.

Fakat, bir adamın inlemesiyle, anında yattığım yataktan doğruldum. Birden bire titremeye başlayan hücrelerim ile derin derin nefesler alıp verdim. Gözyaşlarımı silip, ayaklarımı soğuk zemin ile birleştirdim. Üzerimde, her zamankinden farklı bir gecelik vardı, bunu Ekin çok seviyordu, bu yüzden giymiştim. Göğüs dekortesi, derin olmayacak kadar biraz açıktı, inceydi ve askılıklıydı. Altımda da, aynı incelikte bir şort vardı. Fakat, önemli olan bu değil, eve bir yabancının girip, girmemiş olmamasıydı.

Hızlı ve sessiz adımlarla pencereye kadar yürüdüm. Dışarıya baktığımda, görünürde bir şey yoktu. Pencereden çekilip, kapıya yöneldim. Araladığım kapı ile içeri kendimi dışarı attığımda, gözlerim babamın kapısında oyalandı. Kapı kilitliydi, oysa ki babam kapısını asla kilitlemezdi...

Ellerim ve dizlerim titriyordu, tüm hücrelerim işlevini kaybetmiş şekilde, tek yaptığı şey titremekten başka bir şey değilmiş gibi titriyordu. Babamın kapısına daha fazla bakamadım, ayaklarımı merdivenlere yöneltip bir kaç merdiven aşağı indim. Gözlerim, tam kafalarından vurulmuş adamlar ile karşılaştığında, hızla elimi ağızıma kapattım, kesik kesik nefesler alıp verdim.

Gözlerimden bir kaç damla yaş süzülürken, direk sağ koluma yürüdüm, önünde eğilip, titreyen ellerimi yüzüne yerleştirdim. "Oktay..." diye mırıldandım sessizce. Sırtından vurulmuştu, kafasından mermi yememişti. Yine de emin olmak adına, parmaklarımı saçlarına geçirdim, bir yara olup olmadığını aranaya çalıştım ama yarası yoktu. Sadece sırtından vurulmuştu. "Oktay... İyi misin?"

Başını zorlukla aşağı yukarı salladı, yüzünü buruşturup dudakları arasından derin bir nefes alıp verdi. Bu esnada, parmaklarımı kahverengi saçlarından çekmiş, mavilerimi yeşil gözlerine kenetlemiştim. "İyiyim." dedi varla yok arası bir tınıyla. Resmen dudaklarını hareketi ile anlamıştım ne demek istediğini.

"Kim yaptı bunu size?" Gözlerimden siper eden göz yaşlarını tekrar elimin tersiyle silip, burnumu çektim. Ellerimi yüzüne yerleştirdim, bana bakmasını sağladım. "Gördün mü?"

"Yüzlerini görmedim." Kahretsin! Çoğul eki kullanmıştı! "İki kişiydi."

Sessiz kaldım, bir süre öylece onun başında durduktan sonra, aklıma yeni dank etmiş olacak ki, babamın kilitli olduğu kapısı aklıma geldi. Nasıl bir hızla ayağa kalkıp, merdivenlere koştum, onu bile bilmiyordum. Dudaklarımdan derin bir hıçkırık tufanı koptu, hızla anahtarlıktan babamın odasının yedek anahtarını aldım. Derin derin nefesler alıp verirken, babamın kapısının önünde durdum. Titreyen parmaklarım zorlukla kapının kilidini çevirirken, kapının 'tık' sesi ile aralandığını gördüm.

İçeriye bir adım attım, bir kanlar içinde uzanan adama baktım, bir de karşısında dikilmiş adama...

5. Bölüm Sonu

Kıymetli zamanınızdan ayırıp, bu bölümde benimle olduğunuz için teşekkür ederim trong>

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.