İçeriğe geç

Umut

Bölüm 2 · 16 dk okuma

Umut

Bölüm 2

Bölüm 2

BÖLÜM 2

"Ve Av, Avcı' sının yanında soluduğundan habersiz, yalnızca gülümsüyordu..."

Ekin Alpay / İlahi Bakış Açısı

Kahverengi gözleri kapalıydı, uzun kumral saçları ise arkasında ki koltuğa yayılmıştı. Tarifi olmayan acıyla buruşturduğu yüzü, aynı şekilde de yumruk yaptığı elinin hareketi, daha da artıyordu.

"Ekin, zorlama kendini ablacığım." Ekin, kendini neden zorladığını bile bilmiyordu. Belki de kendine kızıyordu. Canı yanıyordu, ama o her zaman bir umut besliyordu hasta kalbinde. Her gece yatmadan gelecek bir umut bekliyor, her sabah uyandığında gün içinde birinin çıkıp gelmesini, ona yeni bir umut sunmasını istiyordu. Tabii, bu ne kadar mümkün olabilirdi ki? Eskisi gibi görme ihtimalinden de azdı.

"Zorlamıyorum abla." Ablası, Ekin' den tamamen farklı bir görünüşe sahipti. Ekin, biraz açık saçlıyken, ablası koyu kahverengi saçlıydı. Ekin' in aksine mavi gözlüydü. Tarzları bile farklıydı. Ekin, her zaman gündelik bir elbise veya eşofman takımlarıyla gezerdi. Ablası ise tam tersi. En dikkat çeken kıyafetlerden giyer, onlarla bir kaç saat geçirir ve diğerlerine geçerdi. Onun bu huyu, ne kadar kardeşinin hoşuna gitmeae de, onu olduğu gibi seviyordu, doğrusunu söylemek gerekirse, ona her şeyi yakıştırıyordu. Görmese bile...

Umay, bugün ise üzerine beyaz crop, altına da siyah bir kot şort giymişti. Saçlarını sıkıca yukardan bağlamış, dudaklarına da abartısız bir ruj sürmüştü. Her zaman ki gibi, bugün de çok güzel olmuştu.

"Tamam bir tanem," dedi kardeşinin üzerine eğilip, dudaklarını yanağına bastırarak. "Ben bugün iş görüşmesine gidiyorum, istersen, hava almak için sende benimle gel."

"İş görüşmesine mi?" Kapalı olan gözlerini heyecanla açtı. Etrafını görmese de her seferinde bu tepkiyi veriyordu. "Bende mi geleceğim seninle birlikte?"

"İstersen." dedi Umay. "Biraz hava almaya ihtiyacın var."

Ekin, başını aşağı yukarı sallayarak onayladı ablasını. Eli, kolunda en çok acıyan yere tırmandı, iğneyi kavradığı esnada, ablası, "Bekle, Zülal ablayı çağırayım, o çıkarsın. Damarlarına zarar gelebilir."

"Tamam." Umay bir koşu gidip, Zülal abla ile geri gelmişti. Zülal, otuzlu yaşlardaydı ve oldukça güzel bir kadındı. Biçimli dudakları, kaşları, yüz hatlarıyla dikkat çekiyordu. Mavi gözleri ve sevecen ifadesi de, onu iyi, bir o kadar da anlayışlı bir doktor kılıyordu. Ekin' in çocukluğundan beri onun doktoru olmuştu, onunla en çok ilgilenen oydu.

Ekin' in ikinci annesi gibiydi. İlk annesi, ablasıydı. Canından çok sevdiği ablası... İkincisi de Zülal' di. Biyolojik olmasına da gerek yoktu. Sonuçta, onun da bir anne sıcaklığına ihtiyacı vardı.

Annesi, onun doğumuyla birlikte hayata gözlerini yummuştu. Ekin, mucize bir bebekti. Doğumu için, annesinin hayatına ihtiyacı vardı. Annesi, küçük bebeğini seçmişti, Ekin' i doğurduğu dakikaların ilerleyen zamanında gözlerini sonsuza kadar kapatmıştı.

"Kendini nasıl hissediyorsun meleğim?" diye sordu Zülal. Bir yandan Ekin' in kolunda ki iğneyi çıkarıyordu, bir yandan da üfleyerek acımasını önlüyordu. Mavi gözleri kahverengilerine sevecen bir ifadeyle gezindi. "İyiyim."

"Ne güzel." Ekin' in kumral saçlarının arasına küçük bir buse kondurdu. "Durumun da gayet iyi tatlım. Yediklerine ve içtiklerine dikkat etmen yeterli." Saçlarını okşadı. "Üzerine de fazla gitme. Heyecandan ve hızdan uzak dur. Kalbine dikkat et." Herkes, 'Kendine dikkat et.' derken, Zülal, 'Kalbine dikkat et.' derdi.

"Tamam." dedi Ekin ve Zülal ile Umay' ın desteği ile ayağa kalktı. "Haplarını aldın değil mi Ekin?"

"Diyabete bağlanmadan önce aldım." dedi Zülal' i onaylayarak.

Birlikte odadan çıktılar, oradan da Ekin' in odasına girdiler. Umay, kardeşi için zarif bir elbise beğendi. Rengi beyazdı, oldukça zarif ve ipeksi bir dokusu vardı. Hem Ekin içinde rahat edecekti hem de güzelliğine güzellik katacaktı.

"Sana, beyaz bir elbise beğendim canım. Çok güzel, yumuşa ve rahat. Denemek ister misin?"

Ekin başını aşağı yukarı salladı, ablasının ona uzattığı elbiseyi alıp giyinmek için kabine doğru bir kaç adım attı. Giyinme kabinine girdiğinde, kapısını kapattı. Ablası arkasından, "Yardıma ihtiyacın olursa söyle." diye kısa bir uyarıda bulundu.

Ekin' in giyinmesini beklerlerken, Umay' ın telefonuna gelen bildirim ile, ikisi aynı anda irkildiler. Umay, hızla telefonunu eline aldı ve ekranını açıp gelen mesaja baktı.

Bilinmeyen bir numaradandı, "Bir saat içinde atacağım konumda olun." yazıyordu. Umay bunu sesli okuduğunda, hızla Zülal' e döndü. "Geç kaldım, geç kaldım!"

"Ne oluyor abla?"

"Ablacığım sen giyin, bir şey olursa Zülal abladan yardım iste. Bende hızlıca üzerimi giyinip geleceğim." Odadan kısa süre içinde ayrıldığında, Ekin' de girdiği kabinden, dudaklarını uzatarak çıkmıştı.

"Zülal abla, orada mısın?"

"Buradayım meleğim."

"Fermuarımı çeker misin?" Zülal gülümseyerek hızla Ekin' in arkasına geçti ve ince belinin hemen arkasında duran küçük fermuarı kavrayıp yukarı doğru çekti. Ekin, dudaklarına küçük bir gülümseme yerleştirdi, kahverengi gözlerini görmese de tam Zülal' in mavi gözlerine kenetledi. "Teşekkür ederim."

Zülal, ellerini Ekin' in yüzünd koydu. "Rica ederim güzel kızım benim." Alnına minik bir öpücük kondurdu, Ekin' in elini tutup hemen makyaj masasına oturtturdu. "Saçlarını ne yapmamı istersin? İster sen değil de Umay ablan da yapabi-"

"Sen yap Zülal abla." Söyleyeceklerini yarıda kesip, Zülal' in saçlarını yapmasını istemişti. Zülal, onu ikiletmedi, isteğini gülümseyerek ellerini saçlarına yaslamış bir şekilde yerine getirdi. "Ne yapayım?"

"Bilmem, ne yakışır?"

"Her şey." Zülal' in söylediğine küçük bir gülümseme ile karşılık verdi.

"O zaman, minik bir topuz yapalım. Ama perçem bırakarak. Onları çok seviyorum."

"Tamam meleğim." Zülal, uzun ve narin parmaklarını, Ekin' in kumral saçlarında gezdirdi, bir yandan da yumuşak saçlarına bir kaç kere tarak ile düzleştirdi. Perçemlerini önüne alıp, toka ile sabitledi, saçlarını canını acıtmayacak şekilde yukarıdan bağladı, etrafından dolayıp beyaz renkli toka ile sabitledi. Perçemlerine sabitlediği tokayı çıkardığında, Ekin' in güzel yüzünü izledi.

"Çok güzel oldun bebeğim." deyip, masanın üzerinde duran lip glossu aldı, kapağını açıp, fırçasını Ekin' in dudaklarında gezdirdi.

"Ne sürüyorsun?"

"Şu, parlatıcı rujlardan."

"Lip gloss?"

"Evet, ondan." Zülal' in makyaj malzemeleri ile arası pek iyi olmadığı için, trendleri de takip etmiyordu bu yüzden bir çoğunun ismini tam olarak bilmiyordu. "Tatlı oldu."

Makyajı daha fazla abartmadılar, Ekin' e yardım ederek onu oturduğu sandalyeden kaldırdı. Bu esnada, Umay, alel acele kapıyı açıp yanlarına gelmişti.

Umay, her zamanki gibi abartı denilecek bir elbise giymiştj. Gündelikten tamamen uzak ve mükemmel fiziğini öne çıkartıyordu. Elbisenin kırmızı olması ve hemen dizlerinin üstünde bitmesi de, onu ayrı bir güzelleğe sokmuştu. Dudaklarında da, elbisesiyle aynı renkte bir ruj, göz makyajında ise eyeliner ile açık tonda bir far vardı.

"Çıkalım mı Ekin?"

"Çıkalım." Zülal, gülümseyerek Umay' ı süzdü. Parmaklarını birbirine değdirip, aşağı yukarı sallayarak, "Mükemmel olmuşsun canım." dedi Umay' a. Umay ise sadece gülümsedi, Ekin' in elini sıkıca kavrayıp odadan çıktı.

Evden çıktıklarında, kapının önünde duran kırmızı arabasının kilidini, anahtarı ile açtı. Ekin' i ön koltuğa oturtturup kemerini bağladı, hemen sonra kendisi de şoför koltuğuna oturdu. Kemerini bağlar bağlamaz, telefonunun çalması ile birlikte her zamanki gibi irkildi. Onda bu, bir fobi haline gelmişti. Her telefon bildirimi veya aramada irkiliyor, ardından derin bir nefes veriyordu.

Fakat şuan, öyle olmamıştı. Adeta nefesini tutmuş şekilde telefonuna bakıyordu. "Kim arıyor abla?" diye soran Ekin' i bile çok sonradan duymuştu.

"Babam arıyor." diye önce Ekin' i cevapladı, ardından da aramayı. Telefonu kulağına yasladığında, arabayı da çalıştırmıştı ve evden bir kaç metre ayrılmıştı.

"Efendim baba?"

"Neredesin sen?" Babasının sesi öfkeliydi. "Saatlerdir seni arıyorum!"

"Ekin' in yanına gelmiştim baba." Ekin, Umay ile babasından ayrı bir evde kalıyordu. Babasının evinin çevresi, onun açısından oldukça tehlikeliydi. Babasının bir çok düşmanı vardı ve ilk hedefleri her zaman Ekin oluyordu.

"Takip edilmediğinden emin misin?" Öfkeden çok endişe dolu sesi, Umay' ın kalbini hızlandırmıştı. Bunu Ekin' e çaktırmamaya çalıştı, arabanın yan aynalarından arkasına baktı. Siyah bir araba, biraz uzaklarındaydı.

"Biri var." dedi olabildiğince şifreli konuşarak. "Siyah."

"Plakasını okuyabiliyor musun?"

"İstanbul, Lale Ela Mehmet, 1098." Söylediği şey ile derin bir nefes alıp gözlerini yumdu. "Atlatabilirim baba, dert etme."

"Ne oluyor abla?" Ekin' in sesi ile birlikte kalbi daha fazla hızlandı, eli direksiyonu daha sıkı kavradı, derin nefesler alıp verdi.

"Bir şey yok bir tanem. Babam, arkamızda bir araba olup olmadığını soruyor. Korumalar gelmiş mi, onu merak etmiş." Ekin, ablasının yalanına başını aşağı yukarı salladı, arkasında ki koltuğa iyice yaslanıp görmeyen gözlerini kapattı.

Umay' da bir çırpıda kendisini toplayıp olabildiğince gaza yüklendi. Ekin' in endişeli, "Abla yavaş!" demelerini duymazdan geldi. Arkasında ki arabayı kullanan kişiyi görebilmek için sürekli arabanın yan aynalarına bakıyordu. Fakat, arkasında ki arabananın aynaları filmliydi, bu yüzden içi görünmüyordu.

"Bir şey mi oldu?" Bu sefer kulaklarını babasının sesi doldurdu.

"Nerde şu aşağılık koruma!" Dişlerinin arasından sitem ederek, gaza biraz daha yüklendi. Ana yola girmelerine az kaldığı için, içi rahattı.

"Korumalar, arkanızda ki arabamın hemen arkasındalar. Umay, sakin ol kızım ve korkma, kardeşine de olabildiğince bir şey çaktırmamaya çalış."

"Tamam!" Dakikalar içinde sağ salim ana yola çıktılar ve oradan da, şirkete geçtiler. Umay, derjn bir nefes alıp arabadan indiğinde, Ekin' in yanına geçerek, kemerini çözdü, onu da arabadan indirdi.

"Abla, sen ne işine girmiştin?"

"Menajer."

"Menayer?"

"Menajer!" dedi Umay küçük bir kahkaha atarak. "Hadi, gel." Kardeşinin elini sıkıca kavrayıp, onu da beraberinde, kocaman şirkete soktu. Arkalarından gelen korumayı ise gülümseyerek karşılamıştı.

Şirketin içeride ki havası aynı anda yüzlerine çarptığında, ikisi de gülümsedi. Umay, etrafı incelediğinde, her şeyin beyaz ve beyazın hem koyu hem de açık tonları ile karşılaştı. Oldukça rahat ve konforlu bir şirketti.

Daha fazla göz gezdirmeyi bırakıp, asansöre yürüdü. Kardeşi ile asansöre bindiğinde, menajeri olacağı adamın oda katının düğmesine bastı. En üst kattaydı.

Asansör, harekete geçti ve onların ineceği yerde durdular. Asansörden çıkıp, kocaman ÖMÜR BOZGUN yazan kapı ile karşılaştılar. Bu esnada Umay gülümsedi, Ekin ise sadece karanlığında ne olup bittiğini anlamaya çalıştı.

Umay, odaya bir kaç kere tıkattı, 'Gir' sesiyle birlikte içeri girdi. Arkasında ki koruma da bir kaç adımda yanında bitmişti. Karşısında gördügü iki adama ve bir kadına sıca bir gülümseme gönderdi. Adamların birinin üzerinde sadece gönlek, altında da siyah bir pantolon vardı. Diğer klasik bir takım elbise giymişti. Kadın ise, uzun kollu, yeşil renkli elbise giyinmişti. Bileklerine kadar uzanan elbise, dizlerinin yaklaşık iki parmak üzerinde bitiyordu.

"Merhaba, ben Umay Alpay, yeni menajeriniz."

~

Avcı (Sabah)

Şarkının eşliğinde kaldırdığı ağırlıkları, abisinin öfkeli, "GEDİZ!" sesini duyduğunda ağırlıkları kaldırmaya ve indirmeye devam etti. Kulaklarında ki kulaklık, abisini duymazdan gelmesini değil, duymadığını destekliyordu.

Ömür, öfkeli soluklarını kardeşinin tam karşısında aldı. Üzerinde her zamanki gibi bir gönlek, altında da pantolon vardı. Kravatı ve gömlegi diğer günlere kıyasla dağılmıştı. "Ne yapıyorsun burada?" diye sorsa da, Avcı cevap vermedi, şarkıyı son sez dinlemeye devam etti.

Abisinin ona uzanıp, kulaklığı çıkardığını gördüğündeyse, kaçacak bir yerin olmadığını anlamıştı. "Menajeri neden işten kovdun?!" dedi öfkeyle solumasına devam ederek. Avcı ise ağırlıkları yere bıraktı."Sapıktı. Beni geçen hafta gözleriyle düpedüz taciz etti." Sözleriyle abisinin çatılmış kaşlarını izledi bir süre. Hemen ardından da ekledi. "Merak etme abi, yeni menajeri şimdiden ayarladım. Bugün, öğlende gelir."

Abisi hâlâ ona aval aval bakıyordu, Avcı ise abisinin omzunun üzerinden gelen şahısı izlemeye koyulmuşru. Saçları salıktı, kahverengi gözlerinden öfke akıyordu. "YETER ARTIK ABİ!" Yeliz' in sesi tüm spor odasında yankılandığında Gediz sadece gözlerini devirdi, Avcı ise gülümsemeye devam etti.

"Sana ne oldu?"

"Artık beni yok görmenizden bıktım." Kısa süre içerisinde Ömür' ün yanında durdu. "Neden bana haber vermeden menajeri kovdunuz? Kadın ağlayarak beni aradı."

"Ben kovdum." Ela gözlerini, hâlâ onu öfkeyle süzen kahverengilere ve kehribarlara çevirdi. "Nedenini izah etmiştim. Bugün öğlende de yeni menajerimiz gelecek. Eskisini çok istiyorsanız, tekrar kendinize tutarsınız."

"Neden kovdun abi?"

"Sapık ve tacizciydi." Söylediği şeye Yeliz ufak bir kahkaha attı, ardından Allah' tan sabır dileyerek yanlarından ayrıldı. Tekrar Avcı ile abisi Ömür baş başa kaldıklarında, Avcı yüzünü buruşturdu, çıplak göğüsünde ki teri kenarda bıraktığı havlusu ile silip üzerine atletini giydi.

"Bir şey mi söyleyeceksin?"

"Hayır." dedi abisi ve omuz silkti. "Sadece seni çözmeye çalışıyorum."

Avcı, daha fazla konuşmadan, spor odasından ayrıldı, kapıdan bir hışım çıkıp odasına ilerledi. Odasına gireceği esnada, "Bekle." diyen ses ile birlikte olduğu yerde kaldı.

Seslenen kişi babasıydı. Gür saçlarıyla ve giydiği takım elbise ile kendisini oldukca genç ve fit gösteriyordu. Yüz hatları otuzlu yaşlarda gösterse de, alnında ki kırışıklar yaşını ele veriyordu. Boyu da, fazla uzun değildi.

Avcı, ela gözlerini kehribar renginde ki gözlere çevirdi.

"Odama geçelim, seninke konuşacağım bir takım konular var."

Babasının söylediğinin üzerine bir şey söylemedi, üzerini bile değiştirmeden babasının odasına girdi. Arkasından babası da girdiğinde, birlikte küçük-tekli koltuklara oturdular. Avcı, erkeklere özgü bir şekilde sırtını koltuğa yasladı, ayağını dizinin üstüne attı ve sağ dirseğini koltuğun kenarına dayayıp elinin tersine çenesini yasladı. "Dinliyorum baba." dedi en rahat ifadesini takınarak.

"Ömür, Yeliz ve annen gibi seni çok fazla sıkmayacağım ama sana küçük bir soru soracağım. Bunun cevabını vermeden de, seni bırakmayacağım oğlum." Babası da dirseklerini dizlerine yaslamış, ellerini birbirine kenetlemiş ve çenesini de kenetlediği ellerine yaslamış şekilde konuşmaya başlamıştı.

"Tamam." dedi Avcı. "Dinliyorum."

Sıkıntılı bir şekilde nefesini verdi. "Avcı' yla iş birliği mi yapıyorsun?" Skrduğu soru ile birlikte, Avcı alttan alttan kahkaha attı, Gediz ise kaşlarını çatıp, çenesini yaslamış olduğu elinden çekti ve babasına doğru eğildi. Ela gözleri babasının kehribar rengi gözlerinde gezinirken, o da tıpkı babası gibi sıkıntılı bir mefes verdi fakat Avcı hâlâ alttan alttan kahkaha atıyordu.

"Hayır baba, nereden çıkardın bunu?" En başından beri bu bir plandı. Babasını kendisinden şüphelendirecekti fakat babası, ortaklık konusundan girmişti. Oğlunun katil olamayacağından o kadar emin bir babaydı. Plan ise, bir hafta önce öldürdüğü adamın, ailesine yaptığı bağışdan kaynaklanıyordu. Babası, genel olarak bağışlarla ilgileniyordu ve haberlerden dolayı duyduğu kadarıyla adamın Avcı tarafından öldürüldüğünü biliyordu.

"Geçen hafta, senin geldiğin gece bir adam ölmüş. Adamın, Avcı tarafından öldürüldüğü haberi her yerde yayılıyor. O esnada da bağışlarla ilgileniyordum. Adamın ailesine gönderdiğimiz yüklü bağış ile de, aklımda dolanan tilkiye engel olamadım." Derin bir nefes alıp verdi. "Üç gün önce abine, böyle bir aileye bağış yapıp yapmadığını sordum. Yapmadığını söylediğinde, Yeliz' e de sordum fakat o da bir bilgisinin olmadığını söyledi. Şimdi de sana soruyorum, bu bağışı sen mi yaptın?"

"Evet ben yaptım." dedi Avcı gülümseyerek, Gediz' in kaşları hâlâ çatılmış vaziyetteydi. "Ama bende haberlerden duyduğum için, aileye destek olmak istedim. Amacım tamamen bundan ibaretti, Avcı ile aramda herhangi bir bağlantı yoktu."

"Biliyorum oğlum, sadece emin olmak ve aklımda gezinen tilkileri kovmak için böyle bir soru sordum."

"Önemli değil baba." Koltuktan kalktı ve gülümsedi. "Sana iyi çalışmalar, bugün şirkete uğrayacağım."

"Tamam, abin ile Yeliz' i de al."

"Onlar da gelecek zaten."

Odadan çıkarken, dudaklarına sinsi bir gülücük yayıldı. Ona engel olacak bütün engelleri önünden kaldırmış, bütün okları üzerinden çekmişti. Artık ondan şüphelenecek bir şahıs bile kalmamış, üstelik bütün iyi gözler üzerine çevrilmişti.

Avcı, kendi odasına girdi ve kavradığı atletini tek hamlede çıkartıp banyoya yürümeye devam etti. Tamamen banyoya girdiğindeyse, üzerinde ki diğer gereksiz parçalardan kurtulup, ılık bir duş aldı.

Duşun ardından kurutma gereği duymadığı saçlarını havlusuyla bir kaç kere ovalayıp, havluyu yatağına attı. Beline dolanan havlu ile gardırobunun önünde durdu, içinden klasik siyah gömleklerinden birini çıkarttı. Altı içinde boxer ve pantolon aldı.

Üzerini kısa süre içerisinde giymişti. Bu esnada, saçlarıxda kurumuş, kendince şekil almıştı. Yatağının yanına kadar ilerledi, komidinin üzerinde duran parfüm şişesini kavradı ve iki fıs boynuna, birer fıs bileğine ve ensesine olacak şekilde sıkıp, yerine bıraktı.

Odadan çıktığı gibi merdivenlere yönelip aşağı indi. Bahçeye çıktığında abisinin ve Yeliz' in gözleri üzerindeydi. Abisi, her zamanki takım kıyafetlerinden giyinmişti, saçları da her zamanki gibi özenle yapılmıştı. Yeliz' in üzerinde ise siyah ve yer yer sarı olan saçları her zamanki gibi salık, üzerinde de yeşil bir elbise vardı. Yeşil elbise, uzun kolluydu ve elbise, dizlerinin yaklaşık iki parmak uzunluğunda üstünde bulunmaktaydı.

Avcı ise her zamanki şık ve yakışıklı görünümüyle ikisinin tam karşısındaydı. Geniş omuzları ve fazla ince olmayan beliyle dikkatleri üzerine toplayan bir çıtırdı. "Biliyorum, fazla yakışıklıyım ama beni yiyip bitirmenizi bekleyemeyeceğim. Çıkalım mı artık?"

"Egonu si..." Söyleyeceklerini, önlerinde duran, makyajı akmış ve kendini yıpratmış kadın böldü. Giydiği kısa gömlek kırışmış, pantolonu ise toz içerisindeydi. Göz makyajı tamamen aktığı için bir pandadan farkı kalmamıştı, gözlerinin içi ise kıpkırmızıydı. Kadın, Nisan' dan başkası değildi.

"Aaa, hoş geldin Menajer Kız." dedi Avcı gülümseyerek ve anında gülüşünü bozup kaşlarını çattı. "Pardon, tacizci mi demeliydim?"

"Sana verdiğim emeklere yazıklar olsun, Gediz!" diye bağırdı ağlamaktan kısılmış olan sesiyle. "Ben hep üçünüzün de yanında oldum, her zaman size destek çıktım, kendimden çok size değer verdim ya ben, senin yaptığın şey artık iğrençlikten de çıktı!"

"Biz de tacizci birine haddinden fazla değer vermi-" Avcı' nın söyleyeceklerini, Ömür, "Yeter artık Gediz!" diye bağırarak kesti. Avcı, onun bu çıkışına ufak bir kahkaha atsa da, Gediz kaşlarını çatıp abisine öfke dolu bakışlarını göndermeye devam etti.

Daha fazla dikilmek yerine, kendisinin siyah renkli arabasının soför koltuğunun yanına oturdu. Şoför koltuğunda oturuyor olan sağ koluna kısa bir bakış attığında, elini yumruk yaptı ve sağ kolunun yumruk yaptığı elini birbirine tokuşturdular. İkisinin de dudaklarında oluşan gülümseme ile birlikte, Avcı, "Nisan' ın ailesine ve kendisine ayriyetten para konusunda yardımcı olalım, kızı fena kırdık." dedi.

"Taciz ettiği konusu gerçekten komikti."

"Ama yalan değildi, Barış." Sağ koluna kısa bir gülücük gönderip derin bir nefes aldı ve sırtını koltuğa yaslayıp, abisinin Nisan' ı desteklediği kareleri seyretti. Kısa bir süre daha konuştuklarında, Nisan gülümsemeye çalışarak evin yanından ayrılmış, Yeliz ve Ömür, Ömür' ün arabasına ilerlemiş, Ömür şoför koltuğuna, Yeliz' de yanına oturmuştu.

"Gidelim Barış." dedi Avcı ve iyice arkasına yaslanıp, camı sonuna kadar açtı. Bir yandan da telefonundan, yeni menajere mesaj göndermişti.

~

Şirkete geldiklerinden beri hâlâ konuşmuyorlar, Avcı ile Barış ise yan yana geziyorlardı. Avcı' nın gözlerinde gözlük ve dudaklarında ki yarım ağız sırıtış tüm kızların dikkatini üzerine çekerken, hepsine başı ile selam verdi ve asansöre ilerledi. Asansöre bindiklerinde en üst düğmeye bastılar ve yukarı çıktılar. Asansör durduktan sonra aşağı inip, ÖMÜR BOZGUN yazan kapıdan içeri girdiler. Barış, kapının hemen yanında dururken, arkasından kapıyı kapattı, Avcı ise dudaklarından o şahane gülümsemesini silip yerine düz ifadesini tekrar takındı, Yeliz' in tam karşısında duran tekli koltuğa oturdu. Ömür' de kendi koltuğunda oturuyordu ve dirseklerini masaya yaslamış şekilde Avcı' yı izliyordu.

"Ben olması gerekeni yaptım, bana öyle bakmayı kesin." dedi Avcı. "Eğer siz çok istiyorsanız, kendinize tutabilirsiniz."

"Tuttuk zaten Gediz." dedi Ömür, masada miraz daha eğilip Avcıya çevirdi gözlerini. Avcı ise, her zamanki oturuşu gibi -ayağını dizinin üzerine atıp, dirseklerini koltuk kenarlarına yaslamış şekilde- oturuyordu. "Yeni gelecek olan menajer, yalnızca senin ve Yeliz' in menajeri olacak. Nisan ise benim menajerim, anlaştık mı?"

"Anlaştık." dedi Gediz, bakışlarını Yeliz' e çevirdi. Yeliz' in koyu kahverengi gözleri kısık bir şekilde elalarını süzerken, abisine dil çıkardı ve kollarını göğüsünün altında bağladı. Avcı, onun bu hareketine cıklayıp, "Ben size tacize uğradım diyorum, siz hâlâ bemi dalgaya alıyorsunu." dedi. Bunu derken, bakışları Barış' a kaymıştı ve ikisi de bıyık altından gülmeye başlamıştı.

"Sen oturma odasına öyle, çıplak şekilde girdiğinde, kız şoka girmiş. Hem seni bir hafta sonra gelmeni beklemediği için hem de bir anda çıplak gördüğü için."

"Bama tacizci birini savunma abi." Oyunu fazla ilerlettiğinin o da farkındaydı fakat o esnada Nisan' ın bakışları onu ciddi anlamda rahatsız etmişti.

"Açana bakılır abiciğim." dedi Yeliz imalı imalı. Onun bu iması, Avcı' nın eski çapkınlık yıllarına değiniyordu. "Öyle değil mi?"

"Eğer o dilini doğramamı istemiyorsan sesini kes Yeliz." Abisinin gerçekçi tehdidini alaya vurdu ve küçük bir kahkaha atıp keyifle arkasına yaslandı.

"Doğrusunu söylemek gerekirse, fazlasıyla merak ettim yeni menajeri." dedi Yeliz. "Bence uğradığın bu tacizden sonra kendine erke menajer tutmuşsundur, öyle değil mi abiciğim?"

"Haha!" diye yapmacık bir şekilde güldü Avcı. "Sana ekmek çıkaracağımı mı sandın kardeşim? Tacize uğrarım, yine de sana erkek menajer tutmam." Avcı, göz kırpıp kardeşine öpücük attı ve iyice arkasında ki koltuğa yayıldı.

Kapı tıklatıldığı esnada Yeliz, kendini doğrulup, saçlarını düzeltti ve boğazını temizledi. Onun bu hareketini yan gözle izleyen Ömür, öfkeyle nefesini verip, "Gir!" diye seslendi.

İçeri giren iki kadın ve arkalarından gelen bir tane gönlekli adam vardı. Avcı, bunu gözünde koruma bozuntularından biri olarak değerlendirdi. Umay' ın, "Merhaba, ben Umay Alpay, yeni menajeriniz." dediğini duyduğunda, ela renkli gözleri, kahverengi gözlerle kesişti. Kumral saçlara sahip olan kadın, üzerinde ki beyaz elbise ile melek gibi görünüyordu. Görmeyen kahverengi gözleri ise, direk Avcı' nın gözlerinin içine bakıyordu ve gülümsüyordu.

"Ve Av, Avcı' sının yanında soluduğundan habersiz yalnızca gülümsüyordu..." diye fısıldadı Avcı içinden...

2. Bölüm Sonu

Kıymetli zamanınızdan ayırıp, bu bölümde benimle olduğunuz için teşekkür ederim trong>

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.