İçeriğe geç

Umut

Bölüm 1 · 10 dk okuma

Umut

Bölüm 1

Bölüm 1

BÖLÜM 1

"Avcı kötüydü, Av ise fazlasıyla masum..."

Avcı / İlahi Bakış Açısı

Kumral saçlarını geriye doğru savurdu, kıvrılan dudaklarına engel olamadan birbirine bastırmaya çalıştı. İri göğüsü inip kalkıyor, geriye savurduğu saçları itaatsizlik ederek tekrar alnına dökülüyordu. Dökülen her saç tutamı, terlemiş alnına yapışıyordu. Elinde ki bıçağı daha sıkı kavradı, parmaklarına bulaşan kandan büyük bir haz aldı. Üzerinde ki siyah gömleğine, kan fışradığında, bıçağı geri çekip kurbanına uzun uzun baktı. Ela gözlerinin ardında ki öfke, fazlasıyla belli oluyordu, ela gözlerinin ardında ki o haz her geçen saniye daha da artıyordu.

Bıçağı eldivenle kaplanmış diğer parmaklarının arasına aldı, cebinden çıkardığı mendil ile silip kemerine sıkıştırdı. Şişen göğüsünden dolayı siyah gömleği her an yırtılacakmış gibi duruyordu. Fakat nefesleri oldukça normaldi, kalp ritmi yavaştı.

Onun işi buydu. Öldürmekti. Bundan haz alıyordu, bunu seviyordu.

Bir kaç adım geri gidip, kan kusan adama baktı. "Son kez soracağım." dedi üzerine vurgu yaparak. Oldukça sert olan sesi, adamın hücrelerini titretmişti. Adam, elinin tersiyle dudaklarından çenesine doğru yol çizen kanı sildi, böbreğinin hemen yanında ki derin yaraya diğer elini bastırdı. "Sonuçta öldüreceksin beni, öyle değil mi, Avcı?" Kanla dolu dudaklarını kıvırdı. "Bunu asla öğrenemeyeceksin."

"Belki, canını bağışlamayabilirim." Adama doğru ilerleyip saçlarını sıkıca kavrayıp geriye dogru attı. Adamın yüzü yüzüne çevrilmişti, korku dolu gözleri ela gözlerde gezinmeye başlamıştı. Tek kaşını kaldırdı ela gözlerin sahibi ve "Aileni de mi düşünmüyorsun?" diye sordu acımasız, merhamet barındırmayan sesiyle.

Adam olduğu yerde daha fazla titredi. Kanlı dudakları, bu sefer gerçek bir korkuyla aralandı: "Onlara zarar verme, lütfen."

"Onları gözümü kırpmadan katlederim." Dolgun ve biçimli dudakları yukarı doğru kıvrıldı. "Sonuçta ben Avcı' yım, onlar da Av. Eğer bana kime çalıştığını, kime köpeklik yaptığını söylemezsen, hem kendini hem de aileni tahtalı köye yolcu ederim. Anladın mı av?"

Bir süre adamın korkusunu uzun uzun izledi. Biraz daha beklerse, adamı öldürecek ve işine kaldığı yerden devan edecekti. Sonuçta, elinde bir sürü adam vardı ama canı bu adamı konuşturmak istiyordu. Aralarından en korkak ve kaybedecek bir ailesi olan oydu. Bundan daha iyi bir fırsatı kaçıramazdı. Ya konuşacaktı, yada ailesi ile birlikte ölecek. Konuşmazsa, bir başkasının hayatını da kendi elleri ile kana bulayacaktı.

"Tamam, söyleyeceğim. Ama bana bir söz ver, aileme dokunmayacaksın. Onların kılına zarar vermeyeceksin."

Alayla güldü. "Zarar verirsem ne yapacaksın?"

"Söylemeyeceğim."

"Aptalsın." Daha sesli güldü. "Zaten onların ölmesine izin vermeyeceğin için ağızında ıslanmamış olan baklayı ıslatacaksın."

Adam aval aval karşısında ki Avcı' ya baktı. Ağızından şarıl şarıl akan kanı ve ailesini düşündü. "Tamam, söyleyceğim." dedi derin bir nefes alarak.

"Hadi, daha fazla bekleyemeyeceğim. Heyecanlandım." Tekrar alaya alarak kahkaha attı. İçinden, bu kadar da kolay olacağını tahmin etmemiştim diye geçirdi. Hemen ardından adamın önüne eğildi, çenesini sıkıca kavrayı yüzlerini hizaladı.

"Kim?"

"Şahin Alpay." Avcı, adamı tanımıyordu. Tanımadığı bir adamın, onun peşinde neden olduğunu anlayamıyordu. "Bana onun hakkında bilgi ver, neden peşimde olduğunu anlat. Yoksa-"

"Tamam, anlatacağım." İç çekti adam. "Adam, seni öldürmemizi değil, seni bulmamızı istedi. Senden bir şey isteyecek."

"Ne?"

"Kızını öldürmeni." Avcı kaşlarını derine çattı. Adamın çenesini daha sıkı kavradığında, yüzünü yüzüne yaklaştırdı, korkulu bakışlarını adamın gözlerine dikti. "Bunu söylemek bile, onun son nefesini vermesine sebep olacak. Bir adam kızını bile katledecek kadar acımasızsa, kimleri kimleri katleder."

"Hayır, öyle değil." dedi adam. "Kızı hasta, yaşayacak durumda değil, acı çekiyor. Ölmesi gerekiyor ama o ölmek istemiyor. Kör olduğu hâlde, yaşama sıkı sıkı tutunmuş güçsüz bir kadın. Her geçen gün daha fazla acı çekiyor her geçen gün ölüme daha fazla boyun eğeceğine her zaman ki gibi dik duruyor. Babası ise onun acı çekmesini istemiyor. Avcı, babası seni seçiyor."

Avcı, uzun uzun adamı izledikten sonra çenesini geriye doğru savurdu, belinde ki silahı çıkartıp, "Av kabul edildi." diye mırıldandı. Ardından silahın tetiğine basıp, adamı oracıkta son nefesini vermesine sebep oldu.

Üzerinde ki kanlı kıyafetlerden oracıkta kurtuldu, yedek pantolon vardı ama gömlek yoktu. Umursamadan, göğüsüne sıçramış olan kanı temizledi, son kez eserini inceledi.

Küçük, eski kulübeden çıktı, karşısında duran adamlarına kısa bir bakış attıktan sonra, adamladı anladı ve içeri geçip, cesedi temizlemeye başladılar.

Avcı ise, sağ kolunun yanına yürüyüp, omzunun üzerinden kulübeyi işaret etti. "Ailesini araştırın, her şekilde desteği verin." Ela gözlerini sağ kolunun kahverengi gözlerine çevirdi. "Yeni bir av var."

Sağ kolu en az onun kadar iriydi. Kahverengi gözleri ne kadar basit kalsa da, uzun boyuyla, geniş omuzlarıyla, kaslı bedeniyle ve ince beliyle oldukça dikkat çekiyordu. Saçlarının her bir tutamı, alnına yapışmıştı. Anlaşılan, bu gece onun için de yorucu geçmişti. "Kim Avcı?"

"Beni öldürmeye değil, yakalatmaya yeltenen Şahin Alpay' ın kızı." Korumanın gözleri Avcı' da gezindi. Uzun uzun izledi ela gözlerini. Onun bir kadının canına kastetmesi, neredeyse mümkün olmayan bir şeydi. Mümkün olduğu bazı istisnalar vardı.

"Kadın?"

"Evet. Ölümün eşiğinde, acı çekiyormuş ama yaşama sıkı sıkı tutunuyormuş. Babası da daha fazla acı çekmesini istemiyor. Benim onu öldürmemi istiyor." Kahverengilerini elalardan uzaklaştırdı, elini göğüsünün altından bağlayıp derin bir nefes aldı.

Bu konu ne kadar aklına ermiyorsa, o kadar da merak ediyordu. Avcı' dan ziyade, o tamamen güvenlik kısmındaydı. "Araştıralım, hemen gitme Avcı." dedi endişeli bir tınıyla. Avcı, ne kadar bir seri katil olsa da, aralarında ki bağ hiç bir şeye bedel olamazdı.

"Öyle yapacağız zaten. Sen, diğer adamlara söyle, araştırsınlar. Olmadı, ben gider kendi işimi kendim hallederim." Sağ kolunun son kez gözlerine baktı. "Ben eve geçiyorum. İyi geceler."

"İyi geceler."

Ela gözlerin sahibi kısa süre içerisinde oradan ayrıldı, hemen yanlarında ki büyük evine yürüdü. İçeri girer girmez bütün gözler üzerine çevrilmişti ama hiç kimse umursamadan tekrar başını öbür tarafa çevirmişti. Çıplak kaslı vücudunu, kimse görmek istemiyordu. Fakat bir çift göz haricinde.

Siyah saçları omuzlarında biten, mavi kısık gözlü ve uzun kiprikleri olan, dolgun dudaklarıyla ve uzun boynuyla dikkat çeken bir genç kızdı. Gözlerinin pırıltısına karşılık Avcı, yüzünü buruşturdu. "Anne, misafirimizin olduğunu bilmiyordum."

"Bende senin evde olduğunu bilmiyordum." Annesi, kırklı yaşların ortasında, güzelliğini asla kaybetmeyen bir kadındı. Oğlunun aksine kahverengi gözlüydü. Yer yer hafif beyazlayan saçlarını arkasında narif bir topuz yapmış, üzerine beyaz bluz, altına da siyah jean giymişti. Makyajı her zamanki gibi abartısız ama yüz hatlarını belli eder derecedeydi. Kadının kahverengi gözleri, öfleyle parlıyordu.

Avcı' nın gözleri, onu büyük denilecek açlık ile süzen gözlere kenetlenmişti. Ardından sırtını onlara döndü, "Üzerimi giyinip geleceğim." diyerek oradan ayrıldı. Merdivenleri ikişer ikişer çıktı, hemen solunda ki kapının karşısında durdu ve kapıyı aralayıp içeri girdi. Bu esnada, onu dikkatle inceleyen kehribar gözlerle karşılamıştı.

"Tam iki gündür sana ulaşamıyoruz." dedi kehribar renginde ki gözlerin sahibi. Kendisi Avcı' nın abisiydi. Avcı' nın tam tersi, saçları özenle taranmış, şekillendirilmişti. Kehribar gözleri her zamanki gibi işkolik vibe ile bakıyor, biçimli kaşları geçen her saniye daha fazla çatılıyordu. "Neredeydin?"

"İşlerim vardı." dedi Avcı. Ayakları onu gardırobunun önüne kadar götürdü. "Bir sorun mu var? Menajer Kız da aşağıdaydı." Menajer kızdan kastı, aşağıda onu yiyecekmiş gibi süzen kadındı.

"Ne işlerin var senin?" Menajer kız konusunu ve kendi söyleyeceklerini bir kenara koymuş, kardeşine en çok merak ettiği soruyu sormuştu. "Bir gidiyorsun, bir hafta gelmiyorsun. Bir gidiyorsun, baktık ki bir ay yoksun. Bugün ne oldu yakışıklı kardeşim? Daha süren dolmamıştı."

Abisinin söyledilerini es geçerek üzerine siyah renkli tişörtünü giyindi. Tişört dar olduğu için, kasları oldukça belli oluyordu, saçlarının dağınıklığı ve gözlerinde ki sarımsılık ise ona ayrı bir yakışıklılık katıyordu. "Tekrar gideceğimi sanmıyorum. Uzun bir süre burada kalacağım."

"Başka nerede kalacaktın ki?"

"Abi," dedi ve derin bir nefes alıp verdi. Bir kaç büyük adımda abisinin yanına gelmişti, çarşafı yenilenmiş olan yatağına oturmuştu. "Ne zamandır beni sorgular oldun? Ne zamandır yaptığım işlere, kaybolup geri dönmelerimi hesaplar oldun?" Alayla gülümseyip, sırtını yatağına yasladı, tek elini yumuşa saçlarına yasladı. "Yoksa beni çok mu özlüyorsun?"

Abisi gözlerini devirdi. "Ben sana ne anlatıyorum, sen ne diyorsun!" Derin bir nefes alıp, ellerini yapılı saçlarına geçirip düzeltti. "Menajer neden gelmiş?"

"Bilmiyorum. Bi' gidip sor zahmet olmazsa."

"Olur." Abisi, telefonunu çıkardı, bir şeylere tıklayıp kulağına yasladı. "Gediz' in odasındayız. Burada konu-"

"Odamda değil, senin odana geçeriz." Avcı' nın söylediğini kiletmedi. "Tamam, sen merdivenlere çık geliyoruz." Avcı, yattığı yataktan kalktı, ela gözlerini ovuşturup kapıya yöneldi. Arkasından da abisi geliyordu.

"Senin şu oda takıntını s..." Söyleyeceklerini, Avcı' nın açtığı kapının ardında ki Menajer Kız bozdu. Menajerin gözleri, Avcı' ya bakmamak için ekstra bir çaba gösteriyordu. "Odama geçelim, Nisan." Menajer başını aşağı yukarı sallayarak onayladı, Avcı ile abisi sırayla odadan çıktılar.

Memajer ise bir yandan söyleyeceklerine, "Yeliz de gelseydi." diyerek kestirip attı.

Yeliz, Avcı' nın kız kardeşi oluyordu. Kardeşçe kendi kurdukları grubun bir üyesiydiler. "Sen başla, abim konuşur onunla." Abisinin ters bakışlarını umursamamıştı.

Menajer, başıyla, onayladı Avcı' yı. "Uzun zamandır şarkı çıkartmıyor olmanız, hayran açısından merak uyandırıyor. Magazinciler ve daha bir çok fan, akıllarına gelebilecek bir çok olasılığı ortaya koyuyorlar." Avcı, uzun zamandır sosyal medyaya bile girmiyordu. Bu olanlardan habersiz, magazincilerin ve fanların çıkaracağı bir suikast geçiriyordu aklından. Suikastın ortasında da, her zamanki gibi kendisi mevcuttu. "Mesela, Gediz..." Avcı' nın abisinin odasına girmişlerdi, hepsi koltuklara yerleşmişti ve Menajer mavi gözlerini Avcı' ya gikmişti. "Senin hakkında bir çok haber var. Kimisi, ağır yaralı olduğu için saklatıldığını, kimisi, evlilik planları yaptığını düşünüyor. Bunun gibi bir çok haber va-" Avcı, evlilik planlarından sonrasına uzun uzun kahkaha attığı için, Menajer söyleyeceklerini yutmuştu, mavi gözlerini Avcı' nın abisine çevirmişti. "Mesala, senin hakkında da-" Söyleyecekleri tekrar Avcı' nın sesli kahkahaları ile kesilmişti.

"Gediz!" Abisi kızdığında, elini dudaklarının çevrisine yaydı, "Tamam sustum." dedi, elini ağızına kapattığı için boğuk çıkan sesiyle. "Devam et Menajer Kız."

"Ömür, aynı şekilde senin içinde bir çok haber var. Bir kaçı, kardeşinin ağır yaralı olduğu için, destek olmandan kaynaklanıyor, bir çoğu da, senin ağır yaralı olup, kardeşinin sana baktığını düşünüyor. Ama, dediğim gibi, bir çok insan, senin de Gediz gibi evlenme düşüncelerine kapıldığını veya Gediz' e yardım ettiğini düşünüyor. Böyle, bir çok yalan haber dolanıyor." Menajer, derin bir nefes alıp, gözlerini tekrar kıs kıs gülen elalara çevirdi. "Gerçek ise şu ki, uzun zamandır bizim küçük solistimiz ve şarkı yazarımız bi' geliyor, bir kaç gün geçmeden tekrar kayboluyor."

"İşlerim vardı." Aynı açıklamayı menajere de yapmıştı.

"Senin bundan daha önemli ne işin olabilir?" Abisinin sitemle sorduğu soruya gözlerini devirdi, ardından yerinden kalkıp Memajer Kıza baktı. "Yakın zamanda bir konuşma yaparız, bir kaç aya kalmaz yeni şarkı çıkartacağımızı söyleriz."

"Peki, öyle olacak mı?" diye sordu menajer. "Eğer şarkıda aksaklık olursa, fanların ve habercilerin dilinden düşmez-"

"Olmayacak." Son kelimesi bu olmuştu. Hemen sonra odadan çıkmış, kendi odasına girmişti. Üzerinde ki tişörtü, tek hamlede çıkartıp, altında ki pantolonla banyosuna girdi. Banyo kapısını kapattı, bir tur anahtarı çevirerek kapıyı kilitledi.

Tişörtü, hemen yanında duran kirli sepetine attı. Gözleri, tam karşısında duran aynada gezinmeye başlamıştı, aklında da, yeni avı olan kadın vardı. "Neden fazla yaşamayacağını bile bile, bir insan kendisine işgence çektirsin ki?" diye mırıldandı dudakları. Ardından eli kemerine tırmandı, kemeri çözüp, pantolonunun düğmesini açtı.

Kısa bir duş aldıktan sonra, altına banyoda her zaman duran, baxerını ve siyah eşofmanını aldı, giyinip banyodan çıktı. Çıkmadan önce aldığı havluyu, saçlarında gezdirirken, gözleri yatağının üzerinde oturmuş kız kardeşinde gezindi. "Hatırlatırım abi, bende sizinle aynı gruptayım."

Yeliz, yatağın üzerinde bacaklarını bağdaç kurmuş, annesi gibi kahverengi rengi olan gözleriyle küçük abisini izliyordu. Siyah ve yer yer sarı olan saçlarını her zamanki gibi salmıştı, üzerine de pembe geceliklerinden birini giymişti. Dudakları oldukça dolgundu, kaşları ise biçimliydi. Mükemmel bir yüz hatları vardı, annesini andırıyordu.

"Hatırlatırım abiciğim, birinin odasına isinsiz girilmez." Bunu söyledikten hemen sonra bilgisayar masasına yerleşti. "Abim sana anlatacaktı, anlatmamış mı?"

"Anlattı ama senin de anlatmanı istiyorum."

"Yorgunum Yeliz." Bilgisayarı açılır açılmaz kendisini arkasında ki sandalyeye yasladı. Yeliz ise, kısa sürede abisinin bilgisayar masasının yanına yerleşmiş, abisini izlemeye başlamıştı.

"Neden yorgunsun abi?" Kahverengi gözlerini kıstı. "Mesela, dün gece neredeydin?"

"Otelde." Yalan söylüyordu. Dün, peşinde olan Şahin Alpay ile ilgileniyordu.

"Hangi otelde?"

"Sana ne Yeliz?"

"Sadece merak ettim."

"Etme."

"Tamam ya." Yeliz, yaslandığı bilgisayar masasından ayrıldı. "Bu akşam, film izlesek mi?"

"Yarın izleriz, yorgunum."

Dudaklarını öne doğru büzdü. "Peki o halde, iyi geceler." deyip, abisinin yanağına uzun bir ölücük bıraktı. "O zaman, yarın bendesin."

"Çok beklersin. Sadece akşam."

"Tamam." Gülerek odadan çıktığında Avcı' da arkasından ufak bir gülümseme gönderdi kardeşine. Tekrar bilgisayarına girdiğinde, avı hakkında bir kaç bilgi edinmek istemişti.

Gecenin son saatlerine kadar toplayabildiği kadar bilgi toplamıştı. Söylenen gibi kız, görme engelli ve kalp hastasıydı. Kalbinin hastalık seviyesi ileri düzeydi, en ufak bir çarpıntıda bilincini kaybedecek kadar fazlaydı. Üstelik tek böbrekli, kalan son böbreği de yetersizlikten dolayı günün belirli saatlerde makinelere bağlı olarak yaşıyordu.

Avcı kötüydü, av ise fazlasıyla masum...

Bir tane de ablası vardı. İsmi Umay Alpay. O, kardeşinin taşıdığı hiç bir hastalığı taşımıyordu. Kendisi, başarılı bir memajerdi fakat son çalıştı adam ile aralarında kızıcı bir kavha çıktığı için işten ayrılmıştı. Şuan işsizdi ve babasıyla birlikte kalıyordu. Ara ara kardeşine ziyarete gidiyordu.

Avcı, kıvrılan dudaklarına engel olamadı, telefonundan bir kaç işlem yapıp, dinlenmek için yatağına uzandı. Derin bir nefes çekip, rahat yatağında gözlerini yumdu. Uykuya dalmadan önce, söylediği tek bir cümle vardı: "Avcı kötüydü, av ise fazlasıyla masum..."

1. Bölüm Sonu

Kıymetli zamanınızdan ayırıp, bu bölümde benimle olduğunuz için teşekkür ederim trong>

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.