Gözlerimi yavaşça açıp etrafıma baktım.
Yüzüme vuran ışıkla gözümü kıpraştırıp geri açtım.
Yatığım yerden doğruldum elirimi yukarı doğru birleştirip gerneştim.
Yataktan kalkıp odadaki banyoya ilerledim.
Banyoda işimi haledip çıktıktan sonra kıyafet odasına girdim.
Üstümü giydikten sonra tarağı alıp banyoya geçip saçımı taramaya başladım.
Saçlarım siyah ve uzundu.
Annem saçlarımı kesmeme hiç izin vermezdi.
Bende kesmezdim uzun saç seviyordum.
Saçımı yukarıda at kuyruğu yapıp takaraktaki saç kılarını iğrenç birşey yaparmış gibi toplayıp çöpe attım.
Ne?!
Kendi saçım bile olsa elimde öyle saç kılı tutmaktan nefret ederim.
Hem yemek yerken falan içine düşer, Allah korusun.
Miğdem bulanıyor saç kılı görünce özelikle başkasının saçı ise.
Elimi saç kılı varmı diye iyice kontrol edip yıkadıktan sonra banyodan çıktım.
Telefonumu elime alıp saatte baktım.
8:12 muhtemelen Daha kahvaltı bile hazır değildir.
O yüzden bende telefonu alıp instada gezinmeye başladım.
Dün paylaştığım gönderiye gelen yorum ve beğenilere baktım.
Herkes başın sağolsun şeklinde yorumlar yapmış.
Yorumlarına karşılık verip.
İnstadan çıktım acaba Ali abigil yola çıkmışlar mıdır ki?
Ofladım.
Dün akşam sanırım babamla konuştuktan sonra uyuya kaldım.
Dün akşamı asla unutmayacağım.
Babam beni istediğini söylemişti,bana sarılmıştı,bana kızım demişti.
Belki de dün akşam uyumadım mutluluktan adamın kollarına bayıldım?
Büyük ihtimalle.
Ama ne olursa olsun bugün kimse benim keyfimi bozamaz.
Ulan babam beni kabul etti diyorum!
Artık benimde babam var.
Şu an ilk okulda benimle babam yok diye dalga geçen kızlara el hareketi çekmek istiyorum.
Ama sümüklüler şimdi nerede Allah bilir.
Aman banane.
Aklıma gelen anı ile gülümsedim.
Artık doğum günlerimde babam gelsin diye Dilek dilememe gerek kalmayacak.
Çünkü artık babam geldi, Daha doğrusu ben ona geldim.
Kapımın çalması ile düşüncelerden ayrılıp kapıya baktım.
Uzandığım yerden doğrulup gel dedim.
Kapının açılması ile içeriye kafasını sarkıtan babamla hemen ayağa kalktım.
Niye geldi ki?
Aman niye geldiyse geldi boş ver sen babam gelmiş ona bakalım biz.
"Kahvaltı hazır aşağı inecektim senide çağırmak istedim."dedi gözlerini kaçırarak.
Yaa.
Sen beni kahvaltıya çağırmaya mı geldin?
Allah'ım çok tatlı oldu böyle ya.
Yüzümdeki salak gülümseme ile telefonumu arka cebime atıp kapıya ilerledim.
"Günaydın."dedim gülümseyerek.
Oda gülümseyip
"Günaydın."dedi.
Allah'ım bu adamın gülümseyecince dahada yakışıklı olduğundan heberi varmı?
Yoksa bir an evvel haber verin çünkü henüz ölmeye niyetli değilim.
Daha babamla yapacak çok şeyimiz var.
Odadan çıkıp yürümeye başladık.
"Rahat uyuya bildinmi? eğer rahat edemediysen başka bir oda hazırlata biliriz."dedi.
Ya sen kibarlık abidesi falan mısın?
Sen böyle yaptıkça Benim içim bir hoş oluyor da ondan dedim.
"Evet rahat etim sorun Yok."dedim.
Avluya gelince onun yönlendirmesi ve dün kendimde gitiğim yemek odasına doğru ilerledik.
İçeriden sesler geliyordu.
"Seninle konuşmak istediğim konular var yemek yedikten sonra çalışma odama gel olurmu?"dedi.
Kapının önünde dururken aradaki boy farkı nedeniyle kafamı kaldırıp konuştum.
"Tamam ama odanın nerede olduğunu unutum."dedim.
Yüzündeki tebessümle konuştu.
"Beraber çıkarız."dedi Kafa salladım.
Babam da odanın kapısını açıp geçmem için yol verdi bende içeri girerken oda hemen peşimden girdi.
Odadaki herkesin bakışı bize döndü.
Ben ne yapacağımı bilmezce bekarken babamın yönlendirmesi ile iki tane tanımadığım adamın ortasına oturdum.
Mükemmel yine kasıntı gibi yemek yiyeceğim!
Tam karşımda lodos abi vardı.
Yanımdaki oturan adamlar bana bakıyordu.
İkisinin yüzünde de tebessüm vardı.
Ben anlamadım aq.
Ne oluyor?
saygısızlık olmasın diye ağzımın içinde günaydın dedim herkes bana karşılık verdikten sonra dede Bey'in afiyet olsun demesiyle yemek yemeye başladık.
Herkesin gözü yine bendeydi.
Şimdi masadan kalkıp yüzümde bokmu var diye bağırmak istiyorum.
Ama yapmam.
Onlarda haklı tabi hayatlarına öyle bir anda girdim.
Beni merak ediyorlardır.
Ki etmeleri lazım yani sonuçta daha birbirimizi tanımıyoruz.
Göz ucuyla yanımda oturan adamlara baktım.
Muhtemelen abim yada kuzenlerim olmalıydılar.
Herkes Kendi hâlinde takılırken ben kasıntı gibi yemek yiyordum.
Yemeğimin bitmesi ile kafamı kaldırıp babama baktım.
Bana bakıyordu önüne baktığımda yemeğinin bitmiş olduğunu gördüm.
Beni mi bekliyordu?
Babam hemen çaprazımda oturuyordu.
Babamın masadan kalması ile bende masadan kalkıp bize merakla bakanlara döndüm.
Babam kimseye açıklama yapmadan kapıya doğru giderken ben konuştum.
"Afiyet olsun."deyip babamın peşinden ilerlemeye başladım.
Odadan çıkıp kapının önünde bekleyen babama baktım.
Beraber merdivenlerden çıkmaya başladık.
Geçen sefer girdiğimiz odaya gelince içeri girdim babamda peşimden.
Yine geçen sefer oturduğum yere oturup babama baktım.
Oda karşıma oturup konuştu.
"Biliyorum aklında sorular var kafan karışık bende şimdi sorularının bağzılarını cevaplayacağım."dedi sonra tekrar konuştu.
"Seni nüfusumuza almak için dava açıldı en kısa zamanda seni nüfusuma alacağım, dedenler konusuna gelirsek onlarla Daha detaylı konuşacağım senden annen vefat ettikten sonra seninle ilgilenen avukatın telefon numarasını istiyorum, miras ve dedenler konusunu onunla daha açık ve detaylı bir şekilde konuşmam lazım."dedi kafa salladım.
Telefonumun şifresini açıp kişi kaydet kısmına girdim tekefonu eline uzatıp konuştum.
"Telefon numaran bende yok kaydet mesaj olarak atarım edim abinin numarasını."Dedim gülümseyip telefonu alıp numarasını kaydetti.
"4 tane abin bir tene de erkek kardeşin var. O gün kolunu sıkan en büyük abin karan 27 yaşında, kolunu sıktığı ve bağırdı için pişman. Sabah yanında oturanlarda abindi sağ tarafında oturan ikinci en büyük abin yamaç 26 yaşında,sol tarafında oturan barış abin 25 yaşında,son abin Kaan 18 yaşında ve küçük kardeşin ege."dedi.
Maşallah hiç durmamış çocuk yapmışlar.
"Peki Esra abla ve sen?"dedim.
Aklımdaki soruyu sordum.
Çünkü gerçekten merak ediyordum durumları.
Hem içim hiç rahat değildi.
Babam elini kafasının arasına alıp kaşıdı,sonra yerdeki bakışlarını çekip bana baktı.
"Esra ablanla biz ne olacağız bilmiyorum...herşeyi düzeltmek için elimden geleni yapacağım ama bunun için oldukça uzun bir süreye ihtiyacımız var ,bu yaptığım kolayca affedilir bir şey değil...zaman herşeyin ilacıdır derler belki bizimde ilacımız biraz Zamandır."dedi.
Bilmiyorum.
Bu yaşadıklarımız bizim sınavımız mı?
Yoksa yaptığımız bir kötülüğün bedeli mi?
Ne?
Bu hikayedeki herkes acı çekiyor bende olmak üzere herkes yaptığı hattalar yüzünden acı çekiyor peki ben ve esra abla hangi hattanın acısını çekiyoruz?
Bilmiyorum Belki bana öyle geliyor...
Ama bildiğim birşey var hatta yapanlar bedelini ödüyor.
Hayat hep böyle değilmi?
Bir hata yaparsın ve bedelini ödersin.
Sanırım babamın hatasının bedelli de bu... Esra abla...
Hatta, hatayı yapan ve bedel...bu üç kavram bizim hayatımız dı.
Hata bendim... hatayı yapan babam... bedeli de Esra abla...ve bu döngüde üçümüz de acı çekecektik.
Sanırım bu da bizim sınavımız dı?
Zor bir sınav...
Sınavın nedeni neydi çözmek, öğrenmek ve kazanmak yada...kaybetmek....?
Bu sınavı hangimiz kazanacaktır yada hangilerimiz?
Hangimiz kaybedecekti?
Sanırım gerçekten babamın dediği gibi zamana ihtiyacımız vardı.
Aralarında ne olur bilmiyorum ama umarım ikiside kendileri için olan en iyi kararı alıp mutlu olurlar.
"Haklısın sanırım herkes'in zamana ihtiyacı var."Dedim.
Odadaki sessizliği yeniden ben bozdum.
"Peki Esra ablagilin ailesi?"dedim.
"Sen oraları düşünme biz onlarla en uygun şekilde konuşacağız."dedi.
Kafa salladım.
Etrafıma baktım.
Duvarlarda kitaplar vardı odanın için de bir çalışma masası.
Çalışma masasının ilerisinde lacivert renk küçük oturma gurubu.
Çok hoş bir havası vardı tekrar babama baktım bana bakıyordu.
"Şey son soru o zaman?"dedim.
Oturduğu yerde kafa salarken güldü ve konuştu.
"Tamam."
Sen gülme kardeşim.
Gözüm orada takılı kalıyor çünkü.
Sonra bağzen düşünürken aklıma geliyor kendimi bir an sapık gibi hissediyorum.
"Annem'in yazdığı mektubu çok merak ediyorum eğer izin verirsen bende okumak istiyorum?"dedim.
Evet o mektubu çok merak ediyordum.
Acaba annem ne yazdı?
Babamın oturduğu yerden kalması ile onu izledim.
Çalışma masasının üstünden bir mektup alıp buraya gelip mektubu bana uzatı.
Annem'in yazdığı mektup.
Mektup'u bana uzatırken hemen elinden alıp mektubu açtım.
Tam okuyacaken babamın konuşması ile durdum.
"Seni mektupta yazan şeyler yüzünden kabul etmedim Alisa...seni gerçekten istediğim için kabul etim."dedi ben anlamazca ona bakarken elimdeki mektup'a döndüm.
Neden öyle dediki şimdi?
Öncelikle merhaba hiç tanımadığım kızımın babası.
Ben Selma demir, alisa'nın annesi.
Bu mektup sana ulaştığına göre Alisa oraya gelmiş demektir.
Herşeyden önce Alisa senin kızın bu gerçek, eğer istersen DNA testi yaptıra bilirsin.
Şimdi esas konu kızım Alisa...
Lütfen ona iyi davran...o çok masum,saf,iyi kalpli onun üzülmesine izin verme olurmu?
O senin kızın bunu unutma.
Bu hatayı ikimiz yaptık ama bedelini Alisa ödemeyecek!ben bunca yıl ona elimdeki en iyi geleceği sundum,mutlu etmim,sevdim,üzülmesine izin vermedim,hem annelik hem babalık yaptım ama artık yapamam...çünkü bir ölüyüm.
Bundan sonra bu hayatı ona sen sunacaksın babası olarak!
Lütfen ikimizin yaptığı hata yüzünden kızımızı suçlama çünkü bu hayatı Alisa seçmedi... dünya'ya bu şekilde gelmeyi o istemedi.
Eğer sen gerçekten iyi bir baba yada iyi bir insan isen burda hattalı kişinin ikimiz olduğunu anlarsın... umarım.
Kızımın üzülmesine izin verme ona bütün suç ondaymış gibi davranmalarına izin verme!
Ona baba ol olur mu?
Onun hayallerinin yıkılmasına izin verme!
Hayallerini gerçekleştirmesinde yardımcı ol.
Alisa hep senden nefret ederek büyüdü ona senin bizi bırakıp gittiği söyledim.
Oda hep senden neferet etti... Alisa çok yara aldı...bu şekilde dünya'ya geldiği için hep dışlandı! babası yok diye hep küçük gördüler,dalga geçtiler şimdi sıra sende senin adına açılan yaraları sarmalısın.
O mutlu olmayı çok hakk ediyor...onu mutlu et olurmu?
Alisa yaralı ama yaralarına rağmen çok güçlü bir kız...her zaman en küçük Umut bittiğinde karanlık çöktüğünde, Kendi umudunu yaratır, Kendi ışığını aydınlatır.
Alisa için Umut bitse bile o yeniden umutlar yaratmaya çalışır.
Hiç pes etmez... çünkü o Benim küçük ama güçlü kızım.
Ne olursa olsun sakın unutma Alisa senin kızın ve bu hikayedeki en masum kişi!
O yüzden bir hatalı arıyorsan aynaya bakmalısın.
Bu hikayedeki tek hattalılar biziz! Alisa yada bir başkası değil!
Şimdi git ve mutlu ol...kızımla ve ailen ile.
Umarım gerçekten kızımı mutlu edersin...
Selma demir.
Göz yaşlarım yavaşça düşüyordu mektuba.
Ağzımdan bir hıçkırık kaçtı bir tane daha ve bir tane Daha.
Elimdeki mektup yeri boylarken ben hıçkırarak ağlıyordum.
Birinin bana sarılması ile kafamı kaldırdım.
Sanki musluk gibi yaş akıyordu gözlerimden.
Babam bana sıkıca sarılıyordu.
Neden?
Artık bu beş harf bir kelimeden bıktım...Neden?!
Bu soruyu sormaktan yoruldum!
Hayatı sorgulamaktan!
Herşeyi düşünmekten!
İçimde tutmaktan!
En çokta yaşamaktan yoruldum!
Ama ölüm bir çare değil.
Sadece bir kaçış yolu ve korkak kişiler kaçar!
Ben bir korkak değilim!
Ve hiçbir zamanda olmam!
Ben hep savaşacağım!bir korkak gibi kaçmayacağım.
Hayatın beni intihara sürüklemesine izin vermeyeceğim aksine hayatta,kadere, bu olanlara inat yaşayacağım!
Şu an düşmüş olabirim ama bu geri kalkıp yoluma devam etmeyeceğim anlamına gelmiyor!
İşte ben buyum Umut bitse bile yeniden umut yaratan kız... annesinin küçük ama güçlü kızı.
"Ağlama,ağla diye vermedim mektubu."dedi çaresiz Bir sesle.
Kafamı salladım.
Ağlamayacağım!
Güçlü bir kız olup sözümü tutacağım.
Babam benden ayrılıp eleri ile yüzümü sildi.
"Alisa ben gerçekten orada yazanlar yüzünden seni kabul etmedim...seni gerçekten kızım olarak istediğim için söyledim o sözleri sana dün akşam."dedi çaresiz bir sesle.
Neden o sözleri söylediği şimdi beli oldu.
Benim mektupta yazanlar yüzünden onun beni kabul etiğini düşüneceğim için.
Ama öyle düşünmüyorum.
Daha birbirimizi tanımasakta ona güveniyordum.
Gerçekleri söylüyordu.
Ve beni gerçekten istiyordu yoksa neden bana ona inanmam için açıklama yapsın?
Ben bunun için ağlamıyordum.
Kaderim için ağlıyordum...
Annemin ölüm eşiğinde bile beni düşünmesine ağlıyorum.
Annem öleceği için üzülmüyordu beni bu dünyada yalnız bırakacağı için üzülüyordu.
Bu..bu gerçekten düşündükçe insanı Deli edecek birşey... insanın annesi ile ölümü beklemesi...
Gözümden yaşlar akmaya devam ediyordu.
Yavaşça oturduğum yerden kalktım.
Elleri yüzümden yavaşça kayıp dizlerinin üzerine düştü.
Üzgünüm ama şuan kimseyle konuşacak durumda değildim.
Zar zor buldum sesimle konuştum.
"Yalnız kalmak istiyorum."dedim fısıltı şeklinde çıkan sesimle.
Odadan çıkacaken sesini duydum.
"Bana inanıyorsun değil mi?"dedi kısık bir sesle.
Yüzümü ona dönmeden konuştum.
"İnanıyorum sadece biraz yalnız kalmak istiyorum."Dedim
Sonra da Yaşlı gözlerle odayı terk ettim.
Kendi kaldığım odaya doğru ilerledim.
Gözlerim yaş olduğu için etrafı bulanık görüyordum.
Merdivenlere ilerleyip yavaşça çıkmaya başladım.
Kendi kaldığım odanın katına gelince durup elimle göz yaşlarımı sildim.
Etrafta gözlerimi gezdirirken bana şaşkın bir şekilde bakan karan'ı gördüm.
Elinde bir kaç dosya vardı sanırım kendi odası yâda çalışma odası bu kataydı.
Onu umursamayıp yanından geçeceken konuştu.
"İyimisin?"dedi.
Gözlerimi ona çevirip duygusuzca baktım.
Dikkatle beni izliyordu.
Hisetirek bir kahkaha atım omuzlarım sarsılarak deli gibi gülüyordum. yavaş yavaş yüzüm düşerken.
Yüzümde acı bir gülümseme peydah oldu.
Karan verdiğim tepki karşısında kaşları çatık ve şaşkın bir şekilde bana bakıyordu.
"Bok gibiyim!"dedim sol gözümden firar eden yaşla.
Karan'ın verdiğim bu tepkiye şaşırmasını umursamadan yanından geçip kaldığım odaya girdim.
Şu an karan'ın ne düşündüğü umurumda bile değildi.
Kapıyı kilitleyip kıyafet odasına girdim.
İçeriden annemin hırkalarından bir tene alıp üstüme giydim.
Annemin gül kokusu burnuma dolarken yüzümden bir gülümseme peydah oldu eş zamanlı gözlerimden yaşlar akmaya başladı.
Şaka gibi!
Herşey!
Herşey şaka gibi!
Yıllarca babam olmadan yaşadım. Babam olmadığı için ve tek gecelik bir ilişkiden dünyaya geldiğim için pek çok yerde dışlandım ve iğrenç bakışlara maruz kaldım!
Hepsini geçtim annemin gördüğü muamele?
Hepsinden kötüydü.
Hayatım bok gibi ilerliyordu!
Annemi kaybettim!
Babamı buldum!
Dünya neden bu kadar adaletsiz?
Neden annemi benden alıp babamı veriyor?
Neden dünyanın bütün yükü sırtımda gibi hissediyorum?
Acaba hala bu yaşadıklarım bir rüyamı?
Peki rüyaysa ben bu rüyadan uyanmak istiyormuyum?
Eğer uyanırsam babamı kaybedeceğim,uyanmasam annemi kaybedeceğim...
O an yüzüme tokat gibi çarptı gerçekler.
Ben annemi zaten kaybetmiştim...
Bunlar bir rüya değildi!
Şükür mü etemem lazım bu durumda?
Annem giderken babam geliyor?
Sanırım evet.
Sonuçta annem o mektubu bana hiç bırakmaya bilirdi!
Ve ben babamı asla bulamaya bilirdim.
En azından ikiside yok demiyorum... gerçi hala bir Baba-kız sayılmayız ama olsun bu ileride olmayacağımız anlamına gelmiyor.
Düşüncer beynimi kemirirken yavaşça yatağa uzanıp gözlerimi kapattım.
Uyumak herşeyi düzeltecek miydi?
Hayır.
Ama en azından düşüncelerimden kaçmak için iyi bir yol.
Şu an sadece uyumak istiyorum bir kaç saatliğine de olsa hiç birşey düşünmek istemiyorum.
Yavaşça bilincimi kaybederken rüyam da annemi görmeyi dileyip uykuya daldım.

