İçeriğe geç

ULUBEYLER

Bölüm 19 · 21 dk okuma

ULUBEYLER

Bölüm 19

19.Bölüm

"Ben nasıl izin verdim ya?! Ne diye senin buraya gelmene izin verdim ki?! Hatayı en başında yaptım. Seni annen'in cenazesinden sonra yanımda götürmeliydim!"diye kendine kızarak odada ileri geri yürüyen Ali Abi'ye kısaca baktım.

Sonrada odadaki yatağa hafif uzanır gibi oturmuş Ela ablaya baktım kısaca.

Derin Bir nefes aldım.

Birkaç dakika önce salonda olanlar yüzünden herkes iyice gerilmişti. Olay iyice büyüyecekken Akif Abi ve amcalarım araya girmişti.

Ali abi, ela abla ve ben onların kalacağı odaya gelmiştik az önce.

Kollarımı dirseklerime yaslayıp, Biraz eğilip elimle başımı ovdum.

Yine her şey sarpa sarmıştı!

Ali abi beni yanında götüreceğini söylüyordu ve çok ciddi görünüyordu.

Ve babam...

Ali abiyi dövecekti. Buna izin vermezdim, bu çok fazla olurdu çünkü.

Ona kızgındım! Zaten beni unutuğu için küsken şimdi birde Ali abiyi dövmeye kalkışmıştı.

Çok kötü hissediyordum, etrafımdaki Herkes sanki Benim psikolojim biraz daha bozulsun diye çabalıyordu.

Çünkü öyle hissediyorum, iyi değilim. Hemde hiç.

Gözlerim dolarken burnumu çektim. Ali Abi hâlâ kendi kendine konuşuyordu ama dinlemiyordum.

Aklıma babamın bakışları gelince gözlerim Biraz daha dolu ve Bir göz yaşı direk ayaklarımın ucuna düştü.

Bana öyle bir bakmıştı ki Bir an, çok kısa Bir an dediklerimden pişmanlık duymuştum.

Çok büyük Bir kırgınlıkla bana bakmıştı. Kalbi kırılmıştı.

Tıpkı benim gibi...

Onlara beni üzdükleri için bedel ödetmek istiyordum. Evet babam şu an çok büyük bir şekilde ödüyordu.

Ama ben neden onun için üzülüyordum?

Gözümden bir damla yaş daha düştü.

Neden her şey iyice mahvoluyor?

Anlamıyorum. Neden hiç kimse benim şu an nasıl olduğumun farkında değil? Neden herkes beni düşüyor ama aynı zamanda düşünmüyormuş gibi hissediyorum?

"Ama bu sefer aynı hatayı yapmayacağım. Ben buradan gidene kadar senin velayetini almazlarsa bu sefer seni yanımda götüreceğim."

Olmaz.

Eğer olsaydı annem'in cenazesinden sonra bana onunla gelmemi teklif ettiği zaman kabul ederdim.

"Olmaz..."diye mırıldandım. Göz yaşımı silip.

"Ne demek olmaz Alisa?"diye konuştu Ali Abi.

Oturduğum yerden yavaşça kalkıp Ali Abi'ye doğru ilerledim.

"Olmaz, Ali abi. Çünkü eğer gelmek isteseydim en başından seninle gelirdim. Seninle gelemem. Dedemler peşimde bunu en iyi sen biliyorsun. Ben sizinle geldiğim zaman ne olacak? Dedem beni bulacak ve Benim yüzümden sizinde huzurunuz bozulacak. Bak senin bir tane daha çocuğun olacak, dedem tehlike! Anlasana ben sizin huzurlu ortamınızı bozup orada rahat rahat yaşayamam. Yarın Bir gün dedem yüzünden başınıza Bir şey gelirse ben birde bu yükün altında kalkıp yaşayamam Ali abi..."dedim gözümden Bir damla yaş düşerken.

Ali Abi beni kendine çekip sarıldı.

Bu yüzden onunla gitmemiştim.

Onların, huzurlu ortamını bozmaya hakım yoktu. Hem dedemler onlardan birine Zarar verirse yaşayamazdım.

O yüzden onlarla asla gidemezdim.

"Olmaz Alisa, ben gerekirse onlardan şikayetçi olurum. Elimden geleni yaparım. Hepinizi korurum. O yüzden bizimle geleceksin. Seni burada bırakıp tekrar oraya gidemem. Senin bir eğitim hayatına var Alisa. Bu adamlar Bir oyunun peşine düşmüş ve senin hayatını mahvediyorlar."dedi benden yavaşça ayrılırken.

"Evet. Ali haklı, Bizimle geliyorsun Alisa. Ya senin velayetini alacaklar ya da Bizimle geleceksin."diyen Ela abla ile derin Bir nefes aldım.

Ya neden kimse beni anlamak istemiyor?!

"Ali Abi, Ela abla. Lütfen durumu zorlaşırmayın. Beni anlayın. Başınıza Bir şey gelirse yaşayamam. Olmaz, ben bunun korkusu ile başımı yastığa koyamam. Lütfen..."dedim ağlayarak.

Ali Abi kararsızca Ela ablaya kısaca baktı.

"Tamam. Ağlama."dedi eliyle göz yaşımı silip.

"Seni götürmeyeceğim. Ama eğer tek bir yanlış,tek Bir hata daha fark edersem. Alisa bu sefer seni götürmeme kimse engel olamaz."dediğinde derin Bir oh çektim içimden.

Ali Abi'yi ikna etmenin sevinci ile gülümseyip tekrar ona sarıldım.

"Canım abim ya."diye konuşmayı da unutmadım.

Ali abiden ayrılırken bu sefer o konuştu.

"Bu kadar sevinme. Akşam deden ya da amcalarından biriyle konuşacağım. En kısa sürede senin velayetini almalarını söyleyeceğim. Biz burada en fazla iki gün kalabiliriz, zaten acele Bir şekilde geldik. Biz gittikten sonra da onlarla irtibata olacağım. Malum sen bize olayları doğru düzgün anlatmıyorsun. Dediğim gibi tek Bir yanlışta seni yanıma alırım. Ayrıca okula kaydolacaksın. Şu oyun işini Bir an evvel bitirmeleri söyleyeceğim. Sende okul süresince sadece derslerine odaklanacaksın. Ayrıca ben akif'le de sürekli konuşacağım derslerin ya da Bir şeye ihtiyacın olursa diye. Anladın mı?" Ali abi'nin yaptığı uzun konuşma Bir kulağımdan girip diğerinden çıkarken kafamı salladım. Ve yanağından öpüp Ela abla'ya ilerledim.

"Tamam. Zaten onlarda alırlar velayetimi. Ayrıca bundan sonra bir sorun olmayacak."dedim.

Yatağın önüne gelince elimi ela abla'nın büyümüş karnına koyup bebeği hissetmeye çalıştım.

Bebek herhangi Bir tepki vermeyince kafamı Ela abla'nın kucağına yasladım. Ela ablanın kısık gülüşünü duydum. Yine bir hareketlilik hissetmeyince kafamı geri kaldırıp konuştum.

"Ben gelince uyukuya daldı sanırım küçük ha-"tam cümlemi bitirecekken aklıma gelenlerle sustum.

Az kalsın bebeğin cinsiyetini söylüyordum!

Ela abla ile göz göze gelince dudağını kemirip kaşları ile Ali abi'yi gösterdi.

"Ne dedin sen?"diye ali abi'nin sesini duyunca hemen oturduğum yerden kalkıp Ali Abi'ye döndüm.

"Ne dedim ben? Bir şey demedim ki! Değil mi Ela abla?"

"Evet, Bir şey demedi."diye bana destek çıkan Ela abla'ya kısaca bakıp tekrar bana döndü Ali Abi.

"Söyledi duydum. En son kelimeyi devam ettirmeden sustu. Valla duydum'ha' dedi. 'Ha' ne Alisa? Hadi abiciğim konuş. Ağzını aç cümleyi devam ettir. Hadi bakalım konuşursan sana pamuk şeker alırım bak."

"Ali abi çocuk muyum Ben? Pamuk şeker alırım diye ikna etmeye çalışıyorsun beni?Aaa olmuyor ama böyle!"dedim.

Ali Abi göz devirirken yine benim ağzımdan laf alamayacağını anladığı için ela abla'nın yanına doğru ilerledi.

Yazık ya! Acıdım şu an abime.

"Vay be! Şu hayatta çocuğumun cinsiyetini öğrenmek için yalakalık yapmakta varmış."diye Ela abla'nın karnına minik Bir öpücük bıraktı.

Ela abla ve ben birbirimize bakıp gülerken konuştum.

"Ben kaçar. Sonra gelirim yanınıza, ayıraca gidip şu erdil'e bir bakayım. Malum götü yer tutmuyor başına bela falan almasın."diyerek Ela abla'ya öpücük atıp odadan çıktım.

Ela ablagile verilen oda alt kataydı.

Ben odadan çıktıktan sonra evin arka bahçesine geçmek için avuludan geçerken o sırada içeri girmekte olan Ege ve Esra ablayı görünce duraksadım.

Ela abla anlamsız Bir şaşkınlıkla Ege'ye bakarken Ege, sanki Bir ruh gibiydi.

Avlunun önünde öylece boş bakışlarla yürürken gözleri beni buldu. Ve olduğu yerde durdu.

Aramızda iki adımlık mesafe vardı, Esra ablada onunla beraber dururken. Gözlerim tekrar Ege'ye döndü.

Gözleri Sanki, içinde fırtınalar kopan bir denizi andırıyordu. Sanki,bir şey beli etmemeye çalışır gibi Bir hâli vardı.

Ne olmuştu? Ege neden bana böyle bakıyordu?

Yoksa her şeyi öğrenmiş miydi? Ama öyle olsa şu an bu kadar sakin durmazdı değil mi?

Ben şaşkınca Ege'ye bakarken Esra abla'nın sesini duydum.

"Ege anneciğim iyi misin? Yüzün solgun gibi biraz."

Ege annesine hiç dönmedi. Benimle olan göz temasını Bir an Bile bozmadı.

Sonra gözleri Biraz doldu, dudağını dişledi. Burnu Biraz kızarmıştı.

Ben hem korku hemde şaşkınlıkla Esra abla'ya baktım kısaca.

Oda bana şaşkınca bakarken,

"Ege..."diye konuşacakken, Ege'nin birden bana sarılması ile lafım yarım kaldı.

Ege'nin elleri belimi bulurken sıkıca sarıldı bana.

Benim ellerim havada kalmış, şaşkınca Ege'ye bakarken ellerimi yavaşça indirip onun omuzlarına koyarken sarılmasına karşılık verdim.

Açık ağzımı kapatırken, Esra abla ile çok kısa Bir şekilde göz göze geldik. Oda tıpkı benim gibi şaşkınca bize bakıyordu.

Benim, şu an ne olduğu hakkında hiçbir fikrim yoktu. Kafam iyice karışmıştı.

Bir teori üretemiyordum bu olanlara.

Bir şey öğrendi desem? Neden böyle Bir tepki versin ki?

Bağırıp çağırıp, hesap sorardı. Ağlardı. Değil mi?

Ama sadece bana sarılıyordu. Neden? Niye?

Aklım hiçbir şey almazken kendimi zorlayıp konuştum.

"Ege,iyi misin?"diye kulağına doğru fısıldadım.

Boyu uzundu. Ama benden biraz kısaydı. Kafasını omuzuma yaslamış, hâlâ bana sarılıyordu.

Benim konuşmamla sanki transtan çıkmış gibi titredi ve kafasını omuzumdan çekti.

Benden yavaşça ayrılırken, gözlerini benden kaçırarak konuştu.

"Ben az önce yolda gelirken, Bir t-trafik kazası gördüm de. O anlar aklıma geldi, biraz k-korktum. o yüzden birden sana sarıldım, Özür dilerim."diye kekeleyerek bir açıklama yaptı.

Esra abla hızla Ege'ye sarılırken.

"Tamam anneciğim, sorun yok. Hadi odana gidelim sen biraz dinlen olur mu?"dedi.

Ege kafasını sallayıp,dolu gözlerle son kez bana baktı.

Çok kısa Bir bakışmaydı, ama aslında Bir o kadar uzun Bir bakışmaydı.

Sanki,bana Bir şeyler anlatmak istedi. Ağlamak istedi, sarılmak istedi, bağırmak istedi. Bana öyle anlamlı Bir şekilde baktı ki olduğum yerde çivi gibi saplandım.

Yalan söylüyordu, yolda gelirken trafik kazası falan görmemişti.

Bir şey saklıyordu. Ve bu şeyi saklamak için bu yalanı attı.

Eğer trafik kazası görse ve kendi yaşadığı anlar aklına gelse böyle bakmazdı.

Bana acı ile değil korku ile bakardı.

Acı çekiyordu. Neden?

Ne saklıyorsun Ege?

Yavaşça ikiside gözden kaybolurken derin Bir nefes aldım.

Kalbim hızla atarken olduğum yerde daha fazla durmadan kendimi bu kata ki mutfağa atım.

Hızla mutfağa girerken mutfaktakilerin bana baktığını gördüm ama hız kesmeden dolaptan bir bardak alıp tezgahın üzerinde duran sürahiden su doldurup içtim.

Elimdeki bardağı, tezgaha geri koyarken yavaşça arkama dönüp bana şaşkınca bakan pınar abla ve selva'ya baktım.

Onlarla çoktan tanışmıştım, bu evin çalışanlarıydı.

Selva 19 yaşında üniversite öğrencisiydi. Pınar ablada annesiydi. Yaz tatilinde harçlık çıkarmak için burada çalışıyordu selva.

İki tane kız daha vardı çalışan ama şu an burada değilerdi.

Pınar abla,selva ve Cemal abi küçük bir aileydi.

Cemal abide evin şoförüydü.

Onlarda tıpkı bizim gibi bu konakta yaşıyorlardı.

Bu kata onlarında odaları vardı ama nerede olduğunu bilmiyordum.

Onlar bana şaşkınca bakarken Biraz gülümseyip konuştum.

"Kolay gelsin." Onlar arkamdaki masada oturmuş, yeşil fasulye ayıklıyorlardı.

İkiside çok tatlı insanlardı. Onlarda şaşkınlığı Bir kenara atıp gülümserken pınar abla konuştu.

"Sağol kuzum, gel otur. Çay koyayım mı sana? Ya da açsan Bir şeyler hazırlayayım."

"Yok abla. Sağ ol, ben aç değilim. Çay'a da gerek yok. Hatta bende size yardım edeceğim."dedim selva'nın yanındaki masayı çekip otururken.

Belki Biraz fasulye ayıklarsam kafam dağılır.

"Bak anne ben sana diyorum çok hamarat bu kız."diyen selva ile güldüm.

"Teşekkürler."dedim az utanarak.

"Kızım bırak sen biz yaparız. Gerek yoktu."diye konuşan pınar abla ile gülümseyip konuştum.

"Aman azıcık soysam elime yapışacak değil ya. Hem kafa dağıtırım biraz."dediğimde selva güldü.

"Herkes dışarıda Gezer tozar kafa dağıtır. Bizde anca mutfakta işte..."dedi iç çekip. onun bu haline annesi ile güldük.

Önüme bir kaç tane yeşil fasulye alıp ayıklamaya başladım.

"Az önce alel acele girdin. Bir şey mi oldu kız?"diyen selva ile konuştum.

"Yok, susadım. Ondan öyle girdim." Anladım der gibi kafasını salladı.

"Kavga mı etiler yukarıda? bağırış sesi geliyordu."diyen pınar abla'ya kısaca bakıp konuştum.

"Evet, ama fazla uzatmadan ayırdılar."dedim.

Elimdeki fasulye'yi kırıp tabağın içine attım. Sonra Bir daha, Bir daha. Böyle Bir sürü atıktan sonra selva'nın sesi ile daldığım yerden ayrıldım.

"Bugün gelen çocuk sevgilin miydi? Arslan abigil kötü kötü bakıyordu."dedi gülerek.

"Yok ya, çocukluk arkadaşım. Sevgilim değil. Kardeş gibiyiz onunla."dediğimde kafasını salladı.

Selva çok tatlı güler yüzlü Bir kızdı, tanıştığımızdan beri bana çok iyi davranmıştı. Sohbeti de çok hoştu,kafa dengimdi yani.

Onu çok fazla tanımasamda iyi biri olduğunu anlamıştım kısa sürede.

Evde olan olaylardan fazla görmüyordum onu ama arada karşılaşıyorduk. Ve o kısa süre selva'nın duyduğu dedikoduları anlatmaya yetiyordu.

Evet biraz dedikoducuydu kendisi. Onunla hiç tanımadığım insanların dedikodusunu yapıyordum ama çok tatlış Bir şekilde anlatıyordu.

Ayrıca insanların arkasından atıp tutmuyordu, sadece dışarıda bizim, başkalarının hakkında duyduklarını söylüyordu.

Ve açıkçası bu durumdan memnundum.

Ee tabi hakkımda yapılan güncel dedikoduları bilmeye hâkım var değil mi?

"Erdil demişken, en son acar'la beraberdi. Nereye gittiler gördün mü?"

"Barış abi falan,arka bahçeye gidiyorlardı."dedi.

Doğru tahmin etmişim.

Pınar abla ve selva ile biraz daha sohbet ederek fasulye soyduktan sonra Erdil'e bakmam gerektiğini söyleyip yanlarından ayrıldım.

Hızla arka bahçeye giriş yaparken görüş açıma barış,acar ve Erdil girdi.

Bahçedeki oturma gurubunda oturuyorlardı.

Bu sefer yavaşça yanlarına giderken hâlâ beni fark etmemişlerdi.

"Atma be! İbo'nun bütün şarkılarını ezbere bilemezsin!"diye küçümserce Erdil'e bakıp konuşan barış ile gülümsedim.

Kıskandığı için Erdil'e böyle yaklaştığına inanamıyordum. Tıpkı çocuk gibiydi.

"İnanmasan inanma be!"diye alta kalmayan Erdil'in sesini duydum.

En sonunda hepsi beni fark ederken,ben hemen Erdil'in yanına oturmak için ilerlerken erdil'in yanındaki boş yere oturan barış'la durdum.

"Burası dolu, şuraya geç sen."diye kendi yanındaki boş yeri gösteren barış ile şaşkınca ona baktım.

Cidden, çocuk gibiydi!

Ona göz devirip onun gösterdiği yerin aksine acar'ın yanındaki tekli koltuğa oturdum.

Bu sayede barış ve Erdil'i karşıma almış oldum.

"Çok yalancı bu çocuk Alisa,nesine güveniyorsun sen?"diye burun kıvırıp konuşan barış ile kıkırdadım.

Erdil kaşlarını çatmış Bir şekilde barış'a bakıyordu.

"Yalancı mı? kıskanç herif. Kıskanıyorsun bizi değil mi?"dedi Erdil sırıtarak.

Göz devirip,Güldüm.

Barış gözlerini irice açıp, Erdil'e baktı. Sonrada kaşlarını çattıp konuştu.

"Senin gibi Ergen'i ne kıskanacağım ben be?!"dedi sonra bana bakıp gülümseyerek konuştu.

"Ayrıca kardeşim değil mi? İster kıskanırım, ister kıskandırır."dediğinde gülümsedim.

"Alındım şu an."diye araya giren acar ile ona döndük.

"Bi'sen eksiktin zaten acar. Kız gibi herşeye alınıp duruyorsun."dedi barış.

Kaşlarım çatık Bir şekilde barış'a döndüm ve konuştum.

"Sadece kızlar mı alınabiliyor barış, erkeklerin kalbi yok mu?"

"Alisa sen acar'la küs değil misin? Şimdi niye savunuyorsun sen bu maymun götlüyü?!" Ben kaşlarımı iyice çatarken Erdil kahkaha atmaya başladı.

"Barış abi niye hatırlatıyorsun ya?! Ne güzel unutacak beni affedecekti! Ayrıca siz Benim popoma kurban olun."diye kolları birbirine dolayıp konuştu acar.

"HasbinAllah!"dedim sinirle.

Ya Bir tane akılı arıyorum, yeminle çok değil!

El deliye, biz akılıya hasret!

"Ya siz, Allah akıl, fikir dağıtırken ne yapıyordunuz?!"

"Valla ben kesin yemek yiyordum."diye espri yapma çalışan acar ile göz devirdim.

Barış ve Erdil bu espriye gülerken yine göz devirdim.

"Evet şimdi de acar'ı o mükemmel esprisi için alkışlıyoruz."dedim elimle alkışlarken.

Ortada dönen saçma Muhabbete dayanamayacağımı anlayıp oturduğum yerden kalktım.

"Mükemmel sohbetinize doyum olmuyor. Ben odama gidiyorum."dedim ve üçünü başbaşa bırakıp odama yöneldim.

Tencere-kapak misali birbirini bulmuşlar resmen!

Hız kesmeden odama girerken aklımda sadece Ege vardı.

Odanın içinde Birkaç tur atım, kitap okumaya çalıştım, telefona baktım. Ama aklım hep Ege'de olduğu için bir türlü bu yaptıklarıma odaklanamadım.

Bir türlü o davranışlarına açıklayıcı Bir sebep bulamıyorum. Yalan söylediğinden şüpheleniyordum. Madem trafik kazası gördü,neden bana sarıldı?

Sarılması gereken kişi Annesi olması gerekiyordu ben değil. O yüzden yalan söylediğini düşünüyordum. Bizim ona oynadığımız gerçeği öğrendi desem? Neden bu kadar sakin olsun ki?

Şayet ben öğrensem bu kadar sakin kalmazdım. O yüzden bu şıkıda eliyordum. Ama aklıma böyle davranmasını sağlayacak başka Bir seçenek gelmiyordu.

Akşam yemeğine kadar bugün olanları, ege'yi, babam'ı, Sabah Karan'ın söylediği şeyleri düşündüm.

Her şeyi akışına bırakmak istiyordum, ama bundan korkuyordum.

Her şeyi akışına bırakmak demek. Benim yenilgim demekti.

Bütün olanları, olacakları akışına bırakırsam kaybedecek olan bendim. Bu yüzden akışına bırakmak yerine hayatıma yön veren o ipleri sıkı sıkı tutacaktım.

Başka şansım yoktu.

Artık düşünmekten bunalmaya başladığım o dakikalarda, selva beni çağırıp akşam yemeğinin yeneceğini söylemişti.

Ev ahalisi akşama doğru toplanırken ev iyice kalabalıklaşmıştı. Yemek odasında yeterince yer olmadığı için biz kuzen tayfası, abiler ve Erdil akşam yemeği için terastaki yemek masasında yemek yemiştik.

Biz fazla sakin olmayan kuzenlerin birbiriyle dalaşılmalı, Erdil'e soru sormalı bir yemek olmuştu.

Bugün babam'ı pek görmediğim için laf arasında barış'a babamın nerede olduğunu sormuştum. Oda bana babamın bugün olan tartışmadan sonra çıkıp gittiğini ve hâlâ gelmediğini söylemişti.

Bu duruma Biraz üzülsemde beli etmemiştim.

Ege'yi sorduğumda ise onun bugün odasından hiç çıkmak istemediğini, gördüğü trafik kazası yüzünden Kendini iyi hissetmediğini ve uyumak istediğini öğrenmiştim.

Ben odamdayken, abi takımı gidip Ege ile konuşmuş. Ege yine onlara Bir trafik kazası gördüğü için böyle olduğunu söylemiş.

Ama hâlâ söylediği şeylere inanmıyordum. İçimde Bir ses yalan olduğunu, başka Bir şey olduğunu söylüyordu.

Yemek bitikten sonra ev büyükleri arka bahçedeki oturma gurubunda sohbet etmek için çıkmıştı. Biz ise bulunduğumuz noktadan ayrılmadan kocaman terastaki oturma gruplarına yerleşmiştir ve şimdide sohbet ediyorduk.

Daha doğru Miraç abi ve uğur abi'nin Erdil'i Galatasaray ya da Beşiktaş'ı tutması için ikna etmelerini dinliyorduk.

"Gel kardeşim sen şuraya,bak sana siyah Beyaz çok yakışır ben seni mükemmel Bir Beşiktaşlı yapacağım, Güven sen bana."diye konuşup Erdil'in sol omzuna sağ elini koyup sıkarak salladı uğur abi.

Miraç Abi hemen kaşlarını çatarken,

"Lan oğlum şu çocuğun yüzüne Bir bak?! Siyah-Beyaz ne alaka?! Bu çocuğun teni beyaz az renk lazım renk. o yüzden sarı-kırmızı olmalı değil mi Erdil kardeş?"diye oda uğur gibi elini Erdil'in omzuna koydu.

Erdil arada kalmış gibi görünüyordu. ikisine de kısaca bakıp en sonunda bana dönerek Yavru köpek bakışları atmıştı.

Dudaklarımı sarkıtıp kafamı olmaz der gibi iki yana salladım.

Üzgünüm Erdil,seni şu an onların elinden kurtaracak tek kişi Allah.

"Eee!"diye böbürlenen Miraç abi ile boğazını temizleyip konuştu Erdil.

"Ehe! Ben Trabzonspor'luyum."diyen Erdil ile barış ve acar gülmemek için kendini sıktı. Fakat ağızlarından garip sesler çıkardıkları için bu seslere ikizler kahkaha attı. Barış ve acar'da onlara katılırken bende güldüm.

"Ne demek Trabzonspor lan?!Gavur evladı! Senden Beşiktaşlı olmazdı zaten! İyi oldu!"diyen uğur abi ile daha çok güldük.

"Ne gavuru ya?!"diye çıkışan Erdil ile herkes yavaş yavaş susmuştu.

"Senin anan baban, gâvur değil mi la?"diye konuştu Miraç abi.

"Ne gavuru la?! Elhamdülillah müslümanız biz!"diye kaşlarını çattıp konuşan Erdil ile kıkırdadım.

"Hatta kendisi has Bir Türk olur. Yıllardır İtalya'da yaşamasına rağmen buranın çoğu geleneğini benden iyi bilir."dedim.

"Evet. Sadece İtalya'da yaşıyoruz. Annemde babamda buralı ve müslümanız. Ayrıca Bizim memleket Trabzon."diye ekledi Erdil.

"Ha ordan geliyor yani Trabzonspor, tamam la. Anladım. Bende diyorum bu gâvur niye Bizim buranın takımını tutuyor."

"Yalnız gâvur mavur, ayıp oluyor Miraç Abi."

"Tamam müslüman Erdil kardeş."diye tekrar konuşan Miraç abi ile herkes gibi ben de kendimi tutamayıp kahkaha attım.

Herkes yavaş yavaş susarken, Lodos abi'nin sesini duydum.

"Baban ne iş yapıyor orada?"

"Otelimiz var. Orayı işletiyor."

"Anladım. "

"Annen çalışıyor muydu?"diye bu sefer Fırat Abi konuştu.

"Evet, annem spiker. Hamile kalmadan önce İtalya'da ki Bir haber kanalında çalışıyor'du."

"Anladım."

"Meslek olarak ne düşünüyorsun? Bu arada bizi yanlış anlama sadece seni tanımaya çalışıyoruz Erdil."diye konuştu metin Abi.

"Sorun değil. Moda tasarımcısı olamak istiyorum Ben. alisa'nın aksine! kendisi henüz hangi mesleği yapmak istediğini seçebilmiş değil."diye bana bakıp sırıtarak konuştu Erdil.

"Artık oda karar verdi. Yazar olmak istiyor."diye araya girdi Boran.

"Dum. Şimdi de psikolog olmaya karar verdim."dedim.

Herkes ışık hızında bana dönerken güldüm.

Tabi ki de şaka yapmıştım.

Yazar olmayı düşünüyordum, hata aklımda bununla ilgili birkaç fikir bile vardı.

"Ne?"dedi baran.

"Şaka değil mi? Geçen beraber konuştuk. Yazar olacağım dedin ya?"dedi Toprak.

"Evet, öyle dedin. Hatta kendimi geliştireceğim de dedin."diye ekledi acar.

"Demiştir o,"dedi Erdil gülüp. Yüzümü buruşturdum.

"En son görüştüğümüz zaman bana'Erdil ben astrolog olacağım!' demişti. O dönemde burçlara falan çok takmıştı ondan."dedi Erdil gülüp.

"Ondan sonraki haftada telefonda, sirk cambazı olmak istiyorum demişti. Meğerse iki gün önce sirke gitmiş."diye gülerek konuşan Erdil ile diğerleride ona katıldı.

Ben Kesinlikle duvar gibi suratımla gülmezken gözüm tam karşımda tıpkı Benim gibi bakan Karan'a takıldı.

"Gerçekten, vaz mı geçtin?"dedi.

"Hayır,Şaka yaptım."dedim.

"Nasıl başardınız alisa'yı Bir meslekte ikna etmeyi?"diye konuştu Erdil tekrar.

"Sen niye bana laf sokup duruyon Erdil?"

"Laf sokmak değil, gerçekler. Senin gerçeklerin bunlar."dedi sırıtıp.

Tıpkı bende onun gibi sırıtım. Şu an herkes bizi izliyordu. Evet Alisa şimdi Erdil'i çok güzel Bir U dönüşü yaptırma zaman'ı!

"Yazık. Bende sen bana laf sokmadan önce tam da kardeşinin cinsiyeti hakkında bir şeyler söyleyecektim."

"Ne?! Kim? Ben mi?! Yok kızım öyle bir şey. Kuru iftira! Allah herkesi kuru iftiradan saklasın!"herkes Erdil'e gülerken bende onlara katılıp güldüm.

•••

Elimdeki bardağı tezgaha geri bırakırken, mutfağın kapısına ilerleyip ışığı kapatıp,kapıyıda ardımdan kapatıp merdivenlere ilerledim.

Gecenin bilmem kaçında uyanıp susadığım için söve söve mutfağa su içmeye inmiştim.

Akşam çocuklarla Biraz daha oturduktan sonra saat geç olunca herkes yatmak için odalarına gitmişti.

Ben avlunun ortasında merdivenlere ilerlerken, kapıdan gelen tıkırtılar ile olduğum yerde durdum.

Bu saatte dışarıda koruma varken eve hırsız girmesi pek mantıklı değildi.

Ben olduğum yerde yavaşça açılan büyük kapıdan girecek kişiyi bekledim.

Kapı yavaşça açıldıktan sonra karanlığın içinde Bir adam gözüktü.

Yüzünü tam seçemiyordum karanlıktan dolayı, yavaşça içeriye adım atıp kapıyı da aynı yavaşlıkta sessizce kapattığında bana doğru ilerlemeye başladı.

Bana yaklaştıkça yüzü beli olan adama kaşlarımı Biraz daha çatıp baktığımda gelen kişinin babam olduğunu gördüm.

Oda tıpkı Benim gibi şaşkın Bir şekilde bana bakarken,hemen dibimde bitmişti.

"Alisa,ne işin var senin burada. Uyumadın mı hâlâ?"diye konuştu.

Sesi Çatalaşmıştı. Yüzü hâlâ karanlıkta pek belli olmuyordu. Ama biraz daha dikkatli bakınca gözlerinin kızarmış olduğunu gördüm.

Ağlamış mıydı?

Benim söylediklerim yüzünden mi?

Onun gözlerini görür görmez içim pişmanlıkla doldu.

Eğer benim söylediklerim yüzünden ağladıysa çok üzülürdüm.

Normalde üzülmemem lazımdı, çünkü oda beni unutuğunda bende ağlamıştım. Benimde canım yanmıştı.

Ama ben gadar bir insan değildim. Onlara kızgındım ama insanlığımı unutmuş değildim.

"Ben su içmek için inmiştim..."dedim boğazıma Bir yumruk otururken.

Çok mu abartmıştım acaba?

"Suyunu içtiysen hadi git uyu, dışarısı soğuk. Daha fazla bekleme üşütürsün."dedi.

Kafamı usulca sallarken, konuştum.

"Sen, uyumayacak mısın?"

"Boş ver. Hadi daha fazla bekleme üzerindeki incecik."

"Soru sordum."

"Cevap verince gidip uyuyacak mısın?"

"Ne diyeceğine bağlı."dedim inatla.

Niye gitmiyordum hiçbir fikrim yoktu.

Sadece onunla konuşmak için bahane arıyordum aslında.

Nerede olduğunu,ne yaptığını,neden gözlerinin kızarık olduğunu ve neden bu saatte geldiğini merak ediyordum.

"Biraz terasta oturacağım Alisa. Tamam mı? Hadi odana git ve uyu şimdi."

"Bende terasa çıkacağım. Hava almak istiyorum." Yalan.

Onun derin bir off çektiğini duydum.

"Hava almak için gecenin üçünü mü buldun Alisa?"

"Hava almanın saati mi olurmuş?"dedim ve merdivenlerden çıkmaya başladım.

Bir süre sonra hemen yanımda onun bedeni belirdi. İkimizde sessizce teras yolunda ilerlerken babam konuştu.

"Teras esiyordur şimdi, üstüne Bir şey al bari."dediğinde bizim odanın olduğu kata durdum.

Hızla kendi odama ilerlerken hız kesmeden odada kendime Bir hırka ve Küçük bir pike alıp odadan çıktım.

Ben üşürsem oda üşürdü.

Hızla yanına girerken elimdeki pikeyi ona uzatıp almasını bekledim.

Pikeye kısaca bakıp tekrar bana döndü.

"Bu ne?"

"Neye benziyor?"

"Pike."

"Çok uzun sürdü anlaman."dedim gülerek. Elimdeki pikeyi eline tutuştururken merdivenlerden çıkmaya başladım.

Elimdeki hırkayı üzerime geçirirken terasa yaklaştıkça soğuk havayı daha da fazla hissetmeye başladım.

"Laf mı atın sen bana?"diye sesini duyunca kıkırdadım.

"Nasıl düşündüğüne bağlı."

"Demekti küfür ettin."dediğinde olduğum yerde durdum ve Bir basmak arkamda olan babama baktım.

"Cidden bu şekilde mi anladın?"

"Ne düşündüğüne bağlı demedin mi?"

Önüme dönüp tekrar yürürken,terasa sonunda çıkmıştık.

Fazla beklemeden ikimizde çift kişilik Bir koltuğa yan yana otururken bütün Mardin'i karşımıza almıştık.

Bu evde en sevdiğim yerlerden birisi burasıydı sanırım. Çok güzel Bir manzarası vardı. Buraya çıkınca sanki bütün Mardin ayaklarımın altında gibi hissediyordum. Oysaki benim ayaklarım altında olan küçük Bir kısmıydı.

Babam elindeki pikeyi omuzuna atarken Bir ucunu da bana verince ona baktım.

"Teşekkür ederim, hırkam var."

"Görüyorum, Alisa. Ama pike çok büyük. Bir ucu sende olsa Bile fazlalık kalıyor gir hadi içine. Hem burası hava almak için fazlasıyla soğuk."dedi.

Avlunun ışıkları açık değildi. Ama terastaki ışıklar açık olduğu için yüzünü tam anlamıyla görebiliyordum.

Onun dediğini yapıp biraz kaydım ve pikenin içine girdim.

Dediği gibi pikenin bende olan ucunda fazlalık bile kalmıştı.

"Küçük almıştım aslında."diye mırıldandım.

"Küçük anlayışın buysa büyük nasıl çok merak ettim."dediğinde gülmemek için dudağımı dişledim.

O konuşmadan sonra uzun Bir süre hiç konuşmadan karşımızdaki manzarayı izledik.

Biraz düşününce bugün ona haksızlık yaptığımı anladım.

O Benim varlığımın bile farkında değilken,onu yapmadığı şeylerle suçlamıştım.

Belki beni bilseydi, oda yapardı.

Böyle düşününce içim cız etti.

Gözlerine bakarken resmen senin yapmadığın babalığı yaptı demiştim.

Empati yapınca dediklerimin aslında ağır şeyler olduğunu anlamıştım.

Biraz daha kararsızca düşündükten sonra konuştum.

"Özür dilerim."

"Özür dilerim."

İkimizde aynı anda aynı cümleleri söylediğimiz için birbirimize baktık.

İkimizde birbirimize garipçe bakarken babam tekrar konuştu.

"Devam edebilirsin,"dedi önüne dönerken.

"Bugün söylediğim şeyler için özür dilerim. Biraz fazla ileri gittim sanırım. Ali Abi benim için çok önemli biri, birden onunla kavga etmek için çıkışınca ağzımdan kaçtı, üzgünüm."

"Özür dilemene gerek yok Alisa. Haklıydın. Hatta söylediğin şeylerde çok doğruydu. Ben hepsini hak ettim. Özür dilerim. Böyle Bir girişimde bulunmamam gerekiyordu, seni götüreceğini söylediği zaman gözüm döndü. Üzgünüm. Ben, sadece seni Yeni bulmuşken kaybetmek istemedim."dedi.

Gözlerim yavaşça doldu.

"Hayır haklı değildim. Senin benden haberin bile yoktu..."dedim inatla.

"Olduğu zaman ne oldu? sen hep haklısın Alisa. Ben seni üzmekten başka Bir şey yapmadım. Hiç senin için çabalamadım. Sana babalık yapamadım. Sen ne desen çok haklısın. Bana küfür etsen gıkım çıkmaz şurada. Ben seni unuttum, seni üzdüm, ağlatım... Babalık böyle olmaz değil mi? Ben bunu bile beceremedim!"

Gözümden artık yaşlar akarken ona döndüm.

Gözleri dolmuş öylece yeri izliyordu.

"Evet bunları yaptın. Ama hâlâ Bir şeyleri düzeltmek için geç değil. Pes mi ettin?"dediğimde bana döndü.

İkimizinde dolu gözleri birbirini buldu.

"Çocuklarımın olduğu yolda asla pes etmem. Sadece ne yapacağımı bilmiyorum."dedi kararlı Bir sesle.

Gözümden Bir damla yaş akarken konuştum.

"Çok mu üzdün kızını?"dedim burukça gülümseyip. Sol gözünden Bir Damla yaş firer ederken dudağını ısırık kafasını salladı.

"Çok üzdüm."

"Affetirmek istiyor musun peki kendini?"dedim hemen gülüp hem ağlarken.

"Evet, istiyorum."dedi gözlerime bakarken.

"O zaman ona sarıl ve Pamuk şeker al. Belki seni affeder."dedim hıçkırmamak için dudağımı ısırırken.

"Affeder mi gerçekten?"dedi umutla.

"Sana olan kırgınlığı ve kızgınlığı belki gider ama seninle hemen barışmaz. Seninle barışması için çabalaman lazım."dedim burnumu çekip.

"Olsun, bana olan kırgın bakışları gitsin de ben yıllarca barışması için beklemeye razıyım."dedi kendinden emince.

Göz yaşlarım artık durmazken babam konuştu yine.

"Pamuk şekerim yok,ama yarın alırım. Şimdilik sarılsam olur mu?"dediğinde gülüp kafamı salladım.

Eliyle yavaşça göz yaşlarımı silip bana sarıldı.

Yavaşça kafamı boynuna yasladım,elerimide boynuna dolarken hıçkırıklarıma engel olamadım.

Benim bıraktığım pike düşmesin diye tutarken sıkıca sarıldı bana.

"Bundan sonra seni asla üzmeyeceğim. En azından bunun için çabalayacağım,söz veriyorum."dedi. Saçlarımı öperken.

Yavaşça birbirimizden ayrılırken yine elleri yüzümü buldu ve göz yaşlarımı sildi.

"Bundan sonra sadece mutluluk göz yaşları dökmen için çabalayacağım, söz veriyorum."dedi.

"Gözlerinin üstünden Bir tane öpsem kızar mısın?"dediğinde gülerek kafamı hayır der gibi salladım.

İki gözümünde üstünden öperken, tekrar konuştu.

"Bundan sonra sana babalık yapmak için çabalayacağım, söz veriyorum."dedi gözünden son bir Damla yaş düşerken.

Bende elimle göz yaşlarını sildim yavaşça.

Tekrar ona sarıldım. Kıkırdadım ve konuştum.

"Pamuk şekerimi almayı unutma!"

"Tamam!"diye onun gülen sesini duydum.

Gözlerim ağladığım için ağrırken yavaşça açıp kapatım göz kapaklarımı, Babamdan ayrılırken kafamı omzuna yasladım ve gözlerimi biraz dinlenmesi için kapatım.

Pişman değildim, onu zaten affedecektim.

Ama ikimizede artık eziyet etmek istemedim. Ayrıca hâlâ onunla barışmamıştım. Yine ona trip atacaktım ama eskisi gibi bakıp konuşmayacaktım.

Uykum geldiği için esnerken, gözlerim iyice ağırlaşmıştı.

Yavaş yavaş ağır Bir uykunun içine çekilerken kendimi tutamadım.

Yarı uykulu bir şekilde dururken birden havalanınca babamın beni kucağına aldığını anlamam zor olmadı.

Üzerimdeki pikeye iyice sarılırken, babamın atığı adımlardan merdivenlerden indiğini anladım.

Artık bilincimi Daha fazla açık tutmazken, kendimi uykunun kollarına bıraktım.

En son hatırladığım şeyse, sırıtımın yumuşak Bir yerle buluşması, üzerime yavaşça Örülen örtü , saçımdan öpülmem ve babamın kısık sesiydi.

"Pamuk şekerli rüyalar, kızım..."

Bölüm sonu

3 yorum