"Çok mu acıyor...kalbin?"
Kafamı salladım usulca.
Çok fazla acıyor...
Kafasını yavaşça salladı, yatakta bağdaş yaptığı ayaklarını bozup, aşağı sarkıtı. Sol kolunu uzatıp yavaşça beni yanına çekerken artık erdil'in kolları altındaydım.
"Benim de acıyor,"dedi hüzünle.
Gözlerim doldu.
"Çok mu özledin annen'i?"dedi, boğazına koca Bir yumruk oturduğunu biliyordum.
Gözlerimi yumdum ve kafamı salladım.
"Evet."diye fısıldadım.
"Bende özledim."
Odayı Keskin Bir sessizlik el aldı.
Gözlerimi açmadım, sadece öyle durdum ve acının geçmesini bekledim.
Ama yine herzaman ki gibi geçmedi.
Yavaşça süre yaklaşırken içimden geri saydım.
3,2,1 ve 0...
Hıçkırık sesi, omuzumda hisetiğim göz yaşları.
Bu şekilde birkaç dakika bekledim ve bu süre boyunca gözlerimi açmadım.
Erdil artık bana iki koluyla sıkıca sarılırken, içini dökmesine izin verdim.
"Erdil,"dedim titreyen sesimle sessizliği bozup.
Gözlerimi açtım, göz yaşlarım yavaşça yanağımdan süzülürken dudağımı dişledim.
"Annem..."dedim hıçkırarak. Kolarımı erdil'in boynuna sıkıca dolarken hıçkırdım.
"Erdil ben çok özledim, annem'i."
"Bende özledim, Alisa seni nasıl teselli ederim bilmiyorum ama inan en az senin kadar özlüyorum onu."
Kafamı yavaşça kaldırıp yüzüne baktım.
"Erdil çok acıyor değil mi? Annem'in yokluğunu her hissetiğin de, sanki kalbine iğne batırıyorlar gibi değil mi?"dedim burnumu çekip.
"Evet, çok acıyor. Ama sonra arkasında senin gibi güzel Bir sümüklü böcek bıraktığı aklıma geliyor ve kendimi toparlıyorum.."dedi acı içinde gülüp.
Yüzümde tebessüm oluşurken burnumu yine çektim.
"Senin kendini toplamak için bir sürü sebebin var. Ben sadece annem'e verdiğim sözleri tutmak için yaşıyorum."dedim yine hüzünle.
"Bunlarda Bir sebep."dedi Erdil.
Erdil'den yavaşça ayrılırken ona kısa bir bakış atıp önüme döndüm.
"Bilmiyorum Erdil, bazen hayallerim aklıma geliyor, çok mutlu oluyorum. Sonra aklıma bu hayallerin hepsinde annem'in de olduğu aklıma geliyor, üzülüyorum ve bu hayallerin hiçbirini gerçekleştirmek istemiyorum. Çünkü hiçbirinde annem olmayacak."dedim.
Sustu. Bu suskunluk Bir süre devam etti ve konuştu.
"Peki onlarla hiç hayal kurdun mu?"
"Kurmuştum, ama..."
"Ama?"
"Üzdüler Erdil,"
"Sikik herifler!"dedi kaşlarını çatıp.
Erdil tam ağzını açıp konuşacakken ondan önce davranıp konuştum.
"Erdil şu an değil. Zaten üzgünüm Bir de o konuları açıp iyice üzme beni."dedim gözlerine bakıp.
"Niye böylesin kızım sen? Niye bu kadar safsın? Alisa seni üzdüklerini söylüyorsun ama bizimle gitmek istemiyorsun! Bunlar, Çok mantıklı hareketler gerçekten (!)"
Gözümü yumup ,elimle Burun kemerimi sıktım.
"Erdil neden bu kadar üstüme geliyorsunuz? Anlasana! birinize Bir şey olursa gerçekten yaşayabileceğimi mi düşünüyorsun?! Ben kesinlikle düşünmüyorum!"Erdil öfkeyle gözlerini kapatıp oturtuduğu yerden kalkarken bende kalktım.
"Yani kendini feda ediyorsun?"
"Hayır Erdil! Savaşıyorum! Kaçamak istemiyorum anla işte. Artık güçlü olduğuma inanmak, bu lanet hayatın zorlukları ile başa çıkmak istiyorum! Ben kaçıp Bir köşeye saklanmak istemiyorum. Sadece artık yalnız olduğum bu Yolda yürümeyi öğreniyorum." Dedim gözümden bir damla yaş akarken.
Erdil bana bakıp sinirle elerini saçlarına daldırdı.
"Tamam Alisa! Ne yaparsan yap, ama pişman olduğunda yine bana gel, tamam mı?" Kaşlarımı çatıp ona baktım.
"Niye?"
"Çünkü bu sözlerini sana hatırlatıp daha da pişman olmanı sağlayacağım."koluna sinirle Bir yumruk atarken homurdandım.
"Çok kötüsün!"
"Kötü değilim, aslında sana iyilik yapıyorum daha da pişman ol ki yine aynı hataya düşme diye."
Göz devirip yatağa oturdum.
"Asıl sen bana hatırlat, ileride sana güzel bir kapak hareketi çekeyim."
Erdil'de yine yanıma otururken, güldü.
"Görürüz."
"Göreceğiz!!"
Güldü.
Şu an öğle saatlerinde olmalıydık.
Sabah gözlerimi açtığımda kendimi yatakta bulmuştum. Sanırım akşam uyuya kaldığım için babam beni Buraya getirmişti. Yine dün akşam ki düzende Sabah kahvaltısı yaptıktan sonra Erdil'e odaya gelmiştik. Sabah babamın işi olduğu için erkenden evden çıktığını öğrenmiştim. Bunu fazla sorgulamamıştım.
Ve yaklaşık saatlerdir Erdil'le son zamanlarda olan bütün konulara değinmiştik.
Şimdi olduğu gibi.
"Küstün mü?"diye konuşan Erdil ile gülümsedim.
"Yok,küsmedim."dedim. Onun güldüğünü duydum.
"Salak ya!" Diye beni kendine çekip saçıma Bir öpücük kondurdu.
Güldüm.
"Erdil, sence nasıl insanlar? Yani sana nasıl bir izlenim veriyorlar?"dedim.
Erdil Biraz düşündükten sonra konuşmaya başladı.
"Yani aslında iyi insanlar, bence. Sana nasıl Bir hata yapıp üzdüler bilmiyorum ama kötü insanlara benzemiyorlar. Sadece şu baban ve abilerin biraz gıcık. Sürekli bana kötü kötü bakıyorlar, hayır hepsi izbandut gibi insan korkuyor. Onun dışında küçük kardeşini henüz görebilmiş değilim. Ve son olarak Esra abla, aslında o Biraz garip biri. Kötü anlamda söylemiyorum sadece Bir şeyler karıştırıyor gibi..."kaşlarım çatılırken konuştum.
"Ne karıştırıyor gibi?"
"Alisa hiç düşündün mü bu kadın neden sana bu kadar iyi davranıyor diye?"erdil'in konuşması ile kaşlarım iyice çatılırken yüzümü ona döndüm.
"Ne demek istiyorsun Erdil? Açık konuş." Erdil of çekerken gözleriyle bana bakıp konuştu.
"Alisa hangi kadın kocasının başka Bir kadından olan çocuğuna annelik yapmak ister ki? Hem de kocası onu aldatmışsa. Bu kadın bir işler çeviriyor olabilir!"öfkeyle yerimden kalkarken erdil'in tam önünde durup konuştum.
"Erdil böyle Bir şey yok! Esra abla böyle biri değil! O sadece bana iyilik yapmaya çalışıyor. Hem beni kandırınca eline ne geçecek ki? O zaten babamdan da boşanmak istiyor. Eğer niyeti farklı olsaydı neden babamdan boşanmak istesin ki?"
"Benimde kafamı karıştıran nokta orası işte!"
"Erdil Bence sen çok saçma düşünüyorsun, bu konuyu burada kapat ve bir daha da açma!"dedim sinirle. Erdil kaşlarını çattıp ayağa kalkarken konuştu.
"Alisa kendini kandırmayı bırak, o kadın sana iyilik yapmaya çalışıyor diye bu onun Bir melek olduğunu göstermez! Ben eminim bu kadında Bir şeyler var, dışarıdan çok mükemmel biri gibi görünüyor ama niyeti farklı."
"Nasıl bu kadar Emin konuşabiliyorsun Erdil?"
"Çünkü sana yaklaşımına mantıklı Bir açıklama bulamıyorum. Bak şöyle düşünelim,sen Esra abla'yla aynı durumda olsan ne yaparsın? Seni annen'in ve babanın yaptığı şeyin suçlusu olarak tutmaya bilir ama gerçekleri öğrendiği günde gelip sana benim kızım ol,aile olalım diyemez. Sende demezsin Alisa bunu ikimizde biliyoruz." Erdil iki eliyle yüzümü kavrarken tekrar konuştu.
"Alisa sen bir çocuğu bu şekilde suçlayacak biri değilsin ama kocanın seni aldatması sonucu olan çocuğa annelik yapmayı teklif edecek biride değilsin. Çünkü o kadar güçlü değilsin, Alisa sen değil hiç kimse o kadar güçlü değil. Evet ablalık yapabilir ona yardımcı olabilirsin ama annelik çok fazla Alisa. Anla! Anla işte bir şeyler çeviriyor. Ayrıca babamla o gün tanışırken babam onu birine benzetiğini söylemişti. Evet belki babam karıştırmış olabilir. Ama sence bu kadarı tesadüf mü? Ya da Akif Abi ve Esra abla'nın kardeş olması? Alisa bu kadarı tesadüf değil inan bana."
Söylediklerinde o kadar haklıydı ki ona cevap veremedim.
Köşeye sıkışmıştım, sanırım Esra abla onu savunacak hiçbir şey bırakmamıştı.
Erdil'in söylediği şeyleri tek tek kafamda düşündüm.
Gerçekten Esra abla böyle Bir şey yapmış mıydı?
Yapmasın, istemiyorum!
Yüzüm hüzünle düşerken konuştum.
"Erdil tamam kapat bu konuyu, Esra abla böyle Bir şey yapmaz!"dedim inatla.
Lütfen yapma Esra abla...
Umarım seni savunduğum için beni pişman etmezsin.
Erdil sinirle gülerken olduğu yerde ileri geri yürümeye başladı.
"Az önce kaçmak istemiyorum diyen birine göre çok çelişki davranıyorsun Alisa! Böyle Bir ihtimal varken bundan kaçıyorsun,neden?!"dedi sinirle.
"Erdil ben kaçmıyorum sadece... sadece Esra abla'nın böyle biri çıkmasını istemiyorum."dedim gözlerim dolarken. Erdil yanıma gelip iki elimden de sıkıca tutarken konuştu.
"Alisa insanlar hiçbir zaman bizim istediğimiz gibi olmaz. Herkes senin gibi iyi biri değil, senin içinde dışında Bir ama o kadın, Esra abla'nın öyle olmadığını hiçbirimiz bilmiyoruz."dedi az öncekine nazaran daha sakin Bir sesle.
"Erdil, ben kaldıramam. Öyle biri çıkmasın. Bunların hepsi tesadüf olsun..."dedim ona sarılıp.
Erdil'in eleri sırtımı bulurken yumuşak Bir sesle kadar konuştu.
"Umarım hepsi tesadüftür..."
•••
İhtimaller...beni delirtiyor!
Kafam karmakarışık Bir şekilde yatağımda uzanıyordum. Erdil'in anlattığı şeyler çok canımı sıkmıştı. Ve kafamı karıştırmıştı.
Uzandığım yerden aniden kalkarak yatağın üstünde bağdaş kurdum. Düşünmek yoktu!
Düşünemezdim, çünkü artık çıldıracak redeye gelmiştim. Böyle Bir ihtimal olması, esra abla'nın beni kandırması...
Bunu düşünmeyecektim, taki Esra abla'nın bana yapacağını herhangi Bir hataya kadar.
Esra abla'nın bana yapacağı herhangi bir hata bekleyecektim ve ona tamamen güvenene kadar dikkatli olacaktım.
Eğer niyeti farklıysa mutlaka Bir açık verecekti ve ben ilk açığında gerçeğin peşine düşecektim.
Ama bunların olmasını istemiyordum, umarım Erdil'in söylediği şeyler sadece boş ihtimaller olarak kalır.
Elimle yüzümü sıvazladıktan sonra ayaklarımı aşağı sarkıtıp ayağa kalktım.
Bugün çoğunlukla odamda olduğum için bunalmıştım. Dışarı çıkmak istesemde başıma gelecek şeyleri bildiğim için böyle bir şeye tenezzül etmiyordum. Açıkçası şu an bir tartışmayı kaldıracak durumda değildim.
Yavaşça yürüyüp odadan dışarı çıktım.
Belki biraz kitap okuyabilirdim. Odamda Kitap vardı ama ben evin içinde bulunan kitaplardan okumak istiyordum. Odaların olduğu koridorda ilerlerken hedefim merdivendi. Merdivene ulaşınca hızlı Bir şekilde Bir üst katta çıktım.
Kütüphane bu kattaydı. Merdivenden çıkıp kütüphanenin olduğu koridora girdim. En sonunda kütüphanenin bulunduğu odaya gelince yapıyı açıp içeri girdim. Kapıyı ardımdan kapatırken içeriye göz atım.
Odanın iki duvarı komple kitaplıkken bir duvarı boydan boya pencere ile kapalıydı ve arka bahçeye bakıyordu. Boydan duran bencere buraya çok ferah bir hava katıyordu. İki kitaplaklık paralel duran duvarlara döşenmişti. Kapı ve pencereler ise karşılıklı duruyordu. Odanın tam ortasında siyah deri koltuklar vardı. Ortada küçük Bir sehpa. Aynı zamanda odada ne fazla yüksek nede az Bir seviyede şarkı çalıyordu.
Burası yaşamak için milyonlar vereceğim tek yerdi sanırım. Eğer Bir şansım olsa bu odaya girmek ve bir daha çıkmamak isterdim. Kitaplar, müzik ve ben. Mükemmel olurdu.
Odaya kısaca göz atarken deri koltukların üstünde oturan Kaan'ı gördüm.
Oda benim içeri girmemle yatar pozisyonda okuduğu kitabı kapatıp yatığı yerden doğruldu. Gözünde gözlük vardı ve sanırım onu o pozisyonda yakaladığım için utanmıştı, yanakları hafif kızarmıştı ve elindeki kitapla ne yapacağını bilmiyormuş gibi oynuyordu.
Gülümseyecek gibi olsam da istifimi bozmadım.
Kırık kalbimle beraber onun yanına doğru ilerlerken hemen karşısındaki koltuğa oturdum.
Tam karşısına otururken gözlerim yine ona döndü. Oda zaten bana bakıyordu.
"Kitap okumak için mi geldin?"
"Sanırım senin ve babanın olayları kavramak gibi Bir sorunu var."dediğimde anlamazca bana bakarken yeniden konuştum.
"Sen ne için buradasın?"
"Kitap okumak için."
"Peki ben neden gelmiş olabilirim kütüphaneye?"
"Kitap okumak için."
"Nasılda Zeki!"dedim. Kaan göz devirirken konuştu.
"Eğer rahatsız olacaksan çıkabilirim?"
Biraz düşündüm. Sanırım gerek yoktu.
"Sorun yok."dedim ve oturduğum yerden kalkıp kitaplığa ilerledim.
Yavaşça kitapları kurcalamaya başladım.
Kitaplığın Bir kısmı klasik diğer tarafı ise karışıktı.
Geçen sefer gözüme takılan kitabı ararken kaan'ın sesini duydum.
"Nasıl hissediyorsun, ilaçlar işe yarıyor mu?" Duraksadım.
Gözlerimle yine kitabı aramaya devam ederken konuştum.
"İyiyim, ilaçlar işe yarıyor, sanırım en azından artık daha düzgün yemek yemeye başladım."
"Sevindim."
Kaan susarken odada arka fonda çalan piyano sesi doldurdu. Gözlerimle yine kitabı ararken aradığım kitapla kesişen gözlerim mutlulukla parladı. Ama sonra yavaşça söndü çünkü kitap eski yerinde değil di. Ve benim ulaşa Bileceğim Bir yerde de değildi.
Sıkıntılı Bir nefes verdim. Barmak uçlarımla biraz yükleyip elimle kitabı almaya çalıştım ama kitapla aramda kocaman bir raf vardı. Ben onu nasıl alacağımı düşünürken arkamda Bir kıpırtı oldu.
Yavaşça arkama dönerken kaan'ın elindeki kitabı önündeki sehpaya bıraktığını gördüm. Oturduğu yerden kalkarken buraya doğru gelmeye başladı. Ben ne yapacağını anladığım için yavaşça yana kayarken kaan yanıma gelip sadece kolunu uzatarak istediğim kitabı alıp bana uzattı.
Elindeki kitabı alırken kafamı kaldırıp yüzüne baktım, saçları dağınık duruyordu. Yüzündeki gözlük biraz aşağı inmiş burnun ucunda duruyordu.
"Teşekkür ederim."dedim mimik oynatmadan. Kafasını sallayıp gülümseyip konuştu.
"Önemli değil."
İkimizde aynı anda koltuğa ilerlemeye başladık.
"Babamla barışmışsın." Sesini duyunca durup ona baktım.
Benim durmamla oda dururken eliyle gözlüğünü biraz ileri itip omuz silkerek koltuğa oturdu.
Bende karşısında ki koltuğa otururken kitabı kucağıma bıraktım.
"Barışmak değil, sadece yeni bir şans diyelim. Kırgınlığım kolayca unutulabilecek bir şey değil. Ona çabalamasını söyledim yani ikinci bir şansta diyebiliriz."
"Yani affetin." Göz devirirken elimdeki kitabı açtım.
"Sen babanla konuşuyor musun?"dedim aniden.
Bildiğim kadarıyla Karan, yamaç ve barış onunla konuşmuyordu. Ama kaan'ın konuşup konuşmadığını bilmiyordum.
Kaan sehpa'nın üstünde duran kitabı alıp kafasını bana çevirdi. Abileri aksine daha tatlı duran yüzü vardı. Kafasını hafifçe sallayıp konuştu.
"Evet babamla konuşuyorum." Gözlerim şaşkınca açılırken o bu Halime kıkırdayıp devam etti.
"Abilerim, babam annem'i aldattığı için konuşmuyor. Belki biraz haklı olabilirler ama ben öyle düşünmüyorum. Bu mesele bizim değil anne ve babamızın arasında geçen Bir konu, bizim burada yapmamız gereken şey onların Kendi sorunlarını çözmelerini beklemek olur. Bir taraf tutup diğeriyle küsmek çok yanlış Bir hareket olur. Evet belki babam'ın yaptığı yanlış olabilir ama ben babamın sarhoşken yaptığı bir hata yüzünden ona sırtımı dönmek istemedim, o şu an zaten çok yalnız. Herkes, çocukları bile ona sırtını dönmüşken onu yalnız bırakmak istemiyorum, çünkü babam üzülür...ve bize beli etmese de ağlar ve bu benim canımı çok yakar. O yüzden babamla konuşuyorum, annemle de konuşuyorum. Annem ve babam boşansa bile bu böyle devam edecek." Kaan gözlerini kaçırıp kitabını açtı. Ben az önce söylediği şeyler yüzünden içimden ona gülümsedim. Bu gerçekten çok ince bir davranıştı. Bu hareketi için onu taktir ettim.
Böyle durumlarda taraf seçmek zaten iyi Bir şey değil. Onların yapması gereken kaan'ın dediği gibi kendi sorunlarını çözmelerini beklemek olur.
"Yaptığın çok olgun bir davranış, baban için sevindim. Dediğin gibi kimse onunla konuşmuyordu ve yalnız kalmak nasıl bir duygu çok yakın bir zamanda yeniden deneyimledim ve yine çok canım yandı. En azından sen onun yanındasın, bu onu mutlu etmiş olmalı." Dedim aynı zamanda laf sokarak.
Kaan kafasını kaldırıp gözlerimizin kesişmesini sağladı. Yine özür dileyen gözlerle bakarken güldüm.
Artık bu bakışlara alışmıştım.
Kaan oturduğu yerden kalkıp odadan çıkarken şaşkınca arkasında ona baktım.
Aradan Bir iki dakika geçtikten sonra odanın kapısı yeniden açılınca yine oraya döndüm.
Kaan içeri girip kapıyı kapattı ve yavaşça bana doğru gelmeye başladı.
Tam önümde durunca yumruk yaptığı ellini açıp bana doğru uzatı. Gözlerimi şaşkınca ondan çekip eline bakarken ellide Bir bileklik olduğunu gördüm.
Bilekliğin boncukları toz pembeydi ve bilekliğin tam ortasında Bir pamuk şeker modeli vardı. Ben şaşkınca eline bakarken kafamı kaldırıp yüzüne baktım. Gülümseyerek bana bakarken eliyle sol kolunu gösterdi. Gözlerim bu sefer oraya kayarken şu an elinde tuttuğu Pembe bilekliğin siyah boncuklu olan ve ucunda gözlük modeli olan bileklik olduğunu gördüm.
"Bu kardeş bilekliği, yani benim tanımımla öyle. Bunları ben yapıyorum sadece bizim için. Belki fark etmemişsindir ama bu bileklerin aynısından abilerim ve Ege'de de var. Ve artık Sanada Bir tane yapmam gerektiğini düşündüm. Babam pamuk şekeri çok sevdiğini söyledi o yüzden pamuk şeker modeli yaptım. Umarım seversin ve kabul edersin." Dedi.
Yavaşça ayağa kalkarken elindeki bilekliğe baktım. Gerçekten çok güzel duruyordu. Gerçekten bunu bana mı yapmıştı? Kardeş bilekliği.
Beni kardeşi gibi mi görüyordu sahiden?
Dudağım dişlerken kafamı kaldırıp ona baktım, beklentiyle gülümseyerek bana bakarken tebessüm ettim.
"Şey... takmak zorunda değilsin ve seninle barışmak için sana hediye alarak veya yaparak gözünü boyamaya çalışmıyorum. Sadece... Seni kardeşim gibi gördüğüm için bu bilekliği yaptım. Tekrar özür dilerim. Biliyorum seni üzdük, bizi ya da beni affetmek zorunda değilsin ama herkesin hataları olur Alisa. Hatasız kul olmaz, bizi affedip affetmemek sana kalmış ama üzgünüm."dedi burukça gülümseyip.
Gözümle elindeki bilekliğe bakarken elimi yavaşça uzatıp elindeki bilekliği aldım.
Elimi geri çekerken kafamı kaldırdım ve göz göze geldik. Gülümseyen gözlerle bana bakarken gözlerim doldu. Gülümsemesi yavaşça soldu.
"Ama keşke beni unutmasaydınız..."gözleri doldu, burnunun ucu kızarmaya başladı.
"Keşke zamanı geri sarabilseydim."
"Eğer zamanı geri sarabilseydim buraya hiç gelmezdim." Gözünden Bir Damla düştü.
Eliyle göz yaşını silip kafasını salladı.
"Haklısın ben de gelmezdim bizim gibi salakların arasına." Dedi diğer gözünden de yaş düşerken.
Onun bu haline üzülürken, burnumun ucu sızladı.
Çok masum duruyordu. Ve pişman.
"Bende pamuk şeker alsam, barışır mısın?"
Gözümden bir damla yaş düşerken kafamı hayır der gibi salladım.
Yavaşça kafasını sallayıp elliyle gözlerini silip burnunu çekti.
Kaan'ı affetmem hepsinden daha zordu, çünkü hemen onun yanındaydım. Dibinde.
"Bileklik?"dedi yine gözünü silip. Beklentiyle yüzüme bakarken.
"Seni şu an affedemem ama bu bilekliği seni affedeceğim zaman takabilirim." Gülümsedi. Benim yüzümden ağlarken yine benim yüzümden gülümsedi.
"Teşekkür ederim."dedi kısık Bir sesle.
Yaşlı gözelerine bakarken, dudağımı dişledim ve konuştum.
"Teşekkür ederim, kardeş bilekliği için."dedim tebessüm ederek.
"Umarım o bilekliği takacağın zaman hemen gelir."dedi heyecanla.
Elimdeki bilekliğe kısaca baktı sonrada gözlerime baktı ve gülümsedi.
"Yine de sana Pamuk şeker alacağım."dedi ve kapıya ilerleyip odadan çıktı. Ben kapanan kapıya bakarken gözlerimi elimdeki bilekliğe indirip gülümsedim.
Benim için yapmıştı, kardeş bilekliği...
Yavaşça koltuğa otururken, elimdeki bilekliği sıkıca tutup gülümsedim.
Sonraki dakikalarda yavaşça kendime gelip Biraz kitap okumaya çalıştım.
Kitap okumayı beceremeyeceğimi anlayınca kitabı bu sefer ulaşa Bileceğim Bir yere koyup kütüphaneden çıktım.
Rota'm Ali abigilin odası olurken merdiven'den hızla inip Ali Abi ve Ela abla'nın kaldığı odanın önüne geldim kapıyı tıklatırken içeriden Ela abla'nın gel sesini duydum. Kapıyı aralayıp içeri girerken Ali abi'nin yatağın üstünde duran bavulun üstünü kapattığını gördüm. Bavulu kapatıp yere indirirken gözleri benimle kesişti.
"Bir yere mi gidiyorsunuz?"dedim bavula bakıp.
Onlara doğru ilerlerken Ali Abi'ye baktım.
"İtalya'ya geri dönüyoruz."dedi.
"Ne? Hemen mi? İyi de daha doğru düzgün zaman bile geçiremedik."dedim asık yüzümle.
Ali abi elleriyle yüzümü kavrayıp göz göze gelmemizi sağladı.
"Elimden gelse buradan hiç gitmem ama az önce Bir telefon geldi, otelde Bir yangın çıkmış. O yüzden acilen gitmemiz gerekiyor." Ali abi'nin dedikleriyle gözlerim irice açılırken konuştum.
"Birine bir şey olmuş mu?"
"Hayır kimseye bir şey olmamış, ama kasıtlı olarak çıkarılan Bir yangın olduğu söyleniyor." Daha da çok şaşırdım.
"Anladım."dedim sonra mırıldanarak.
Göz ucuyla ela ablaya baktım, buruk bir gülümseme yolladı.
"Yine geleceğiz söz, o zaman daha fazla kalacağız Alisa sana bunun sözünü veriyorum."dedi Ali abi anlımdan öpüp.
Konuşmadım kafamı salladım. Ne diyecektim ki? Zaten Ali Abi çok önemli olmasa hayata gitmezdi.
Üzüldüğüm şey daha onlarla doğru düzgün vakit bile geçirememiş olamamdı.
Ali abi ve ela abla'yı hazırlanmaları için yalnız bırakırken odama doğru ilerledim.
Odama girince kulaklık ve telefonu alıp yatağa girdim kulaklığı kulağıma takarken telefondan rastgele bir şarkı açtım ve sesini fulledim. Elimi pantolonun arka cebine atıp kaan'ın yaptığı kardeş bilekliğini çıkardım.
Gülümsedim, bilekliği elimin içinde tutarken gözlerimi kapattım.
Sonrada telefondan açıtığım şarkıya kulak verdim.
Kulaklıkta çalan slow şarkı beni uykuya sürüklerken sızlayan burnumu çektim.
Karanlık beni içine çekerken bilekliği tuttuğum elimi yumruk yaptım.
Sonraysa yavaşça kendimi uykunun kollarına bıraktım.
•••
"Kendine dikkat et olur mu? Ayrıca seni üzmelerine izin verme, unutma önce kendine sonra canın isterse başkalarına değer vereceksin."diyen Erdil ile gülümseyip kafamı salladım.
"Sende kendine dikkat et, zaten sürekli konuşacağız."
Erdil bana son kez sarılırken saçımdanda öpüp geri çekildi.
Gözlerim sulanmaya başlarken yavaşça onun yerini Ela abla aldı.
Kolarımı açıp ona sıkıca sarılırken, konuştu.
"Biliyorum çok kısa oldu, Hasret bile gideremedik ama önemli olmasa buradan gitmeyeceğimizi sende biliyorsun. İlaçlarını içmeyi unutma, en ufak sorununu Bile bize söyle. Ayrıca akşamları buralar soğuk oluyor üstüne bir şey almadan dolaşma, terasa da fazla çıkmamaya çalış ,esiyor. Üşürsün sonra. Tamam mı?" Dedi yanaklarımdan öpüp. Ağlamamak için dudağımı dişleyip kafamı salladım.
Ela abla sonkez elini saçlarıma götürüp elliyle düzelti ve gülümsedi, gözleri dolmuştu.
"Sende kendine ve bebişe dikkat et. Ayrıca bir dahaki sefere dünya yansa boşa yanar ona göre!" Dedim gülerek burnumu çekip. Oda bu söylediğime gülüp kafa salladı.
Ela abla yanımdan gitmeden önce yavaşça eğilip karnını öpüp fısıldadım.
"Görüşürüz küçük hanım."
Ela abla'nın yerini Ali Abi alırken kafamı yana yatırıp gülümsedim. Barmak uçlarımda yükselip ona sarıldım.
Göz yaşlarım artık dayanamayıp akarken elimle silip Ali abi'den ayrıldım.
"Kendine dikkat et. Öncelik kendinsin tamam mı? Ayrıca velayet mevzusu konusunda hâlâ çok ciddiyim. Ve dediğim gibi tek Bir hatada hiçbir şeyi umursamam. Sürekli telefonda konuşacağız zaten, seni üzmelerine izin verme. Kendine odaklan Alisa, hayallerine, geleceğe odaklan. Tamam mı? Seni çok seviyorum pamuk şekerlerim, bunu sakın unutma. Her şey tek Bir telefona bakar, fikrin değişirse bunu bana söyle. Dedeni falan boş ver tamam mı?" Göz yaşımı silip kafamı salladım.
"Tamam."diye mırıldandım. Eliyle göz yaşımı silerken konuştu.
"Daha fazla ağlama, ben,biz senin yanındayız bunu sakın unutma. Sen yalnız değilsin Alisa. Senin zaten bir ailen var."dedi alnımdan öpüp.
Kafamı sallayıp gülümsedim.
"Biliyorum."
Ali abi sonkez arkama Bir bakış atıp yavaşça arkada bekleyen taksiye ilerledi ve bindi.
Gözlerimden yaşlar akarken birinin kolu altına girdim. Bu kişinin barış olduğunu biliyordum.
Kolunu omuza atıp saçımdan öperken konuştu.
"Ağlama, valla bak bu erdi miydi, Ferdi miydi,neydi? adını da unuttuğum çocuk için bende ağlarım ha!" Dedi burnunu çekerek.
Barış'ın dediğine gülerken taksinin içinden bana el sallayan Erdil'e karşılık verdim. Taksi çalıştı ve yavaşça ilerlemeye başladı. Taksi göz önünden kaybolana kadar arkasından baktım.
"Pek sevmezdim ama iyi çocuktu ferdi." Dedi barış üzgün numarası yaparak.
"Ferdi değil Erdil."dedim burnumu çekip.
"Her neyse işte. Sende dökme incilerini, hadi içeri gidelim." Dedi. Kafamı salladım.
Güneş artık batarken ali abigilin uçağı kalkacağı için uyuduğum uykudan uyanmıştım.
Evdeki herkes onları uğurlamak için dışarı çıkarken, bende onlara katılmış ve herzaman ki ayırılık anını yaşamıştım.
Kapının önünde bekleyen herkes yavaşça içeri girerken barış ve bende onlara katılıp içeri girdim.
Herkes farklı bir köşeye dağılırken barış'a odaya çıkacağımı söyleyip yanından ayrıldım. Merdivenden çıkıp kendi odama ilerledim odamın olduğu koridora girdim ve odamın önüne ilerlerken arkamdan bir ses duydum.
"Alisa."
Babam.
Yavaşça arakamı dönerken gözlerim babamla kesişti.
Aramızda birkaç adımlık mesafe vardı. Babam elinde tuttuğu Pembe Pamuk şekerle odalarımızın olduğu koridorun ucunda öylece duruyordu.
Aramızda birkaç adımlık mesafe vardı, babam iki adım atarak aradaki mesafeyi kapatırken gözüm elindeki pamuk şekerdeydi.
Uzun zamandır pamuk şeker yemiyordum ve çok özlemiştim pamuk şeker yemeyi.
Gözlerimi pamuk şekerden çekerken yüzümdeki tebessümle babama döndüm.
"Sözü mü tutum, tıpkı diğerlerini tutacağım gibi."dedi elindeki pamuk şekeri bana uzatırken.
"Sözünü tutun..."dedim elindeki pamuk şekeri alırken.
"Yaptıklarına rağmen."dedim sırıtarak. Kafasını aşağı yukarı sallayarak güldü.
"Çok farklı şekilde intikam alıyorsun, ama işe yarıyor."dedi gülerek bende güldüm.
"Sizden nasıl Bir şekilde intikam almamı beklerdin bilmiyorum ama ben, sözlerim ve bakışlarımın size yetiğini düşünüyorum."
"Fazlasıyla!"güldüm.
"Biliyorum ve bu beni mutlu ediyor."dedim sırıtarak.
Sırıtı.
"Sözlerinin arkasında duran birisin."
"Senin aksine..."
"Cidden sözlerin fazlasıyla yetiyor."
Güldüm.
"Pamuk şeker için teşekkür ederim."
"Asıl ben teşekkür ederim,"
"Ne için?"
"İkinci şans."
"Aa evet, şimdi hatırladım. Önemli değil Ve şimdiden iyi geceler."dedim ve odama girmek için hareketlendim.
"Bu saatte uyumaya mı gidiyorsun?"
Durdum ve konuştum.
"Hayır, ayrılık acısı çekeceğim sanırım."dedim burukça gülümseyip. O gülümsemedi.
"Çok ağlama, göz yaşların artık dünyadaki en pahalı incilerden değerli çünkü."
Bir cümle, Bir insanı bu kadar mutlu edebilir miydi?
Evet, edebiliyormuş.
Çünkü mutlu olmuştum, kuruduğu cümlenin zarifliği bir kenara bana kurmuş olması beni ayrıca mutlu etmişti.
Gülümsedim.
"Bu cümleleri en çok ağlamama sebep olan kişi mi söylüyor?"dedim son dakika laf sokmayı unutmayarak.
Güldü, samimi bir gülümsemeydi. Artık laflarıma alınmıyordu çünkü sürekli ona laf sokacağımı biliyordu ve alışmıştı.
Ayrıca ondan intikam alamama izin veriyordu. Çünkü haksız olduğunu biliyordu ve bedelini ödemekten çekinmiyordu.
"İyi geceler ve afiyet olsun."dedi. Sırıtım.
Kafamı salladım ve arkama dönüp odama girdim.
Odama girdikten sonra elimdeki pamuk şekerleri açıp yemeye başladım.
Ağzıma aldığım ilk parça da gülümserken haftalar sonra pamuk şekerin tadını almak beni mutlu etmişti.
Babama soktuğum lafların keyfiyle pamuk şekerimi yerken kısa sürede bitmişti.
Komidinin üstünde duran pet şişeden su içtikten sonra atmam gereken ilaçlarıda atıp üstüme pijamamı giyip, yatağa girdim.
Evet tüm plan'ım sabaha kadar yatakta ayrılık acısı çekmekti.
Bir süre yatakta öylece tavanı izledikten sonra biraz ağlamıştım. Ağladığım için gözlerim kızarırken gözlerim birazda ağrıdığı için odanın ışığını kapatıp uyumaya çalışmıştım.
Ve başarılı da olmuştum. Ne kadar sürede uyudum bilmiyorum ama duyduğum kapı sesi ile gözlerimi açmıştım.
Gözlerimi kapkaranlık odaya açarken hemen kolumu uzatıp gece lambasının ışığını açtım.
Elimle gözlerimi ovaladım. Kapı Bir kez daha çaldığı zaman gözlerim önce kapıya sonrada duvarda asılı olan saatte kaydı.
2:26 geçiyordu. Gördüğüm saatle gözlerim irice açılırken gecenin bu saatinde kapımı çalan kişiyi merak etmiştim.
Merakla yataktan doğrulurken Bir ses duydum.
"Alisa abla, benim Ege."
Ege mi? Bu saatte? İçimde ki merak iyice büyürken düşünmeden konuştum.
"Gel."
Onu gönderemezdim. Bu saatte geldiğine göre önemli Bir şey olmalıydı.
Kapı yavaşça açılırken ilk önce Ege'nin kafası sonra bedeni gözüktü, kapıyı açarak içeri girdi ve kapıyı ardından kapatı. Gece lambası odayı fazlasıyla aydınlatırken Ege'ye dikkatle baktım.
Üstünde siyah Bir pijama vardı. Saçları birbirine girmiş, gözleri kızarmış ve elindeki cam şişeyle tam karşımda duruyordu.
Gözlerini benden kaçırıp konuştu.
"Müsait misin?"
"Evet, Bir şey mi oldu Ege?"dedim üstümdeki yorganı bir tarafa atıp.
Kafasını kaldırıp gözlerimizin kesişmesini sağladı. Gözleri kızarmıştı çok fazla. Ağlamış mıydı?
Neden?
Neler oluyordu?
Ege neden bu saatte odama gelmişti?
Neden gözleri kızarmıştı?
Karmaşık bir şekilde Ege'ye bakarken o konuştu.
"Hayır, Bir şey olmadı. Ben, sadece oyun oynamaya geldim. Benimle doğruluk mu cesaretlik mi oynar mısın Alisa abla?" Gözlerim irice açıldı.
Ege cidden iyi miydi? Saatin kaç olduğundan haberi var mıydı?
Şaşkın ve endişeli bir şekilde Ege'ye baktım.
"Bu saatte mi?"dedim onun gibi mantıksız şekilde.
Gözlerini gözlerimden ayırmıyordu.
"Evet bu saatte, oynayacak mısın?"
Ne yapmalıydım? Beynim şu an da bir çözüm yolu bulamıyordu. Birini mi çağırmalıydım? Yoksa Ege'yle oyun mu aynamalı?
Ege'nin şu an da beni korkutan bu davranışı neden yaptığını bilmiyordum.
Zaten dün de bir garipti. Belkide onunla ilgili olabilirdi.
"Korkma gerek yok, iyiyim ve delirmedim. Eğer oyun oynarsan neden burada olduğumu öğreneceksin."
Ege'nin söylediği şeyler biraz olsun içime su serperken konuştum.
"Tamam,oynayalım."
Merak ediyordum, neden burada olduğunu. Madem söyleyecekti oynamak en iyisiydi.
Kafasını salladı ve küçük oturma gurubuna ilerledi. Yataktan kalkıp peşinden giderken karşılıklı iki koltuğa oturduk.
Ege hiç uzatmadan elindeki cam şişeyi önümüzdeki sehpanın üzerine koydu.
"Sen mi çevirmek istersin, yoksa ben mi çevireyim?"
"Sen çevir."dedim ve sonra ikimizede kısaca bakıp güldüm.
Cidden ikimizde kafayı yemiştik, gecenin bu saatinde oturmuş doğruluk mu cesaretlik mi oynuyorduk.
Sinir bozucu Bir o kadar da komik halimize güldüm.
Ege bana kısaca bakıp şişeyi çevirdi.
Şişe hızlı Bir şekilde dönerken yavaşlamaya başladı ve en sonunda durdu.
Soru kısmı ona cevap kısmıda bana gelmişti.
Ege gülümseyerek kafasını kaldırırken konuştu.
"Doğruluk mu? Cesaretlik mi?"
"Doğruluk." Gecenin bu saatinde Ege'nin isteyeceği saçma bir şeyi yapacak kadar gücüm yoktu.
Ege kafasını salladı.
"Neden buradasın?"
Ege'nin bu sorusu benim Bir hayli şaşırtırken ağzım açıldı.
Neden bu soru?
Ne işler çeviriyorsun Ege?
Şaşkınlığı Bir kenara bıraktım ve bu oyundaki rolüme bürünüp konuştum.
"Bunun cevabını sende biliyorsun Ege, ailemle bir tartışma yaşadık ve Bir süre burada kalmam gerektiğine karar verdiler."
Gözlerime baktı, sanki gözleri yanıyordu. Güldü. Normal Bir şekilde başlayan bu gülme kahkahaya dönüştü.
Şaşkınca Ege'ye bakarken o hala kahkaha atıyordu, omuzları sarsıla sarsıla hemde.
Ben korku, endişe ve şaşkınlıkla Ege'ye bakarken Ege yavaşça gülmeyi bıraktı. Ve gülmekten eğilmiş kafasını kaldırdı. Gözleri dolmuştu, bana baktı. Hüzünle, acıyla. Hissettim, bu sefer gerçekten hissettim.
Gözünden Bir Damla yaş düştü.
"Doğruluk demiştik. Ama sen yalan söyledin."
Biliyordu, öğrenmişti.
Nereden? Kim söylemişti?
"Biliyorum, babam'ın annem'i aldatığını ve seninde bu aldatma sonucu dünyaya geldiğini."
Sanırım, oyun bitmişti.




