İçeriğe geç

ULUBEYLER

Bölüm 17 · 16 dk okuma

ULUBEYLER

Bölüm 17

17.Bölüm

"Esra kızım çekil! Otla karın mı doyar Allah aşkına?! Et yiyecek ki kan yapsın."diye Esra ablayı kalçası ile yana itip elinde,çatal ile tuttuğu et parçasını ağzıma uzatan babaanne hanıma şaşkınca baktım.

"Ay anne asıl sen çekil, sebze yiyecek ki bağışıklığı güçlenecek."diye babaannemi kalçası ile kenara itip çatal yardımı ile aldığı salatayı bana uzattı Esra abla.

Ben şaşkınca ikisine baktım.

Acaba bana sormayı düşünüyorlar mıydı?

Ali Abi ile olan konuşmadan sonra onu buraya gelmemesi için ikna etmeye çalışsamda işe yaramamıştı.

Ona Ege'ye bir oyun oynadığımızı ve onun buraya gelirse ortalığın karışacağını söylemiştim ama onun bana verdiği cevap:" umurum da değil Alisa! Hem bu oyun saçmalığı bir an evvel bitmiş olur işte!" Demişti.

Sonuç olarak onu ikna edememiştim.

Ali Abi kapatıktan sonra barış'ı çağırıp Ali abi'nin buraya geleceğini söylemiştim.

Bunu babam ya da diğer büyüklere anlatmam gerekiyordu ama onlarla konuşmak istemediğim için barış'a anlatmıştım onun diğerlerine söylemesi için.

Oda bunu evdekilere söylemiş ve bir yol bulmuşlardı.

Ali abi'nin Benim amcam olduğunu söyleyeceklerdi Ege'ye.

Oyun içinde oyun oynamak tehlikeli olacaktı ama yapacak bir şey yoktu.

Akif abi Ali abiyi aramış ve zorda olsa bu oyunu oynamaya ikna etmişlerdi.

Ali Abi yalandan nefret ederdi. Her şekilde.

Bu oyunu da sırf Benim için oynadığını biliyordum.

Ama buna bende olmak üzere mecburduk. Ne kadar hala bu oyunun saçma olduğunu düşünsemde artık bu oyunun içine girmiştik.

Ve kimseyi yarı yolda bırakmazdım.

Barış'la konuştuktan sonra Akif abi gelmişti yanıma.

Bana Ali abiyi ikna ettiğini söylemişti ve babamlarla beraber kurdukları planın detaylarını anlatmıştı.

Şimdi ise barış ile birlikte gülerek beni izliyorlardı.

Onlara kızgın bakışlardan atıp karşımda tartışma içerisinde olan babaanne hanım ve Esra ablaya baktım.

"Et yiyecek!"

"Sebze yiyecek!"

"Et!"

"Sebze!'

"E-"

"Allah'ınızı seviyorsanız susun, devrelerimi yaktınız ya! Hem kavga edeceğinize ne yemek istediğini alisa'ya sorsanız daha mantıklı değil mi?"diye araya giren Barış'la gülümsedim.

Evet ya bana sorun!

Esra abla ve babaanne hanımın kötü bakışları barış'a dönerken, barış ikisinden korkmuş olacak ki ağzına hayali bir fermuar çekti.

Gözleri bana dönüp'yapacağım bir şey yok' bakışları atarken hüzünle kafamı salladım.

Ve en sonunda Esra abla ve babaanne hanımın ortak kararı olan mercimek çorbasını içtim.

İki tabak mercimek çorbası içtikten sonra Esra abla ve babaanne hanım odadan giderken odada Akif abi ve barış'la başbaşa kalmıştık.

"Yiğit ile hiç konuşuyor musun?"diyen Akif abi ile kafamı salladım.

"Evet, çoğunlukla mesajlaşıyoruz."dedim.

Anladım der gibi kafasını salladı.

"Çok mu yakınsınız bu Yiğit'le siz?"diye kaşlarını çatıp konuşan barış'a kısaca baktım.

"Evet, çok yakınız. Hata Abim gibi, her şeyi mi bilir, beni çok iyi tanır. Bende onu."

"Ama abin değil!"diye bu çıkışı ile Akif Abi ile ikimizde şaşırırken, barış oturduğu yerden kalkıp kapıya ilerlemiş.

"Aşağıdayım ben."diye kapıyı çekip gitmişti.

Ben şaşkınca Akif abiye dönüp konuştu.

"Ne oldu şimdi? Niye öyle dedi ki?"

"Alisa odun musun kızım sen? Yiğit'e abim deyince kıskandı çocuk seni."dedi kafasını sallayıp.

Yaa beni mi kıskanmıştı?

Cidden tam bir odunum!

Sanırım ben böyle söyleyince onu Biraz üzmüştüm.

Barış üzdüğüm için yüzüm asılırken yorganın altına girdim.

Niye bu kadar salaktım ben?

Durduk yere üzmüştüm barış'ı.

Uykum yoktu. Yeterince uyumuştum zaten. Ama kafamı kaldırıp etrafa bakacak enerji bile kendimde zor buluyordum.

Akif Abi oturduğu yerden kalkıp odanın kapısına ilerlerken konuştu.

"Bende aşağı iniyorum, gitmeden sana haber veririm ayrıca barış'la konuşsan iyi olur."

"Tamam."dedim sonrada bir kapı sesi duyuldu.

Gözlerim kapalı bir şekilde ne kadar düşündüm bilmiyorum ama kapının çalması ile konuştum.

"Gel."dedim zorda olsa yatağın içinden çıkıp.

Açılan kapıdan içeri giren Ege ile gülümserken oda gülümseyip kapıyı kapatmıştı.

Onu şöyle kısaca süzdüğümde elinde birkaç tane kitap olduğunu gördüm.

O kapının önünde dikilmeye devam ederken konuştum.

"Gelsene?"dedim yanımdaki boş yere elimle vurup.

Oda gösterdiğim yere kısaca bakıp yanıma gelmeye başladı.

Yatağa yaklaşınca gösterdiğim boş yere oturup konuştu.

"Canın sıkılmıştır diye sana kitap getirdim. Annem senin kitapları çok sevdiğini söylemişti. Bende Daha önce okuyup beğendiğim kitapları getirmek istedim."dediğinde elindeki kitaplara göz gezdirdim.

"Teşekkür ederim."dedim.

"Önemli değil."dedi.

Kitapların kapağına baktığımda Daha önce hiç okumadığı anladım.

"Hepsinden kısa bir açıklama yapsana?"

"Spoi'mi istiyorsun?"dediğinde kafamı sallayıp konuştum.

"Evet."dedim gülerek oda gülerken konuştu.

"Cidden çok farklısın, yani iyi anlamda farklı. Normalde kimse spoi yemek istemez sen spoi istiyorsun."dediğinde güldüm.

Evet farklıydın.

Her şey olarak.

Kitaplarda spoi yemeyi seven bir insandım. Çünkü bir kitapta benim canımı sıkan olaylar oluyorsa o kitaptan soğumak gibi bir huyum vardı, ben bu olaylar başladığı anda sürekli kafama takılacağı için ve o gün içerisinde hep kitaptaki olayı düşünüp beynimi patlayacağımı bildiğim için spoi istiyordum.

En azından sonunu bilip Kendimi yiyip bitirmiyordum.

Ayrıca spoi yiyince kitabın heyecanı falanda kaçmıyordu, yine aynı heyecanla okuyorsun ama sonunu bilerek.

Böyle huylarım vardır işte.

"Evet farklıyımdır ve spoi yemeyi seviyorum diyelim."dedim gülümseyip.

Oda kafa sallayıp getirdiği kitaplardan en üstekini alıp bana uzattı.

Oturduğum yerde biraz daha dikleşip sırtımı yine yastığa yasladım.

Ege'nin uzatığı kitabı alıp incelemeye başladım.

Kitabın kapağı siyah ve maviydi, yüzleri beli olmayan sırtları bize dönük,el ele tutuşmuş üç kız vardı. Kitabın köşelerinden üç yapraklı yonca motivleri vardı,ve tam ortada güzel bir yazı dili ile: ÜÇ YAPRAKLI YONCA yazıyordu.

"Üç yapraklı yonca; üçüz kız kardeşlerin acı dolu hikayesi, 17 yıl yetimhanede acı çekerek büyüyen üçüz kızlar, yıllar sonra anneleri'nin kaçıp evlendiği adamın kızlara acıyıp, onlara öz babaları ve abilerinin olduğunu söylemesiyle başlıyor. İşte kızlar sonra babaları ve abilerinin yanına Mardin'e gidiyorlar,ama hepsi değil. Kızların ikisi babaları ve abilerinin yanına gitmek isterken diğer kız yani Buke, geçmişte yaşadığı bazı olaylar yüzünden herkese ön yargılı ve güvenmediği için gitmiyor. Yani böyle, fazla spoi vermeyeyim tadı kaçar."dediğinde kafa salladım.

Güzel Bir kitaba benziyordu,daha önce hiç böyle konulu bir kitap okumamıştım,o yüzden merak etmiştim.

Elimdeki kitabı yanıma bırakırken Ege elindeki diğer kitabı uzatı.

Kitabı elinden alıp incelemeye başladım.

Kitab turuncu ve siyah tonlardaydı. Kitabın bir tarafında yüzü beli olmasada saçları açık, gök yüzünü tek başına izleyen bir kız resmi varken diğer tarafta da Beyaz bastonla denize doğru ilerleyen bir kız vardı. Ve kitabın tam ortasında dik bir şekilde BEDBAHT yazıyordu.

"Doğdukları gün bir hemşire yüzünden karıştıralan iki kızın hikayesi, kızlardan biri verildiği ailede Yılarca acı çekerek büyürken, diğer kız çok güzel bir çocukluk geçirerek büyümüş ama bu kızın görme engelli var. İşte Yılar sonra yapılan bu hata ortaya çıkıyor. Acı çekerek büyüyen kızın ailesi onu istediğini söylüyor, öz babası olduğunu öğrendiği adamda Kendi öz kızını da yanına alıyor.ama Yılarca baktığı Kızıda bırakmıyor, böyle başlıyor işte her şey."dediğinde Kafa salladım.

Cidden güzel kitaplara benziyorlardı. Kitapların konusu çok dikkat çekiciydi.

Elimdeki kitabı da bırakırken, Ege elindeki son kitabı uzatı bana.

Kitabın çok farklı ve güzel bir kapağı vardı.

Kitabın üst tarafında boynundan iple asılı bir kız vardı, alt tarafında ise yaprakları dökülmekte olan bir gül vardı. Ve kitabın en üstünde güzel bir yazı tipi ile; SOLDU GÜL yazıyordu.

"Eminim aralarında en çok beğeneceğin bu kitap olacak. Zaten kitap ilk çıktığı zaman gündem olmuştu."dediğinde merakla konuştum.

"Neden?"

"Çünkü bu kitap gerçek bir hayat hikayesini anlatıyor."

"Şimdi daha çok merak ettim bak."dediğimde gülüp konuşmaya başladı.

"SOLDU GÜL; 7 yaşında erkek kuzeni tarafından defalarca taciz edilen gül ile başlıyor bu acı hikaye. Gül, Yılarca acı çekmiş bir kız, 15 yaşında zorla ailesi tarafından, anne tarafından bir kuzeni ile nişanlanıyor. Bu evliliğe sonuna kadar karşı çıkıyor. Her şekilde okumak istediğini ve yazar olmak istediğini söylüyor. Ama ailesi buna izin vermiyor. Kızın evlenmeyeceğini anlayan ailesi evlendirmek istedikleri adamı kıza tecavüz etmesini, eğer öyle yaparsa kızın elinde sonunda onunla evlenmek zorunda kalacağını söylüyorlar. Ve sonunda öylede oldu, gül 15 yaşında tecavüze uğradı. Sonrada zorla nişanladı. İki seneye hesap kesildi. İki sene sonra yani 17 yaşında girdiği gün evlenecekti. İki yıl yine acılar, iftiralar, laflar, üzüntüler, yok olan hayaller, ölen umutlar ile geçti. Ve en sonunda o gün geldi. Gül'ün dördüncü ölüm günü. İlk ölüm günü 15 yaşına girdiği gündü. Çünkü o gün ailesi ona teyzesinin onu oğluna istediğini söylemişti. İkinci ölüm günü nişanı olduğu gün, üçüncü ölüm günü kına gecesi ve son ölüm günü düğün. Ve yine son ölüm günü onun doğduğu gündü. Gül bir karar alıp her şeyi bütün hayatını bir deftere döküyor. Her şeyi yaşadığı her şeyi yazıyor. Yazar olmak istediğini, okumak istediğini, hayatında bir kere olsada elma şekeri yemek istediğini yazıyor,ve sonrada bir veda mektubu yazıyor, ve küçük banyolarında, hayatında en çok sevdiği küçüğüm şarkısını dinleyerek, hayatına son veriyor, gül ölüyor. Hiç aşkı tatmadan, bir kere yüzü gülmeden, hayaleri gerçekleşmeden ölüyor."

Gözlerim dinlediğim bu hikaye ile dolarken düşündüm.

Hayat bu kadar kötü müydü?

Daha çok küçük yaşta bir kıza böyle acılar yaşatması haksızlık değil miydi?

Bu kitabın gerçek bir hayat hikayesi olması beni derinden etkilerken Ege anlatmaya devam etti.

"Kitap gül'ün ölümü ile bitiyor. Bu yüzden gündem oluyor kitap. İşin garip tarafı az önce eline verdiğim kitaplar gül'e ait. Zaten kendi hayatını anlatan kitapta bir uygulama aracılığı ile kitap yazdığını söylüyordu. Ve kitabında yer alan veda mektubunda abisinden bir isteği oluyor, kendi hayat hikâyesi de olmak üzere, yazdığı bütün kitapların basılmasını istiyor. Ve gülü o evde tek seven kişi olan abisi de onun bu son isteğini yerine getirip onun hayat hikayesinin yazdığı kitabı, başka bir yazar aracılığı ile düzenleyip bastırıyor. Bütün kitaplarını. Ve yine veda mektubunda bu kitapların gelirini lösemi çocuklara bağışlanmasını istiyor. Ve öylede oluyor. Kendi hayat hikayesi ile birlikte tam üç kitabı basılıyor. Ama bunu bastıran kişi Kendi değil abisi oluyor. Kitabın üstüne bak. Hepsinin üstünde gül'ün ismi var."dediğinde elimdeki kitabın yazarına baktım.

Gül- sadece gül.

Gözümden bir damla yaş düştü. Bu yaş bütün güler içinde.

Henüz tam okumasamda dinlediğim kadarıyla gül için aktı göz yaşım.

Onun gibi olan bütün kardeşlerim için.

Onun gerçekleştirimediği hayaleri için.

Hiç yiyemediği elma şekeri için.

Acıları için.

Yüzüne hiç gülmeyen kaderi için.

En çokta acıları yüzünden öldüğü için...

•••

Bugün hiç tanımadığım bir kız kardeşim için saatlerce ağlamıştım.

Ege'ye yine teşekür edip uyuyacağımı söylemiştim.

Oda yine önemli olmadığını ve bir şeye ihtiyacım olup olmadığını sorup gitmişti.

Ve ben yorganı içinde gül için ağlamıştım.

Bir ara ağlamayı bırakıp Gül'ün kendi hayat hikayesini anlatan kitabı okumaya başlamıştım.

Kitabın ilk bölümü bile beni ağlama krizine sokarken,daha fazla okuyamamış ve kitabı bir kenara koyup yine ağlamıştım.

İlk bölüm Gül'ün taciz edilmesi ile başlıyordu.

O, kuzeninin onunla oyun oynayacağını sanarak mutlu bir şekilde kuzenin yanına giderken, taciz edilmişti.

Hemde defalarca,ve bu küçük gül'ün en sevdiği oyunu oynarken olmuştu.

Saklambaç ve körebe oynarken defalarca taciz edilmişti.

Bu kitabın benim psikolojimi bozacağını biliyordum ama yinede okuyacaktım.

Zaten pek sağlam bir psikolojim olduğunu düşünmüyorum.

Yatağın içinde burnumu yine çekerken buna bir son vermem gerektiğini anlayıp yataktan çıktım.

Yavaşça banyoya ilerlemeye başladım.

Banyoya girdikten sonra güzel Bir duş alıp üstümü giyinmiştim.

Saçımı da yukarıdan bir topuz yapmıştım. Kurutmadığım için hala nemliydi saçlarım.

En sonunda yatağımı düzelttim, telefonumu alarak odadan çıktım.

Merdivenlerden indikten sonra hızla arka bahçeye doğru ilerledim.

Çünkü odamda Barış'ın arka bahçede olduğunu görmüştüm.

Arka bahçeye girdiğimde direk, sırtı bana döndük bir şekilde tek başına oturan barış'ın yanına ilerlemeye başladım.

Yanına ilerlerken gönlünü nasıl almsan diye düşünüyordum.

Barış'ın yanına gelince hemen yanındaki boş yere oturdum.

Benim bu ani gelişimle irkilen barış bana bakıp konuştu.

"Alisa, senin ne işin var burada? Odada olman gerekmiyor muydu?"

Burun kıvırıp konuştum.

"Artık yatmaktan sıkıldım,hem iyileştim artık ben."dediğimde bir şey demden önüne döndü.

Ben önüme dönüp karşıma baktığım zaman derin bir nefes alıp konuştum.

"Kızdın mı bana?"

"Niye kızayım ki sana?"

"Bilemem, hani odada yiğit hakkında söylediklerim için kızdın sandım."

"Yoo kızmadım. Sonuçta yiğit senin abin gibi ve seni benden iyi tanıyor."dedi elini koltuğun kenarına koyup.

Barış benim yüzümü bakmazken dudağımı büzüp konuştum.

"Barış ben özür dilerim, yani seni üzmek istememiştim..."ne diyeceğimi bilmeyerek sustum.

"Açık konuşacağım. Üzüldüm Alisa, birinin senin kardeşini senden fazla tanıması,ve senin kardeşinin başkasına 'abim gibi' demesi üzüyor."gözlerim dolarken sustum.

Onu bu kadar üzeceğimi bilsem hiç bir şey söylemezdim.

"Barış, ben özür dilerim. Sende Benim abimsin,Sana abi demiyorum çünkü abi kelimesi Benim için çok önemli,ve ben öyle hemen sana abi diyemem. En azından alışana kadar. Sana abi kelimesini öyle ayak üstü söylemek istemiyorum. Gerçekten bir abim olduğuna inandığım zaman,sana sınırsız güvendiğim zaman,birbirimiz çok iyi tanıdığımız zaman söylemek istiyorum, Hem ben seni de çok seviyorum."dedim. Burnumu çekip.

Barış bana bakmazken ben onun yüzüne baktım. Yaşlar gözlerimden akmak için hazırlanırken barış bana bakıp konuştu.

"Bakma şöyle, tripte atamıyorum!"dedi beni kolları arasına alıp sarılırken.

Bende kollarımı boynuna dolayıp sıkıca sarıldım ve onun dediklerine güldüm.

"Küs değiliz değil mi? affetin beni?"dedim sonra.

"Abiler kardeşlerine küsmez, cadı."gülüp ona daha sıkı sarıldım.

Burnumu çekip yavaşça barış'tan ayrılırken barış konuştu.

"Sümüklü cadı."yine güldüm.

"Sana çekmişim."dediğimde elini kaldırıp kendini gösterdi ve yalandan bir şaşkınlıkla konuştu.

"Ben mi sümüklüyüm, teessüf ederim hanfendi, yamaç diyecektiniz sanırım?"dediğinde güldüm.

"Yoo barış diyecektim."kaşlarını çatıp beni kaslı kollunun altına alırken konuştu.

"Cadı."

Gülüp önüme dönerken,bir süre daha öyle sessizce oturup gün batımını izledik.

"Barış, istersen sana abi derim?"dedim yüzüne bakıp.

Oda benim yüzüme baktı ve konuştu.

"Tabi ki isterim ama senin dediğin gibi bende senin bana güvendiğin zaman, beni abin gibi hissettiğin zaman, birbirimizi çok iyi tanıdığımız

zaman abi demeni istiyorum, cadı."kafamı salladım.

Biz otururken sol taraftan gelen havlama sesi ile kafamı kaldırıp o tarafa baktım.

Gördüğüm Doberman cinsi köpek ile barış'a bakıp gülümserken konuştum.

"Hadi beni köpeğinle tanıştır."

Barış benimle beraber ayağa kalkıp o tarafa doğru ilerlerken konuşmayı ihmal etmedi.

"Yürü bakalım."

Tasması takılı olmayan mucize koşarak buraya gelirken barış'ın arkasına saklandım.

Valla köpeğin ne yapacağı belli olmaz,ısırır falan. Başımıza iş almayalım.

Köpek tam barış'ın önünde durunca barış bana kısa bir bakış atıp eğilerek mucize ile boyları eşitlemeye çalıştı.

"Nasılmış bakalım benim mucizem?"diyerek mucizenin kafasını severken mucize havladı.

Sonra gözleri bana dönerken ben şirince sırıtım.

Bana bakıp yine havarken çığlık atım.

Köpek barışın önünden çekilip benim dibime gelip beni koklayarak, etrafımda daireler çizmeye başladı.

Ben korkuyla karışık heyecanla mucizeye bakarken barış'ın sesini duydum.

"Tamam,bir şey Yok. Sadece seni tanımaya çalışıyor."dediğinde kafa salladım.

Mucize bir süre daha beni koklayıp etrafımda döndükten sonra yavaşça aşağı eğildim.

Onu sevmek için yavaşça elimi ona uzatım.

İlk başta ona uzatığım elime bakıp hırladı. Onun hırlaması ile elim dururken mucize ile göz temasını kesmeden elimi ilerletmeye devam ettim.

Elimi kafasının üstüne koyup başını okşamaya başladım.

"İşte oldu."diye gülümserken diğer elimide götürüp mucizeyi sevmeye devam ettim.

Mucize yüzünü sevdiğim elimi dili ile yakarken kahkaha atım.

Elimi yalaması beni huylandırdığı için gülerken o benden kurtulmuştu.

Ben yavaşça ayağa kalkarken o benim iki bacağım arasından girerek oyun oynuyordu.

"Seni sevdi."diyen barış'la kafamı salladım.

Bu şekilde Biraz daha mucize ile oynayıp, odalarımıza çıkmıştık.

Ben yine soldu gül kitabını elime alıp okumaya başladım.

Ağlayacağımı bile Bile.

•••

Kitabı kapatıp önümdeki sehpaya bırakırken derin bir nefes aldım.

Terasın soğuk rüzgarları yüzümü yalayıp geçerken, karşıma baktım.

Ay ve sokak lambalarının aydınlattığı Mardin'e kısaca göz gezdirdim.

Hava soğuk değildi ama arada esiyordu.

Sehpanın üstünde duran çaydan bir yudum aldım.

Barış'la ayrıldıktan sonra yine yemek yemiş ve ilaçları içmiştim.

Sonra odama Akif Abi gelmişti, bana gideceğini söylemişti ve bir şeye ihtiyacım olup olmadığını sormuştu.

Ben bir şeye ihtiyacım olamadığını söyledikten sonra başıma bir öpücük kondurup gitmişti.

Bende kitabımı alıp terasa çıkmıştım.

Saat on iki civarlarıydı. Bir ara otururken yanıma ikizler gelmişti ve biraz sohbet etmiştik. Tabi Boran ile konuşmamıştım.

O benimle her ne kadar konuşmaya çalışsa da yüzüne Bile bakmamıştım.

Onlarda gittiği zaman kitap okumaya devam etmiştim.

Bardağı sehpaya geri bırakırken karşımdaki koltuğa birinin oturması ile oturan kişiye baktım.

Babam.

Niye geldi ki?

Ben ona bakmayıp başka tarafa dönerken o direk bana bakıyordu.

"Senin odanda uyuman gerekmiyor mu şu an?"dediğinde kaşlarımı kaldırıp ona baktım.

Üzerinde siyah Bir takım vardı,siyah saçları dağınık, göz altları çökmüştü, ama yakışıklılığından hiçbir şey kaybetmemişti.

"Uyumak gibi bir zorunluluğum mu var?"dedim gözlerinin içine bakarak.

Kafasını sallayıp dudağını dişledi.

"O anlamda sormadığımı sende biliyorsun Alisa. Sadece hastasın ve senin iyiliğin için söylüyorum."dediğinde göz devirip konuştum.

"Beni düşünüyormuş gibi davranmana gerek yok. Sonuçta kimse umurunda olmayan bir kızı bu derece düşünmez değil mi?"

Sözlerim zehirli Bir ok gibiydi, ve sırf acı vermek için o okları babamın kalbine atıyordum.

Çok mu ileri gidiyordum?

Sözlerim çok mu acı vericiydi?

Bilmiyorum. Ama babamın gözlerinde oluşan o acı bakışlar bunların gerçek olduğunun kanıtıydı sanırım.

"Seni düşünüyorum! Çünkü benim kızımsım! Biliyorum şerefsizin tekiyim seni unutmamam gerekiyordu ama oldu! Nasıl oldu bende bilmiyorum! Ama çok pişmanım ve telafi etmeye çalışıyorum Alisa. Şu an senin gözünde nasıl bir karakterim var bilmiyorum ama senin benim için ne kadar önemli olduğunu bil. Benim için ne kadar değerli olduğunu bil."dedi oturduğu yerden kalkarken.

Bende oturduğum yerden kalktım, gözlerine baktım. Tam içine.

Dolmuş gözleri acı içinde bana bakarken içimdeki dinlemeyen ve acı saçmaya devam eden ağzımla konuştum.

"İnsan önem verdiği insanı unutmaz!insan değer verdiği insanı unutmaz! Bana yalan söyleme! Bana Umut verme! Beni kandırma!"dedim göz yaşlarım akarken.

Beni kandırmaya hakkı yoktu!

Benimle barışmak için bana değer verdiğini, onun için önemli olduğumu söyleyerek beni kandırmaya hakkı yoktu değil mi?

Benim canımı daha fazla yakmaya hakkı yok!

Kalbimde baba sevgisine aç olan küçük kızı ağlatmaya hakkı yok!

Göz yaşlarım sicimle akarken elimin tersiyle sildim.

Eğer beni unutmamaş olsaydı ve bu sözleri söyleseydi şimdi çok farklı olurdu.

Mutlu olurdum,ona sarılırdım.

Ama o beni unutu!

Hepsi beni unutu, ben onların tam yanlarında dururken beni unutup gittiler!

Unutulmanın acısı çok farklı,her şeyden farklı.

Bir kere insanın güvenini zedeliyor,ona karşı hisetiğini duyguları zedeliyor şimdi olduğu gibi.

Babama neden inanmıyordum?

Neden?

Gözlerinden artık benim gibi yaşlar süzülen babam'a baktım.

O yaşlar benim için miydi?

Ben onun göz yaşlarının akmasını sağlayacak kadar değerli miydim?

İçimde öfke gün yüzüne çıkmaya çalışırken babamın sesini duydum.

"Yalan değil... yemin ederim yalan değil Alisa,sen benim için çok değerlisin,ayrısın,özelsin... yemin ederim doğru söylüyorum."dedi zorla.

"Sus! Sus artık! Yalan söyleme bana! Senin için değerli olan sadece oğulların ve karın. Ben değilim. Geldiğim günden beri Benim için ne yaptın? Ha? Ne yaptın?! Beni mutlu edecek ne yaptın? Hep karın ve oğulların için çabaladın,bende Seninle beraber çabaladım! Neden biliyor musun?! Çünkü senin mutlu olmanı istedim. benim yüzümden karından, çocuklarından olma istedim! Ama sen ne yaptın?beni yaktın! Sen beni unutun, sana olan güvenimi yok etin! Sana olan duygularımı öldürdün sen! Şimdi bana yalan söyleme!"

Pişmanlık ve acıyla bakan gözlerine son kez öfkeyle bakıp koşarak terastan çıktım.

Hızla merdivenlerden inip odamın olduğu kata ilerlerken göz yaşlarım yüzünden bulanık gördüğüm için yavaşladım.

Kendi katıma gelince hızla odamın olduğu koridora girip,odama ilerledim.

Kısa süre içerisinde odaya girerken kapıyı ardımdan kitleyip kendimi banyoya atım.

Artık hıçkırarak ağlarken küvetin suyunu açıp içinin dolmasını bekledim.

Küvetin içi su ile dolarken üstümdeki kıyafetleri umursamadan küvetin içine girip oturdum.

Elimle yüzümü kapatıp hıçkırarak ağlamaya devam ettim.

Doğru değil miydi?

Benim için ne yapmıştı şimdiye kadar?

Beni üzmekten başka ne yapmıştı?

Hiçbir şey!

Beni bu evde düşünen tek kişi vardı oda barış.

Abim... beni geldiğim günden beri mutlu etmek için çabalayan ve beni üzmeyen tek kişi oydu.

Abimdi.

Küvetin suyu taşma noktasına gelince suyu kapatım ve küvetin içine uzandım.

Göz yaşlarım hâla akarken gözlerimi kapatmaya zorladım.

Keşke bu gözlerim derin bir uykuya dalsada hiç uyanmasam.

Gözümü açtığım zaman da ise annem yanımda olsa.

Ben ölsem, annemle mutlu olsam.

Olmaz mı?

Şimdi intihar etsem?

Annemle çok mutlu oluruz değil mi?

Bir yerde duymuştum,

Ölüm yasak kılındı çünkü,en kolay kaçış yolu ölüm.

En basit kurtulmaya yolu.

Ama ben kaçmayı seven bir kız değildim.

Savaşmayı seven Bir kızdım,zoru seven, isteğini Kendi elde eden, sorunları Kendi başına çözen bir kızdım.

O yüzden kaçmak yoktu, hiçbir zaman kaçmak yoktu!

Savaşacağız Ve kazanacağız.

Bu benim sınavımdı.

Ve ben sınavımı hile yapmadan bitirecektim.

Çünkü ben annemin küçük ama güçlü kızıyım...

Bölüm sonu

12 yorum