"Siz şimdi ciddi ciddi ege'yi kandırıyorsunuz?"diyen Erdil ile konuştum.
"Evet."
"Ama yazık ya çocuğa hem gerçekleri bilmeye hakkı yok mu onun?!"dedi sitemle.
"Var tabiki ama işte dedim ya bazı psikolojik sorunlar yaşıyormuş o yüzden bu oyunu oynuyoruz. Bende hiç istemiyorum yalan söylemek ama Esra abla yüzünden kabul etmek zorunda kaldım."dedim.
"Orası da doğru ama işte yine de çocuk kaldırılmayı hak etmiyor! Ayrıca eminim gerçekler ortaya çıktığında çok büyük tepki verecektir. hem kandırıldığı için hemde, babasının yaptıkları yüzünden."
"Haklısın...aman neyse boş ver sen bizi ela abla ile bebiş nasıl?"dedim.
"Onlarda iyi,sağlıkları da yerinde.dün ne oldu biliyor musun?"dediğinde yatığım yerden doğruldum.
"Ne oldu?"
"Kardeşimin tekme atmasını hissettim."dedi burnunu çekip.
Ya yerim ben seni...
"Ya sen duygulandın mı?"dedim gülümseyip.
"Biraz olabilir. Ama böyle çok değişik hissettim. Bir an duygulandım işte."dediğinde tekrar güldüm.
"Erdil ya hamile olan sen misin ela ablamı belli değil!"dedim gülerek.
Oda Gülerek konuştu.
"Ne yapayım kızım çok heyecanlıyım. İkinci bir kardeşim daha olacak."dedi sitemle.
Burnumu çekip konuştum.
"Benimde kardeşim değil mi?"dedim yine burnumu çekerken.
"Tabi yavrum ne sandın. Sen onun ablasısın. Hem bizim çocuğun senden daha çok çekeceği var."dedi gülüp.
"İnşallah."diye tamamladım.
"Neyse Erdil ben kapatıyorum. Ela abla ve Ali abime selam söyle bebeğede söylemeyi unutma."dedim gülüp.
"Tamam. Sende kendine dikkat et."diyerek yine benden önce telefonu suratıma kapatı.
Eşek herif!
Bugün evdeki herkes işe gitmişti.
Tabi işi olmayanlar evdeydi.
Kahvaltı yaptıktan sonra bir duş almıştım.
Ondan sonrada Erdil aramıştı ve onunla konuşmuştum.
Dün Karan ve avukat abi ile olan konuşmadan sonra onları Sabah kahvaltı yaparken görmüştüm.
Bir daha da görmemiştim.
Saat 13:20 geçiyordu. Birazdan öğle yemeği yiyeceklerdi.
Kapının çalması ile yüzümü o tarafa çevirip konuştum.
"Gel."
İçeri giren barış'la gülümsedim.
O, içeri girip Benim karşıma oturdu.
"Senin işte olman gerekmiyor mu?"dedim gülüp.
"Şu an öğle arasındayız."dedi.
"Ve sana bir teklifim var. Seninle biraz dışarı çıkalım mı? Hem öğle yemeği yeriz hemde sana buraları gezdiririm."diye davam etti.
"Gelmek isterdim ama dışarı çıkınca insanlar hep bana bakıp aralarında bir şeyler konuşuyorlar benimde canım sıkılıyor."dedim kaşlarımı çatıp.
Barış'ın da kaşları çatılırken konuştu.
"Bak Alisa insanlar hep konuşur,ama boş konuşur. Sen böyle yapınca başka insanlar yüzünden Kendi hayatına sınırlar koymuş oluyorsun. Onlar konuşacak diye şimdi sen hiç evden dışarı çıkmayacak mısın?Bu mümkün değil.Bırak konuşsunlar. Sen başkaları yüzünden kendine sınırlar çizme. Başkaları yüzünden abinle dışarı çıkmaktan alıkoymak kendini."dediğinde ona hak verdim.
Normalde bende böyle bir insan değildim. kendime sınırlar çizmezdim ama hayat beni öyle Bir noktaya getirdi ki artık insanların atığı bakışlar bile beni yoruyor!
"Haklısın. Normalde böyle şeylere takılan bir insan değilim ama geçen olanlardan sonra bir daha aynı şeyleri yaşamak istemiyorum."dedim.
Karan'la dışarıda gezerken dövdüğüm kızı kastederek.
Barış anlamazca kaşlarını çatıp.
"Geçen olanlar?"dedi.
Bilmiyor muydu?
"Karan sana anlatmadı mı?"dedim.
"Neden bahsettiğini bilmiyorum Karan bana Bir şey anlatmadı. Ama eğer benimle geliyorsan yolda giderken sen anlatabilirsin."dedi.
"Ee geliyor musun?"diye devam etti sonra.
"Geliyorum..."
"Ve?"
"Bir daha başka insanlar yüzünden kendime sınırlar çizmiyorum."dedim gülerek. oda güldü Ve konuştu.
"Aferin.Sen üstünü değiştireceksen ben dışarıda bekliyorum."dedi ayağa kalkarken.
Onunla beraber benden ayağa kalkıp konuştum.
"Hayır. Bekle sen çantamı alıp geliyorum."dedim.
Sonra yanından geçip hızla kıyafet odasına girip hazırda bekleyen küçük sırt çantamı alıp odadan çıktım.
Param zaten içindeydi.
Kıyafet odasından çıkınca barışa kısa bir bakış atıp komidinin üstünde duran telefonumu alıp onuda çantama atım.
Sonrada çantayı sırtıma atıp konuştum.
"Hadi gidelim."dedim gülümseyerek oda gülümseyip Kafa salladı.Ve ayağa kalktı.
Barış'la beraber hızla konaktan çıkıp dışarıda bizi bekleyen arabasına bindik.
Ön koltuğa oturup kemerimi taktım.
Oda şoför koltuğuna oturup kemerini taktıktan sonra arabayı çalıştırıp sürmeye başladı.
"Evdekilere haber verdin mi?"dedim camdan dışarıya bakarken.
"Annemin haberi var. Diğerlerine söylemedim yoksa peşimize düşerlerdi!"dediğinde güldüm.
"Nereye gidiyoruz?"diye tekrar konuştum.
Gözlerimi yoldan çekip barış'a döndüm.
Oda yoldan gözlerini çekip çok kısa Bir şekilde bana bakıp tekrar önüne döndü.
"Seni sürekli gittiğim bir köfteciye götüreceğim. Eğer köfte sevmiyorsan başka bir yerde gidebiliriz?"dediğine Hemen konuştum.
"Bende köfteyi çok severim o yüzden gidebiliriz."dedim Gülerek.
"Evet benim kardeşim olduğunun bir kanıtı daha."dedi gülerek bende ona katılıp güldüm.
"Ee anlat bakalım? şu Benim bilmediğim Karan'la ikinizin bildiği olayı."dedi.
"Valla ne anlatayım. İki gün önce kapının önünden Karan'la dedenlerin kavga ettiği zaman ikimiz dışarıya gezmeye çıkmıştık. İşte dışarıda gezerken bir tane kız annem'e laf edince kendimi tutamayıp kızı dövdüm. Olay bu yani."dedim.
Barış gülüp bana kısa Bir bakış atı ve konuştu.
"Sen kavga mı etin?"dedi tekrar Gülerek. Bu sefer bende gülüp konuştum.
"Evet."
"Acaba neden bana bu kadar çok benziyorsun?"dedi şakadan düşünür gibi yapıp.
Onun bu haline gülüp önüme döndüm.
15 dakikalık bir yolculuğun ardından araba durduğunda kafamı kaldırıp geldiğimiz yere baktım.
Normal bir köfteciye gelmiştik.
Arabadan inip barış'ın yanıma gelmesini bekledim.
Barış yanıma gelince kolunu omuzuma atıp yürümeye başladı.
"Yanımdan ayrılma olur mu? Kaybolmanı istemem."dediğinde kafamı salladım.
Onunla beraber köfteciden içeri girip karşımızda ki tezgahta köfte yapan tombik adama doğru ilerledik.
Köfte yapan adamın tam önüne gelince oda Nihayet bizi görüp kocaman gülümsemişti.
"Hoşgeldin barış'ım?"dedi sıcak Bir sesle.
Barış'ta ona gülümseyip konuştu.
"Hoş Bulduk İbrahim abi. Bak seni kiminle tanıştıracağım. Bu Alisa Benim kardeşim."dedi gülümseyerek.
İbrahim abi'nin bakışları bana dönerken Kocaman gülümseyip konuştu.
"Sende hoş geldin kızım. Demek bizim haytanın geçen gece anlattığı kardeşi sensin."dediğine gülümseyip Kafa salladım.
Birazda utanmıştım.
Beni mi anlatmıştı?
Yaa.
"Ee çocuklar yok mu?"dedi elindeki ekmeğe köfte doldururken.
"Onları ektim bugün, kardeşimle geldim."dedi.
Yaa sen çok tatlısın kardeşim derken ama...
"Neyse ben seni tutmayayım İbrahim abi. Sen bize iki tane köfte ekmek yap Benimkini biliyorsun domatesi bol olsun."dedi sonra bana döndü.
"Ne içerisin?"dediğinde konuştum.
"Ayran."
Sonra İbrahim abiye dönüp konuştu.
"İki tanede ayran."dedi.
"Tamamdır Barış'ım siz geçin oturun şöyle,beş dakikaya hazır."dedi.
İkimizde Kafa sallayıp karşıdaki boş masalardan birine oturduk.
"İbrahim abi'nin köfteleri bağımlılık yapıyor baştan söyleyeyim."dediğinde güldüm.
Sonrada gözümü etrafta gezdirdim.
İçeride 6 tane masa vardı hepside doluydu.
Dışarıda da üç masa vardı ve onlarda doluydu.
Demek ki gerçekten köftesi güzeldi yoksa bu kadar dolu dolu olmazdı burdası.
Yani sanırım.
Etrafımızdaki insanlardan bir kaçı bize bakıp aralarında konuşuyorlardı.
Ama umursamadım.
Sonra gözüm tam karşıda bizi izleyerek, gülerek Bir şeyler konuşan çifte takıldı.
Kaşlarımı çatıp onlara bakarken az önce bunu umursamayacağım aklıma geldi.
Evet bugün sorun çıkmayacak.
Çünkü ben ilk defa bir abimle yemeğe çıkıyorum.
Ve bunun mahvolmasına izin vermeyeceğim.
Bugün çok güzel Bir şekilde geçecek. Abimle köfte yiyip sohbet edeceğiz sonrada biraz buraları gezip eve gideceğiz.
"Ee anlat bakalım?"diyen barış'la yüzümü barışa döndüm.
"Ne anlatayım?"dedim.
"Mesela kendinden söz et, hobilerin ya da fobilerin,sevdiğin, sevmediğin şeyler?"dediğine biraz düşündüm.
"Kitap okumayı çok severim, şarkı dinlemeyi de, sonra bisiklet sürmeyi de çok severim. Pamuk şeker yemeye bayılırım. Yükseklik korkum var. Yağmur yağarken ıslanmayı çok severim...Başka ne diyeyim sana? aklımada Bir şey gelmiyor ki!"Dedim gülüp.
Oda bana gülüp konuştu.
"Sorun değil aklına geldikçe söylersin."dedi Kafa sallarken masamıza gelen İbrahim abiyi gördüm.
Elinde getirdiği köfte ve ayranları masaya koyup konuştu.
"Afiyet olsun."
"Sağ ol İbrahim abim."dedi barış Kafa sallarken.
Bende tebessüm ettim.
Sonra ikimizde yemek yemeye başladık.
Ben yemek yerken gözüm barış'a takıldı ve ona daha önce hiç dikkatli Bir şekilde bakmadığım aklıma geldi.
Esmer Bir teni vardı, siyah saçları yine siyah gözleri, yüzü ile orantılı burnu, kalın ve dolgun dudakları,yüzünden hiç eksik olmayan gülümsemesi...çok yakışıklıydı.
Diğer abilerimde yakışıklıydı tıpkı onun gibi.
Esra abla bunlar doğmadan önce Yunan tanrılarına falan mı baktı acaba?
Sanırım.
"Evet Alisa biliyorum çok yakışıklıyım ama önündeki yemeği yesen senin için daha iyi gibi çünkü,karnının gurultusu taa burdan duyuluyor."dedi sırıttarak.
Ben ona Burun kıvırıp konuştum.
"Egoist."dediğimde güldü.
Sonrada ben önümdeki yemeği yemeye başladım.
Ben yemeğimi yerken o konuştu.
"Özledin mi İstanbul'u?"dedi merakla.
"Özlemedim...o şehir bana sadece acılar getirdi. Ve ben Benim canımı yakan hiç bir şeyi özlemem."dedim durgunca.
"Haklısın. İnsan ona acı veren şeyleri sevmesi zaten biraz anormalce olurdu."dediğinde yine güldüm.
Ve bir şey fark ettim.
Ben barış'la beraberken hep gülümsüyordum.
Onun yanında üzgün kalma sürem bir dakika bile değildi sanırım.
"Doğru...sen İstanbul'a gitin mi hiç?"dedim sonra.
"Ooo say say bitmez."dedi elini sallayıp.
Yine gülüp ayranımdan içtim.
"Evcil hayvan besliyor musunuz? Arka bahçede köpek kulübesi görmüştüm."dedim köftemden Bir ısırık alıp.
Oda ayranından bir yudum alıp konuştu.
"Evet. Benim bir köpeğim var."dediğinde yerimde doğrulup konuştum.
"Cinsi ne?"
"Doberman."dediğinde güldüm.
"İsmi ne peki?"dedim sonra merakla.
Köpekleri çok severdim.
Hep bir evcil hayvanım olsun istemiştim ama olmamıştı.
Annem'in sağlık durumu yüzünden.
Bende bu yüzden hep sokaktaki köpekleri severek yetinmiştim.
Ama şimdi evde bir köpek vardı. Benim olmasa bile ona bakabilirdim değil mi?
Barış izin verirdi herhalde?
Gerçi Biraz saldırgan Bir cinsi vardı ama bütün köpekler aynı değil, değil mi?
"Mucize."
"Anlamadım?"dedim kaşlarımı çatıp.
"Köpeğin adı mucize. Erkek."dediğinde kaşlarım havalandı.
"Niye böyle bir isim koydunuz ki?"dedim merakla.
"Çünkü o gerçekten bir mucize.Onu bulduğumda daha küçük bir yavruydu. dışarıda buz gibi bir hava vardı aynı zamanda karda yağıyordu ve o nerdeyse soğuktan ölmek üzereydi. Çöp konteynerinin dibine sinmiş kısık Bir şekilde havlıyordu. Onun yanına gidip elime aldığımda buz gibiydi ve minik kalbi nerdeyse yok denecek bir şekilde atıyordu. Sonra onu hemen alıp veterinere götürdüm. Veteriner bana dedi ki' bu soğukta kalbinin atması bile mucize'dedi iki gün gözetimde kaldı. Sonra aşılarını yaptırıp onu sahiplendim. İşte buradan geliyor ismi. O bir mucize. Ben bile o gün soğuktan titrerken o, pes etmeyip birileri sesini duyana kadar bağırmıştı.Ve başarmıştı..."dedi iç çekip.
"Sen gerçekten çok iyi bir insansın."dedim tebessüm edip.
Oda bana gülümseyip konuştu.
"Köpekleri sever misin?"dediğinde kafa salladım ve konuştum.
"Evet. Çok severim."
"O zaman mucizenin yeni bir oyun arkadaşı daha oldu desene?"dediğine güldüm.
Bu konuşmada o kadar ince bir detay vardı ki bu Benim barış'a biraz daha yakın hissetmeme sebep oldu.
Bana onun sahibi diyebilirdi. Ama arkadaşı dedi. Onun, hayvanları birilerine sahip olmak,boyun eğdirmek gibi değilde, arkadaş olarak görmesi çok güzeldi.
O iyi bir insandı.
Hemde çok.
Barış yemeğimi işaret ettiğinde ekmeğimi yemeye devam etim.
Yemeğimi yarılarken gözüm karşımda bana yüzünü buruşturmuş bakan kıza takıldı.
Yanında duran erkekle Sabahtan beri bana bakıp gülerek konuşuyorlardı.
Elimdeki ekmeği önüme bırakırken kızla olan göz temasını bozmadan kaşlarımı çatım.
Oda benim bu tavrıma kaşlarını çatıp bana bakarken barış'ın sesini duydum.
"Neye bakıyorsun?"dedi Benim baktığım yere bakarken.
"Şu kızla adam sabahtan beri bizi izleyerek konuşuyorlar."
Benimle göz temasında olan kıza kaşları çatık Bir bakış atıp bana döndü.
"Boş ver bakarlarsa baksınlar. Hem hadi yemeğini yede seni gezmeye götüreceğim."dediğinde kafamı salladım ve konuştum.
"Ben doydum zaten hadi gidelim."dedim.
İştahım birden kesilmişti.
Bu son zamanlarda çokça oluyordu. Birden iştahım kesiliyordu. Ya da bağzen canım Bir şey yemek istemiyordu.
Oturduğum yerden kalkarken Barış'ın yemeğini çoktan bitirdiğini gördüm.
Çantamı alıp sırtıma atarken barış'la yan yana yürümeye başladık.
Az önce göz temasında olduğum kızın masasının yanından geçerken ayağımın bir şeye takılması ile düşecek gibi oldum ama barış kolarımdan tutarak dengemi sağladı.
Barış'la ikimiz aynı anda kıza dönerken onun, yanındaki adamla gülerek bana baktığını gördüm.
Kaşlarım çatılırken kız konuştu.
"Yürümeyi bilmiyor musun?! ayağımı ezdin Resmen!"dediğinde şaşkınlıkla kaşlarım havalandı.
Ben onun ayağını mı ezmişim?!
Yalanına sıçarım senin!
"Ayağını mı ezdim?! Asıl sen bana çelme taktın! Ve şimdi benden özür dileyeceksin!"dedim tavrımı ortaya koyup.
Kadın'ın gözleri şokla açılırken ağzıda o şekillini aldı.
Hayatımda böyle oyunculuk görmedim ben(!)
"Ne saçmalıyorsun sen?! Asıl sen benden özür dileyeceksin ayağımı ezdiğin için."dediğinde elerim yumruk halini aldı.
"Bana Numara yapma! Senden özür falan dilemem! Sen benden dileyeceksin!"dediğimde barış'ın elli omzumu buldu.
"Tamam. Biraz sakin ol."dediğinde ona bakmadım.
"Ben asla bir fahişenin kızından özür dilemem."
Gözlerimi sıkıca kapatım.
Yapmayın bana bunu... lütfen.
Sinirle gözlerimi geri açarken saf öfke dolu gözlerle kadına baktım.
"Hanım efendi! Söylediğiniz şeylere dikkat edin. Ve özür dileyin. Kardeşimin ayağına çelme takan kişi sizsiniz."diyen barış'a baktım.
Az önce bana sakin ol diyen adamdan Eser yoktu.
"Sana mı soracak lan?! nasıl konuşacağını!?"diye bağıran kadının yanında duran adama baktım.
Yani adamlar Resmen bizim ebemizi beleyin diye bağırıyor!
"Evet. Söz konusu Benim kardeşim olunca bana soracaksın lan!"diyen barış'ın kolundan tuttum.
Bu işin sonu kötü biteceği kesindi.
"Tamam boş ver gidelim. Özür dilemesini falan istemiyorum."dediğimde barış kaşları çatık bana döndü.
"Hayır ikiside özür dileyecek ve biz buradan öyle gideceğiz."dediğin lütfen bakışı atım.
Ama işe yaramadı.
"Kızım sen salak mısın?! Özür falan dilemiyoruz."dedi kız.
Benim sinirlerim iyice tepeme çıkarken bu işinin sonu nerede biteceğini umursamadan kızın saçlarını yapıştım.
Ben kızın saçlarını çekerken kız çığlık atıyordu. Yanındaki adamda bizi ayırmaya çalışıyordu.
Adamın beni kolumdan tutup beni yere fırlatması ile çığlık atım.
Ben popomum üstüne düşerken barış'ın sesini duydum.
"Sen kimin kardeşini istiyorsun lan ibne!?"diye adamın yüzüne yumruk atığında ortalık birden karıştı.
Etrafta bizi izleyen adamlar dışarı kaçarken ben hızla yerden kalkıp köşede ağlayarak bana bakan kızın yanına gidip saçlarını yolmaya başladım.
Ne?
Ayırma mı falan beklemiyorsunuz herhalde?!
Kızı yere yatırıp saçlarını özenle yollarken, İbrahim abigilin barış'ın üstüne çıkmış yumruk attığı adamdan ayırmaya çalıştıklarını gördüm.
Ben, bugün çok sakin mi geçecek demiştim?
Unutun siz onu!
Aksiyon artık bizim hobimiz haline geldi. Böyle bir gün illa bir olay olmadan duramıyoruz!
Bela mıknatısı gibi hergün bir olay yaşıyoruz aq!
Saçımdan birden çekilmem ile saçımı çeken gerizekalı kızın yüzüne bir tane Tokat yapıştırdım.
"Gerizekalı saçımı niye çekiyorsun?"
Kız altımda bir kez daha çığlık atarken ben gülüp saçını yolmaya devam ettim.
Kızın saçlarını çok titiz bir şekilde yollarken duyduğum siren sesleri ile durdum.
Aha Şimdi boku yedik!



