Alisa'dan devam;
Her insanın duvarları olmalı, duvarlarını göstermeliki ona göre davransınlar.
O duvarlar içinde ağlamalı...o duvarlar içinde düşmeli!
Sonra yine o duvarlar içinde ayağa kalkmalı.
Düştüğünü ama asla pes etmediği için geri kalktığını göstermeli.
Görmeliler! Onun asla vazgeçmeyeceğini.
Unutulsa da, hissedilmese de ne olursa olsun bitmediğini görmeliler.
Ben bugün unutuldum...
Etrafımdaki onca insandan biri bille benim varlığımı hatırlamadı.
Ama kızmıyorum... sonuçta ben hep yalnızdım.
Annem vardı. O zaman yalnız değildim.
Ama annem giti ve ben yine yalnız kaldım.
Oyun parkında yalnız olduğum gibi. Okulda yalnız olduğum gibi. Dışarıda oynarken yalnız olduğum gibi. bisiklet sürerken, dışarıda yürürken, beni dışlayan insanları izlerken,bana iğrenç bir şeymişim gibi bakıldığında, ağladımda,hastedene annemi iyileşmesini beklerken...ben hep yalnızdım.
Şimdi ise beni sevecek birilerini istemem... ailem olsun demem... hepsi hayalmiş.
Belki çok abartıyorumdur?
Ama o kadar insanın içinde, onlar gülerek konuşurken, seni unutup giderken, birinin bille aklına gelmemek insanın canını yakmaz mı?
Ya biri bille arkasını dönüp'alisa hadi gelsene' demedi.
Niye?çünkü unutuldum.
Ben gerçekten bu kadar çabuk unutulacak, akıllarına bille gelmeyecek kadar değersiz biri miyim?
Burdan gitmek isterdim.
Kendimi fazlalıkmış gibi hissediyordum çünkü.
Ama gidecek bir yerim yok ki!
Zaten en başından beri gidecek başka bir yerim, başka Bir yol olsa buraya gelmezdim.
Çünkü az çok yaşayacağım şeyleri tahmin ediyordum.
Ama çaresizdim Ve umutluydum.
Ben bu ikisine inanarak gelmiştim ama işler isteğim gibi gitmemişti.
Çaresizlik çok kötü bir şeydi.
İnsanın elinin kolunun bağlı olması çok kötüydü.
Tıpkı şimdi olduğu gibi. Bir yere gidemezdim! Ama onlara kim olduğumu ve artık bana nasıl davranmaları gerektiğini öğrete bilirdim.
Ben kocaman bir duygu Savaşının içerisinde kıvranırken odanın kapısının çalması ile irkildim.
"Alisa girebilir miyim?"diye babamın sesini duyduğumda yatığım yataktan kalktım.
Nihayet beni birileri hatırlamıştı(!)
Göz yaşlarımı silip üzerimde ki hırkaya daha çok sarıldım.
Ne demiştik?düştük Ama şimdi yeniden kalkıyoruz.
Ama bu sefer daha önce kimseye göstermediğim duvarlarımı göstererek.
"Girme! Müsait değilim!"dedim.
Ayağa kalkıp kapının oraya giderken.
"Alisa müsait olduğunu biliyorum ve bu kapıyı neden açmadığını da bilmiyorum. Şimdi kapıyı açarsan seninle konuşmak istiyorum."
Öyle mi?
Çok beklersin!
"Neden söz ettiğini bilmiyorum! Ve konuşmak istemiyorum çünkü müsait değilim."dedim gitmesi için.
Kimseyle konuşmak istemiyorum çünkü!
"Alisa bal gibide biliyorsun...bak ne diyeceğimi bilmiyorum. Üzgünüm. Biz nasıl böyle bir şey yaptık alamıyorum. Bir an boşluğumuza geldi."deyince zaten hazırda bekleyen göz yaşlarım yavaşça akmaya başladı.
Sırtımı kapıya yaslayıp yavaşça yere oturdum.
Ne yani her boş zamanlarına geldiklerinde beni unutacaklar mı?
"Biliyorum...bu yaptığımızın savunulur bir yanı yok. Sadece çok üzgün olduğumu ve bu olayın bir daha tekrarlanmayacağını bil..."
Bide tekrarlansın istersen?!
Göz yaşlarım hala akarken burnumu çekip konuştum.
"Bana açıklama yapmana gerek yok. Sonuçta ben senin hiç bir şeyin değilim."dedim.
Canım yandığı kadar canı yansın istedim!
Böyle yapınca çok mu kötü biri oluyorum?
"Alisa böyle söyleme. Sen benim kızımsın..."
Burukça gülümsedim.
İnsan kızını hiç unutur mu?
"Lütfen gidermisin. Hem ben hiç birinize kızgın değilim. Aksine teşekkür ederim...bana yerimi hatırlatığınız İçin."
"Alisa...üzgünüm."diye sesini duydum sonra.
Bende üzgünüm.
Ama bunu yapmam gerekiyor yoksa benim canım daha çok acıyacak.
"Bana kız,vur, canımı yak, ama Uzak durma lütfen... çünkü Bende çok yalnızım."
Hıçkırmamak için elimi ısırırken göz yaşlarım hiç durmadan akıyorlardı.
Böyle söyleme işte... dayanamıyorum!
Çünkü canın zaten yanarken bir darbede benden al istemiyorum.
Ama benimde canım var... benim canımda yanıyor.
"Yıkılan bir ev eski halini geri alamaz..."dedim.
"O zaman bizde yeniden inşa ederiz o evi..."
•••
Saçımı sıkı bir at kuyruğu yaptıktan sonra, masanın üstünde duran parfümlerden birini alıp üzerime sıktım.
Sonrada oturduğum yerden kalkıp dağıtığım odayı toplamaya başladım.
Babam ile olan konuşmamdan sonra Karan gelmişti.
Oda tıpkı babam gibi.
Üzgünüm, lütfen kapıyı aç konuşalım, birdaha olmayacak, söz.
Gibisinden bir konuşma yapmıştı.
Ama ona kesinlikle cevap vermeyip kibar bir şekilde müsait olmadığımı söyleyip gitmesini söylemiştim.
Ve öylede olmuştu!
Sonrada ben ağlamamıştım.
Çünkü gözümde yaş kalmamıştı.
Bende boş boş oturmanın mantıksız olacağını düşünüp önce yiğit'i sonrada Ali abiyi aramıştım.
Onlarla konuştuktan sonra banyo yapmıştım.
Ve üzerime bir bornoz geçirip yatağıma yatıp, kulağıma kulaklık takıp telefonumdan slowed bir şarkı açıp dinleyerek hayatı sorgulamıştım.
Sonra yine sıkıldığım için yüzüme maske yapmıştım.
Maskeyi yıkadıktan sonra üzerimi değiştirip saçımı taramıştım.
Ve ben bunları yaparken akşam olmuştu.
Tahminen işe giden herkes geri gelmişti.
Birazdan akşam yemeği için aşağı inecektim.
Ve hiçbir şey yokmuş gibi davranmayacaktım!
Bundan sonra onlara duvarlarımı gösterecek ve aramıza mesafe koyacaktım.
Çünkü çok kırılmıştım ve onları affetmem o kadar kolay olmayacaktı.
Ben bunları düşünürken odanın kapısı çalmıştı. Sonrada 3.abi'nin sesi duyulmuştu.
"Alisa biraz konuşalım mı?"
Elimde tuttuğum bornozu hızlıca banyoya atıp koşarak kapıya gitim.
Bu olaylar yaşanırken Barış burada yoktu.
Ve buraya kesin bugün yaşanan olayı konuşmak için gelmişti.
Ona kapıyı açacaktım.
Sonuçta onun Bir suçu yoktu.
Ve suçsuz olan birini durduk yere suçlayamazdım.
Buna hakkım yoktu.
Kapının oraya geldiğim zaman kilitli olan kapıyı açıp karşımda bekleyen barışa baktım.
Bana şaşkınca bakıyordu.
"Niye öyle bakıyorsun?"dedim.
"Bana da kapıyı açmasın sanmıştım."dediğine gülüp içeriyi gösterdim.
Açık olan kapıdan içeriye girerken ben kapıyı kapatıp onun yanına gittim.
Odadaki küçük oturma gurubuna oturmuştu.
Bende onun karşında ki koltuğa oturdum.
"Senin Bir suçun yok ki. Sana neden açmayayım kapıyı?"dedim.
Elini ensesine atıp konuştu.
"Ne biliyim bütün gün bizimkilere kapıyı açmamışsın. Bugün yaşananlar yüzünden."dedi.
Ben umursamaz gibi gözüküp konuştum.
"Yo alakası bille yok. Ben sadece müsait olmadığım için açmadım kapıyı."dedim.
"Sanırım bütün gün müsait değildin?"dedi beni sıkıştırmaya çalışıp.
Ona göz devrip konuştum.
"Evet."oda bana göz devirerek karşılık verip konuştu.
"Bak buraya bugün olanlar için onların ne kadar pişman olduğunu söylemeye gelmedim sana."dediğinde şaşkınca ona baktım.
"Aksine şu an ne yapıyorsan onu yapmaya devam et. Sürünsünler biraz."dedi gülerek. Bende şaşkınca gülerek ona bakarken kıkırdadım.
Ne yalan söyleyeyim beklemiyordum.
"Niye böyle söyledin ki şimdi?"dedim merakla.
Oturduğu yerde biraz doğrulup konuştu.
"Bak yaptıkları şeyin savunulacak bir yanı yok çünkü. Hem senin şu an nasıl hisetiğini en iyi ben biliyorum. Çünkü Bende küçükken okulda çok yaşadım bu olayı. O yüzden bizimkileri kolay kolay affetme."dediğinde üzülmüştüm biraz.
Onunda böyle Bir olay yaşamasına.
Çünkü gerçekten çok kötü Bir durum ve insanın kendini kötü hissettmesine yol açıyor.
"Sağ ol...ve keşke sende böyle Bir şey yaşamasaydın. Kötü bir his veriyor..."dedim.
"Keşke..."dedi oturduğu yerden kalkarken.
"Hadi yemek yemeye gidelim.ben çok acıktım. Hem yengemgil karnı yarık yapmış bugün."dedi elini karnına koyarak.
Evet benim gibi bir aç insan daha...
Ben ona bakarken tekrar konuştu.
"Geleceksin değil mi?"
"Geleceğim ,hem bende çok acıktım."dedim elimi onun gibi karnıma koyup severken.
O bu yaptığıma gülüp kapıya ilerledi.
Bende peşinden giderken açtığı kapıdan çıkıp yürümeye başladım.
İkimizde hızla merdivenlerden inip yemek odasının önüne geldik.
O kapıyı açıp geçmem için yol verirken içeriden gelen sesler kesilmişti.
Ben kapıdan içeri girerken barışta peşimden girdi.
Evet ona artık içimden barış diyecektim.
Ben-muhtemelen bilerek boş bırakılmış- Karan ve avukat abi arasındaki boş sandalyeye ilerlerken barışta masanın etrafından dolanıp karşımda ki yere oturdu.
Yerime oturunca kimsenin yüzüne bakmadım.
Barış'ın yanında Ege oturuyordu ve merakla bana bakıyordu.
Ona kısa Bir bakış atıp önüme döndüm.
Dede Bey'in moralsizce afiyet olsun demesiyle yemeğimizi yemeye başlamıştık.
Herkes yemeğini yerken masada tek konuşan kişi ege idi çiftlikte neler yaptığını anlatıyordu.
Diğerleride kısaca ona katılıyorlardı bir şey belli etmemek için.
Ben önümde ki Karnı yarığı yerken avukat abi'nin sesini duydum.
"Yaprak sarama ister misin?"
Yüzümü ona hiç dönmeden cevap vermiştim.
"Hayır."
Sonra da karşımda oturan barış'a bakmıştım.
Gülmemek için su içmişti.
Bende gülmemek için dudağımı ısırıp yemeğimi yemeye davam etim.
Avukat abi bozulmuş Bir şekilde yemeğini yerken ona kesinlikle üzülmemiştim.
"Alisa patates kızartması ister misin?"diyen Beyza yengeye baktım.
Bu iki gün içinde kimin kim olduğunu da öğrenmiştim.
Kuzey amcam en büyük çocuktu ve Beyza yenge ile evliydi.
Lodos, metin, uğur, Asaf ve Aras onların çocuklarıydı.
Sonra Benim babam geliyordu. Babamdan sonra.
Barbaros amcam vardı oda Nisa yenge ile evliydi.
Fırat, ikizler ve acarda onların çocuklarıydı.
Son olarak Cihangir amcam geliyordu oda Ayşe yenge ile evliydi.
Miraç, Toprak, rüzgar ve can'da onların çocuklarıydı.
Ayşe yenge evde değildi ben gelmeden bir kaç saat önce en küçük iki oğluyla kardeşinin yanına gitmiş.
O yüzden onu tanımıyordum. Aynı zamanda rüzgar ve Can'ı da.
Duyduğuma göre yeni doğum yapmış kardeşinin yanına gitmişti.
Baya kalabalık bir aileydi.
Bu beş günün içinde isimlerini birçok kez karşıtırmıştım zaten.
Ama zamanla düzelmişti.
Beyza yengeyi fazla bekletiğime Karar verip konuştum.
"İstemiyorum."dedim mesafeli sesimle çünkü bugün avluda beni unutanlardan biride oydu.
Oda bozulmuş Bir şekilde önüme dönerken gözüm bana kaşlarını çatmış bakan Ege ile kesişti.
Ben bir şey çaktırmamak için oyun gereği geri konuştum.
"Yani şey teşekkür ederim Ama istemiyorum doydum zaten." Yalan!
Hala açım ama o an aklıma ilk o geldiği için onu söyledim.
Hızla önüme döndüm umarım Ege bir şey anlamamıştır diyerek su içtim.
Ondan sonra sessizce herkes yemeğini yemişti.
Yemeğini yiyen bir köşeye dağılırken. Bende terasın boş olmasından yararlanıp kitabımı ve bir tane hırka alarak terasa çıkmıştım.
Akşamları biraz soğuk oluyordu buralar.
Evin kocaman bir terası vardı. Terasta ki tekli koltuklardan birine oturup kitabımı okumaya başladım.
Ama bir türlü kendimi kitaba veremiyordum.
Aklımda Ege vardı çünkü.
Onunla konuşmak istiyordum. Ama ondan bir nevi kaçıyordum.
Çünkü yapacağım bir hata da benim yüzümden oyun bozulsun istemiyordum.
Aslında bir tarafım oyun bozulsun istiyor ama benim yüzümden değil.
Başka yollarla.
Kitaba odaklanamadığım için yanımdaki boş yere bırakıp ayağa kalktım.
Ve terasın korkuluklarına doğru ilerledim.
Elimi terasın korkuluklarına koyarken karşımda ki manzaraya baktım.
Bütün şehir gözüküyordu Resmen.
Evlerin ve sokak lambalarının ışıkları sokakları aydınlatıyordu.
Hava açıktı.
Gök yüzünde tek tük yıldızlar ve herşeyden daha parlak duran ay vardı.
Güzel manzarası vardı.
İstanbul'un da güzel manzarası vardı. Hem de gün batımını sahilde izlemek... çok güzeldi.
Ama İstanbul'u özlememiştim.
Çünkü o şehir bana acıdan başka hiçbir şey katmamıştı.
O şehirde tek özlediğim şey annem'in mezarı ve annemle anılarımızın olduğu evdi.
Tabi birde yiğit vardı.
Onun dışında özlememiştim.
Şehir güzeldi ama insanları kötüydü! aynı zamanda o kötü insanlar bu güzel şehiride mahvediyorlardı.
Bunları boş verip derin Bir soluk aldım.
Aldığım nefes burnumun ucunu sızlatırken hapşırdım.
"Çok yaşa."diyen sesle hemen arkama döndüm.
Arkam da ki kişi ege idi çekingen Bir şekilde yanıma gelip Benim gibi eliyle demirlere yaslandı.
Ben şaşkınca ona bakarken heyecanlanmıştım. Ege yanımdaydı.
Onu fazla bekletiğime Karar verip konuştum.
"Hep beraber."dedim sakin çıkarmaya çalıştığım sesimle.
Şu an hem heyacanlı hemde tedirgindim.
Ege ile konuşmayı çok istiyorum ama aynı zamanda ağzımdan Bir şey kaçırmaktan da korkuyordum.
Ege dediğimle kafasını salladı.
Oda tıpkı Benim gibi tedirgin gözüküyordu.
Niye?
İkimizde konuşmadan sadece karşımızı izledik.
"Kaç yaşındasın sen?"dedi bana.
Yüzümü ona dönüp konuştum.
"16...Sen?"dedim.
Aslında yaşını biliyordum ama çaktırmamak için konuştum.
"14 ."dedi.
Kafa salladım.
"Annem bana senin İtalya'da yaşadığını söyledi."dedi.
"Ben mi?"dedim şaşkınca. Sonra aklıma gelen şeyle hemen konuştum.
"Yani evet İtalya'da yaşıyordum."dedim gergince gülümseyip önüme dönerken.
Az kalsın herşeyi batırıyordum!
Ve işte bu yüzünden korkuyordum!
Rolüm gereği İtalya'da ailemle beraber yaşıyordum.
Babam Serhat Demir ünlü bir iş adamıydı. Ve otel zincirleri vardı.
Annem Selma Demir ünlü bir moda tasarımcısıydı.
Ve ben buraya ailemle yaşadığım Bir tartışma yüzünden gelmiştim.
Babam ve babam yani Arslan Ulubey hem ortak, hemde arkadaş oldukları için Benim bir süre burada kalmam gertiğine karar veriyorlar.
Bu oyun yüzünden babam beni nüfusuna alacaken Ege gerçekleri öğrenene kadar bunuda ertelediler.
Ve benim Kendi soyadımı kullanarak oyuna dahil Etiler.
Aynı şekilde annemi de...
Bu beni üzsede kabul etmiştim bir kere.
Geri dönemezdim.
Ege Benim ilk verdiğim tepkiye şaşırsada sonra önüne döndü sessizce.
Ben derin bir nefes verdim.
"Ailenle neden kavga etiniz?... şey pardon ben biraz meraklıyımdır da. Yani istersen söyleyebilirsin."dedi utanarak.
"Belki başka bir zaman."dedim. Anlayışla kafasını salladı.
"Aşağı inelim mi?abilerimle beraber oturuyorduk. istersen sen de bize katılabilirsin?"dediğinde ona dönüp konuştum.
"Olur. Zaten üşümüştüm."dedim.
Abileri'nin yanına gitmek istemiyordum ama ege ile zaman geçirmek istiyordum.
O yüzden gidecektim. Hem gerçekten üşümüştüm burada.
Arkama dönüp koltuğun üzerindeki kitabı alıp Ege ile beraber merdivenlere ilerledik.
Merdivenlerden sessizce inerken Ege konuştu.
"Kardeşin var mı? Ya da abin ablan falan..."dediğinde ona; sen benim kardeşimsin demek istesemde diyemedim.
"Hayır yok. Tek çocuğum."
Sonrada içim acıyarak konuştum.
"Sen çok şanslısın dört tane abin var."dedim Zoraki gülümseyip.
Evin ikinci katına geldiğimiz de ikimizde durduk.
"Evet. Onları çok seviyorum. Sürekli Benim yanımdalar benimle ilgilenip duruyorlar. Bağzen bu ilgi yüzünden onlardan kaçtığım zamanlar bile oluyor."dedi gülerek.
Ben burukça gülümsedim.
Keşke herkesin senin gibi tek derdi bu olsa Ege...
"Sen beni burada bekle kitabı koyup geliyorum."dedim.
"Senin odan bu kata mı?"
"Evet."dedim kısaca. Sonra arkamı dönüp gideceken o konuştu.
"Ben de seninle gelebilir miyim?"dedi. Gülümseyerek ona döndüm.
"Hadi gel."dedim elimle. Oda gülümseyip benimle odama doğu ilerlemeye başladı.
Küçük terası pas geçip hızla oda dolu koridorlara girdik.
En sonunda Benim odama gelince Ege konuştu.
"Şu odada ben kalıyorum eğer sıkılırsan ya da Bir şeye ihtiyacın olursa gelebilirsin."dedi koridorun sonundaki odayı gösterip.
Ya ben seni yerim ama...
Ona gülümseyip konuştum.
"Tamam."
Sonrada ikimiz odaya girdik.
Ege odayı incelerken ben kitabı komidine koyup, telefonumu almak için küçük oturma grubunun oraya ilerledim.
Sehpanın üstünde duran telefonu alıp arka cebime koydum.
Üzerimde ince siyah bir badi altımda da siyah kot bir pantolon vardı.
Telefonumu alıp arkama dönünce ege'yi gördüm.
Az önce benim kitap koyduğum komidinin üstünde duran annemle olan resmime bakıyordu.
Ben tedirginlikle ona bakarken o bana dönüp konuştu.
"Annen mi?"dedi.
Ben onun yanına ilerlerken konuştum.
"Evet annem."
"Annen çok güzelmiş."dedi.
Ben ona burukça gülümseyerek karşılık verdim.
"Sende küçükken çok tatlıymışsın."dedi yatağın hemen sol tarafında asılı olan çerçeveyi gösterip.
Ben 8 yaşındayken annemle çekilmiş bir fotoğrafımızdı.
Yanlış hatırlamıyorsam o gün erdilin doğum günüydü ve ben o gün Erdil yerine mumları üfleyip Dilek tutmuştum. Sonrada kocaman çikolatalı pastayı tek başıma yemiştim.
O yüzden resimdeki, üzerime giymiş olduğum çiçekli elbise hep çikolata olmuştu, aynı zaman yüzüm ve ellerim de.
O gün Erdil mumunu üfleyip pastasını yediğim için benim saçlarımı yolmuştu.
Ama değmişti.
Sonuçta çikolatalı basta yemiştim.
Aklımdaki anıyla gülümseyip konuştum.
"Teşekkür ederim."dedim.
"Bu arada yanlış anlama hâlâ çok tatlısın."dediğinde utanmıştım.
Gözlerimi ondan kaçırıp konuştum.
"Gidelim mi?"dedim saçımı kaşırken.
Ege kıkırdayıp konuştu.
"Gidelim."dedi sonrada benden önce odadan çıkıp ilerlemeye başladı.
Ben de onun peşinden ilerlerken sırıtıyordum.
Kardeşim bana az önce çok tatlısın demişti.
Ya bana iltifat etmişti.
Bu durumda utsansamda yine de mutlu olmuştum.
Utandığımı belli etmemeye çalışsamda.
Çoktan kızarmış olan yanaklarım beni elle veriyordu!
Ege ile yine aynı kata olan ama başka bir koridorda bulunan odanın önüne gelince durduk.
Ege kapıyı açıp içeri girerken bende peşinden girmiştim.
Burası oturma odası gibi ama biraz değişik bir odaydı.
Bir nevi oyun odasına benziyordu.
Buraya daha önce hiç gelmemiştim.
U şekilinde bir koltuk vardı. Karşısında kocaman bir televizyon vardı.
Koltuğun hemen solunda yani bizim olduğumuz tarafta Küçük bir dolap ve Orta şekilde bir yemek masası vardı.
Etrafa dağıtılmış puflar.
Hemen çaprazımda ki Duvarın bir köşesinde küçük Bir kitaplıkta vardı.
Odada Kaan hariç bütün abi takımı.
Metin, uğur, İkizler ve acar vardı.
Acar ve uğur abi karşıdaki televizyona bağlı olan oyun konsolundan oyun oynuyorlardı.
Metin Abi telefonu ile uğraşıyordu.
Karan yine köşede kaşlarını çatmış oturuyordu.
Barışta oyun oynayan ikili ile gülerek konuşurken avukat abi elinde ki kitabı okumaya çalışıyordu.
İkizlerde Kendi aralarında bir şeyler konuşuyordu.
Bizim geldiğimizi fark etmedikleri için Ege'nin bana yaptığı sus işareti ile ikimizde hemen bir köşeye geçtik.
Bulunduğumuz yer kapının hemen yanında küçük Bir çıkıntılı duvardı.
Hemen arkamızda ise bir başka oda daha vardı.
Ben etrafı incelemeyi bırakıp diğerlerini izlemeye başladım.
"Amına koyayım az sessiz olun lan kitap okuyoruz burada!"diyen avukat abi ile gülmemek için dudağımı dişledim.
Ege'de eliyle ağzını kapatıp küçük kıkırdamıştı.
"Yamaç Abi sende kitap okumak için tam yerine gelmişsin! Hem rahatsız oluyorsan gidebilirsin."dedi acar.
Biz bulunduğumuz noktadan hepsini kolaylıkla görebiliyorduk.
Ama onların bizi görmesi için biraz kafalarını sarkıtmaları gerekiyordu.
Acar'ın konuşması ile kaşları havalanan avukat abi elindeki kitabı kapatıp konuştu.
Diğerleri sessizce onları dinliyor acar da bir yandan oyununu oynuyordu.
"Sen beni odadan mı kovuyorsun acar?"diyen avukat abi biraz da tehdit içerikli konuşmuştu.
Ama acar'ın onu pek taktığı söylenemezdi.
"Yamaç abi acaba regl döneminde falan mısın? Ne bu alınganlık böyle?"diyen acarla ben gülmemek için elimi ısırırken İkizler çoktan kahkahayı basmışlardı. Barış ve Metin de onlara katılmıştı.
Karan ise hala kaşları çatık yeri izliyordu.
Diyorum manyak bu adam!
Avukat abi hemen yanında duran kırlenti acar'ın kafasına fırlatırken acar oyun oynadığı için hiç o tarafa dönüp bakmadı.
Sadece kafasına yediği kırlentle biraz sarsıldı.
"Zevzek zevzek konuşma lan!"diyen avukat abi ile zaten kendimi zor tutarken birde Ege ile göz göze gelmemizle kahkaha atmaya başladık.
Biz kahkahalar atarken diğerleri susmuştu.
"Ne oluyor lan!? O ses nereden geliyor?!"diyen barış'ın sesini duymuştum.
Bulunduğumuz yerden önce Ege çıkarken sonrada peşinden ben çıktım.
Ege ile yine göz göze gelince gülmeye devam ettik.
"Siz ikiniz orada ne yapıyordunuz?"diyen metin abiye kısaca bakıp gülmemi durdurmaya çalıştım.
Kocaman kahkahalarımız yerini kıkırtılara bırakırken Ege ile önümüze döndük.
"Siz ne zaman geldiniz?"dedi barış.
"Az önce gelmiştik. Ve sizi dinliyorduk."dedi Ege gülerek.
İkizler hala kıkırdarken onlara doğru ilerlemeye başladık.
Ege karan'ın yanına otururken ben barış'ın yanına oturdum.
Uğur abi acarla sataşarak oyun oynayamaya devam etti.
Karan'da dahil diğerlerinin başlıkları bize döndü.
"Şimdide laf mı dinlemeye başladınız?"dedi Karan bize sert sesiyle.
Ona güzelce göz devrip konuştum.
"Laf dinlemek mi? Sadece kulak kabartık."dedim dudağımı dişleyip.
Barış ve Metin Abi kıkırdarken Karan kaşlarını çattıp önüne döndü.
Sıkıyorsa bir şey desin bakalım.
Ege bana gözlerini belertmiş bakarken omuz silktim.
Çocuk şaşırdı tabi abisene karşılık vermeme.
"Dilde pabuç gibi."diye mırıldandığını duydum Karan'ın.
"Ege sen nereye gittin az önce?"dedi avukat abi az önce olan konuşmayı unutup.
Ege bana bakıp konuştu.
"Hava almak için terasa çıkmıştım."dedi kısaca.
Avukat abi Kafa sallayıp önüne döndü.
Herkes sessizce otururken oyun oynayan ikilide oyunu bırakıp yanımıza gelmişlerdi.
Yanımdaki boş yere oturan acar kısıkça kulağıma eğilip konuştu.
Diğerleri de Ege'nin açtığı bir konuda sohbet ediyorlardı.
"Küs müyüz?"
Yüzümü ona hiç dönmeden Ege'ye kısa bir bakış atıp konuştum.
"Yoo değiliz. Hem niye küseyim ki? Sana küseceğim bir şey mi yaptın?"dedim mesfami koyarak.
Bundan sonra böyle! İşinize gelirse.
Küs değilim dedim ama küstüm.
Ve bunu onlara her şekilde mesafe mi koyarak belli ediyordum.
Benim canım acıdı birazda sizin ki acısın.
Hem barış ne demişti 'biraz süründür onları' bende öyle yapacaktım.
Kalbimde ki kırgınlık geçene kadar böyle davranacaktım.
"Alisa biliyorum bir şey değiştirmeyecek ama özür dilerim."dedi suratını asıp önüne dönerken.
Üzgün değilim hak ettiniz.
Ben tekrar önüme dönerken Ege konuştu.
"Benim canım çok sıkıldı. Doğruluk mu cesaretlik mi oynayalım mı?"dedi Karan ve avukat abiye yalvaran gözlerle bakıp.
"Hayır."dedi ikside aynı anda.
"Aynen bende oynamam."dedi metin abi.
"Ben oynarım."dedi acar.
"Bende."dedi uğur Abi gülerek.
"Bizde oynuyoruz."dedi Boran Baran'ı dürttüp.
"Bende oynuyorum."dedi barış.
Herkesin Bakışı bana dönerken konuştum.
"Oynayalım."dedim. Belki biraz eğlenebilirim.
Hem biraz Ege'yi de tanırım bu sayede.
Ege Kafa sallayıp konuştu.
"Emin misiniz?"dedi Karan, avukat abi ve metin abiye hitaben.
Onlar kafasını salladı aynı anda.
"Çocuk oyunu oynayacak değiliz."dedi metin abi sırıtarak.
Ben gözlerimi kısıp ona bakarken uğur Abi konuştu.
"Alınıyorum ama."dedi.
Metin abide gülüp konuştu.
"Alın diye söyledim zaten salak."dedi.
Uğur abi burun kıvırıp önüne dönerken Ege şişe arayışındaydı.
"Hiçte çocuk oyunu değil. Hem sen içindeki çocuğu öldürdüysen bize ne?"dedi Boran.
Metin Abi göz devirip elindeki telefonla uğraşmaya başladı.
Ege sonunda şişe bulmuş olacaki hemen buraya geldi.
Sonrada önümüzdeki sehpasının üstünü boşaltıp yere oturdu.
"Hadi gelin."dedi bize hitaben.
Ben ayağa kalkıp yere otururken acarda yanıma oturdu.
Ege çaprazımda, İkizler karşımda diğer çaprazımda da uğur abi vardı.
Uğur abi'nin yanında da barış vardı.
Ege elindeki şişeyi masaya koyup konuştu.
"İlk ben çeviriyorum."dedi bizden de onay alıp şişeyi çevirdi.
Şişe ege ve uğur Abi'de durdu.
Soru kısmı Ege'ye cevap kısmıda uğur abiye geldi.
Ege sinsice sırıtıp konuştu.
"D mi? C mi?"
"Doğruluk."dedi uğur Abi hiç beklemeden.
Ege ne soracağını düşünürken diğerlerine baktım.
Karan ve avukat abi bizi izliyordu metin Abi'de telefona bakıyordu.
"En son gönderdiğin mesaj? Ve kime gönderdiğin?"dedi Ege sırıttarak.
Biz merakla uğur abiye bakarken o cebinden telefonu çıkarıp bir yerlere girdikten sonra konuştu.
"En son lodos abime mesaj atmışım."dedi.
"Ne yazdın?"dedi Ege gülerek.
"Canım baklava çekti gelirken baklava getir."dedi.
Biz onun değine gülmeye başladık.
"Bu mesajın üstüne lodos sana çok güzel bir şekilde baklava yedirtmiştir."dedi avukat abi Gülerek.
Biz yavaş yavaş susarken uğur Abi şişeyi alıp çevirdi.
Şimdi Metin Abi'de bizi izlemeye başlamıştı.
Karan oyundan çok beni izliyordu, avukat abide aynı şekilde.
Onlardan gözümü çekip şişeye baktım.
Şişe Benim ve Boran'ın arasında durmuştu.
Ona soru banada cevap kısmı çıkmıştı.
"D mi? C mi?"dedi gülerek.
Doğruluk diyecektim çünkü Boran'ın şimdi ne isteyeceği belli olmaz.
"Doğruluk."dediğimde yüzü asıldı.
"Korkak."dedi bana gülerek. Ben ona gözlerimi kısıp bakarken konuştum.
"Sensin korkak hem korkulacak bir şey yok ki burada oyun oynuyoruz altarafı."dedim.
"Madem korkulacak bir şey yok cesaretlik de."dedi sırıtıp.
Ben kaşlarımı çatıp konuşacaken Baran konuştu.
"Boran madem öyle sıra sana geldiği zaman kendin söylersin kardeşim, cesaretlik diye."dedi gülerek.
Bende gülerek ona baktım.
Boran bozulup önüne dönerken konuştum.
"Aynen. Hem hadi sor ne soracaksan?"dedim.
Boran biraz düşünüp konuştu.
"Biraz yaklaş kulağına söyleyeceğim."dedi sonra Ege'nin sesi duyuldu.
"Ya ortaya söyle ne söyleyeceksen!"dedi kolarını önünde birleştirip.
"Olmaz!"dedi.
Ben sehpanın üzerine biraz eğilip ona yaklaştım.
"Kızgın mısın bana?"dedi gözlerini kaçırıp.
Ben söylediği şeyle eski yerime otururken konuştum.
Diğerleri bize merakla bakıyordu.
"Evet."dedim bu sefer gerçekleri söyleyip.
Yüzümü Karan'a çevirip baktım. Her zaman ki gibi kaşları çatıktı.
Yine hatırlatmışlardı!
Ve yine aynı üzüntüyü hissetmiştim.
Beni unutuklarını hep hatırlatacaklar mıydı?
"Niye yüzün asıldı?"diyen Ege'ye döndüm.
"Yok bir şey."dedim.
Kısaca Boran'a baktım. Yüzü asılmış yere bakıyordu.
Gözümü ondan çekip önümde duran şişeyi alıp çevirdim.
Şişe ege ve Benim aramda durdu.
Yine mi ya!?
Ege soracak bende cevaplayacaktım.
"D mi? C mi?"
Bu sefer bir farklılık yapıp konuştum.
"Cesaretlik."dedim daha demin benimle dalga geçen Boran'a kısa bir bakış atıp.
"Şimdi yandın."dediğini duydum barış'ın.
Herkes Ege'nin konuşmasını merakla bekliyordu.
Bizimle oynamayan üçlü ise hala bizi izliyorlardı.
Ege kulağıma eğilip konuştu.
"Git ve Karan abime kocaman sarılıp yanağından öp."
Dediği şeyle gözlerim irice açılırken ege kıkırdadı.
Bu çocuk sandığımdan daha sinsi çıktı.
"Ee hani az önce bana kulağa söyleme demiştin sen niye söyledin?"diye Boran'ın sesini duydum.
Ama ben Karan'a bakıyordum.
Hayır ya!
Hayata böyle Bir şey olmaz!
"Ege başka Bir şey seç ben yapmam bu dediğini."dedim Kaşlarımı çatıp.
"Ne dedi ki?"diye barış'ın sesini duydum ama bakmadım.
"Olmaz ya! O zaman cesaretlik demeseydin hem oyun bozanlık yapma!"dedi Ege.
Ben oflayıf konuştum.
"İyi!"deyip ayağa kalktım.
Umarım Karan beni vurmaz!
Herkes dikkatle benim ne yapacağımı izlerken ben Karan'a doğru ilerledim.
Şaka gibi! küs olduğum adama sarılacağım birazdan!
Hayat niye beni hep ters köşe ediyor?!
Keşke doğruluk deseydim!
Ben suratımı olabildiğince asıp koltukta oturan Karan'ın önüne geçip biraz eğilerek ona sarıldım.
Hemen geri çekilip yanağından öptüm.
Bende dahil herkes Karan'a şaşkınlıkla bakarken Karan bizden daha şaşkın bir şekilde bana bakıyordu.
Ben arkamı dönüp konuştum.
"Oldu mu?"dedim Ege'ye hitaben.
Ege gülüp konuştu.
"Oldu."
Yerime geçeceken gözüm avukat abiye takıldı kıskançlıkla Karan'a bakıyordu.
Karan'da girdiği şoktan çıkmış avukat abi ve barış'a 'kudurun itler' adlı bakıştan atıyordu.
Ben ona göz devirip önüme döndüm.
Gözüm barışa takılınca onunda kıskançlıkla baktığını gördüm.
Onun bu haline gülüp yerime oturdum.
"Çok şaşırdım abim sana tek kelime bille etmedi."diyen Ege ile herkes sustu.
İşte sıçtık!
Herkes birbirine bakarken Karan konuştu.
"Niye ben kadın düşmanı mıyım?"diyerek konuyu değiştirmeye çalıştı.
"Hayır yani öyle demek istemedim abi sadece senden izinsiz öptüğü için biraz kızarsın sandım."dedi Ege Karan'a bakarak.
"Kızmam sonuçta Alisa Benim kardeşim gibi."dediğinde Ege kafasını sallayıp önüne döndü.
Ama ben Karan'ın dediğini düşünüyordum.
Daha iki gün önce o iki bunağa beni kardeşi olarak savunmuştu.
Kardeşim demişti.
Şimdi kardeşim gibi demişti.
Evet oyun gereği de olsa insan üzülüyordu.
Ben bunu düşünmeyi bırakıp önüme döndüm.
Ama kısa bir süre Karan'la göz göze gelmiştim.
Pek belli etmese de az önce ona sarıldığım ve öptüğüm için mutlu olduğunu anlamıştım.
Şimdi ise ege'ye verdiği Cevapla oda üzgünce bana bakıyordu.
"Valla çok şanslısın abim herkese karşı böyle değil."dedi Ege gülerek.
Bende zorla güldüm.
Evet benim bu oyundaki rolüm herkesti.
Bir yabancıydım.
Onların kardeşi olmama rağmen bir yabancı rolü yapıyordum.
Üzülüyordum ama yine belli etmiyordum.
Bu şekilde biraz daha oyun oynadıktan sonra uyumak için herkes ayaklanmıştı.
Biz odadan çıkarken ben, Karan, avukat abi ve Ege yanyana yürümeye başladık.
Çünkü odalarımız aynı koridordaydı.
Ege iyi geceler dileyerek hepimizden önce koşarak odasına gitmişti.
Biz odalarımızın olduğu koridora girince odamın kapısına doğru ilerledim.
Kapımı açıp içeri gireceken Karan'ın sesini duydum.
"Özür dilerim. Bizi affet demiyorum...ama sadece bunun bir daha olmayacağını bilmeni istiyorum."dediğinde arkamı dönüp Karan ve avukat abiye baktım.
"Sizi afettmem kalbimi çok kırdınız. Ve eğer bir daha olursa emin ol ki karşınızda eski alisa'yı göremezsiniz."dedin sertçe konuşup.
İkiside kafasını sallarken arkamı dönüp odaya gireceken Karan'ın sesini duydum.
"Kardeşim gibi değil kardeşimsin."dedi.
Ben burça gülümsedim.
"Biz senin abileriniz. Evet bugün seni çok üzdük ama söz bunu telafi edeceğiz."diyen avukat abi'nin sesini duydum sonra.
Gözümden bir damla yaş aktı.
"İyi geceler."dedim ikisininede bakmadan. Sonrada mırıldandım.
"Derin açılan yaranın izi kalır..."


