Burukça gülümsedim.
Göz yaşları eşliğinde elimdeki tarakla saçlarımı taramaya devam etim.
Sol omzuma ayırdığım saçları yavaşça tararken gözyaşlarım hala gözümden akıyordu.
Ve ben engellemiyordum.
Gözlerimi saçımdan çekip aynadaki yansımama baktım.
Yine burukça gülümsedim.
Annemi çok özledim.
Onu görme şansım hiç mi yok?
Sadece bir kere olsa bille yeter.
Bir kere öpsem, gül kokusunu içime çeksem, sıkı sıkı sarılsam... hiç mi şansım yok?
Onu rüyalarım da bile göremiyorum, çok özlüyorum.
Canım yanıyor. Kalp atışlarım çok düzensiz. Göz yaşlarım durmuyor. Boğazımda ki o koca yumruk hiç gitmiyor!
Canım yanıyor. Ruhum ağlıyor. Geçmiş beni yakıyor. Annemin yokluğu beni bitiriyor.
Yavaş yavaş ölüyorum.
Hiç tükenmeyen göz yaşlarım. Tenime her temas ettiğinde kor alevlerde yanıyorum.
Annemi özlüyorum...
Onu istiyorum.
Ben küçük Bir kızım...ve küçük kızlar hep annelerini ister... değil mi?
Hiç bir çocuk annesiz kalmaz değil mi?
Ama benim annem öldü. Ben annesiz kaldım.
Niye kimse derdimi anlamıyor?
Anneleri ölmediği için mi?
Yoksa empati kurdukları zaman Benim acımın aynısını hissedeceklerini bildikleri için mi?
Bilmiyorum ki...
Artık insanları da anlayamıyorum.
Annemin yokluğu beni öldürüyor sanırım.
Ama ben çok korkuyorum...
Bir gün çok yorulup yaşamaktan vazgeçmekten çok korkuyorum...anneme sözümü tutamamaktan korkuyorum.
Bugün annem öleli üç hafta oldu.
Tam üç hafta önce bugün bu saatte annem öldü.
Saat 2:02 geçe.
Koridorlar boş.
Sanırım herkes uyuyor.
Boş koridorda sandalyede oturmuş aralarında ki Camdan, cihazlara bağlı olan annesini izleyen ben.
Sonra bir ses duyuldu...kalbi durdu.
Bir şimşek çaktı.
Dışarıda fırtına koparken bir şimşek daha çaktı...ama bu sefer benim kalbime.
Sonra ortalık karıştı... Doktorlar geldi,birileri önümden geçti, birileri bağırdı, ve ben yine tek başıma o koridor da annemi izledim.
Ama bu sefer ölüşünü...son nefesini verişini.
Hiç hareket etmedim. Sadece annemin o hep Umut saçan,ama şimdi bir boşluğu aldırmayan gözlerine baktım.
Ve burukça gülümsedim...
Kalbi durmadan önce bille bana hala umutla baktığı için.
Şimdi birileri beni anlıyor mu?
Lütfen anlayın...
Elimdeki tarak hıçkırıklarımın içinde ellerimin arasından kapıyıp düşerken.
Umursamadım... gecenin bir yarısı saçımı tarıyordum.
Sadece gece lambasının aydınlattığı odada.
Çünkü yine her gece olduğu gibi uyku tutmamıştı.
Ve bende annem'in çok severek taradığı saçlarımı taramak istemiştim.
Ama sanırım çok büyük bir duygu patlaması yaşamıştım.
Bunlar normal miydi?yoksa deliriyor muyum?
O olaylı geceden sonra iki gün geçmişti aradan.
Çok sessiz iki gün.
Ortalık biraz sakinleşmişti... tâbi ne kadar olduysa.
Bu iki gün içerisinde bütün konağı gezmiştim. İkizler sayesinde.
Dedemle konuşup sohbet etmiştim. Hata bana tavla oynamayı bile öğretmişti.
Çok iyi biriydi.
Ben her seferinde kaybetmeme rağmen'bak bu sefer sen kazanacaksın'diyerek bir sürü el atmıştık tavlada.
Ama her seferinde kaybetmiştim.
Benim tavla oynamayı beceremeyeceğimi anlayıp bu sefer Benim dilimden anlayıp satranç oynamıştık.
Ve tabiki ben kazanmıştım.
Sonra babaannem ve yengelerimle mutfakta yemek yapmaya çalışmıştım. Ama pek başarılı olduğum söylenemez. Ve bu yüzden babaannemden çokça fırça yemiştim.
Sonra metin abi ve uğur abi'nin ısrarları sonucu PlayStation oynamıştık. Ve ben tabiki ondada kaybetmiştim.
Ne kadar beceriksizim.
Bu iki günde abilerimle çok karşılaşmamıştık.
Ve yeni bir abimle daha tanışmıştım.
Adı Kaan dı 18 yaşındaydı. Bana tıpkı diğerleri gibi davranmıştı. İyi birine benziyordu.
Sonra babamla avukat işini haledeceken o işi avukat abi'nin çoktan halletmiş olduğunu öğrendik.
Sonrada babamın dediğine göre Esra ablanın kitap okumayı çok sevdiğini ve evde küçük Bir kütüphane olduğunu öğrendim.
Bu iki gün içinde Esra ablayı çok az görmüştüm.
Oda sadece bana nasıl olmak için sormaya geldiği zamanlar.
Kendisi mental olarak benim gibi çökmüş bir durumdaydı.
Onun bu haldeyken bille beni düşünmesi üzmüştü.
Ve yine durduk yere kendimi suçlamama neden olmuştu.
Ama sonra onunda kafasını dağıtmak için En azından biraz mutlu olmasını sağlamak için ona o küçük kütüphanede kitap okumayı teklif etmiştim.
Ve o iyi kalpli kadın bu teklifimi bile ben mutlu olacaksam gelmek şartıyla kabul etmişti.
Onunla kütüphaneye gittikten sonra bir çok kitap hakkında konuşup yorum yapmıştık. Ve ben onu güldürmek için bir sürü şaklabanlık yapmıştım.
İşe de yaramıştı. Esra abla gülüp benimle sohbet etmeye ve gülmeye başlamıştı.
Hiç susmadam sürekli konuşmuştum çünkü sustuğum an hemen çok uzaklara dalıp gidiyordu.
Onunla tam iki saat kütüphanede zaman geçirmiştik. Sonra aramıza avukat Abi'de katılmıştı.
Oda tıpkı bizim gibi bir kitap severdi. Hata bana okumam için Bir kaç kitap bille vermişti.
Birazda o şekilde oturup sohbet ettikten sonra günü bitirmiştik.
Tıpkı bu ailedeki insanların Benim kafamı dağıtmak için gösterdiği davranışların aynısını bende dahil hepimiz Esra ablaya göstermeye çalışmıştık.
İki günü bu şekilde öldürmüştük.
Ve bugün küçük kardeşim Ege evine gelecekti yani buraya.
Bir karar verilmişti.
Benim kesinlikle karşı çıktığım bir karar verilmişti!
Ege'ye bu olanların hiç biri söylenmeyecekti!
Ege'nin posikolojik sorunları çözülene kadar herkes oyun oynayacaktı ona!
Hep birlikte yalan söyleyecektik!
O bunları hak etmiyor. Hepsi şu an 'o bu durumu kaldıramaz'diyor ama asıl ona bu şekilde oyun oynayarak söyledikleri zaman durumu daha kötü bir hal alacak.
Ben İlk başta bunu kesinlikle kabul etmemiştim.
Ama Esra abla'nın yüzünden kabul etmek zorunda kalmıştım.
O anneydi. Ve çocuğunun sağlığını düşünüyordu. Haklıydı ama bu şekilde değil.
Hepimiz çok büyük bir oyuna girmiştik.
Ama bu oyunda Ege'den sonra en çok Canı yanacak kişi Esra abla olacaktı.
Ve bu beni ve abi takımını üzüyordu.
Çünkü Ege'ye hiç bir şeyi belli etmemek için sürekli babamla aynı ortamda olması gerekecekti.
Ona bunu yapmak zorunda olmadığımızı bu şekilde onun da canının yanacağını söylememe rağmen kabul etmemişti.
Ve bende pes etmiştim.
Ve bana bu oyunda verilen rolü oynamayı kabul etmek zorunda kalmıştım!
Başka çarem yoktu.
Çünkü evdeki çoğunluk bu fikir yönündeydi.
Ama ben ve en küçük abim Kaan kesinlikle kabul etememe taraftarıydık.
Oda Benim gibi düşünüyordu. Ve annesinin ısrarları sonucu benim gibi zorla kabul etmek zorunda kalmıştı.
Bir karar vermiştim.
Sanırım artık herşeyi akışına bırakacaktım.
Çünkü bu beni gerçekten çok büyük travmalara itiyor.
Posikolojim bozuluyor.
Esra abla ve babam arasında olanlara artık karışmayacak ve kendimi suçlamamaya çalışacaktım.
Onların verdiği karara saygı duyacaktım tıpkı şimdi olduğu gibi.
Ve ölüm beni bulana kadar en azından burada mutlu olmaya çalışacaktım.
Başka yapacak bir şeyim yoktu...
Göz yaşlarım kendiliğinden durmuşken uyuşuk ayaklarımla ayağa kalkıp yatağa doğru ilerledim.
Yine üzerimde annem'in bir hırkası vardı.
Yavaşça çoktan soğumuş olan yorganın altına girip, hemen yanımda ki komidinin üstünde duran resmi aldım.
Annemle gezmeye gitmişken çekindiğimiz bir fotoğraftı.
Küçük bir öpücük kondurup resme sarılarak gözlerimi yumdum.
Anne lütfen rüyalarıma gir Olur mu?
Seni çok özledim...
•••
Esen Rüzgarla saçlarım hafif uçuşurken gözlerimi biraz kısıp etrafı izlemeye devam ettim.
Saat 14:45 geçiyordu.
Yine herkes evdeydi.
Ama ben tek başıma konağın terasında oturuyordum.
Ve buranın gerçekten çok güzel Bir manzarası vardı.
Hava güneşliydi ama bir kaç güne kalmaz bu havanın bozulacağını biliyorum.
O yüzden biraz keyfini çıkarmak için terasa çıkıp hava almak istemiştim.
Muhtemelen yarım saatte Ege burada olacaktı.
Evin büyükleri. Yani amcalarım ve çalışan hiç bir kuzenim evde yoktu.
Evde abi takımıda evdeydi. Barış hariç çünkü onun çalıştığı yerde bir sorun olduğu için acil gitmesi germişti.
Kuzen takımından çalışan kuzenlerim hariç uğur, Meriç, toprak,asaf ve Baran yoktu. Dışarıya çıkmışlardı. Diğerleri evdeydi.
Onun dışında babam,dedem, babaannem, Esra abla ve yengelerim evdeydi.
Ne kadar kalabalık bir aile değil mi?
Sayarken bile bağzen Benim aklım karışıyor.
Eskiden sadece iki kişilik bir ailem varken şimdi bağzen isimlerini bille unutuğum koca bir ailenin içindeydim.
Ama o aileden miyim bilmiyorum.
Herkes beni çok çabuk Bir şekilde kabulenmiş, benimsemişti.
Ama ben hala alışamamıştım.
Bu evde ki herkes çok iyiydi.
Sürekli benimle konuşuyor kafamı dağıtmaya çalışıyorlardı.
Ben düşünceler için boğulup giderken. Oturduğum çift kişilik koltuğun bir tarafının çökmesi ile oraya baktım.
En küçük abim. Kaan gelmişti.
Oda tıpkı benim gibi karşıdaki bütün Mardin'in gözüktüğü manzarayı izliyordu.
Konuşmadım.
İki gün geçmiş olsa da birileriyle konuşurken sürekli çekiniyordum.
Kısa bir süre sonra onun sesini duydum.
"Ne düşünüyorsun?"dedi bana dönerek.
Yüzümü ona dönüp konuştum.
"Hayatımı düşünüyorum...ya sen?"
Yüzünü benden çekip tekrar önüne baktı.
"Son zamanlarda yaşadığımız şeyleri... Ege'ye oynayacağımız oyunu,annemi, babamı... geleceğimizi."dedi asık yüzü ile.
Şimdi ona ne demem gerekiyordu?
Teselimi vermeliydim?
Ne diyeceğim? Herşey geçecek mi demeliydim?
Peki herşey geçecek mi gerçekten?
"İstersen bana anlatabilirsin? Tabi istersen. Konuştuklarımız aramızda kalır."dedim.
Başka diyebileceğim bir şey yok çünkü!
En azından içinde biriktirdiği şeyleri birilerine anlatırsa rahatlar.
Değil mi?
"Gerçekten beni dinlemek ister misin?"dedi tıpkı benim gibi burukça gülümseyip.
"İstemeseydim sormazdım."dedim tekrar önüme dönerken.
Birkaç dakika sessizlikten sonra konuşmaya başladı.
"Hâlâ şoktayım babamın annemi aldatığını öğrendiğim için. Ama kimseye beli etmiyorum. Çünkü annem'in Benim içinde üzülmesini istemiyorum! Babama kızgınım. Hemde çok! Ama onu bırakamıyorum. Geçen gece onun tam burada oturup ağladığını gördüm. Hayatımda babamın ilk defa ağladığını gördüm dün. Çok üzüldüm ama hiç Bir şey yapamadım... kardeşimin durumu için çok korkuyorum. Ona oyun oynayıp yalan söylemek istemiyorum. Ama annem yüzünden mecburum... her yalan mutlaka ortaya çıkar ve onların ve bizim oynadığımız yalanda çok sürmeden ortaya çıkacak. Çünkü Ege bu evde bunları öğrenmese bille yarın dışarı çıktığı zaman mutlaka birinden duyacak. Kafam çok karışık. Birilerine yardım etmek istiyorum. Birine destek olmak istiyorum ama kime ya da ne yapacağımı bilmiyorum."dedi derin bir nefes alırken.
"Oh be gerçekten biraz rahatladım."dedi gülerek. Bende ona katılıp gülerken konuştum.
"Sana nasıl teseli veririm bilmiyorum ama benim durumumun da farksız olduğu söylenemez ve ben artık bütün yaşadığım ve yaşayacağım şeyleri akışına bırakmaya karar verdim. Bence sende bir dene..."dedim gülümseyip.
"Olur denerim."dedi oda gülüp.
Sonra aşağıdan gelen gürültü kapı sesi ile Ege'nin geldiğini anladım.
Kaan ile birbirimize kısa bir bakış atıp ayağa kalktım.
Oda benimle ayağa kalkarken merdivenlere ilerlemeye başladık.
"Hazır mısın bakalım oyun oynamaya?"dedi kesinlikle bu oyunu oynamayı istemediğini belli Eden Bir sesle.
Merdivenlerden yavaşça inmeye başlarken çoktan kapıyı açtıklarını gördüm.
"İnsanlar'a yalan söylemekten nefret ederim. Ama birazdan küçük Bir çocuğa kocaman bir yalan söyleyeceğiz!"dedim yüzümü buruşturup.
"Kötü olmalı? Sonuçta oyunun başrollerinden birisin."dedi yine asık Bir yüzle.
"Ben bu oyunda kimsenin başrol olduğunu düşünmüyorum. Hata bu oyunda iyi olan oyuncularda olduğumuzu düşünmüyorum. Hepimiz kötü insanlarız. Ve hepimiz yalan söyleyeceğiz. O yüzden hepimizin üzgün ve pişman olması gerekiyor şu an benim olduğum gibi."dedim elerimi pantolonumum cebine sokarak.
"Haklısın ben daha oyuna başlamamamıza rağmen şimdiden pişmanlık duygusuyla yanıyorum. Ve üzülüyordum. Sonuçta Ege Benim kardeşim ve onun üzülmeni istemem."dedi. Bana baktığını hissediyorum ama yüzümü hiç o tarafa dönmedim.
"Öylede olmalı gibi. Ben ege'yi tanımamama rağmen şu an çok üzgünüm. Çünkü empati kuruyorum. Ve ailem dediğim insanların bana bu kadar büyük Bir yalan söylediklerini öğrendiğim zaman hiç iyi tepkiler vermezdim. Ve gerçekten çok üzülürdüm. Hata onları kolay kolay affetmezdim."dedim üzgünce.
Sonra Kaan'a baktım. Moralinin bozuk olduğu her şekilde Belli oluyordu.
"Niye bu kadar hakkı konuşuyorsun?"dedi istemesede gülerek.
Bende gülüp konuştum.
"Göbek adım haklı çünkü."dedim gülerek. Oda bu dediğime gülerken merdivenlerin bitmesi ile durdum.
Evdekiler çoktan kapıyı açmış Ege'ye sarılıyordu.
Biz biraz arkada olduğumuz için Ege bizi şu an göremiyordu ama biz onu görüyorduk.
Kıvırcık saçları vardı.beyaz bir teni ve mavi gözleri vardı. Boyu benden biraz kısaydı. Ve Esra ablaya benziyordu.
Biz Kaan ile merdivenlerin başında beklerken Kaan'ın sesini duydum.
"Hadi gidelim."dedi belimden hafif itip destek vererek.
Derin bir nefes alıp onlara doğru ilerlerken gözlerim sahte katil Karan'la kesişti.
Çünkü kendisi sahte bir katildi!
Evet bana yalan söylemişti.
Ve ben bunu Esra abladan öğrenmiştim.
Ya resmen benimle oyun oynadı!
Ama benim için bir sorun yok. Bana yaptığı her yanlış hanesine eksi bir puan alarak ona geri dönüyor.
Ben tam avukat abi'nin yanında dururken Ege'nin dedesine sarıldığını gördüm.
Avukat abiye kısa Bir bakış atıp önüme döndüm.
••
Yazarın anlatımı'yla;
Ege sırayla bütün aile üyelerine sarıldıktan sonra gözlerini herkesin üzerinde gezdirdi.
Bir eksiklik olduğunu hissettmişti. Sonra en küçük abisi Kaan'ın burada olmadığını fark etti.
Barış abisinin olamadığı zaten biliyordu çünkü Annesi ona çoktan söylemişti.
Ege Merakla hemen yanında bekleyen annesi Esraya dönüp konuştu.
"Anne Kaan abim nerede?"
Oğlunun sorusu ile tam karşısında Alisa ile bekleyen Kaan'a kısa bir bakış atı Esra hanım.
Bu oyuna her ne kadar Kendi razı geksede üzülüyordu içinden oğluna yalan söylediği için.
Aynı zaman da bu oyun sürecinde onu aldatan kocasını ile karşı karşıya gelmek zorunda kalması da canını sıkıyordu.
Ama oğlu için bu duruma biraz göz yuması gerekiyordu.
Ve oda öyle yapıyordu.
Ege'nin sorusunu duyan Kaan derin Bir nefes alıp konuştu.
"Buradayım abicim."
Abisinin sesini duyan Ege heyecanla arkasından gelen sese doğru döndüğünde hemen karşısında bekleyen, ona gülümseyerek bakan abisini gördü.
Herkesi çok özlemişti Ege. O yüzden bu kadar mutluydu.
Hayatında İlk defa ailesinden biri olmadan Bir yere gitmişti.
Teyzesi'nin çiftliğinde tam bir hafta kalmıştı Ege.
Bir kaç ay önce geçirdiği olaydan sonra biraz kafasını dağıtmak için oraya gitmişti.
Hem kuznenleriyle vakit geçirmiş, hemde atlarla uğraşmıştı.
Bu yüzdendi özlemi Ege'nin.
Abisini görünce genişçe gülümseyen Ege tam ona ilerleyeceken yanında tanımadığı bir kızın olduğunu gördü.
Kıza biraz daha dikkatli baktığında gözleri şaşkınlıkla irice açıldı.
Çünkü kız babası çok fazla benziyordu.
Herkes Ege'nin alisa'yı gördüğünde verdiği tepkiyi normal karşıladı.
Çünkü kendileri de aynı tepkiyi vermişlerdi.
Aynı zamanda herkeste bir tedirginlik vardı. Ege'nin bu benzerlik yüzünden şüphelenip oyunların'ın ortaya çıkmasından korkuyorlardı.
Alisa ise ne yapacağını bilmez bir şekilde bekliyordu.
Ege onu gördüğünde konağa ilk geldiği gün herkesin baktığı gibi şaşkınca ona bakıyordu.
Ege bir süre alisa'ya baktıktan sonra hemen yanına gelen Esra hanım ile başını annesine çevirip kısıkça konuştu.
"Anne bu kız kim?"
Ege kızın babasına benzemesinin şaşkınlığını üzerinden atmıştı.
Ve kızın Kaan abisinin sevgilisi ya da kuzenlerinden birinin sevgilisi olduğunu düşünüyordu.
Ya da bir arkadaşı.
Esra hanım oğlunu fazla bekletmeden bu oyunda alisa'ya verilen rolü söyledi oğluna.
"O, Alisa Babanın arkadaşlarından birinin kızı. Bir süre bizimle yaşayacak."dedi Ege gibi kısıkça.
Ege duydukları ile aydınlanırken kaşları havalandı.
Kızın kuznenlerinin ve abisinin sevgilisi ya da arkadaşı olmadığını öğrenmişti.
Ege daha fazla annesinin yanında durmayıp alisa'nın yanında tedirginlikle bekleyen abisinin yanına gidip ona sarıldı.
Kardeşinin ona sarılması ile derin Bir oh çekti Kaan.
Aynı zamanda diğer aile üyeleri de. Hepsi Ege'nin uydurdukları yalana inandığını anlamıştı. Eğer inanmasaydı annesine daha fazla soru soracağını biliyorlardı.
Ege yavaşça abisinden ayrıldıktan sonra hemen konuştu.
"Seni, daha doğrusu hepinizi çok özledim."dedi.
"Bizde seni çok özledik abicim. Hata acar sensizlikten yataklara bile düştü."dedi gülerek avludaki gerici ortamı bozmaya çalışarak Kaan.
"Ay evet sensizlik bana çok koydu Ege hiç sorma valla."dedi acar gülerek.
Herkes acar'ın dediği ile kıkırdarken Alisa saf saf onları izliyordu.
Sonra Ege abisinin yanında bekleyen alisa'ya dönüp konuştu.
"Ege ben."dedi gülümseyerek.
Alisa Ege'den gelen hareket ile ilk başta ne yapması gerektiğini düşündü. Sonra kendine küfür edip konuştu.
"Alisa."dedi gülümseyerek Ve kendine ne tepki vermesi gerektiğini unutuğu için kızarak.
Sonrada içinden sinirle güldü.
Şaka gibi! kardeşiyle tanışıyordu şu an!
"Evimize hoş geldin."dedi Ege sonra.
Alisa onları izleyen aile üyelerine kısa Bir bakış atıp konuştu.
"Hoş buldum."dedi gülümseyerek.
Sonra araya Ege'nin babaannesi Zeynep hanım dahil olup konuştu.
"Haydi yemek odasına geçelim açıkmıştır herkes. Hem Ege bak bugün sana en sevdiğin yemeği yaptık yavrum."dedi babaanne hanım.
Babaannesinin konuşması ile hemen ona dönen Ege sevinçle konuştu.
"Yaprak saramamı yaptınız?"dedi sevinçle.
Esra hanım oğlunun bu tepkisine gülüp elini omuzuna koyarak konuştu.
"Hemde babaannen sana özel Kendi elleriyle sardı."dedi zorda olsa gülümseyip.
"Şu an çok alındım çok gücendim babaanne. ben desem bana sarmasın yaprak sarma."diyen acar ile herkes gülmüştü.
"Olur mu evladım öyle? Sen iste sana da sararım."dedi babaanne hanım.
Acar babaannesine gülüp yanağından kocaman öptü.
"Şaka yaptım kız!"dedi. sonrada herkes acar'a tekrar gülerken aynı zamanda yemek odasına doğru ilerlemeye başladılar.
Herkesin gitmesi ile avlunun ortasında tek başına kalan Alisa burnunu çekti.
Onu unutmuşlardı.
Tam yanında duran Kaan bille onu unutarak gitmişlerdi.
Hiç biri onu çağırmamıştı.
Evet tam dört gündür burda olmasına rağmen hala onlara alışamamıştı.
Ve Alisa bu gibi durumlara çok takılan bir insandı.
Alisa ağlamamak için büyük Bir çaba gösterirken onların az önce gülerek konuşmalarının arasında kendinin nasıl bir anda yok olduğunu anlamıştı.
Yine kalabalık bir ortamdaydı ama etrafında ki insanlara rağmen yalnızdı.
Alisa'nın yüzüne gerçekler bir Tokat gibi çarptı.
O yalnızdı...ne olursa olsun onun kimsesi yoktu.
Yine yalnız kalmıştı. Unutulmuştu.
Alisa kızaran gözleri ile burnunu sertçe çekip burada durmanın aptalık olacağını anlayıp koşarak kaldığı odaya ilerledi.
Odasına girer girmez kapıyı kitleyip yine annesine sığındı.
Ne olursa olsun az önceki durum için çok üzülmüştü.
Yine unutulmak onun canını yakmıştı.
Herkse kırılmıştı...
Dört gündür yanlarındaydı ve birden onlar tarafından fark edilmemek üzmüştü onu.
En çokta babasının onu unutup sırtını dönüp gitmesi üzmüştü...
Alisa yatağına yatarak yine annesinin Bir resmini alıp hayatını sorgulamaya başladı.
Tabi birazcık ağlamışta olabilir.
Bütün aile Herzaman ki gibi birazda oynadıkları oyun yüzünden gülerek yemek yiyorlardı.
Herkes alisa'nın yokluğunu bille hisettsemeden yemeğini yerken Ege'nin sorusu herkesin birbirine bakmasına sebeb oldu.
"Az önce tanıştığımız kız nerede?"
Ege'nin konuşması ve herkesin varlığını unuttuğu alisa'yı hatırlatması ile masada derin Bir sessizlik oldu.
Herkes şaşkınlıkla birbirine bakarken onu unuttukları için kendilerine kızmışlardı.
Nasıl unutmuşlardı onu?
Arslan Bey kızını unutuğu için büyük bir pişmanlık ile masadan kalkarken aklında alisa'nın ne kadar üzülmüş olma ihtimali vardı.
Hızla odadan çıkarken Ege şaşkınca babasına baktı sonra annesine döndü.
"Yanlış Bir şey mi söyledim?"
Esra hanım ağzında ki lokmayı zorla tutarken. O üzülmesin diye bu oyunu oynamayı kabul eden iyi kalpli kızı nasıl unuturum diye dert yakınıyordu.
Herkes çok şaşkındı!
Alisa'yı nasıl unutmuşlardı?
Tam dört gündür onların yanında olan kızı.
Karan şu an kardeşini unutuğu için kalkıp kendini dövmek istiyordu.
Çok üzülmüşmüdür ki?dedi içinden zorla nefes alırken.
Sonra masadan oda kalkıp odayı terk etti.
Yamaç ise şu an kendine inanamıyordu.
Kız kardeşim dediği kişiyi nasıl unutmuştu bir anda?
Kısa bir süre olsada kendini onun yerine koyunca öyle birden herkes tarafından unutulup gidilmenin gerçekten çok kötü olduğunu anladı.
Şimdi kendini çok yalnız hissediyordur değil mi? Dedi içinden.
Masadan kalkıp gitmek çok istedi ama Ege'nin işkileneceğini bildiği için hiç bir şey yapamadı.
Kaan en kötü durumda olandı.
İçindeki Koca bir pişmanlıkla oturuyordu masada.
Aptal dedi!
Yanında duran kızı nasıl unuttun gerizekalı! Dedi kendine.
Masada ki herkes büyük Bir pişmanlıkla Ege ye belli etmemek için yemeklerini yemeye devam etti.
Yedikleri yemek boğazlarından zorla geçerken hepsi alisa'nın yüzüne nasıl bakacaklarını düşünüyorlardı.
Ege ise babası ve abisinin masadan kalkıp gitmesi ile Bir şey olduğunu anlamıştı. Ama belli etmeyip yemeğini yemeye devam etmişti.



