İçeriğe geç

ULUBEYLER

Bölüm 11 · 25 dk okuma

ULUBEYLER

Bölüm 11

11.Bölüm

Karan hızla beni merdivenlerden çıkarırken onu engellemedim.

Çünkü Bende o ortamda bulunmak istemiyordum.

Karan normal bir hızda merdivenlerden çıkarken ben koşuyordum.

Çünkü onun iki adımı Benim bir adımıma denkti!

Merdivenler bittiğinde buranın benim kaldığım odanın katı olduğunu anladım.

Karan yine beni peşinden sürükleyerek, benim odamın tam karşısındaki odaya soktu.

Hızla içeri girip kapıyı kapatı.

Beni odadaki oturma gurubuna oturturken tam itiraz etmek için ağzımı açmıştım ki o konuştu.

"Hiç bir yere gitmiyorsun iki dk otur şurada!"diye emir verince kaşlarımı çatım.

Konuşmak için ağzımı açtığımda geri kapatım.

Bu dağ ayısına ne anlatabilirim ki?!

Adı üstünde dağ ayısı!!

Ayı laftan anlarmı?

Anlamaz!

Ve susarken karan bana arkasını dönüp odanın içinde bulunan başka Bir odaya girdi.

Onun yokluğunda hemen gözlerimi odada gezdirdim.

Oda lacivert ağırlıklıydı.

Ve çok güzeldi.

Odanın taştan duvarları vardı ve buda odaya ayrı bir hava katıyordu.

Girdiğimiz kapının tam karşısında lacivert renkte nevresim takımlı, çift kişilik bir yatak vardı.

Yatağın sağ tarafında bir komidin vardı.

Ve yatağın iki köşesinde taştan duvarların içinde bulunan iki tane sarı lamba vardı ve buda odayı Daha güzel gösteriyordu.

Tam karşımda bir pencere vardı.

Ve pencerenin yanındaki minik bir kitaplık.

Yatağın sol tarafında yine lacivert ağırlıklı küçük oturma gurubu vardı.

Arkamda iki tane kapı vardı.

Oda çok büyük ve güzeldi.

Ama ben en çok odanın duvarlarının içinde bulunan lambaları sevmiştim.

Hatta hayran kalmıştım.

Arkamdaki kapı açılınca boynumu çevirip hemen oraya baktım.

Karan elinde bir tane kremle yanıma geliyordu.

Hızla karşımdaki tekli koltuğa oturup kremi ortadaki sehpaya Sertçe koydu.

Sonrada elini Yeni çıkmaya başlamış sakaları götürüp kaşıdı.

Hala sinirli gözüküyordu.

Sehpaya bıraktığı kerem kutusunu açıp bana döndü.

Morarmış olan kolumu tek eliyle kavrayıp dizinin üstüne koydu.

Ben kaşlarım olabildiğince çatık ona baktım.

"Ne yapıyorsun!?"

Oda aynı şekilde kaşlarını çatıp bana baktı.

"Açtığım yaraları sarıyorum!"dedi Sert sesi ile.

Bir eli ile kolumu dizinin üstünde tutarken diğer elini Krem kutusuna uzatıyordu.

"Yaralarımı sarmana izin verdiğimi hatırlamıyorum!?"dedim kaşlarım çatık bir şekilde.

Koluma bakmak için eğdiği kafasını kaldırıp yüzüme baktı.

Zaten sinirliydi benim sorun çıkarmam onu iyice sinirlendirmiş gibi gözüküyordu.

"Yaptığım hata için özür dilediğimi hatırlıyorum."dedi Sert ve tok sesi ile.

Gözlerimi kıstım ve ona baktım. Sonrada burun kıvırıp yüzümü başka tarafa döndüm.

"Sorumun cevabı bu değil!"

"Benim sorumun cevabı da bu değil!"

Benimle oynuyor!

Sinirle elimi sıkarken konuştum.

"Sorunun cevabını vereyim o zaman özürünü kabul etmemiştim ve halada etmiyorum şimdi kolumu Bırak!"dedim dişlerimi sıkarak.

"İnat etme işte!kolun daha kötü olacak yoksa!"dedi sitemle.

Sinirle sol bacağımı salarken bir koluma birde Karan'a baktım.

Oflayıf Kafa salladım.

Çünkü kolum gerçekten kötü gözüküyordu.

"İyi ama çabuk ol!"dedim umursamaz bir sesle.

Ben kafamı çevirip başka bir tarafa bakarken.

O işaret parmağına aldığı kremi yavaşça masaj yapar gibi koluma yediriyordu.

Benim aklım ise çok karışıktı.

Yine o iki bunak gelmişti ve canımı sıkmıştı.

Karan vardı bana kardeşim demişti.

Beni savunmuştu.

Babam vardı şu an ne yaptığını bilmediğim babam.

Esra abla vardı... diğer abilerim ve kardeşim.

Bugün ne karar vereceklerdi?

Babam ve Esra abla boşanacak mı?

Kafam, içi su ile dolmuş bir pet şişe gibiydi.

Kapağı açıldığı an hiç durmadan akacak bir pet şişe...

Odanın içinde garip bir sessizlik vardı.

Bu sessizliği bozmak için aklımdaki soruyu sordum.

"Annenle...baban boşanacak mı?"dedim kafamı eğip.

Çünkü bütün bu olanların suçlusu benmişim gibi hissedip bununda sorumlusunun ben olduğumu düşünüyordum.

Üzülüyordum, pişmanlık duyuyordum.

Her ne kadar benim bir suçum olmasada kendimi bunları düşünmekten alı koyamıyorum.

Esra ablanın boşanmak en büyük haklıydı.

Ama babam... sevdiği kadından boşanacaktı.

Sırtımda bunların hepsinin yükü var gibi hissediyorum.

Bu ailenin dağılmasının tek suçlusu olarak görüyordum kendimi.

Ve bu beni çok kötü bir şekilde etkiliyordu.

Hayatımda en ufak şeyi bile kafama takıp günlerce o konuda Kafa patlatan ben, böyle bir olay yaşanırsa nasıl bir durumda olacağımı bilemiyorum.

Aslında böyle olmaması gerek.

Beynim bu olanların sorumlusunun annem ve babam olduğunu söylerken, kalbim sürekli Benim yüzümden olduğunu haykırıyordu.

Tabi bunun birazda eskiden etrafımda ki insanların aşağılayıcı bakışları ve sözleri yüzünden olduğu söylenebilir di.

Evet iyi değildim.

Erdil doğru söylüyordu.

Her ne kadar herkese iyiyim desemde iyi değildim.

Kötüydüm.

Dilim etrafımdaki insanlara iyiyim diye konuşurken sırtımdaki yükler beni biraz daha yoruyordu.

Beni yavaş yavaş bitiriyordu...

Ve ben korkuyorum.

Bir gün annem'e verdiğim sözü tutamamaktan.

Güçlü olmayı bırakım pes etmekten korkuyorum.

Çenemde hisetiğim parmaklarla gözümü bu koca parmakların sahibine çevirdim.

Karan'dan devam;

Karşımda ki kıza baktım.

Gözleri dolmuş başını eğmiş yere bakıyordu.

Neden?

Çünkü bu olanlardan dolayı kendini suçluyordu!

Annem haklıydı!

Alisa posikolojik olarak etkileniyordu!

Kim etkilenmez ki?

Ama böyle olmaması gerekiyor!

O kendini suçlayamaz!

Annem ve babam olacak o adamın boşanmasından kendini sorumlu tutamaz!

Böyle düşünüp içten içe kendini yiyip bitiremez!

Elimi yavaşça kaldırıp çenesine parmaklarımla hafif destek uyguluyarak yüzüme bakmasını sağladım.

Gözleri ben hariç her yerde geziniyordu.

"Bu olanlar ve bundan sonra olacaklar yüzünden kendini suçlama!"dedim biraz nazik çıkartmaya çalıştığım sesimle.

Tabi bu ne kadar etkili olduysa.

"Annem ve o adam şimdilik boşanmayacak! Ama elbet bir gün boşanacaklar."diye devam etim.

"Ben... üzgünüm. Böyle olsun istemezdim..."diye fısıltı gibi çıkan narin sesi ile kaşlarım çatıldı.

"Üzgün olacak kişi sen değilsin! Kendini suçlama! Er yada geç sen ortaya çıkacaktın. kader elbet birgün bizi karşılaştıracaktı...kendini suçlama çünkü tek suçlu babam olacak o adam!"dedim biraz yüksek çıkan sesimle.

Sürekli kaçırdığı gözleri sonun benimkilerle buluştuğunda, sol gözünden bir yaş süzülüp yavaşça yerle buluştu.

Sadece baktı.

Duygusuzca değil küçük bir sevinçle, parlayan gözlerle baktı bana.

Gözünden tekrar bir yaş daha düştü.

Elimi kaldırıp o yaşın yanağından düşmesini engelleyemedim.

Alisa'nın vereceği tepkiden korktum çünkü.

Komik değil mi?

Atığı adımlarla bille insanları titreten adam küçük bir kızın vereceği tepkiden korkuyor.

Ne ara beni kendine ondan korkacak şekilde bağlamıştı bu kız?

"Teşekkür ederim."diye fısıldadı sonra.

Ben hala onun gözlerinden akmakta olan yaşları silip silmemek için düşünürken o beni şok edecek bir şey yaptı.

Bana sarıldı!

Ben girdiğim şokla taş kesilmiştim.

Alisa bana sarıldı!

Bana!!

kardeşim bana sarıldı.

Alisa kararsız kalmış gibi geri çekileceken elerimi eline koyup bu sefer ben ona sarıldım.

Kafası boynuma bile yetişmiyor!

Ona sıkıca sarılırken burnum gül kokusu ile dolup taşmıştı.

Çok güzel kokuyordu.

Parfüm mü kulanıyordu yoksa Kendi kokusumu?

Umurumda değildi.

Sadece burnuma dolan bu koku çok huzur vericiydi.

Ben şu an gerçekten alisa'ya sarılıyorum değil mi?

Umarım rüya falan değildir çünkü beni bu rüyadan uyandıracak kişiye ana avrat söveceğim kesin!

Ben alisa'ya birazdaha sarılmak isterken o benden yavaşça ayrılıp ayağa kalktı.

Bende onunla birlikte ayağa kalkarken yanaklarının domates gibi kızardığını gördüm.

Bu onu olduğundan daha tatlı yapmıştı.

Çünkü yanaklarıyla birlikte minik burnu da kızarmıştı.

Gözlerini benden kaçırıyorudu.

Utanmış mıydı?

İçimden kıskıs gülerken sırıtmamaya çalıştım.

"Ben teşekkür ederim! yani kolum için bide o dedikerin için işte onlar için!"dedi hızla konuşurken.

"Önemli değil."dedim.

"O zaman ben gideyim...evet gideyim."diyerek yanımdan geçeceken kolundan tuttum.

Bu kızın şu an ne kadar komik ve tatlı olduğundan haberi var mıydı?

Ayrıca nereye gidiyor daha Yeni geldi!

"Gitme... yani annemin neden şimdi boşanmak istemediğini merak etmiyor musun?"dedim gitmesini engellemeye çalışarak.

Çünkü şu an tek kalmasını istemiyordum.

Anneannem ve dedem burdayken ve aşağıda çok şiddetli bir tartışma yaşanırken odasında tek olması pek sağlıklı olmazdı.

Çünkü dedemin delenmesi sonucu ortalığı birbirine katacağını biliyordum!

Sorduğum soru ile kaşları çatılırken konuştu.

"Neden?"

Bir iki adam geri çekilip az önce kalktığı koltuğu gösterip konuştum.

"Ayakta konuşulacak bir konu değil, oturda öyle konuşalım."

Kafa salayıp az önce kalktığı tekli koltuğa geri oturdu.

Ben onu dikkatle izlerken o Benim odamı inceliyordu.

Bir kaç saniye böyle sessiz geçtikten sonra Alisa konuştu.

"Ee anlatmayacak mısın?"

Usulca kafa sallayıp söyleyeceklerimi kafamda ayarlayıp konuştum.

"Ege Bizim küçük kardeşimiz, yani seninde kardeşin."dedim.

Kafa salladı.

"Biliyorum."diye mırıldandı.

"Ege'nin yaşanan bu olayların hiç birinden haberi yok."diye devam ettim.

"Nasıl? Yani iki gündür buradayım mutlaka buradaki olaylardan birine tanık olmuştur."dedi düşünceli bir sesle.

"Evet sen buradasın ama o burada değil. Sen gelemeden önce Şanlıurfa'da yaşayan teyzemizin yanına gitmişti."dedim. kafasını fazla karıştırmamak için.

Söylediklerimle kaşları anladım der gibi havalandı.

"Peki ona gerçekleri ne zaman söyleyeceksiniz?"dedi gözlerini kaçırarak.

"Bunu söylemeyeceğiz! Yani şimdilik..."dedim arkama yaslanırken.

"Neden?bunu bilmek onun hakkı değilmi?"dedi kolarını kucağında birleştirerek.

Onun bu sorusu karşısında kaşlarım havalandı.

Evet haklıydı ama şu anlık bilmemesi Ege'nin sağlığı için önemliydi.

Ege babamın annemi aldatığını öğrendiğinde çok büyük bir şekilde yıkılacak.

Bu bir gerçek.

Ege babama çok bağlı bir çocuk ve babamın bu yaptığını öğrendiğinde nasıl bir boşluğa sürükleneceğini biliyorum.

Çünkü Bende o boşluğa sürüklendim.

Ve ben bile zor dayanırken bu olaylara karşı Ege'nin nasıl bir durumda olacağını kestiremiyorum.

"Evet hakkı ama bilmediğin şeyler var."dedim.

Alisa Sert bir soluk aldı ve konuştu.

"Ağzından lafı cımbızla mı alamam gerek!? söyle işte!!"diye isyan edince gülmemek için dudaklarımı ısırdım.

Onu sinirlendirmek hoşuma gidiyordu.

Kızdığı zaman kaşlarını çatıp isyan edişini izlemek bana komik geliyordu.

Biliyorum normal bir insan değilim!

"Ege bir kaç ay önce bir trafik kazası geçirdi! Ve bu kaza sonucu posikolojik olarak biraz sarsıldı. Bide üstüne bunun bir kaza değilde bilerek yapıldığını öğrenince durum biraz daha kötüleşti. Bizde kafası biraz dağılsın diye teyzemin Urfa'daki çiftliğine gönderdik."dedim.

Gözleri söylediklerim irice açılırken Zaman kaybetmeden konuştu.

"Nasıl bilerek yapıldı!? Şimdi arabayı kullanan kişi bilerek mi kaza yaptı!?"dedi hem biraz korku hemde merakla.

Bu kızın nasıl bir hayal dünyası var? gerçekten çok merak ediyorum.

"Hayır şoför bilerek niye kaza yapsın!? Arabanın frenleri kesilmiş! Biri tarafından!"dedim sinirle.

Bunu dememle ağzından bir 'hii' nidası çıktı.

"Kim yapmış peki? Buldunuz mu yapan kişiyi?"diye soru sorunca bu sefer ben kaşlarımı çatım.

Neden bu kadar meraklı?

"Çok soru soruyorsun!"dedim.

"Sende sordutma o zaman! Ben sormadan anlat!"dedi sesini yükselterek.

Kaşlarım hayretle havalanırken koltuğa yaslanmayı bırakıp öne doğru eğildim.

"Çok zekisin! Senin ne soracağını nerden bileyim ben!"dedim yalan söyleyerek.

Amacım onu sinirlendirmekti yine.

Tahmin ettiğim şeylerdi sorduğu sorular.

Ama saf ayaklarına yatıyordum.

"Bende seni akılı sanırdım! Sende vasat çıktın."dedi burun kıvırıp sırıtarak başka bir tarafa bakarken.

Kaşlarım kendiliğinden çatılırken kazdığım kuyuya düştüğüm için kendime küfür etim.

"Evet sende bir doktora zeki değilsin diyerek ne kadar Zeki olduğunu kanıtladın."dedim sırıtarak.

Elimle yalandan onu alkışlayıp tepkisini ölçmek için yüzüne baktım.

Yediği laf sonucu bozulurken hemen kendinden ödün vermeyip konuştu.

"Demek ki sende zeki bir doktor değilmişsin."dedi kendinden emin bir şekilde.

Oda Benim gibi öne doğru eğilirken yine ben konuştum.

"Öylemi diyosun?"

"Evet öyle diyorum."

Birbirimize ida Okur gibi baktıktan sonra aynı anda geri eski halimize döndük.

"Konuyu değiştirmek te bir numarasın."dedi kaşlarını kaldırıp.

Sessiz kaldım.

"Neyse nerde kalmıştık buldunuz mu kimin yaptığını?"dedi.

İla öğreneceksin Yani!

"Bulduk markalı cadı! Bizim düşmanlarımızdan biri!"Dedim Sert sesimle.

"Ne! Peki ne yaptınız onlara? Polise şikayet etiniz değil mi?"

Ben ona salak bakışları atarken bu kızın bağzen çok saf olabileceğini anladım.

"Şikayet etmediniz mi?!"dedi hayretle.

Hayır der gibi kafamı salladım.

"Ne yaptınız o zaman?"dedi bu sefer korku dolu bir sesle.

Sırıtarak yüzüne baktım.

"Sence ne yaptık?"dedim.

Gözleri şokla açılırken tereddütle konuştu.

"Ne yaptınız?"dedi fısıltıdan farksız sesiyle.

Sanki bir sır verirmiş gibi eğilip bende fısıldayarak konuştum.

"Öldürdük."

"NE!!"diyerek birden ayağa kalması ile kendimi daha fazla tutamayıp kahkaha atım.

"Manayak! Manyaksın sen! Ruh hastası! Niye gülüyorsun?!! Kime diyorum?!"diye sinirle konuşmasını duydum.

Ama yüzünün aldığı hal görülmeye değerdi.

Sonunda gülmeyi bırakıp eski ciddi halime geri döndüm.

"Şaka yaptım korkak kız! Öldürmedik ama öyle hemen de polisin eline vermedik."dedim ciddiyetimi bozmayarak.

Alisa'nın kaşları çatılırken sinirle konuştu.

"Sen delisin!! Anladın mı!? Gerizekalı! Bir an gerçekten katilsin sandım!"dedi sinirle.

"Ben sana katil değilim demedim ki, sadece o adamı öldürmedim dedim."diye Sabah bizim çocuklara yaptığı şakanın aynısından yaptım.

Tabiki Alisa ile ne konuştuklarını bana bir bir söylemişlerdi.

Neymiş sevgilisi varmış küçük hanımın.

Hani yamaç alisa'yı araştırmasa sevgilisi olmadığını bilmesem kesin inanırdım.

Bizim çocuklarda boşu boşuna yükselmişler sevgilisi var diye.

Ee Alisa hanım sen bize oyun oynarsın da ben sana oynayamaz mıyım?

Ne demişler intikam sıcak içilen bir çorbanın üstüne yenilen bir tepsi baklavadır.

Bu yazdığıma amma güldüm yalnız sjsksjshsjsjdbdjd

•••

Alisa'dan devam;

Katil!

Ben bir katile aynı evde yaşıyorum!!

Aynı çatının altında bir katile yaşıyorum şu an!!

Ve o katil benim abimdi!

Lan ben katilin kardeşiydim.

Gamsız herif!

Nasıl acımadan öldürdü acaba insanları?!

Birde pişkince 'bon katolum' diyor!

Hayır anlamadığım bir yer var bu dağ ayısı katilse neden hapiste değil?

Kafama dank Eden şeyle yaşlı nineler gibi dizlerimi dövdüm.

"Salak Alisa!! salak! Sen adamla ıssız sokaklarda nasıl gezersin!!ha? Gerizekalı! Birde o dağ ayısında silah varken ne diye onunla yürüyüşe çıkarsın!! Ah salak kafam Benim!! belki de gerçekten niyeti beni öldürmekti?! Evet! Kesin beni öldürecekti! Allah'ım ben nerelere düştüm yarabbim?!"dedim Kendi kendime konuşup.

Hayır anlamadığım başka bir şey daha var.

Esra abla gibi iyi bir kadından bu katil nasıl çıktı çok merak ediyorum?

Peki bu adamın katil olduğundan başkalarının da haberi varmı?

Eğer olsaydı lodos bir polis olarak onu tutuklardı herhalde?

Değil mi?

Salak Alisa!

Adam kuzenini ne diye tutuklasın!

Bir kere zenginler!

Kardeşi avukat!

Kuzeni polis!

Her türlü işten yırtıyor pis katil!

Artık ona dağ ayısı değil.

Katil dağ ayısı Karan diyeceğim!!

Çünkü hem katil!

Hemde kibarlık ne bilmeyen bir odun!!

Ben düşünceler içinde boğuşurken odanın kapısının çalması ile kafamı o tarafa çevirip konuştum.

"Gel."

Açılan kapıdan içeri giren Akif abi ile gülümseyip hemen oturduğum yataktan kalkıp koşarak boynuna yapıştım.

Ona sıkıca sarılırken Akif Abi konuştu.

"Görende kırk yıldır görüşmüyoruz sanacak!"dedi gülerek.

Bende gülüp onadan ayrıldım.

Sonrada yalandan kaşlarımı çatıp konuşmaya başladım.

"Ne yapayım burada tek tanıdığım kişi sensin! Hem neredeyse kırk yıldır görüşmüyoruz!"dedim gülerek.

Oda bana gülüp konuştu.

"Doğru!malum annenin hastalığı yüzünden benden saklandığınız için kırk yıldır görmüyorum seni!"dedi Altan altan laf sokmayı unutmayıp.

Gülümsemem yavaşça solarken konuştum.

"Akif Abi yapma böyle! Annem sadece kimsenin ona acımasını istemediği için saklandı sizden...bende bu şekilde öğrenin istemezdim ama annem'in son zamanlarında ona karşı gelmek istmedim."dedim sonra doğru fısıltı gibi çıkan sesimle. Gözlerim yine dolmaya başlamıştı!

Akif abinin eleri yüzümü bulurken konuştu.

"Şş tamam sizde haklısınız ama işte yılardır arkadaşım olan birinin böyle birden öldüğünü öğrenince bi'an boşluğa düştüm. Selma'nın ölümü o kadar habersiz olduki ne tepki vereceğimi şaşırdım." Dedi bana sarılırken.

Haklı.

Hemde sonuna kadar!

Çünkü Kendimi onun yerine koyuyorum. Empati kuruyorum.

Şu an onun olduğu gibi sakin kalamazdım.

Yıllardır tanıdığı arkadaşını hiç haberi bille olmadan kaybetti ve bunu çok değişik bir şekilde öğrendi.

Ben bu kadar sakin kalamazdım.

Ama Akif Abi çok düşünceli bir adam olduğu için şu an bunun yeri ve zamanı olmadığını biliyor.

Ve eminim ki herşey biraz daha düzelsin kesinlikle çok büyük bir trip yiyeceğim!

"Sende haklısın."diye mırıldandım.

"Ee yani!"dedi Akif Abi şakaya vurarak.

Onun bu hareketine kıkırdayarak karşılık verdim.

"Seninle sohbet etmek isterdim Pamuk şeker ama bizi bekliyorlar akşam yemeği için."dedi Akif abi.

Ne!?

Ben o iki bunakla beraber yemek mi yiyeceğim?

Hayatta öyle bir şey yapmam!

Ama aklıma öğlen yemek yemediğim geldi!

Ve aynı anda Sanki kırk yıldır aç kalmış gibi karnımın guruldamasını duydum!

Gözün kör olsun emi!

Bi' kerede tok ol be!

Senin yüzünden o iki bunağın bok dolu bakışlarına maruz kalacağım.

Akif abiyi fazla bekletiğime Karar verip konuştum.

"Tamam inelim."dedim somurtarak.

Off be!

Şu an hiç o iki ihtiyatla aynı sofraya oturmak istemiyorum, ama çok açım!

Zaten annemi kaybettiğimden beri oldukça fazla kilo vermiştim.

Sürekli yemek öğünlerini aksatıyordum. Ve buda beni bedenen zorluyordu.

Sağlık açısından da çünkü aşırı derecede fazla kilo vermiştim!

Buna bir an önce çare bulmalıydım.

Daldığım yerden Akif abinin sesi ile ayrıldım.

"Alisa...ben anne ve babamın, davranışları sana söyledikleri şeyler için özür dilerim. Onlarla bu konuyu koştum ama ikiside Kendi bildiklerini okuyorlar!"diye sitem etmişti.

Niye bu kadar iyi kalplisin ey insan?

Niye her seferinde düşüyorum?

Kaşlarımı çatıp Akif abiye baktım.

Niye o iki bunak için özür diliyorki?!

Özür dilemesi gereken o değil bunak çifti!

"Akif Abi birdaha böyle bir şey için özür dileme! İnsanların düşünceleri ya da davranışları yüzünden özür dileme! Bu Kendi annen ve baban bile olsa! Herkes Kendi yaptığı şeyden sorumludur bir başkası değil!"dedim hafif sinirle.

Çünkü haklıyım!

Akif abinin yaptığı saçmalık! Kendi annen veya baban bile olsa onların yaptığı hatalar yüzünden özür dileyemezsin!

Bunu yapması gereken annesi ve babası!

O değil!

"Alisa sen bize selma'nın emanetisin. Ve ben senin üzülmeni istemiyorum! Annem ve babam bile olsa sana ne derlerse desinler sakın o lafın altında kalma! Benden çekinip susmak gibi bir hataya düşme! Çünkü annem ve babamın yaptığı tamamen saçmalık o yüzden bu konuda tamamen yanındayım."diyen Akif abi ile, derin bir nefes aldım.

"Akif Abi ailenle benim yüzümden aranın bozulmasını istemiyorum. Lütfen böyle konuşma."dedim gözlerine bakarak.

Akif Abi kaşlarını çatıp konuşmaya başladı.

"Hayır Alisa ailemle aramın bozulduğu falan yok! Hem ben annemle babamın sözüne bakacak yaşı çoktan geçtim. O yüzden çekinmeden konuşa bilirsin. Ayrıca Esra'nın da bu durumla benimle hem fikir olduğan eminim."dedi.

Beli belirsiz kafamı salayıp dışarıyı işaret ettim.

Akif Abi kapıyı açıp odadan çıkarken Bende peşinden ilerledim.

Konuyu kapatmak için sessiz kalmıştım.

Yavaşça merdivenlere ilerlerken Akif abinin sesini duydum.

"Ali ile konuştum. Ela rahatsızlandığı için bir kaç gün sonra geleceklermiş buraya."

"Biliyorum bana da Erdil söyledi."diye konuştum.

Merdivenlerden hızlıca inip yemek odasına doğru ilerledik.

Odaya yaklaştıkça içerideki sesler artıyordu.

Kapının önüne gelince Akif Abi hiç beklemeden kapıyı açıp içeri girdi.

Bende peşinden girip kapıyı kapattım. Sonrada içeriye göz atım. Bizim gelmemizle herkes susmuştu.

Ayakta fazla beklemeyip tek boş yer olan karan'ın yanına adımladım.

Oturmadan o iki bunağa kısaca bakmayı unutmamıştım.

İkiside gözlerini kısmış beni izliyordu.

Göz devirip önüme döndüm.

Tam karşımda Sabah babamın bahsettiği-yanlış hatırlamıyorsam- avukat olan abim yamaç oturuyordu.

Sağ tarafımda Karan, sol tarafımda da diğer bir abim olan barış oturuyordu.

Kimseye fazla bakmamaya özen gösterip benim çok uzağımda oturan Esra ablaya baktım.

Gözleri kızarmış tedirginlikle karşında oturan anne ve babasına bakıyordu.

Oda acayip derecede kalabalıktı.

Fazla kalabalığı sevmediğim için biraz gerilmiştim.

Ama o iki bunağa ve yanlarında gelen diğer iki adama bunları beli etmemem gerekiyordu.

Derin bir nefes alıp önüme döndüm.

Avukat abi gözünü bile kırpmadan bana bakıyordu.

Hoş herkes bana bakıyordu ama!

O daha garip bakıyordu.

Bunları umursamayıp yemek masanın başında Mardin başkanı edesıyla oturmuş dedemi dinlemeye çalıştım.

"Ehe herkes geldiğine göre yemeğe başlaya biliriz. Afiyet olsun."

Bunu demesiyle odadaki garip hava biraz değişip. Herkes yemek yemeye odaklandı.

Açlıktan yarılmak üzere olan karnımı fazla bekletmemek için önüme bir kaç tane biber dolması koyup yemeye başladım.

Üzerimde olan bakışların farkındaydım ama onları umursamayıp yemeğime odaklandım.

Allah'tan annem çok elit bir kadındı da şu önümde ki çatal bıçakla yemek yemeyi bana öğretmişti.

Yoksa çoktan rezil olmuştum.

Normalde olsa bu kadar Kibar yemezdim! Ama buradaki herkes şu an çok Kibar bir şekilde yemek yiyordu.

Ve ben hayvan gibi yemeğe dalıp bir ömür boyu utançla yaşayacağımı hiç zannetmiyorum!

Ağzıma atığım parçayı çiğneyip yutuktan sonra yanımda içi su dolu olan bardağı alıp bir iki yudum aldım.

Kafamı çok elit bir şekilde kaldırıp sabahtan beri beni izlen avukat abiye baktım.

Kafamı kaldırmamla gözünü bile kaçırmadan beni izlemeye devam etti.

Ulan insan yakalandığı için bir gözünü falan kaçırır!

Ona ters bir bakış atıp önüme dönüm.

Yemin ederim ortam çok garipti.

Tam karşımda beni gözünü kırpmadan izleyen bir adam,tam yanımda kaşlarını çatmış yemek yiyen katil Karan! Diğer tarafımda 'dünya yansa umurumda değil' tiplerinde yemek tıkınan 3. Abi, Masada beni öldürecekmiş gibi bakan iki bunak,Hiç bir şeyi umursamadan Esra ablayı izleyen babam. Gözleri kızarık önündeki yemekle oynayan Esra abla. Geri kalanlar ise sohbet ederek yemek yiyordu.

Evet kesinlikle hiç birimiz normal değiliz!

O sarıda telefonu çalan babam masadan kalkıp Odadan çıkmıştı.

Önüme dönüp yemeği yemeye devam ederken bunak teyzenin sesini duydum.

"Eve besleme almaya bu kadar meraklıysanız sokaktaki fakirleri de toplasaydınız Zeynep."diyerek babaanneme benimle ilgili gönderme yapan bunağa baktım.

Elimdeki çatalı sıkıp önüme dönerken Akif abinin uyarıcı sesini duydum.

"Anne sözlerine dikkat et!"kaşları çatık önümde beni izlemeyi bırakmış bunak teyzeye sinirle bakan avukat abiye döndüm.

Masada derin bir sessizlik olmuştu.

Çatal bıçak sesleri durmuş herkes atakta bekleyerek birbirine bakıyordu.

"O ne biçim laf Figen? Ne beslemesi Alisa Bizim torunumuz."dedi noktayı koyarak babaanne hanım.

Yüzümdeki insanı sinir eden sırıtışla bunak teyzeye döndüm.

Kaşları çatık bana bakıyordu.

"Siz çocuklarınız'ın başka karılardan olan artıklarına torun mu diyorsunuz?"dedi Haşmet bunağı.

Masada çok gergin bir hava varken Esra ablanın sesini duydum.

"Baba!" Dedi uyarıcı bir ses tonuyla.

Herkes onları izlerken boğazıma bir yumruk oturmuştu.

Sanırım 'artık' kelimesi hayatımda en çok canımı yaktığı zaman, şu an dı.

Derin bir nefes aldım.

"Dede artık konuyu kapatırmısın. Alisa kimsenin artığı falan değil! Ayrıca evet o bu evin torunu."diyen avukat abiye döndüm.

Gözlerim şu an dolamaz dı!

Ona minetar bir bakış atım.

Şu an çok hassastım, hem duyusal hemde sinirliydim.

Ve avukat abinin beni savunması hoşuma gitmişti.

Beni koruması...

Bunak teyze sinirle küçük bir kahkaha atıp bana döndü.

"Bana bu sürtüğün kızını savunmayın! Baksana Haşmet kendini nasıl acındırdı acaba bu eve girmek için?"dediğinde sinirle masadan kalktım.

Benimle beraber Karan, avukat abi ve 3. Abi'de kalmıştı.

İşte şimdi bu karıyı benden kimse anlamazdı!

"Esra abla lütfen bana kızma ama artık dayanamıyorum."deyip iki yaşlı moruğa döndüm.

"Bana bak bunak teyze. Bir daha annem hakkında doğru konuşacaksın! Sabahtan beri susuyorum ama yeti artık! Sen benim annem'e laf edebilecek bir kadın değil, onun yüzünü görmeye bile değmeyecek bir kadınsın! Bana besleme diyorsun ama asıl buraya besleme gibi gelenler sizlersiniz! Ben bir besleme olmayacak kadar tok, Fakir olmayacak kadar zengin, senin laflarının altında kalmayacak kadar zekiyim! Bir daha da ona göre konuş!"diyerek konuştum.

Benim konuşmamla gözleri şokla açılan iki bunağa bakmadım.

Benim konuşmamla herkes şoka girmişken karan'ın aferin adlı bakışlarını görmüştüm.

Sonrada bunak tayfasıyla beraber gelen adamlardan biri sandalyeyi iterek ayağa kalkıp bağırmaya başladı.

"Bu ne hadisizlik?! Sen nasıl böyle konuşursun benim annemle?!"diyerek üzerime yürüyen adamla herkes ayağa kalmıştı.

Biri Benim kolumdan tutup çekmeye çalışırken konuştum.

"Kes lan! Senden mi öğreneceğim nasıl konuşacağımı?! Beli zaten ne kadar dar zihniyetli insanlar olduğunuz! Sen bana nasıl konuşacağımı öğreteceğine önce şu yanındaki iki bunağa öğret!"diye bağırdım.

Eh Yeter be!

Odada büyük bir kargaşa çıkarken, biri beni sürükleyerek odadan çıkarmıştı.

Arkamdan Haşmet bunağı ve diğer adamları lodos abigilin tuttuğunu görmüştüm.

Utanmazlar bide beni dövmeye kalkacaklar!

Beni sürükleyen kişi 3. Abiydi beni hızla merdivenlerden çıkarırken.

Kısa süre içerisinde kaldığım odaya gelmiştik.

Aşağıdan hala bağırış sesleri geliyordu.

Benimle Beraber odaya giren 3. Abinin gülmeye başlamasıyla ona baktım.

Ben garipçe ona bakarken.

O gülmesini Zar zor durdurup bana baktı sırıtarak.

"Şu an benim kardeşim olduğuna bir kez daha inandım."dedi tekrar gülerek.

Ben şu an onun bana kızmasını beklerken onun gülmesi beni affalatmıştı.

"Hey öyle bakıp durma. Sana kızacağım falan yok. Hata aşağıda söylediklerine hayran kaldım bile diye bilirim. Bu arada bunak teyzeye lafın müq." Dedi tekrar Gülerek.

Derin bir nefes alırken hafif gülerek ona eşlik etim.

Çok garipti biz burada gülerken, aşağıda hala bağırış sesleri geliyordu.

"Bu arada tanışmadık. Ben 3. Abin barış. "Dedi.

"Biliyorum baban söyledi."dedim.

"Ben üzgünüm birden annem'e laf edince tutamadım kendimi."dedim kafamı eğip.

"Saçmalama hayatımda hep yapmak istediğim bir şeyi yaptın. Hem emin ol o iki bunaktan Bende hoşlanmıyorum."dedi yatağa oturarak.

Kaşlarım havalanırken konuştum.

"Ama onlar senin Anneannen ve deden..."dedim.

"Bana bir baksana sen?bu kadar dar zihniyetli insanlar'a anneanne dede diyecek tip varmı bende." dedi kendini gösterip.

Onun bu dediğine gülüp konuştum.

"Yok."

Şaka gibi biz burada gülerek konuşurken aşağıda kıyamet kopuyordu.

"O Haşmet denilen bunak beni vurmaya falan kalkmaz değil mi?"dedim tereddütle.

Bu dediğime gülüp konuştu.

"Eğer bir daha bunak dersen seni vurma ihtimali çok yüksek. Ama biz varken o iş biraz zor."dedi bir an cidilleşerek.

"Yani korkma sana kimse bir şey yapamaz. Ayrıca hep böyle ol olur mu? Annene ya da sana laf eden kimsenin karşısında susma. Az önce yaptığın gibi dilinle mum et onları."dedi sonlara doğru gülerek.

Ben ayakta çok kaldığıma karar verip onun yanına oturdum.

"Tamam."

Nedense şu an onu kendime çok yakın hissetmiştim.

Sanırım bu çok sıcak kanlı olmasından dolayıydı.

"Esra abla bana kızar mı?"dedim moralsizce.

Çünkü onun bana kızmasını istemiyordum. Onu üzmekte istemiyordum.

Eminim bana çok kızmıştır.

Sonuçta annesi ve babasına ağzımdan geleni söylemiştim.

"Hayır sanmıyorum. Annem öyle bir kadın değil. Herzaman herkesin Kendi hakını savunması gerektiğini düşünür. Yani kızmamıştır. Hata eğer kendini savunmasaydın sana kıza bilirdi."dedi gülerek. Bende gülüp ona döndüm.

"Çok iyi bir annen var. Onun gibi bir anneye sahip olduğun için sevinmelisin."dedim burukça gülümseyip.

Aşağıdan bağırışlar devam ediyordu hata bir kaç tane cam kırılma sesi duymuştum.

"Biliyorum. Ve onu çok seviyorum. Eminim senin annen de öyle bir kadındı."dedi yüzüme bakarak.

"Hemde çok."dedim gülümseyerek.

"Hey sakın ağlamaya kalkma. Çünkü seni teseli edecek son kişiyim. Bu işlerden kesinlikle anlamam çünkü." Dedi gülerek. Bende güldüm.

"Tamam."dedim.

"Onlar size bir şey yaparmı? Yani aşağıdan gelen seslere bakılırsa pekte sakin değiler gibi."

"Hiç Bir şey yapmazlar. Anca bağırıp giderler."dedi.

Aşağıdan bağırma sesleri kesilmeye başlamıştı.

Sesler kesilirken odanın kapısı açılmıştı eş zamanlı olarak.

İçeri katil Karan ve avukat abi girmişti.

Karan yatağa doğru ilerlerken ben yanımdaki 3. Abiye baktım.

Komidinin üstünde duran resmi eline almış inceliyordu.

"İyi misin?"diye soran Karan'la Kafa salladım.

Başımda dikilirken hemen yanımda ki boş yere oturdu.

Ayakta Kalan avukat abide arkadaki küçük oturma grubunun koltuğunu kolayca alıp hemen, tam karşımıza koyup oturdu.

Ben ona bakarken bakışlarımı Karan'a çevirip baktım.

Bacaklarını sallayarak önüne bakıyordu kaşları çatık.

Sinirli gözüküyordu.

Bakışlarımı ondan çekip avukat abiye döndürdüm.

Oda sinirli gözüküyordu.

Odada derin bir sessizlik mevcuttu.

Ve bu sessizliği avukat abi'nin sesi böldü.

"Bu arada biz tanışmadık,ben yamaç. 2. Abin."dedi.

"Biliyorum."dedim.

Sonra yeniden sustum.

Sanırım kimse ne konuşacağını bilmiyordu.

Benim gibi.

"Gittiler mi?"diyen 3. Abiye dönüm.

"Gittiler. Ama dedem Resmen sinirden delirmiş gibiydi."dedi avukat abi.

"Oh iyi olmuş kudursun bunak herif."dedi 3. Abi barış.

Avukat abi küçük bir kahkaha atarken konuşmayı unutmadı.

"Bunak mı? cidden dedeme en çok yakışan ismi bulmuşsun."dedi tekrar gülerek.

Sonra karan'dan da küçük bir kahkaha duydum.

"Bunak teyze demesi?"dedi gülerek.

"Ah işte o favorim artık."dedi gülerek barış.

Ben onları tepkisizce izlerken. Avukat abi'nin ve Karan'ın da anneanne ve dedesinden hoşlanmadığını öğrenmiş oldum.

"Ama anneannem'in o yüzünün halini görünce kahkaha atmamak için Zor durdum."dedi 3.abi.

Ben bir yandan onları dinlerken aklım başka yerlerdeydi.

Acaba babam kızmış mıydı bu yaptığıma?

Evet yaptığım iyi bir şey değildi! Saygısızca konuşmuştum. Ama onlarda Resmen beni zorlamıştı.

"Ne düşünüyorsun?"diyen avukat abiye baktım.

Benimle konuşmak için konu açmaya çalışmasını anlıyordum.

"Hiçbir şey."dedim yerdeki halıyı izlerken.

"Suratın hiç öyle söylemiyor ama."diyen 3. Abi barışla ona baktım.

Sanırım söylesem Bir şey olmazdı...

"Babanız aşağıda verdiğim tepkiye kızar mı?" Dememle hepsinin kaşları çatıldı.

"Hayır. Babam bu konuda sana kızmaz. Hata eğer olay olduğunda odada bulunsaydı ilk o tepki verirdi."diye açıklama yaptı 3. Abi barış.

Bu çocuğun ismide 3. Abi diye kaldı aq.

Ben aldığım cevapla içimden derin bir oh çekerken avukat abi'nin sesini duydum.

"Aşağıda söylediğin şeyler yüzünden sakın pişman olma. Evet biraz saygı çerçevesini aştın ama onlar gerçekten saygıyı hak eden insanlar değil! Bu evde neden o şekilde konuştun diye seni suçlayacak tek bir kişi bile Yok, çünkü hepsi sana hak veriyor. Ve emin ol ki senin yerinde ben olsam onlara daha kötüsünü yapmıştım."diyen avukat abi ile içimdeki bütün kuşkular sönüp giti.

Ben onlara gülümseyerek baktım.

Yanımdaki katil Karan'a baktım sonrada.

Kaşları çatık yerdeki halıya bakıyordu.

Bakın bu adam kesin manyak! Başka açıklaması yok!

Lan normal bir insan yerdeki halıya delici bakışlar atarmı hiç?

Sonra aklıma bunun katil olduğu geldi.

Acaba gerçekten katil miydi? Yoksa bana şakamı yapmıştı?

Umarım şakadır...

Yani aslında Karan'da katil tipi var...ama aynı zamanda katil olmayacak kadar da iyi kalpli bir insana benziyor.

Hem adam doktor!

Hayat kurtaran bir insan neden can alsın değil mi?

Yani en azından akıl sağlığı yerinde olan biri...

Sonra da bakışlarımı ondan çekip avukat abiye tekrar baktım.

"Sağ olun. Ayrıca aşağıda beni savunduğunuz için teşekkür ederim."dedim.

Avukat abi hafifçe gülümserken 3.abi küçük bir kahkaha atıp bana baktı.

"Kızım saf mısın sen? Biz senin abileriniz seni değilde kimi savunacağız?"dedi tekrar gülerek.

Ben bana saf dediği için Kaşlarımı çatım.

"Tamam bir şey demedim."dedi sonra önüne dönerek.

Odada yine sessizlik olurken odanın kapısı çaldı.

Sonrada kapı hafifçe aralanınca babam gözüktü.

Biz kapıya bakarken babamı gören abi takımı birden kaşlarını çatı.

Ne oluyor aq?

İçeri giren babamla katil karan'ın diğerlerine bir bakış atığını gördüm.

Sanırım hiç biri babamla konuşmak istemiyordu.

Abi takımı ayaklanırken bende ayağa kalktım.

"Eğer bir şey olursa odam hemen karşıda."dedi Karan.

"Benim ki de hemen yanında."dedi avukat abi.

"Benimki de bu kata olsun isterdim ama bir aşağı kata."dedi 3.abi.

Onun bu dediğine gülüp Kafa salladım.

"Tamam."dedim kısaca.

Abi takımı odadan çıkarken babam içeriye girip kapıyı kapatmıştı.

Hızla yanıma gelip konuştu.

"İyi misin?"

Sanırım son zamanlarda, hayatımda en çok duyduğum kelime buydu.

İyi misin?

Değilim.ama size beli etmemeye çalışıyorum...

"İyiyim."dedim zorla gülümseye çalışıp.

"Böyle bir durumla karşı karşıya gelmeni istemezdim üz-"diye konuşurken sözünü kesip kendim konuştum.

"Üzgün olması gereken kişi sen değilsin! O iki bunak!"dedim kaşlarımı çatıp.

Sevmiyorum insanların başkası adına özür dilemesini. Ya da üzgün olduğunu dile getirmesini.

Herzaman diyorum ya herkes Kendi yaptığı hatanın sonuçlarını üstlenme li!

Komik değil mi?

Bu dediğimi ben bile yapmazken bir başkasının yapmasını istemem.

"Bu şartlar altında burda olmanı istemezdim...bu sözleri duymanı... üzgünüm. Bir şeyleri düzeltmeye çalışıyorum ama sürekli daha kötü bir hal alıyor olaylar. Sanırım Kendi bataklığım da yavaş yavaş boğuluyorum."dedi. burukça gülümseyip.

Onun bu dediğiyle kalbimde küçük bir sızı oluşmuştu.

Canı yanıyordu değil mi?

Hatalarının bedelini öderken canı yanıyordu?

Dışarıdan birine sorsan hak ediyor der. Ama ben neden öyle diyemiyorum?

İlk defa babamın olmasının sevinci yüzünden mi?

Yoksa babamın acı çekmesini istmediğimden mi?

İkiside sanırım.

Keşke bunların hiç biri olmasıydı diyemiyorum.

Çünkü dersem o zaman ben dünyaya gelmezdim.

Böyle düşündüğüm için kötü bir insan mı oluyorum?

Kötü olmak istemiyorum...sadece kimsenin canı yansın istemiyorum.

Babamın sözleri beni derinden etilerken ona sarılmak istedim.

Biraz olsun mutlu olsun istedim... mutlu olmak istedim.

Babama sarılıp onun acılarını biraz da olsa dindirmek istedim.

Yalnız olmadığını bilsin istedim.

"Sana sarıla bilirmiyim?"dedim kısık bir sesle.

Gözlerim dolmuştu. Ve ona bakıyordum umutla.

Çünkü bu sarılmaya benimde ihtiyacım vardı.

Benim sorum karşısında sürekli kaçırdığı gözleri dolu gözlerimle buluştu.

Görüyorum, hissediyorum, biliyorum... yaşadığı acıyı.

Gözlerinden okunuyor herşey. Ne kadar muhtaç olduğu. Ne kadar üzgün olduğu. Ne kadar yalnız olduğu...

Babamın yanında kimse yok muydu?

Destek değilde en azından bağzı şeyleri düzeltmesinde yardımcı olacak biri?

Yalnız mı benim babam?

Ben varım. Ona yardım ederim. Onun yanında olurum... yalnız olmadığını bilir.

Değil mi?

"Asıl ben sana sarıla bilir miyim?"dedi çatalaşmış bir sesle. Acısı sesinden bile beli olan bu adamın niye kimse farkında değil?

Hepsi bu kadar kötümü?

Belki de ben babamın acı çekmesini istemediğim için hepsini kötü sanıyorum?

Belki de babam bunları hak etmiştir?

Evet eti! Ama hepsinin babama sırtını dönmesi insana kötü hissetirmez mi?

O zaten hatalarının bedelini fazlasıyla öderken yalnızlık onun için fazla acı verici değil mi?

Gözlerimden birer yaş düşerken ayak uçlarımda yükselip ona sarıldım.

Sımsıkı sarıldım.

Hiç bırakmak istemez gibi.

Acılarını dindirmek dileğiyle sarıldım.

Umarım yalnız olmadığını bilir diyerek sarıldım.

Ben babama olan sevgimle sarıldım...

Bölüm sonu

8 yorum