İçeriğe geç

Uçurum

Bölüm 12 · 7 dk okuma

Uçurum

Bölüm 12

Soğuk Elveda

(Bölümü baştan sona The Irrepressibles - In This Shirt şarkısıyla okuyun lütfen)

~MİCHAEL~

Kızıl kollarımın arasında hareketsiz yatıyordu. Ne yapacağımı bilemez halde ona bakarken birden omzumda hissettiğim elle gerçek dünyaya döndüm. Kurt dişlerimi çıkarıp hırlayarak döndüğümde kanlı yırtık tişörtüyle Brad'i gördüm. Kolumdan tutup beni kaldırmaya çalışırken bağırdı.

"Aptal gibi orada dikileceğine onu al ve doktorlara götür çabuk, ben bu isyankarların icabına bakarım."

Silkelenerek dediğini yaptım. Kucağımda Kızıl ile doktorların evine koştum, önemli bir şey olmaması için dua ediyordum. Kucağımda kızıl varken dönüşmemem lazımdı bu yüzden öfkemi kontrol altında tutmaya çalıştım. Doktorların kapısına geldiğimde kapıyı tekmeleyerek açtım, sanırım yerinden oynamıştı. Şaşkınlıkla bana bakan doktorların ve tedavi için orada bekleyen birkaç kişinin önünden geçip kızılı boş yataklardan birine bırakıp kısaca durumu açıkladım. Ardından kamptan olabildiğince uzaklaşmaya çalıştım.

Dönüşmek üzereydim ve kendimi geriye çekmek canımı fena halde acıtmaya başladı. Orman sınırlarına geldiğimde kendimi sıkmayı bıraktım.

~Gece saatleri – Ormanın derinlikleri~

Gözlerimi açtığımda etrafımdaki karanlığı anlamaya çalıştım. Nerede olduğumu veya ne zamandır kendimde değilim anlayamadım. Yattığım yerden doğrulmaya çalıştım ama başaramadım, vücudumun her yeri ağrıyordu. Kalkmam lazımdı Kızıl'ı yalnız bırakamazdım ama gücüm kalmamıştı. Bir süre daha gücümü toplayabilmek için yere uzandım ve gökyüzünü izledim. Onu yalnız bırakmayacağıma avcılardan koruyacağıma söz vermiştim ama kamptaki insanlardan da korumam gerektiği aklıma gelmemişti. Yaklaşan ayak seslerini duyduğumda hala kendimi toparlamaya çalışıyordum. Dönüşecek gücüm olmasa da hala karşı koyabilirdim. Hassas kulaklarım sayesinde geldikleri yönü kesinleştirip attıkları adımların sesine iyice odaklandım. İki kişilerdi biri zayıf bir oğlan çocuğu veya bir kız, diğeri daha iri yapılı biriydi genç bir adam gibi. Kokularını alabileceğim kadar yaklaştıklarında ise koku alamadım. Gelenlerden biri Brad olmalıydı, yakınlarda kurt formundan çıkmış olmalı ki hala etrafındakilerin kokularını bastırıyordu.

Yavaşça olduğum yere geri uzanıp gözlerimi kapattım. Olduğum açıklığa ayak bastıklarında onları gönderdim.

"Brad beni burada bırak ve Kızıl'ın yanına git. Başımın çaresine bakabilirim ama kamptakilerin onu rahat bırakacağını düşünmüyorum"

"Bunu söyleyenin uzandığı yerden başını kaldıramayan biri olması çok manidar."

Duyduğum sesle hemen doğruldum. Kızıl elinde kalın bir battaniyeyle yanıma yaklaştı ve üzerimi örttü.

"Senin burada ne işin var? Tedavi oluyor olman lazım." Brad'e baktığımda omzunu silkti.

"İkiniz birbirinizden inatçısınız. Seni göreceğim diye tutturdu, doktorlarla bir türlü tutamadık. Tek başına ormanda seni arayacağını söyleyince onunla gitmek daha mantıklı geldi."

Başımı iki yana sallayıp Kızıla döndüm. Ormanı kolaçan eden yorgun ama kararlı gözlerini bana döndürdü. "Saatlerdir kayıp olduğunu söylediklerinde öylece oturmamı beklemiyordun umarım."

"Kaç saattir ortalarda yokum ki? Ve neredeyiz tam olarak?"

Brad etrafa bakıp cevap verirken bende Kızılın bana uzattığı battaniyelerle kendimi örttüm. O an kurt formundan dönüştüğümde hiç kıyafetimin kalmadığını hatırladım. Şimdi Kızılın neden sadece ormana bakmaya çalıştığını anlamıştım. Yanaklarım kızarırken iyice örtündüm.

"Şuan kamptan çok uzaktayız, tahminimce Avcıların bölgesine yaklaşmış olmalıyız. Ve 15 saate yakındır ortalarda yoksun."

Bu kadar yorgun olmamın nedeni anlaşılmıştı. Brad'in yardımlarıyla ayağa kalktım, sonra dikkat çekmeden kampa geri döndük. Brad beni eve kadar bırakıp Sam ile isyancılarla ilgili yapması gerekenler olduğunu söyleyip yanımızdan ayrıldı. Bende üzerimdeki topraktan kurtulmak için duşa girdim. Vücuduma göz gezdirdiğimde irili ufaklı birçok çizikler vardı. Aklıma Kızıl'ın beni çıplak gördüğü gelince tekrar yüzüm kızardı. Kafamı dağıtmak için isyancılara yapabileceğim türlü işkenceleri düşünüp kendimi duşa attım.

Duştan çıkıp bir eşofman takımı giyinip odadan çıktım. Kızılı mutfak sandalyelerinden birinde uyuklarken buldum yanına gittiğimde zorla gözlerini açıp bana baktı.

"Duş almana rağmen hala orman gibi kokuyorsun." Yorumuna gülümsedim. "Ormanın içindeyiz kokuyu alman çok doğal bence."

O da yorgunca gülümsedi. "Hayır, bu dışarda aldığım kokudan çok farklı. Ormanın içindeyken bile orman gibi ama farklı kokuyorsun. Açıklayamıyorum neyse."

Gülüp onu kollarıma çektim. "Anlıyorum. Aynı senin yanan şömineye benzer bir kokun olması gibi. Ama yanmış is kokusu gibi değil daha farklı huzur veren ateşin sıcaklığını hissettiren bir koku." Kıkırdadığını titreşen göğsümden anladım. "Anlatmak istediğim tam olarak buydu evet."

Kolunu sıvazladım. "Hadi uyu."

"Uyuyamam." Kollarımdan çıktı. "Doktorlar başıma darbe aldığım için dikkatli olmam gerektiğini ve bu gece uyumamam gerektiğini söyledi."

Başını okşayıp yüzünü ellerimin arasına aldım. "Özür dilerim."

"Bu senin hatan değildi. Böyle bir şeyin olacağını bende tahmin edemezdim."

Bir şeyler daha söyleyecekken beni durdurdu. "Hadi git uyu dinlen biraz."

"Böyle bir durumda nasıl uyuyabilirim. Uykunu kaçırmak için neler yapabilirim söyle bakalım."

"Michael yorgunsun. Brad bana dönüşümlerinizin benim güçlerimi kullanmam gibi çok fazla enerjinizi aldığını söyledi. Duygular yüzünden olan dönüşümlerin daha da yorucu olduğunu da ekledi. Dinlen."

Başımı sallayıp teslim oldum. "Peki, Kızıl sen öyle diyorsan."

Arkamı dönüp odama gider gibi yaptım sonra yanına geri geldim. "O zaman söyle bakalım. Uykunu açmak için yapacağımız ilk şey ne?" derin bir iç çekerek bana baktı. Ardından mutfağı işaret etti. "Tabiki koyu bir kahve."

Kahvelerimizi içerken konuşmaya başladık.

"Michael."

"Efendim Kızıl."

"Normalde başka biri bana Kızıl diyip dursa ona sağlam bir yumruk atmıştım biliyor musun?" gülüp yüzümü kahveme gömdüm. Daha önce de Kızıl denmesinden hoşlanmadığını söylemişti.

"Neden olduğunu biliyor musun?" Başımı iki yana salladım.

"Çocukluğumdan beridir babam beni "Kızılım" diye severdi. Bu yüzden ölümünün ardından kimsenin beni Kızıl diye çağırmasını istemedim. Babamın sevgi göstergesi olarak kullandığı bir sözcüğün basitleşip bir takma ad olmasını istemedim. Ama sen söyleyince hoşuma gidiyor."

Gözlerinin içine baktım. "Hoşuna gidiyor çünkü benimde bir sevgi sözcüğü olarak kullandığımı biliyorsun." Başını sallayıp onayladı.

Bir süre sessiz kaldık, mutfak sandalyeleri yerine koltuklara geçmeyi teklif ettiğimde reddetti. Çok rahat olduklarından daha fazla uykusunu getireceklerini söyledi. Sohbeti tekrar başlatan yine kendisi oldu.

"Michael, bir Hayalet kurt olduğunu söylemiştin. Diğer kurtlardan farkı nedir?"

"Duyma yetim her iki formda da diğer kurtlardan daha gelişmiş. Daha uzak mesafelerdeki daha kısık sesli şeyleri duyabiliyorum. Eğer iyi bir şekilde odaklanabilirsem yakınımdaki birisinin düşüncelerini de duyabiliyorum. Ama düşünceleri duymak çok yorucu ve baş ağrıtıcı olabiliyor. Koku alma duyum, duyma kadar olmasa diğerlerinden daha iyi. Hızlı ve çeviğim ayrıca istersem kurt formunda şeffaf olabiliyorum."

Atladığım bir şey var mı diye düşünürken çenesini eline dayamış beni dinleyen Kızıl'ı fark ettim. Ve bir anda kafamdaki her şey uçup gitti. Meraklı bakışları gülümsemeye dönüştü, ardından yaklaşıp beni dudağımın kenarından öptü. Kızardığımı hissedebiliyordum, Kızıl'da kızaran yanaklarını kahve kupasına sakladı. Bu kez muhabbeti ben devam ettirmek istedim.

"Ateşe hükmetmek nasıl bir his?" şaşırarak bana baktı. "Özür dilerim sanırım hoş olmadı bu."

"Yo sadece ateşe hükmedebildiğimi düşünmüyorum. Daha çok zar zor kontrol altında tutuyor gibiyim." Derin bir nefes aldı. "Michael kontrolü kaybedip birilerine istemeden zarar vermekten korkuyorum."

"Sen tanıdığım en güçlü kadınlardan birisin Kızıl. Kontrol etmekle kalmayıp ateşine hükmedeceğine eminim."

"Teşekkür ederim, beni hep desteklediğin için."

Gece yarısını geçmişti ve ikimize de uyku bastırmıştı. Evden çıkıp soğuk havaya çıkmanın bize iyi geleceğini düşünsem de sabah yaşananlar endişelenmeme neden oluyordu. Çekinerek de olsa dışarı çıkmak isteyip istemeyeceğini sordum.

"Olur. Güzel bir yürüyüş ikimize de iyi gelir bence. Ödünç alabileceğim bir hırkan var mı?" dudağımın tek tarafıyla gülümsedim.

"Dolabım emrine amade hanımefendi. Kıyafetlerim de sizin gibi ateşli bir kadının kendilerini kullanmasından hoşnut olurlar."

Utançla kızarıp odama girdi. Kısa bir süre sonra kalın bir hırkayla odamdan çıktı. El ele tutuşup soğuk havada yürümeye başladık. Ormana yönelecekken beni elimden tutup uçuruma doğru çekti. Uçurumun kenarına gidip manzaraya karşı oturduk. Hava benim için ılıktı ama Kızıl titremeye başlamıştı, kollarımı etrafına sarıp ısıtmaya çalıştım.

"Michael."

"Efendim Kızıl."

"Güçlerinin seni korkutan bir yanı oldu mu hiç?"

"Evet. Anne ve babamın ikisi de kurt adam olduğundan Safkan bir kurt adamım bu da güçlerimle aramdaki bağın melezlere göre daha güçlü olduğu anlamına geliyor. Ve onların sahip olmadığı bu yüzden pek kimsenin anlamadığı veya bilmediği güçlerim var. Aralarından en korkucu yeni ölen bir insanın ruhunu hissedebilmem, zaten bu yüzden Hayalet kurtlar deniyor bize."

Kocaman gözlerle bana baktı bende açıklamaya devam ettim.

"Eğer yakınlarda yeni ölen biri varsa onların ruhunu/hayaletlerini etrafımda hissedebiliyorum. Bana dokunan soğuk ellerini, fısıltılarını nadiren de olsa eğer gerçekten güçlü bir varlığın ruhuysa ruhunu da görebiliyorum."

"Korkunç olmalı."

"En korkunç kısmı bu da değil. Safkanlar ilk dönüşümlerini daha erken geçirebiliyorlar bu da güçlerimize daha erken erişebilmemize neden olur. Ve ben bu gücümü fark ettiğimde henüz 11-12 yaşlarındaydım. Benim için gerçekten çok korkutucu olmuştu."

Bana iyice sokuldu. "Artık ben yanındayım. O soğuk hayaletleri ateşimle kovalarım."

Gülerek başımı salladım. "Peki senin güçlerinde seni korkutan ne var?"

"Bunu nasıl açıklayacağımı bilmiyorum. Ama ne zaman güçlerimi kullansam kafamın içinde bir ses duyuyorum bana gücümü nasıl kullanmam gerektiğiyle ilgili yardım ediyor. Ve en korkunç yanı ne biliyor musun?" bilmiyorum anlamında başımı salladım. "Ses anneme veya tanıdığım birine ait değil. Ama bana çok tanıdık geliyor. Uzun zamandır konuşmadığım ve bu süreçte özlem duyduğum biri gibi hissediyorum. Bu da beni korkutuyor."

"Korkma, birlikte bütün gizemleri çözeceğiz."

Gülümseyip başını göğsüme gömdü. Sonra beni hafifçe ittirdi ve çimenlere uzandık. Koluma uzanıp yıldızları izlemeye başladı bende onu izledim. Uçurumun kenarında uyuyakalmıştık. Dün geceki sohbetlerimiz ve birlikte geçirdiğimiz vakit aklıma gelince içimi bir huzur kapladı. Kolumun üzerinde uyuyan Kızıla dönüp alnını öptüm, çok soğuktu. O an kendime geldim, doktorlar uyumaması gerektiğini söylemişti. Kızılı kucakladığım gibi doktorların evine koştum.

Lütfen, lütfen ölme. Özür dilerim. Daha dikkatli olmadığım için, seni bir türlü koruyamadığım için. Aç gözlerini lütfen.

Doktorların evine geldiğimde yüzümde hissettiğim küçük soğuk ellerle donakaldım. Hayır, tahmin ettiğim şey olma lütfen. Gözlerimden akan sıcak yaşları silen soğuk ellere yüzümü bastırdım.

"Beni bırakma ne olur. Özür dilerim daha dikkatli olamadığım için."

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.