Birden penceremin hareket ettiğini fark edince olduğum yerde sıçradım. Videoya öyle dalmıştım ki penceremi uzun süredir tıklatan Michael'ı fark etmemiştim. Yorulmaya başlayan kollarıyla pencere pervazına daha sıkı tutunmaya çalıştığını görünce koşarak gidip aralık pencereyi sonuna kadar açıp onu içeri aldım.
"Ben sana kapıdan gel demedim mi? Neden gene pencereye tırmandın ya düşseydin?"
"Sakin ol kızıl izin ver de soluklanayım önce. Ayrıca kapını çalmadığımı kim söyledi. Yarım saatten fazladır sana ulaşmaya çalışıyorum. Ne telefonlarımı ne de kapıyı açmadın bende pencerene tırmandım." Derin derin nefeslerinin arasında konuştu ama sonra devam edemedi ve kendini yatak odamın zeminine bıraktı.
Yatağımın üzerindeki bilgisayarı kapatıp telefonumu kontrol ettim. Hepsi Michael'dan 5 cevapsız arama ve Elsa ve Michael'dan gelen bir düzine mesaj vardı. Penceremi kapatıp Michael'ın yanına uzandım. "Özür dilerim. Babamın bıraktığı videolardan birini izliyordum ve dalmışım." Başını sallayıp bana sarıldı.
"Akşamüzeri olanlardan sonra nasıl olduğunu merak ettim. O yüzden devriyeden erken döndüm. Sana ulaşamadığımda ne kadar endişelendim haberin var mı?"
"Özür dilerim. Sadece her şey çok üzerime geliyor ve bende belki babamın bana bıraktığı şeylerde beni rahatlatacak şeyler bulurum dedim ama sadece daha fazla yeni bilgiydi. Bir de Herakles'in bahsettiği şu benim hatam olan her şeyi öğrenmek istedim."
Beni göğsünden kaldırıp yüzümü yüzüne yaklaştırdı ve benim bile fark etmediğim yaşları gözlerimden sildi. "Şuan gidip o çocuğun yüzünü gözünü dağıtasım var."
Başımı tekrar göğsüne yasladım. "Gerginlik yaratmaya gerek yok. Neler olduğunu öğrendiğim de ben onunla baş edebilirim merak etme. Hem artık büyü gücüme de ulaştım. Nasıl kontrol edeceğimi henüz bilmiyorum ama bu da beni daha tehlikeli yapıyor." Başımı kaldırıp sinsi bir gülüş attım ve başımı geri koydum.
Güldü. "Bugün olanlarla ilgili konuşmak ister misin biraz daha?"
Sessizleştim. Sonra göğsünden kalktım. Temkinli yüz ifadesiyle hareketlerimi takip eden Michael'ı kolundan tutup kaldırdım. Birlikte odadan çıkıp mutfağa geçtik, ev yine boştu ve ilk kez buna sevinmiştim. Onu mutfaktaki sandalyelerden birine oturtup en sevdiğim sütlü kahveyi yapmaya başladım. Kahvelerimizi alıp şöminenin önünde oturduk. O an keşke güçlerimi kontrol edebilseydim ve şömineyi yakabilseydim dedim. Dizlerimi kendime çekip yanımda oturan Michael'a yaslandım.
"Güçlerimin ne olduğunu bilmesem de ortalığı ateşe verebileceğimi de düşünmemiştim. Bu yüzden alevleri görünce ve etrafıma toplanan endişeli insanları görünce korktuğumu hissettim. Orada daha fazla durmak istemedim ve seni bulmak için oradan uzaklaştım."
"Elizabeth ile duygularını benimsemeye çalışırken ortaya çıktığını söylemiştin peki hangi duygu da güçlerin ortaya çıktı?"
"Öfkelendiğim de." Sonra hissettiğim şeyleri anlatabileceğim ve beni en iyi anlayacak kişinin Michael olduğunu hissettim ve devam etti. "Öfkelendiğimde içimde bir ateşte hissettim. Dışarı çıkmak istiyordu ama ben bastırıyordum. Dışarı çıkmasını duygularımı belli etmesini istemiyordum. Sonra Elizabeth'in duygularımı serbest bırakmam gerektiğini söylediğini hatırladım. Bu yüzden bende o ateşin istediği şeyi yapıp dışarı çıkmasına izin verdim. Ne olduysa ondan sonra oldu zaten."
Anladığını söyleyip sessiz kaldı. "Sence her güçlerimi kullanmam gerektiğinde öfkelenmem mi gerekecek."
Bir süre sessiz kaldıktan sonra "Pek emin değilim ama duygularını kontrol etmeyi başardığında biz kurt adamlar gibi güçlerini de daha kontrollü kullanabildiğini duymuştum. Ama bu herkes için farklıdır."
Başımı sallayıp başımı omzuna gömdüm. Kahvelerimiz bitince Michael ayrılması gerektiğini söyledi. Sabaha kadar devriyeleri devam edecekmiş, sabah gelip benimle Elizabeth'in yanına uğramayı teklif etse de reddettim. Dinlenmesini söyleyip gerekirse Elsa ile gideceğimi söyledim. İstemese de kabul edip yanımdan ayrıldı.
Bomboş evdeki yatak odama gittim. Sabah erken kalkıp Elizabeth ile buluşmanın daha iyi olabileceğini düşünüp telefonumu alarm kurmak için elime aldım o sırada Andrea'nın mesajını fark ettim.
"Bugün olanlarla ilgili konuşmak istersen ben buradayım." Okuduğum anda gülmeye başladım. Olan onca olaydan sonra böyle bir mesaj atması sadece komikti. Alarmı kurup mesajına cevap vermeden telefonu yastığımın altına ittim.
Sabah alarmın sesine zar zor uyansam da kendimi yataktan çıkmaya zorladım. Kafamın içini boşaltmam gerekiyordu ve rahatlamam bu yüzden hızlıca bir duş aldım. Mart ayına girmiştik havalar soğuk olmasa da yağmur mevsimiydi. Bende ince bir şeyler giyip üzerime de yağmurluğumu alıp çıktım. Yolda ne konuşmam veya ne söylemem gerektiğini düşündüm. Tam Elizabeth'in evine ulaşmışken aklıma endişelenmesin diye Michael'a mesaj atmak geldi. Hızlıca Elizabeth ile buluşmak için erkenden evine geldiğimi yazıp gönderdim. Sonra telefonu ceketimin cebine koyup kapıyı çaldım. Bu kadar erken saatte onları uyandırıp uyandırmadığımı düşünürken kapıyı sanki öğlen saatlerinde kapıyı çalmışım gibi enerjik bir şekilde Elizabeth açtı. "Bende seni bekliyordum, geç içeri." Dedi. Beni mi bekliyordu. Kafam karışmıştı, artık şaşırmam dedikçe daha fazla şaşırıyordum.
"Geleceğimi nereden bildin?"
"Tatlım çok güçlü olmasa da bazen geleceğe ait şeyler görürüm. Genellikle önemsiz şeyler, hala bu gücüm üzerine uzmanlaşmaya çalışıyorum."
"Geleceği görüyorsun ve hala ustalaşamadın mı? Hepimizden daha fazla pratik yapmışlığın vardır."
Kıkırdadı. "Evet, haklısın tatlım ama asıl gücüm bu değil. Asıl gücüm insanların akıllarını, düşüncelerini kontrol etmek. Ve sonra anılarına erişmek üzerine ustalaştım. Şimdi de gelecek görülerim üzerine ustalaşmaya çalışıyorum ama çok güç isteyen bir şey."
Biraz ürksem de başımı sallamakla yetindim ve konuyu değiştirdim. "Ben güçlerimi kontrol etmeyi öğrenmek istiyorum. Bana yardımcı olabilir misin?"
Gülümseyerek başını salladı ve elini uzattı. Anlamayarak ona bakıp elini tuttum o da beni kendisine çekip sıkıca sarıldı. Sonra birlikte yanımıza Elsa'yı da alıp dünkü tarlaya gittik.
"Dün sana mutlu olduğun anı hatırlayıp hep aklına getirmeni söylediğimi hatırlıyor musun?" başımı salladım. "Yanıldığımı kabul ediyorum. Mutlu olmanın güçlerini tetikleyeceğini düşündüm. Ama senin güçlerin daha yıkıcı bir şey burayı ateşe vermen de bunun bir göstergesi. Dün öfkelendiğin de neler hissettiğini hatırlıyor musun tarif edebilir misin?"
Dün gece Michael'a anlattıklarımı bugün de onlara anlattım. Beni dikkatle dinledikten sonra Elizabeth bir süre düşündü. "Öyleyse öfkeni kullanarak başlayalım. Güçlerinle ne kadar kullanırsan onlarla arandaki bağ o kadar artar. Yıkıcı güçleri olan Cadılarla ilgili bildiğim en işine yarayacak bilgi güçlerinin onlara zarar vermediğidir ama aynı zamanda kendilerini korumak konusunda da onları eksik bıraktığı."
Dün yaptığımız gibi yeniden meditasyona başladık. Bu sefer sadece öfkeme odaklandık. Derin bir nefes alıp öfkelendiğim zamanları düşündüm ve dün Herakles ile olan karşılaşmamız aklıma geldi. İçimde yükselen öfkenin kendi yolunu çizmesine izin verdim. Etrafımda bir sıcaklık hissettim, güçlerimi tetiklemiş olmalıyım. Mutlulukla gülümsedim, duygularım değişse de sıcaklık azalmamıştı. Kaşlarımı çattım gözlerimi açmak isterken bir ses duydum.
(Şarkıyı açıp okumaya devam edin.)
"Odaklan."
Kaşlarımı daha çok kasıp başımı yana çevirdim. Bu Elizabeth veya Elsa'nın sesine benzemiyordu. Tanıdıktı ama bir o kadarda yabancı.
"Odaklan."
"Kimsiniz?" diye düşündüm. Beni duyabildiğini umarak.
"Bunun bir önemi yok. Odaklan. Sadece odaklan ateş seni değil sen ateşi yönet."
Bir sessizlik ardından tekrar. "Odaklan Ateş kuşum. Alevlerine hükmet. İnan ve odaklan."
Artık sesin sahibini aramaktan vazgeçtim. Garip bir duygu vardı içimde bu yüzden sadece dediklerini yaptım. Derin bir nefes aldım ve alevlerimi geri çekmeyi denedim. O an bana başkaldırdıklarını hissettim. Anlatması zor ama çekmeye çalıştığınız bir ipin gelmemesi gibi onları geri çekmeye çalışsam da gelmiyordu.
"Korkma ve tereddüt etme. Onlar sana zarar vermez. Emret dinlemek zorundalar."
Tekrar denedim bu sefer daha sert bir şekilde.
"Onlar elinde ipi olan evcil hayvanın değil. Emret."
Bu kez alevlerime geri çekilmelerini emretmeyi denedim, nasıl yapacağımı bilmediğimden bağırarak geri çekilmelerini söyledim. Geri çekildiklerinde kendimi boşlukta hissettim. Sonra gerçekten boşlukta olduğumu hissettim. Dehşetle gözlerimi açtığımda gökyüzündeydim ve çoktan aşağı düşmeye başlamıştım. Çığlık bile atamadan güçlü kollar beni yakaladı. Theo'nun kollarındaydım. Kendini beğenmiş bir gülücük attı. "Aralarındaki en hızlı kurt olduğum için şanslısın." Dedi. Ardından beni yere indirdi. Cevap veremeyecek kadar olayların şokundaydım. Titrediğimi bile Andrea bir battaniyeyle beni sarana kadar fark etmemiştim. Bana sahte görünen bu ilgili tavrından hemen kurtulmak istesem de yorgun düşmüştüm ve ayakta bile zor duruyordum. Beni yakındaki kulübeye kadar götürmesine izin verdim. Kapının yanında bir sandalye vardı, beni oraya oturtup görüş alanımdan çıktı. O an tek düşünebildiğim Michael'ı ne kadar çok yanımda istediğimdi, adını fısıldadım sanki beni duyabilirmiş gibi. Gözlerimden yaşlar akmaya başladı, nedeni Ölümle yüzleşmiş olmanın korkusu muydu? Yoksa duyduğum yabancı sesin ne kadar tanıdık hissettirmesi mi karar veremedim. Ama içimde annemleri kaybettiğimde hissettiğimden daha derin bir acı hissettim.
Andrea hazırladığı sıcak çayı bana uzattı. Ardından önümdeki yere oturdu.
"Daha iyi misin?"
Acı bir gülümsemeyle "Umurundaymış gibi yapmana gerek yok." Dedim.
Gözleri yaşla doldu. "Gerçekten umursuyorum."
"Öncesinde neredeydin. Kardeşlerim ben yokmuşum gibi davranırken, benden bir şeyler saklarlarken ya da doğaüstü saçmalıklarına ilk adım attığımda korkudan ölmeyi bile düşünüyorken neredeydin? Gerçekten beni dinleyecek yanımda olacak birine ihtiyacım varken neredeydin?" sonlara doğru bağırsam da kendimi tutamıyordum, daha fazla titremeye başladım.
"Halamın yaptığı, sebep olduğu şeylerden sonra Herakles beni bir daha görmek istemediğini söyledi. Senin de onunla aynı şeyleri hissedebileceğini düşündüm bu yüzden gözüne görünmezsem daha iyi olur dedim. Özür dilerim bu kadar kötü hissettiğini bilmiyordum." Ağlıyordu.
Bir an konuşmadan duraksayıp düşündüm. Her zaman en kötü zamanlarımda yanımda olan o kızı, bana asla yalan söylememiş ve ihanet etmemişti öncesinde. Ama bu beni görmezden gelebileceği anlamına gelmiyordu.
"O gerizekalının söylediklerini ciddiye alıp beni görmezden mi geldin yani. Andrea sen benim en yakın arkadaşımdın." Sözümü kesti. "Hala öyleyim."
"En yakın arkadaşım ona bir sürü eziyet çektiren halası yüzünden ona kızmayacağımı bilirdi. Andrea herkes bana yalan söylerken ben kendimi kaybolmuş ve yalnız hissederken orada değildin. Herakles'in sözleri yüzünden veya herhangi bir nedenle yapmış olman sonucu değiştirmiyor."
Cevap vermeden başını salladı ve ayağa kalktı. Gitmesini istemiyordum, onu da kaybetmek istemiyordum. Dedikleri doğruysa Herakles'in saçma sapan tavırları yüzünden hiç istemiyordum. Sesimi bulup kapıdan çıkmadan onu durdurdum.
"Eğer kendini affettirmek gibi bir düşüncen varsa bunu artık yanımda kalarak yapabilirsin."
Ağlamaktan kızarmış gözleriyle bana döndü ve koşarak gelip bana sarıldı. Hala inanamıyormuş gibi beni kollarının arasında sıkıp sıkıp bırakıyordu. O anda kulübenin kapısı şiddetle açıldı, ikimizde yerimizden sıçradık. Ardından koşmaktan kıpkırmızı kesilmiş Michael kulübeye girdi. Beni gördüğü gibi hızlı adımlarla yanıma gelip bana yetişti. Bir şeyler söylemek için ağzını açsa da nefessiz kalmıştı bu yüzden konuşamadı.
"Ben iyiyim. Gerçekten."
Andrea bizi yalnız bırakmak için kapıyı kapatıp kulübeden çıktı. Michael önümde çömelip yüzlerimizi aynı hizaya getirdi. "Bana seslendiğini duyduğum gibi evden çıkıp geldim. Ama en başında burada olmam gerekirdi seni yalnız bırakmamam gerekirdi özür dilerim." Sesi endişeden dolayı titriyordu. Yüzünü ellerimin arasına aldım. "Şuan buradasın ve benim şuan sana daha çok ihtiyacım var."
"Ya düşüp yaralansaydın ya da daha kötüsü..." sözünü kestim. "O kadarda yüksekte değildim. Düşsem bile ağaca tırmanırken ayağım kayıp düşmüşüm gibi olurdu. Seni endişelendirdiğim için özür dilerim. Seni çağırdığımı kim söyledi bu arada kimseyle konuştuğumu hatırlamıyorum."
Endişesi nedeniyle çok da neşeli olmasa da güldü. "Ben bir hayalet kurdum duyma yeteneğim çok kuvvetlidir. Mesajını gördüğümde duyma yeteneğime odaklandım, iyi ki de odaklanmışım. Ama keşke bunu yapmak yerine yanına gelseydim direk." Yüzünü çevirip elimi öptü.
"Gelmiş olsaydın öfkemden geriye bir şey kalmazdı ve bende güçlerimi kontrol etmeye bu kadar yaklaşamazdım. Dışarıdan nasıl göründü veya neler oldu bende tam anlamadım ama ben alevlerimi geri çağırmayı başardım. Bu başarı sayılır değil mi?"
"İlk günden güçlerini kontrol mü ettin?"
"Evet, tabi bunda kafamın içinde benimle konuşan bayanın da çok yardımı oldu."
Kafası karışarak bana baktı. "Kim olduğunu bende bilmiyorum ama bu başka günün gizemi olarak kalması lazım çünkü gerçekten çok yorgun hissediyorum."
"Anlaşılmıştır. Bana gidiyoruz."
Bu kez ben anlamaz bakışlar attım. "Seni o evde tek bırakamam. Elsa ya da Bradler evimin yakınında yaşıyorlar. Ben olmasam bile ihtiyacın olduğunda onlar yardım eder ama şuan ki evin herkesten çok uzak. İtiraz kabul etmiyorum." Beni kucağına alıp kulübeden çıkardı. Dışarda Andrea ve Brad'in konuştuklarını gördüm. Bizi fark edince konuşmalarına ara verip yanımıza geldiler. Michael kısaca açıklama yapıp onları geride bırakıp gitti. Tarlaya Michael'ın kocaman omuzlarının ardından kaçamak bakışlar attım. Meditasyon yaptığım yerdeki ağaç tutuşmakla kalmamış yanıp küle dönmüştü ve Diana ile bir kız daha onu düzeltmeye çalışıyordu. Elizabeth ve Sam'in karşılıklı hararetli bir şekilde konuştuklarını duyunca benim hakkımda olduğunu tahmin etmek zor olmadı. Başımı Michael'ın göğsüne yaslayıp kaybolmak istedim. Oradan uzaklaşırken son gördüğüm şey Coraline'ın üzerime diktiği delici bakışlar oldu.
Michael tüm itiraz ve debelenmelerime karşılık beni evine kadar kucağında taşıdı. Ardından bizimkine göre küçük kalan ama tek kişi için gayet geniş evine girdik. Kapının solunda geniş bir mutfak sağında ise oturma alanı vardı ve karşıda da boydan boya bir yatak odası uzanıyordu. Eve girdiğimizde resmen kucağından atladım. Bu kez de yemeği kim yapacak diye inatlaştık ve yine Michael galip geldi. Beni oturma alanındaki geniş lacivert kanepeye oturtup üzerimi de bir örtüyle örtüp mutfağa geçti. Yanına gitmek istediğim de ise sürpriz yapmak istediğini yerimden kıpırdamama mı söyledi. Sessizce oturduğum yerden mutfaktan gelen sesleri dinledim ve içimin huzurla dolduğunu hissettim. Sonra bugün güçlerimi kontrol etmeye çalışırken duyduğum sesi ve söylediklerini düşündüm. Sonra fısıldayarak tekrar ettim.
"Korkma, odaklan. Sana itaat etmek zorundalar. Sana zarar veremezler." Ellerimi kaldırıp havada yavaşça döndürdüm ve alevlerimi tam anlamıyla yönettiğimde yapabileceğim şeyleri düşündüm.
Kısa süre sonra Michael elinde bir tepsiyle geldi. İkimiz için bir kâse çorba ve sebzeli pilav getirmişti. Çok güzel kokuyordu. Yanıma oturup tepsiyi kucağına aldı. Sonra mahcup gözlerle bana baktı. "Çok fazla misafir ağırlamaya alışkın değilim bu yüzden tepsiyi koyabileceğim pek bir yer yok özür dilerim." Dedi.
Gülümseyip yanına yaklaştım ve yanağına bir öpücük kondurdum. Bitişiğine oturup üzerimdeki örtüyü ikimizin omuzlarına koydum ardından tepsiyi ikimizin dizlerine gelecek şekilde kaydırdım. "Böylesi daha iyi. Tepsiyi bahane edip yanına istediğim kadar yaklaşabilirim."
Güldü. "Yanıma yaklaşmak için bahaneye ihtiyacın olmadığını biliyordun sanıyordum."
Sessiz ama mutlu geçen akşam yemeğinden sonra birlikte bulaşıkları yıkadık. Ardından yatak odasına geçtik ve sarılıp uyuduk. Michael çok yorulmuş olmalıydı çünkü yatağa uzandığı gibi uyudu. Bende bir süre onun uykulu yüzünü seyredip uykuya daldım.
Sabah Michael'dan erken uyanmıştım bu da evini inceleyebilmem için bana olanak sağlamıştı. Yatak odası gerçekten çok genişti. Kapı odanın ortasındaydı ve tam karşısında büyükçe yatak vardı, onun da arkasında geniş bir pencere. Sol tarafta duvarın tavanla birleştiği yere boydan boya raflar yapmış ve biblolardan kitaplara çeşitli şeyler doldurmuştu. Yatağın hizasında solda bir TV ünitesi ve onunla uyumlu bir sehpa ve L koltuk vardı. Ama televizyon yoktu. Alan o kadar genişti ki koltuğun arkasında hala bir boş alan kalmıştı ve oraya da üzerine laptopu ve çeşitli evraklarını koyduğu bir çalışma masası vardı. Odanın sağ tarafında ise boydan boya bir gardırop vardı, yanındaki kapı da banyoya açılıyordu. Yavaşça Michael'ı uyandırmada yataktan kalkıp yüzümü yıkadım, eve uğrayıp üzerimi değiştirmeliydim. Sonra yavaşça odadan çıkıp mutfağa geçtim. Mutfakta genişti, dolaplar L şeklinde iki duvarı kaplayacak şekilde döşenmişti, diğer duvarda da kiler görevi gören bir dolap vardı. geniş bir mutfak adası ve adanın önüne konmuş birkaç sandalye vardı. Birden aklıma babam ölmeden önce yaşadığımız eski ev geldi, mutfağın dekorasyonu birbirine çok benziyordu.
Bir anda kendimi Michael ile evli olduğumu hayal ederken buldum ve hemen silkelendim. Güzeldi ama bu ikimiz içinde erken bir yoldu. Daldığım düşüncelerden çıkıp ellerimi yıkamak için arkadaki tezgâha döndüğümde korkuyla çığlık attım. Michael arkadaki sandalyelerden birine oturmuş beni izliyordu. "Beni korkuttun."
"Özür dilerim. Sadece evdeki varlığın o kadar güzel ki rahatsız etmeden anın tadını çıkarmak istedim."
Kızaran yanaklarımı nasıl saklayacağımı bilemediğim için arkamı dönüp kahvaltıyla meşgulmüş gibi yaptım. Sonra arkamdan yaklaşan ayak seslerini duydum. Yanıma gelip hazırladığım şeyleri arkamızdaki bar tarzı tezgâha taşımaya başladı bende elimde yanmaya başlayan yumurtayı ocaktan alıp tabaklarımıza koydum. Oturup sessizlik içinde kahvaltımızı yaparken buraya geldiğimden beridir Michael ile yaptığım her şeyin bana huzur getirdiğini fark ettim. Yakışıklı yüzünü izlerken sırıtıp bana döndü ve o da beni izlemeye başladı. Bakışlarımı kaçırıp bir muhabbet açmaya çalıştım.
"Bugün bir planın var mı?"
Düşünür gibi yaptı. "Haftaya şehre gitmemizi gerektiren bir görev var. Yapılacak hazırlıklara yardım edeceğim."
Elizabeth ile görüşme ihtimalimi en aza indirebileceğini düşünerek "Bende seninle gelebilir miyim lütfen?" dedim.
Şaşırmıştı. "Orada görmek istemediğini söylediğin birkaç insan olacak. Gelmek istediğine emin misin?"
Düşünür gibi yaptım. "Evet, görmek istemediğim çok kişi var ama tüm kampta şuan görmek istediğim tek kişi de orada." Göz kırpıp yemeğime geri döndüm.
Bu kez kendimle birlikte Michael'ın da yanaklarını kızartmıştım. Kahvaltıdan sonra etrafı toparlayıp evime uğradık. Üzerime siyah bir kot ve siyah beyaz çizgili bir bluz geçirip yağmurluğumu da aldım. Oradan erzak deposuna gittik. Kaç gün kalacakları belli olmadığı için en az bir hafta yetecek yiyecek hazırlamaları gerektiğini söyledi. Aynı zamanda ilk yardım malzemelerini de gözden geçirip yenilenmesi gereken veya eksik olanları not edecektik.
Erzak deposuna girdiğim gibi üzerime çevrilen birkaç öfkeli ve bakışı hissettim. Onları umursamamaya çalışarak Michael'ı takip ettim. Deponun sonunda olan ilaç kısmına geldiğimizde Brad ve Herakles'in bir köşede ilaç sayımı yaptığını gördüm, diğer köşede de Coraline küçük çantalara elindeki listeye göre ilaçları ve diğer malzemeleri dolduruyordu. Geldiğimizi fark ettiklerinde Brad dışında herkes bana öfkeyle bakıp yaptığı işe geri döndü, Brad ise sadece "Hoş geldin" dercesine bir baş işareti yapıp o da işine döndü.
Michael kontrol etmek için Bradlerin yanına gittiğin de bende herkesin bakışlarından uzaklaşabileceğim bir köşeye çekilmeye çalışsam da Coraline dan kaçamamıştım.
"Seni küçük sürtük. Geldiğin günden beridir benim olanı çalmaya çalıştın kızıl vampir."
Güçlerimi hala kontrol edemediğim için sakinliğimi korumaya çalışarak cevap verdim. "Hiç senin olmayan bir şeyi nasıl çalabileceğimi anlayamadım."
İyice sinirlendiği iyice koyulaşan koyu yeşil gözlerinden anladım. Ardından yanağımı yakan bir acı hissettim, tokat attığını anlamam uzun sürmemişti. Yine de sakinliğimi korumaya çalıştım. Ben tepki vermeyince bu kez saçlarımı eline doladı, geriye çekip kafamı kaldırdığında arkasında bizi ayırmak için gelmeye çalışan Michael'ı geride tutmaya çalışan Herakles de dâhil birkaç kişi olduğunu gördüm. Ama kontrolden çıkmama neden olan bunlardan hiç biri değildi. Herakles'in Michael'a attığı yumruğu ve Michael'ın afallayarak yere düştüğünü gördüğümde kendimi geride tutmak için hiçbir nedenim kalmamıştı.
İçimde kabaran alevleri serbest bıraktım ve yine o tanıdık sesi duydum. "Kontrolünü kaybetme." Şuan öfkemi kontrol etmenin ne kadar zor olduğu ile ilgili bir fikri var mıydı acaba? "Fikrim var ve kontrolünü kaybettiğin için sevdiğin birinin canını yakmanın ne demek olduğunu da biliyorum." Şaşkınlık ve öfke arası duraklamamda yüzüme yediğim yumruk kontrolü sağlayan son iplerimi de kopardı. Coraline'ın saçlarımı tutan elini tuttuğumda acı içinde çığlık attığını duyabiliyordum. Kurt adamlarla ilk karşılaştığımızda etrafında gördüğüm o kalkan etrafındaydı, ama bir şekilde alevlerim bariyerini geçmişti. Zorla elini benden kurtarıp çığlıklarla yere düştü. Sıradaki hedefim yere devirdikleri Michael'ın üzerine çullanmış insanlardı. İyice her birine tek tek odaklanıp alevlerimi tek tek üzerlerine gönderdim, kafamdaki sesinde dediği gibi Michael'a yanlışlıkla zarar vermek istemiyordum. Hepsi etraflarını saran alevlerle Michael'ın üzerinden kalkıp başka yönlere kaçışıyordu. En sona Herakles kalmıştı bana dönüp nefret dolu bakışlarını üzerime kenetledi. Bu bakışlara son zamanlarda o kadar alışmıştım ki artık beni hiç etkilemiyordu. Alevlerimin hepsini geri çağırdım, Herakles'in üzerine göndermek üzereyken Michael görüş açıma girdi.
"Lütfen sakinleş artık." Gözlerinde endişe ve korku vardı, bir de kendi yansımam. Kızıl saçlarım alevi andırırcasına havada dalgalanıyordu, hafif havadaydım ve etrafımda alevler vardı.
Bu halimden ve Michael'ın ifadesinden korkarak alevlerimi söndürmeye çalıştım. Öfkem dinmediği için biraz zorlanıyordum. Sonra Michael'ın birden bana doğru atıldığını fark ettim ama ne söylediğini anlayamadım. Kafama aldığım ağır darbeyle yere yığıldım. Gördüğüm son şey elinde bir demir parçasıyla bekleyen Coraline ve endişeli bakışlarıyla Michael.