İçeriğe geç

Uçurum

Bölüm 10 · 8 dk okuma

Uçurum

Bölüm 10

Başlangıç

Elsa ile birlikte Elizabeth'in yanına gittiğimizde Diana ve Andrea'nın aynı yerde hiç bir şey olmamış gibi yaptıkları işlere devam ettiklerini gördüm. Sanki ben yokmuşum gibi. Üzüntümü belli etmemeye çalışarak Elizabeth'in yanında durdum. Beni fark etmesi için hafifçe öksürdüm. İrkilerek bitkilerinden kafasını kaldırıp bana döndü.

"Gelip gelmeyeceğin konusunda kararsızdım ama buraya dönmeye karar verdiğine çok sevindim." İçten bir gülümsemeyle söylese de bana inandırıcı gelmemişti.

Tarlanın biraz daha iç kısımlarına gidip konuşmaya başladık.

"Sam durumdan biraz bahsetti. Konuşmanın iyi geçmesini umuyordum ve şuan burada durduğuna göre iyi geçmiş gibi görünüyor."

Başımı salladım sadece. "Güçlerimi nasıl açığa çıkaracağımı öğrenmek istiyorum ve ne olduklarını."

O da başını sallayıp beni yakındaki bir ağacın gölgesine oturttu. Göz ucuyla Elsa'nın nerede olduğuna bakınırken çok uzağımda olmayan ama daha derinlerde kalan bir ağacın altına oturmuş beni beklediğini gördüm. Beni fark edince güven verici bir gülümseme gönderdi. Elizabeth tarladaki küçük kulübeden elinde tütsüler ve bir fincanla geri döndü. Tütsüleri gösterip "Sandal ağacı ve Yasemin seni sakinleştirir bu da papatya ve yaban mersini çayı konsantre olmana yardımcı olur." Çayı bana uzatıp tütsüleri yakmaya koyuldu. Bana verdiği çayı büyük yudumlarla hemen bitirdiğimde uzanıp bardağı aldı ve uzak bir köşeye bıraktı. Sonra gelip karşıma oturdu ve meditasyon yapmaya başlayacağımızı bu şekilde güçlerimle aramdaki kopmuş bağı onarabileceğimi söyledi. Ardından Elsa yanımıza geldi ve bana duygularımı bulmamda rehberlik edeceğini söyledi. O an Sam'in dediği şeyi hatırladım o duyguları okuyup manipüle edebiliyordu.

Bana söylediği gibi gözlerimi kapatıp nefes alış verişime odaklandım. Bana uzun gelen bir sürenin sonunda tekrar Elizabeth'in beni yönlendiren sesini duydum.

"Senden en mutlu olduğun anlardan birini düşünmeni istiyorum."

Aklıma babamla gittiğimiz son avlardan birisi gelmişti. İlk kez o gün okumla bir av yakalayabilmiştim ve bunu kutlamak için av dönüşü en sevdiğimiz dondurmacıya gidip beraber zaman geçirmiştik. Gülümsediğimi hissettim.

"Evângeline şan hissettiğin bu duyguyu hatırlayıp bu duyguya tutunmanı istiyorum. Ve hazır hissettiğinde seninle bir yolculuğa çıkacağız."

Başımı salladım ve o anki mutluluk hissimi düşünüp ona tutunmaya çalıştım.

"Şimdi senden en mutsuz olduğun anlardan birini düşünmeni istiyorum."

Aklıma yine babamın ölüm haberini aldığım an geldi hala dün gibi aklımdaydı. Kapıyı annem açmıştı, konuşulanları hiç birimiz duyamasak da kapıyı kapattığında annemin yüz ifadesinden bir şeylerin ters gittiğini anlamıştık. Bütün gece oturma odasında birbirimize sarılıp ağlamıştık. Gözlerimden yaş geliyordu durdurmaya çalışsam da başaramadım.

"Ağla ve içinde tuttuğun tüm gözyaşlarını boşalt. İçindeki tüm olumsuz duyguları boşalt." Uzun sürse de sonunda ağlamam bittiğinde Elizabeth'in sesini duydum.

"Şuan hissettiğin duyguyu tanımanı istiyorum. O da sevincin gibi senin ama onu kabullenmen lazım." Derin bir nefes alıp dediğini yapmaya çalıştım başarıp başarmadığımı anlamasam da.

"Güzel. Şimdi senden en çok korktuğun anı düşünmeni istiyorum ve korkunu bastırmadan yaşamanı." Aklıma evden kaçtığımız evimizi avcıların bastığı gün geldi. Korku hissetmiyordum karmaşık hissediyordum sadece nedensizce. Sonra Elsa'nın sesini zihnimde duydum. "Evân rahatla, bana güven." Derin bir nefes alıp gevşemeye çalıştım. Her nefesle içime dolan o panik duygusunu ve kaçma isteğini hissettim.

"Korkunu tanı Evângeline onu bastırma geriye itme, saklama." Hissettiğim şeyleri bilsem de benimsemek zor gibiydi. Cesurmuş gibi görünmek hep daha kolaydı benim için.

Başımı sallayıp hazır olduğumu belli ettim. "Öfkelendiğin bir anı hatırla. O anki öfkeni hisset." Aklıma Andrea'yı kurtarmaya gittiğimizde Jack'i orada görmem ve söylediği şeyler geldi. İçimde kabaran öfkeyi hissettim aynı anda içimi ısıtan bir sıcaklıkta yükseliyordu. Ama öfkemden bağımsız gibiydi. İçimden çıkıp dışarı taşmak ister gibi. Derin derin nefesler aldım ama bu daha da öfkelenmeme ve içimdeki sıcaklığın daha da artmasına neden oldu. İçimden çıkmak için beni zorluyordu, onu tutmalı mıyım diye düşünürken birden kendimi geriye çekmemem gerektiğini duygularımı öğrenmem gerektiğini hatırladım. Ve o sıcaklığın vücudumu terk etmesine izin verdim.

Etrafımda duyduğum çığlıklarla gözlerimi açtım. Oturduğum çimenlerin tutuşmaya başladığını görünce bende ürküp hemen ayağa kalktım. İşte o zaman üzerinde oturduğum çimenlerin çoktan küle döndüğünü fark ettim. Meditasyon seanslarımız sonucu farkına vardığım şey şuan hissettiğim şeyin korku olmasıydı. Çimenlerden başımı kaldırıp etrafa baktığımda Diana ve Andrea'nın da yaptıkları şeyleri bırakıp geldiklerini gördüm. Elizabeth ve Elsa birbirlerine endişeyle bakıyordu bu korkumu daha da arttırınca koşarak yanlarından uzaklaştım. Arkamdan seslenmelerini duymazdan geldim.

Michael'ın hazırlıklar için ormanın sınırında olacağını hatırladım. Yönümü oraya geçirdim. Uzun bir arayışın ardından o ve Brad'i sırt çantalarındaki erzakları kontrol ederken buldum. Onlara yaklaştığımda Michael duraksayıp etrafa bakındı ve beni görünce önce gülümsedi, sonra yüz ifademi görünce gülümsemesi soldu. Elindeki eşyaları bırakıp koşarak bana sarıldı. Başımı göğsüne gömüp sıcaklığına sığındım ve ağlamaya başladım. O da iyice beni göğsüne çekip saçımı okşamaya başladı. Biraz sakinleştiğimde beni bir ağacın altına çekti.

"Neler oldu anlatmak ister misin?"

Başım hala göğsüne yaslıydı, başımı kaldırmak istemiyordum ayrıca olanları nasıl açıklayabileceğimi de bilemiyordum. Derin bir nefes alıp gözlerimi kapattım, kendimi olanları anlatmaya hazırlarken "Şuan anlatmak zorunda değilsin. Ne zaman hazır hissedersen ben yanında olacağım." Dedi.

Anlayışına minnettar olmuştum, ağlamaktan çatallaşmış sesimle cevap verdim. "Teşekkür ederim. En kötü zamanlarımda hep yanımda olduğun için. Hazır hissetmesem de bunu anlatmam lazım, Elizabeth güçlerimi bulmak için duygularımı benimsemem gerektiğini söyledi. Bu da içime atmamalıyım demek." Derin nefes aldım ve kendimi anlatmaya hazırladım, Michael da beni daha çok kendisine çekip güven vermeye çalıştı. "Elsa ile birlikte Elizabeth'in yanına gittik. Şey aslında tek başıma gittim ilk ama korkup kaçtım ve Elsa beni buldu. Birlikte gitmeyi teklif etti. Sonra Elizabeth ile meditasyon yapmaya başladık. Bana duygularımı öğrenmenin güçlerimi açığa çıkarmamda yardımcı olacağını söyledi. Tek tek tüm duyguları deneyimledim. Onları bastırmadan benimsemeye çalıştım. Ve... Ve... Şey sonra birden çığlık attıklarını duydum. Gözlerimi açtığımda... Şey oturduğum çimenler alev almıştı." Susup tepkisini bekledim. Korkmasını, belki beni uzaklaştırıp kaçmasını belki ama o hiç birisini yapmadı.

"Yani diyorsun ki ortalığı ateşe verdin ama bunun nedeni senin çok ateşli olman değildi." Ve güldü. Başımı kaldırıp inanamayan gözlerle ona baktım ama bende dayanamayıp gülmeye başladım. "Şapşalsın." İşte bu kadardı tüm endişem korkum bir anda uçup gitmişti. Bir süre daha orada oturduk ama bir daha konuyu açmadık. Akşama doğru Michael kalkması gerektiğini diğerlerinin kendisini beklediğini söyledi. Döndüğünde bu konuyu detaylı konuşmak istediğini de ekleyip yanımdan ayrıldı. Bende bir süre daha orada oturup güneş batmaya başladığında kalkıp eve doğru yola çıktım.

Eve geldiğimde ışıklar açıktı. Kim olduğunu merak etsem de hiç birisiyle konuşasım yoktu. Kapıyı açıp direk odama yöneldim, o sırada Herakles odasından çıktı. Omzuma çarpıp beni yok sayarak yanımdan geçti. Bu hareketi sabrımı taşıran son damla olmuştu. Sinirimi yatıştırmaya çalışmaktan vazgeçip dönüp ona bağırdım.

"Bu saçma sapan hareketlerinden sıkıldım artık. Söyleyecek bir şeyin varsa doğru düzgün söyle, yoksa da doğru düzgün yaşa bu evin çatısı altında." Kapının önünde duraksadı bana dönmeden önce bile kurda benzeyen hırlamalarını duyabiliyordum. Dönüşmekle dönüşmemek arasında gidiyor gibiydi, bunu değişken göz renginden fark etmiştim. Bir parlayıp bir sönüyorlardı. "Neden olduğun onca şeyden sonra hala karşıma geçip konuşacak cesaretin var mı?"

Anlamayarak ona baktım, ne yapmıştım ki. "Neyden bahsediyorsun sen?"

"Babamın sana bıraktığı videoları izledim."

"Evet, bende izledim. Hepsini olmasa da."

Duraksadı ardından sadece "Öyleyse hepsini izle sonra gelip bana patronluk taslamaya kalk." Dedi ve kapıyı arkasından çarpıp çıktı.

Koşar adımlarla odama gidip laptopumu aldım ve babamın videolarından ikincisini açtım.

"Kızılım bu videoda sana biraz daha kurt adamlardan bahsedeceğim. Bu bilgileri aklında tutman çok zor olabilir onlarla karşılaştıkça anlattığım şeyleri daha iyi anlayacaksın. Her kurt adam aynı değildir, her birinin kendine özgü güçleri ve özellikleri vardır. Ve bu güçleri doğdukları aylar belirler.

Ocak ayında doğanlar Buz kurtlarıdır. Uzun, kalın gri veya beyaz kürklüdürler, gri veya koyu mavi gözlere sahiplerdir. Soğuğa karşı dirençlidirler ve suyu çağırabilir, dondurabilir ve buzu kırabilirler.

Şubat ayında doğanlar Fırtına kurtlarıdır. Mavimsi-siyah kürklü, kırmızı veya mor gözlülerdir ve ortalama bir kurt adamdan daha hızlıdırlar. Kargaları ve kuzgunları çağırabilirler ve bu kuzgunlar başkalarını izlemeye, avlamaya veya onlardan kaçmaya yardımcı olurlar.

Mart ayında doğanlar Rüzgâr kurtlarıdır. Gri gözlü siyah dikenli kürklüdürler. Güçlü ulumaları kısa sürede müttefiklerini çağırabilir ayrıca en hızlı kurt adamlardandırlar. Olağanüstü bir koku alma duyusuna sahiptirler.

Nisan ayında doğanlar Vahşi kurtlardır. Kahverengi veya kırmızımsı kürklere sahip olma şansları daha yüksektir ve ışığın gücünü yeşil bitkilerin içine ve dışına kanalize etme kabiliyetleri nedeniyle gözleri ve pençeleri muhtemelen yeşilimsi olacaktır.

Mayıs ayında doğanlar Ateş kurtlarıdır. Kahverengi kürklere sahiptirler ve kızıl kahve gözlüdürler. Ateşe karşı bağışıklıkları vardır ve ateşi kontrol edebilirler.

Haziran ayında doğanlar Ayna kurtlardır. Altın gözleri ve gri kürkleri vardır.

Temmuz ayında doğanlar Hayalet kurtlarıdır. Parlak kırmızı veya mavi gözleri ve beyaz kürkleri vardır ve istedikleri zaman şeffaf hale gelebilirler. Tüm kurtların en hızlı ve en çevikleri arasındadırlar. Kulakları diğer kurtlardan daha belirgin ve daha uzundur bu yüzden diğer kurtlardan daha iyi bir duyma yeteneğine sahip olurlar. Üstün bir koku alma duyusuna sahiptirler.

Ağustos ayında doğanlar Yıldırım kurtlarıdır. Kürkleri genellikle mavimsi veya morumsu bir renk tonuna sahiptir. En hızlı ikinci kurt adamlardır ayrıca elektriğe karşı bağışıklıkları vardır.

Eylül ayı Şarkı söyleyen aydır. Sonbahar ekinoksuna en yakın ilk dolunayda doğduklarından artan ay ışığı nedeniyle kurt adamların daha fazla güce sahip olmalarına neden olur. Ulumaları şarkıyı andırdığı için bu adla anılırlar.

Ekim ayın Kanlı aydır, kurt adamların kökenini oluşturur aynı zamanda cadılar bayramına denk geliyor. Bu ayda doğanlar daha agresif ve tehlikeli olduklarından Kan kurtları olarak adlandırıyoruz.

Kasım ayında doğanlar Donmuş ay kurtlarıdır. Bu kurtların soğuk beyaz kürkleri ve genellikle buzlu mavi gözleri vardır. Ayrıca soğuğa karşı bağışıklıkları vardır ama onlar hakkında çok fazla şey bilmiyoruz henüz.

Aralık ayında doğanlar Meşe kurtlarıdır. Beyaz albino kurt adamlardır ve genellikle daha uysaldırlar.

Şu ana kadar öğrendiğim ve sana aktarabileceğim bilgiler bu kadar. Hepsini öğrenmek zor olabilir. Kurda dönüştüklerinde onları birbirinden daha rahat ayırt edebilirsin o yüzden endişelenme. Ve onlarla yaşadıkça da güçlerini öğrenmek kolaylaşacaktır. Sana verebileceğim en iyi tavsiye Ateş kurtları ve Kan kurtlarına dikkat etmen aramızdaki en tehlikelilerdendir.

Aslında sana anlatmam gereken bir şey daha var ama bunu nasıl anlatacağımı bilemiyorum..."

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.