İçeriğe geç

Ucube

Bölüm 9 · 5 dk okuma

Ucube

Bölüm 9

9)Ben bu dünyaya ait değildim

Bazen bilmemek, bilmekten daha iyiydi.

~~~~

Uyandığımda Chan'in yanında olmadığını fark ettim.Akşamı hayal meyal hatırlıyordum fakat hiçbir şey tam net değildi.Bir şey dönüyordu ve benim bunu en kısa zamanda öğrenmem gerekiyordu.Hızlıca çadırdan çıktıktan sonra etrafıma bakındım.Ortalıkta kimse görünmüyordu.Nereye kaybolmuş-

"AHA UYANMIŞ UYKUCU PRENS"

Bu Jisung'un sesiydi.Sesi çok enerjik geliyordu, her zamanki gibi.

Sesin geldiği yine baktığım zaman ormandan çıktığını gördüm.Ellerinde odunlarla yanıma geldi ve ateş yaktığımız yerin oraya odunları bıraktı.

"Diğerleri nerede?"

"Ha onlar mı,yiyecek bir şeyler hazırlamaya gittiler"

"Nereye?"

"Kamp alanının mutfağı varmış oraya"

Kafamı salladım ve konuşmaya başladım.

"Ben biraz sahile gidicem,deniz havasına -düşünmeye- ihtiyacım var"

"Tamam bir sıkıntı olursa mutlaka çağır"

Küçük bir tebessüm edip hızlı adımlarla sahile doğru yürüdüm.Ne güzeldi, sessiz ve güzel. Yani, düşünmek için harika bir yer.

Denizin tam kıyısında durduğumda tam o ufuk çizgisi denilen yere sabitledim gözlerimi.

Ufuk çizgisi neydi tam olarak?

Denizi ve gökyüzünü ayıran bir çizgiden mi ibaretti yoksa derin bir sonsuzluk muydu? Aksi iddia edilebilir miydi?

Belime sarılan kollarla ve omuzlarıma bırakılan hafif öpücüklerle birden irkildim.Kafamı sağ omzuma doğru hafifçe çevirdiğimde, Chan omzuma yaslanmış gözlerime bakıyordu.

Gözleri ise daha çok ne düşündüğünü biliyorum der gibiydi.Haklıydı,ben bir şeyler düşünüyordum ve bunu düşünme düşüncesi bile benim canımı yakıyordu, bu düşünce onun kahrolası kadar güzel gözlerine bakınca daha çok harlıyordu içimdeki ateşi.

"Napıyorsun burda sevgilim?"

Düşünüyorum, Chan.

"Sahil havası almak istemiştim"

Diyip belime sarılan kollarını okşadım.Başımı denize doğru çevirdim.Boynuma bir kaç küçük ve yumuşak öpücükler bıraktığını anladığım zaman başımı yere çevirdim ve izin verdim.Bir süre sonra kulağıma fısıldamasıyla kendime geldim.

"Gitmemiz lazım, bizi bekliyorlar"

"Gidelim"

(...)

Akşam olmuştu, yemeğimizi yemiş ve tekrar ateş başında sohbet etmeye başlamıştık lâkin benim aklım başka bir yerdeydi,Chan'ın akşam fısıldadığı cümledeydi.

En sonunda izin isteyerek bizimkinlerin yanından ayrıldığım zaman tekrar kendimi sahilde buldum.Bu sefer ayakkabılarımı çıkarıp ayaklarımı suya değdirdim.Su, ılıktı ama ben hâlâ üşüdüğümü hissediyordum.

"Seung?"

Gelen sesle arkama döndüğümde Chan'ın arkamda dikildiğini fark ettim.

"Chan?"

"Çok dalgınsın güzelim,bir şey mi oldu? Felix ya da Jisung ile ilgili bilmediğim bir sıkıntı mı var?"

Kafamı iki yana salladım.

"Sorun onlarla ilgili değil,sorun seninle ilgili Chan.Dün akşam fısıldadığın şey ile alakalı."Ben senin güzel ruhunu nasıl bırakırım,nasıl incitirim ki seni..?" derken, ne demek istedin?"

Harika,resmen konuşmuyordu.Cevap vermemişti.Yüzünü ciddileştirdiği gibi öksürdü.

"Ben öyle bir şey demedim,uyku sersemi duymuşsundur"

İtiraz etmedim, olabilirdi.

Bir süre sonra gözlerinin dolmaya başladığını fark ettim, nedenini bilmiyordum.Bu sebeble süreki etrafına bakınıyordu.En sonunda derin nefes alıp gözlerimin içine baktı.

"Seungmin"

Adımı neden bu kadar ciddi söylemişti..?

"Ayrılalım"

Ayrılalım demişti,evet maalesef ben doğru duymuştum.

"Ne"

"Duydun işte, ayrılalım"

Bir süre durdu ve yüzümü inceledi, ben ise o beni incelerken başımı yere çevirdim.

"B-...başkasından hoşlanıyorum"

Kafamın içindeki ses artık 'ucube' kelimesi yerine 'ayrılalım' ve 'başkasından hoşlanıyorum' kelimelerini bir kasetten çıkarmış, onları oynatıyordu.

Hiçbir şey demedim.Bunu o demiş olamazdı, inanmak istemedim.Ama çok geçti.Ben..ağlıyordum.Ona baktığımda çoktan arkasını dönmüş yürüyordu.

Birden kendimi yere attım ve oturduğum yerde avuçladığım kumları harap olmuş hâlde denize fırlatmaya başladım.Delirmiştim.

Belki de bazen bilmemek,bilmekten daha iyiydi.

"Şerefsiz! Kalp kırıcı şerefsiz! Diğerleri gibi olmadığını sanmıştım! Ama sen onlardan daha da kötüsün Bang..."

Bunların hepsini sessizce söylemiştim.Sonunda kendimi tamamen yere atmıştım.Elimi sertçe yumruk yaparak kuma vurdum.Harika, her şeyin üstüne bir yenisi eklenmişti.Size en başında dedim.Bu benim kaderimdi.Siyah bir kaderdi benim kaderim.

20 dakika sonra olduğum yerden,ağlamaktan şişmiş gözlerimle kampın olduğu yere gittim.Hepsi yatmıştı,o hariç.Ateşin başında demir çubukla ateşin odunlarıyla oynuyordu.Benim geldiğimi fark ettiğinde bir süre dalgınca bana baktı.Daha sonra gözlerime baktı.

Öyle derin bakma, ölürüm demek istemiştim.Ama yapamadım.Ne konuşmak ne de onun yüzünü görmek ne de sesini işitmek istiyordum.

Hızlıca çadırımızın içine girip baş ucumuza koyduğum çantamı aldığım gibi dışarı fırladım.Kampın çıkışına doğru yürüdüğüm sırada kolumun sıkıca tutulmasıyla o tarafa doğru başımı çevirdim.Oydu.

"Ne!"

Sesim kısık ve cılızdı.Ağladığım belli oluyordu.

"Ağladın m-...Nereye?!"

"CEHENNEMİN DİBİNE! SANANE YA BIRAK ÇEKİL GİT!"

kolumu sertçe çektiğim sırada önümdeki kişiye çarptım.Bu Felix idi.

"Felix çekilir misin.."

"Hayır bu saatte gidemezsin, ayrıca nereye ve niye?"

Bir süre durdum, bahane bulmam gerekliydi ve bulmuştum.Nasılsa annemi bilmiyordu.

"Annem rahatsızlanmış,gitmem lazım"

Yalandı, yalandı...Aslında değildi o bir hastaydı,o bir ruh hastasıydı ve hastaneye kapatılmayı hak ediyordu.Ama demir parmaklıkları olan bir hapisane.

Bunu dememle Felix önümden çekilmişti ve bende kenara oturup gelirken getirdiğim patenlerimi giymiştim.Bir kez bile arkama dönmeden kamp alanından kayarak çıktım.

(...)

Chan'dan beni bırakmamı istemeyişimi sorgulamış olabilirdi, Lix ama bu benim sikimde bile değildi.Yorgundum.

Saat gece yarısını geçmişti ve ben hala patenlerimle orman yolundaydım.Bisiklet yolu yapmışlardı ve ben de oradan gitmeye çalışıyordum ama bu çok zordu.Sağ tarafım çok dikti ve benim burdan düşmem an meselesiydi.Fakat eğer patenlerimi çıkarırsam eve gidemezdim.Daha zor olurdu.

Sâdece 5 dakika dinlenmeye karar verdiğim sırada yavaşlarken ayağım ne hikmetse taşa takıldı ve ben tekerleklerim üstünde dengemi sağlayamadım.Korktuğum şey olmuştu ve ben aşağı yuvarlanmaya başladım.Yuvarlanırken bir kaç kayaya çarpmamla yavaşlamıştım.Çarptığım içinde inlemeler bırakmıştım arkamda. En sonunda düzlüğe ulaştığımda sırt üstüydüm.Dudağım ve kaşımdan kanlar akıyordu.Zorla yere oturduğumda etrafıma bakındım.

Çok karanlıktı ve ben tamamen ormanda kaybolmuştum.

Bir süre sonra bir nehir bulmamla oraya gidebildiğim kadar hızlı gitmeye çalıştım fakat yolun yarısında karnıma saplanmış bıçak gibi bir acı sezdim.İnleyerek dizlerimin üstüne çöktüm ve yere kapaklandım.Sanırım...iç kanamam vardı.Ne güzel,burada ölecektim.Ne mutlu bir sondu bu benim için.İç kanamamdan ölecektim.Ben orada acıdan kıvranırken yağmur yağmaya başlamıştı.Harika,gökyüzü benim akıtamadığım acıyı gökyüzünden yağmur şeklinde akıtıyordu.

Bu kadar acıya alışmıştım elbet lâkin fiziksel acıyı tatmayalı uzun zaman olmuştu.Bunun acısına katlanamadım ve bilincimi kaybettim.O an tek gördüğüm şey yanıma koşarak gelen Chan olmuştu.Belki de bu bana ölümün en güzel hediyesiydi,halüsinasyon.

Ölümüm onunla olsun istemiştim ve beynim sayesinde bu oluyordu.Bana hayatımın en güzel oyununu oynuyordu ve ben bu sayede mutlu bir biçimde ölecektim.Böyle olmalıydı belki de. Ben bu dünyaya ait değildim ve asla ait olamayacaktım.Bir şeyleri yapmam gerekliydi ama ben yapamadan ait olmadığım bir yer olsa bile bu kadar erken ayrılamazdım.Bunu kaldıramazdım.

Daha annemi pişman edecektim...

Güçlü biri olacaktım.

Bir sevgilim olacaktı.

Yeni bir ailem olacaktı.

Hayatımı düzene sokacaktım.

Şimdi gidemezdim, olamazdı...Yapmam gereken şeyler vardı...

Son kez olsa bile babamın mezarına gidebilmeliydim..:)

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.