İçeriğe geç

Ucube

Bölüm 7 · 5 dk okuma

Ucube

Bölüm 7

7)Sevgilim

Beni duymadın, ben de yalnız başıma kaldım..

~~~~~~~

"Seungmin kendini sevdirmek için yırtınmana gerek yok."

Annem neden sevmedi beni diye düşündüm.Haklıydı.Ben sevilmek kelimesini hak etmiyordum.

"Sevgilin olursa eğer, ona o kadar çok acıycam ki"

(Günümüz)

Zaman durmuştu benim için o dakika o saniye.Sadece onun ağzından çıkacak tek bir kelimeye bağlamıştım umudumu.Peki ya hayır derse?

Tam çenesini açacakken bütün sınıfın öğrencilerle dolmasıyla bana cevap vermedi.Yerine gidip oturdu ve ders araç gereçlerini çıkardı.

Yani? Ben burda korkularımın üstesinden gelmeye çalışıyorum o bana sonra konuşuruz bile demiyor!

(...)

Okulun bitmesine son bir ders kalmıştı.Ben de her zamanki gibi yemek haneden kahve almış dersin başlamasına beş dakika olsa bile bahçede oturuyordum.Nedeni yoktu fakat beynim sürekli odağımı okul çıkışına doğru yönlendiriyordu.Bir süre oraya odaklanmamın nedenini anlayamadım.Daha sonra tanıdık birinin gölgesini fark ettim.Bakışlarımı temelli yukarı kaldırınca o kişinin annem olduğunu fark ettim.Okuluma kadar gelmiş bana bakıyordu.Etrafıma bakındım ve sıkıntı çıkması için çıkış kapısına gidip okuldan çıktım ve annemin kolundan çektiğim gibi ağaçların arkasına getirdim.

"Ne işin var burda?"

Bir süre cevap vermedi.Bu beni hem delirtiyor hem de korkutuyordu.Evet, ben annemden korkuyordum.

Daha sonra ruh hastası gibi gülmeye başladı.

Seungmin beni dinle ve okula geri gir. MANYAMIŞ BU KARI

İç sesim beni ne kadar uyarsa da ben uyarılarını hiçe sayarak diyeceği şeyleri bekledim.Belki de katil,yaralarımın üstünden tekrar bıçaklayacak ve beni orada başı boş bırakıp gidecekti.Belki de tek istediği şey hayatımı sonlandırmak olacaktı.Hayır bu bahsettiğim elinde bıçak olan bir katil değildi.Bu bahsettiğim tam da karşımda duran ve sözlerinin bıçakla eş değer olduğu annemden başkası değildi.

"Bu üniversiteyi nasıl kazandın?Burdaki en yü-"

"Burdaki en yüksek puanlı üniversitesi falan fişman falan."

Yüzünün nasıl şoka girdiğini gördüğümde keyiflendim.Fakat yüzüme oldukça sert bir ifade takındım.Açığımı yakalasın istemiyordum. Eğer yakalarsa, işim biterdi.Bunu biliyordum yalnızca.

Bir kaç dakikalık bakışmamızın ardından zilin sesini duydum.Tam onun kolunu bırakıp okula girecektim ki o lanet çenesini açtı:

"Seni dinlemek istiyorum.Karşılığında beni dinle."

Yüzüne nefretle odaklandığım dakika onun kolunu sıkmaya başladım.Neyini dinleyecektim ben onun!

"Şimdi mi aklına geldi beni dinlemek? O kadar seslendim ağlarken sana! Sen nerdeydin!? Gönül eğlendirmekle meşguldün değil mi!"

En sonunda dayanamadım.Gözlerimin dolmaya başladığını hissettim.Kolunu bıraktım ve arkamı döndüm.Mırıldanarak şu cümleyi kurdum; "Beni duymadın, ben de yalnız başıma kaldım..."

Sonunda yavaşça arkamı döndüm.Gitmişti, yoktu.Her zamanki gibi.Yine yeniden tekrardan çekip gitmişti katilim.Her zaman beni bıçaklayıp kaçmıştı, bu sefer de böyle olmuştu.Yaramın kabuğunu kaldırıp, kanatmış ve peçete getirmemişti.

(...)

"Ne için bıraktın beni..."

Hıçkıra hıçkıra ağlıyordum.Son derse girmemiş onun yerine dağılmış bir şekilde mezara, babamın mezarına gelmiştim.Mezarının yanına oturmuş toprağına sarılmış hâlâ konuşuyor ve ağlıyordum.Belki ölmemiştim evet,ama mezara girmiştim.Yani, mezara girmiş gibiydim...Katilim tarafından öldürülmüş ve kendi ayaklarımla mezara gelmiş,benim için açılan çukura girmiş gibi hissediyordum.

Gökyüzü de benimle beraber ağlıyordu o dakika sanki.Çamurlu topraktan kalkıp dizlerimin üstüne oturdum ve başımı kaldırıp gökyüzüne baktım.Bulutların göz yaşlarının yüzümü ıslatmasına izin verdim.Bir süre sonra gözlerimi kapattım ve birden yağmur damlalarının kesildiğini fark ettim.Ani korkuyla gözlerimi açtım ve tepeme tutulan şemsiyeyi,şemsiyeyi damarlı olan elleri ile tutan bir adet Christopher Bang gördüm.Aklımda milyon tane soru vardı,beni nasıl bulmuştu,buraya ne zaman gelmişti, benim en zayıf yanımı görmüş müydü?

Soğuktan mı yoksa endişeden mi bilmiyordum ama anlamsız bir biçimde titriyordum.

Chan beni diğer eliyle belinden sarıp kaldırmıştı ve o an -tenine değdiğim an yani- üşüdüğümü anlamıştım.

"Üşümüşsün"

Tek ettiği kelime buydu.Elime şemsiyeyi verdi ve üstündeki montu çıkararak bana giydirdi.

"Ama sen üşürsün.."

dedim, dinlemedi.Beni kucağına aldı ve mezarlıktan çıktı.Arabasına doğru giderken beni bu çamurlu halimle koltuğa oturtacağını düşünmedim.Kim koltuğun kirlenmesini isterdi ki?

Lâkin beklediğim gibi olmadı, Chan koltuğu umursamadan beni ön koltuğa yerleştirdi.

O kadar çok ıslanmış ve yorulmuştum ki daha onun arabaya binmesini görmeden uyuya kaldım...

(...)

(Chan'ın anlatımıyla)

O kadın kimdi hâlâ bilmiyordum.Ama Seungmin biliyordu.Annesi olduğunu düşünüyordum o kadının.Eğer öyleyse,Seungmin onun yüzünden şuan bu haldeydi.Bu şekilde onu yalnız başına kaldığı evine götürmezdim bu yüzden bende kendi evimde götürmeye karar verdim.

Eve geldiğimizde kucağımda küçük çocuklar gibi masum ve savunmasız bir şekilde uyuyordu.Onu uyandırmak istemesem de üzerini değişmek zorundaydım.Bu yüzden onu yatağımın üstüne bırakıp başka bir örtüyü üzerine örttüm ve dolabımdan rahat şeyler seçtikten sonra yanına geldim.Hem üstünü değişecek ama değişirken onun tenini görmeyecektim.

Yavaşça değişmeye başladım ve sorunsuz bir şekilde hallettikten sonra örtüyü alıp yerine koydum.Banyoya gidip ıslak mendil paketini getirdim ve yüzünde, ellerinde, kollarında olan çamur izlerini temizledim.Ardından yatağımda yatmasına izin vererek üstünü örttüm ve odadan çıktım.

(...)

(Seungmin'in anlatımıyla)

Sabah Chan'ın kokusuyla uyandım ve etrafıma bakındım.Evet, onun odasındaydım.Yataktan kalkıp üstüme baktığımda onun kıyafetleri vardı.Üstümü değiştirmiş olma düşüncesi ile o kadar çok utanmıştım ki.Hemen odadan çıkıp merdivenlerden aşağı indim.İnerken de mutfaktan sesler ve kokular duydum.Kahvaltı mı hazırlıyordu?

Sessizce arkasından yaklaştığım an anlamadığım bir şekilde benim belimden kavrayıp tezgâha yaslamıştı.

Daha sonra yüzümü inceledi ve söze girdim.

"Ü-üstümü sen mi değiştirdin?"

Keyifli bir ifadeyle sırıtarak dudağını ısırdığını fark ettim ve daha çok utandım,sıcak basmaya başlamıştı.

Bana yüzünü daha fazla yaklaştırdı.

"Ben değiştirdim"

Bu cümleden sonra yüzümü kapatmıştım ki ellerimden tutup gülerek yüzümü açtı.

"Komik mi!"

"Tamam tamam özür dilerim tamam değil evet,ama kızma üstüne örtü örtüp değiştirdim."

Son cümlesinden sonra başıma soğuk sular dökülmüştü.Rahatladığımı ve sıcaklığı attığımı hissettim.En sonunda tabakları alarak masaya yerleştirdim.O da kahve bardaklarını getirdi ve kahvaltı yapmaya başladık.

"Dün dediğin şey hâlâ geçerli mi?"

Dün ne demiştim k-HASSİKTİR ÇIKMA TEKLİFİ ETMİŞTİM

aferin gerizekalı

Ağzımdaki kahvenin boğazımı yaktığını hissettiğim an öksürdüm ve ona baktım.Korkakça ve tereddütlü bir şekilde başımı onaylamak amacıyla salladım.

O da gülümsedi ve bir elimi tutup gözlerimin içine bakmaya başladı.

"Kabul ediyorum, sevgilim"

WQGAYWYQGAHAGAGA SEVGİLİM DEDİ BANA DUYDUN MU LAN İÇ SES KAPAK OLSUN SANA

Seungmin salak mısın yoksa salak rolü mü yapiyon

KES

O kadar mutluydum ki dilim tutulmuştu.Heyecandan ağzımı açamıyordum ki Chan'ın telefonu beni bu durumdan kurtardı.

Benden özür dileyip telefonu yanımda açtı.Bir süre sonra konuşması bitti ve bana döndü,

"Avustralya'dan arkadaşım geliyor, sakıncası olmad değil mi?"

Kafamı iki yana salladım ve söze girdim,

"Benim için niye sorun olsun ki? Kahvaltıdan sonra giderim zaten.."

İstemeyerek olsa da bu cümleyi söylemiştim.Ama burda kalıp ona rahatsızlık vermek istemiyorum.Olursa söylemeyebilirdi.

"Hiçbir yere gitmiyorsun.Bundan sonra bende kalıcaksın.İtiraz istemiyorum,kahvaltıdan sonra gider eşyalarını ve yanına alacaklarını alırız.Tamam mı?"

Kafamı tamam anlamında sallayıp kahvaltı tabağıma gömüldüm.

Bu ficimi hiç hatırlamıyorum bu arada ek bilgi

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.