Büyümek zorunda kalmış bir çocuk ruhuydu onun ruhu.
~~~~
O anın etkisiyle gözlerimi iyice kapatıp sıktım.Okuldan biri olmaması için dua ettiğim sırada o kişinin Changbin'in en yakın arkadaşı olacağını nerden bile bilirdim ki?
Beni elimden tutup kaldırmasıyla gözlerimi açtım.Bu kişi Hyunjin idi.Aslında onu severdim normal şartlar altında.Bana ne kötülük yapardı ne de iyilik.Bana bulaşmazdı bile.Fakat Changbin'in yanında nedense şeytan olurdu.Tahminime göre onunla yakın olabilmek için yapıyordu.Beni kaldırdığı için utangaç bir şekilde başımı sallayarak teşekkür ettim.Hızlıca yürüyerek oradan ayrılacakken Hyunjin kolumdan tuttu.Yutkundum ve başımı eğdim.
"Nereye bu aceleye? "
Korkak bir şekilde arkama baktığımda Chan'ın yolun başına geldiğini gördüm.Hızlıca Hyunjin'i ittirdim.Deliler gibi koşmaya başladım.Beni görmesini istemiyordum.Neden böyle davrandığımı da bilmiyordum.Sadece onu görmek istemiyordum.Hah, ne garip değil mi? Oysa koca 13 sene onun gelmesi için bana ne deseler yapar durumdaydım. Bir kere ondan gördüldü alabilmek için,bir mesaj belki de.Ama şimdi ise o burnumun ucundayken ben kaçmayı seçiyordum. Ne kadar garipti herşey...13 yıl önceki ben ona koşarak sarılırdı şuan...
Bu düşüncelerimin arasında koşarak bilmediğim sokaklara geldiğimi gördüm.Harika şimdi de kaybolmuştum zaten?!
(...)
Neredeyse 3 saat sonra hala aynı sokaklarda deli gibi dolanıyordum.Kaybolmuştum resmen.Gecenin karanlığı sokakların, evlerin ve zavallı benim üstüme düşmüştü.Ay ışığı aydınlatıyordu her yeri ya da deniyordu mu desem?
En sonunda yorulup kimsenin olmadığı bir sokağa girdim ve kaldırıma oturdum.Nerede olduğumu ve nasıl eve gideceğimi hatta okula nasıl döneceğimi bilmiyordum.Zaten ben bu hayatta hiçbir şeyi bilmiyordum ki? Benim hayat öğretmenim ne annem ne de babam olmuştu.Ben hiçbir zaman kimsenin istediği biri olmamıştım, olamayacaktım.Her zaman ailesi ile birlikte olan çocukları izlemiştim küçükken.Ne kadar masum ve mutlulardı.Oysa ya bizim ailemiz? Buna aile denebilir miydi? Böyle bir ailede büyümek acı vericiydi-ups sahi bizim bir ailemiz hiç olmamıştı ki zaten?
En sonunda kafamı kaldırıp yolun sonuna baktığımda gecenin karanlığında bile ay ışığıyla parlayan bir kadın gördüm.Yüzünü seçemesem de saçlarının rengi kahverengiydi.Biraz daha yaklaşınca fark ettim ki- OH YO YO YO YO YO!
Kalktığım gibi koşmaya başladım.Çıkışa doğru koştum.O sokaktan çıkacakken ayağım bir yere takılıp yüz üstü yere düştüm.Kıpırdamadım, yapamadım.Kilitlendim.Bu o olamazdı.Yıllar sonra çıkıp hayatımı karartmak için mi gelmişti? Ya da ben mi halüsinasyon görmeye başlamıştım? Kafamı kaldırıp yolun sonuna baktığımda burnumdan akan kanın sıcaklığını hissettim.Kanlar gri renginde olan taşları kırmızıya boyamışlardı ve boyuyorlardı.Başıma giren zonklama hissi ile kafamı halsizce tekrardan yere koydum.Gözlerimden yaşlar aktı.Hayat beni mutlu ettikten sonra bu kadar yere doğru itmek zorunda mıydı ya da mutlu olmam bu kadar mı zordu ya da ne bileyim bu kadar mı kötü biriydim ben? Acı hissim azaldığında bir öksürük ile gözlerimi o tarafa doğru çevirdim.Bu kadın gerçekten de oydu evet oydu o! Hayatın acısını tattıran ilk insan.Nefreti, sevgisizliği, acıyı, üzüntüyü, mor renkleri bana ilk tattıran insan Annem olucak kişi karşımda durmuş bana bakıyordu.Beni kolumdan tuttu ve kaldırdı.Yüzüne bakmadım.Göz bandım yoktu gözümde.Utanç içindeydim.Beni böyle gördüğü için utanç duyuyordum.Neden gelmişti?! Neden neden neden neden?!
"Yüzüme bak"
Bakamadım.Yapamadım.
Burnumdaki kanı çantasından çıkardığı mendil ile silmişti.Neden yapıyordu bunu? Gözlerimden yaş aktığını hissettim.Ağlamamla beraber protez tırnaklarını koluma batırdı ve beni sarstı.Harika ilk yapmacık daha sonra kendi tavırına geçiyor.
"Son diyişim,yüzüme bak"
Yutkunarak ve korkuyla onun yüzüne baktım.Çenemden tutup gözlerine bakmamı sağladığında tir tir titriyordum.En sonunda bütün cesaretimi toplayıp onu sertçe ittirdim.
"Ne diye geri döndün!"
Kısa bir süre şokla ağzı açık beni izlerken ben ise tir tir titriyordum.Burnumdaki kan tekrar akmaya başlamıştı.Burnumdan ağzıma, ağzımdan boynuma akmış ve kıyafetime damlıyordu.Napacağımı bilmiyordum.Artık napacağımı dahi bilmek istemiyordum.Neden geri dönmüştü bunca yıl sonra? Ne için geri dönmüştü? Neden..?
Koşarak sokaktan çıktım.İyice uzaklaştığımdan emin olup titreyen bacaklarım yüzünden koşmayı bıraktım.Duvara tutundum ve derin derin nefesler almaya çalıştım.En sonunda dayanamayıp olduğum yere oturdum ve elimle boğazımı tuttum.Neydi bu? Neden nefes alamıyorum, neden kalbim hızlı çarpıyor, neden nefes almama rağmen yetmiyor? Son kez gökyüzüne baktığımda yağmur yapmaya başlamıştı.İlk düşen yağmur benim üstüme düşmüştü.Bu..çok garipti...
En sonunda etraf tamamen kararmaya başladı ve ben bilincimi kaybettim.
(Chan'dan)
Neden beni beklememişti ki okul çıkışında? Acaba bir şey mi olmuştu? Aramalı mıydım onu telefonla? Belki de gel kalmıştı hm?
Geç kaldığı düşünüp neredeyse 10 dakika onu bekledim ama gelmemişti.Kesin başına bir şey geldi diye düşünürken her gün Changbin midir nedir onun yanında gördüğüm çocuğu gördüm.Onun yanına gidip kolundan tuttum.
"Seungmin'i gördün mü?"
Parmağıyla karanlık sokağı işaret etti.
"En son şu sokaktan koşarak gitti"
Teşekkürler mânâsında başımı sallayıp koşarak o sokağa girdim.Koşarken telefonumu çıkardım ve Seungmin'i çaldırmaya başladım ama ulaşılamıyor diyordu her aradığım an.O dakikalar kafayı yiyecektim resmen.3 saat boyunca sokaklarda onu aradım ama bulamadım.Geldiğim yolu unutmamak için her girdiğim sokak başına cebimdeki tebeşir ile ok izleri bırakıyordum.1 saat daha geçtiği sırada son girdiğim sokakta işte o, onu buldum.Koşarak yanına gittim ve burnuna baktım.Kanama tazeydi.Çantamdan ıslak mendil çıkarıp nazikçe burnunu temizlediğim sıra uzaktan bi kadının gizlice bize baktığını gördüm.Umursamadan ıslak mendili çantama geri koyup Seungmin'in başka yarası var mı diye kontrol ettim.Başka yara bulamayınca dikkatli ve yavaş bir şekilde onu kucağıma aldım.Son kez o kadına baktığımda ise orda yoktu.Ne tuhaf ama.Sokaklarda ilerlerken Seungmin'in yüz ifadesine baktım.O kadar masumdu ki...Hâlâ çocuk gibiydi.Büyümek zorunda kalmış bir çocuk ruhuydu onun ruhu.
Bir kaç dakika sonra gözlerini araladığını ama tamamen açamadığını fark ettim.Yolun ortasında durdum ve ona baktım.Sessizce adımı fısıldadı.
"Chan..."
"Efendim meleğim"
Ardından uyanık kalacak gücü bulamayıp gözlerini tekrardan kapattı.Onun için o kadar çok endişe ediyordum ki.Neden buraya gelmişti? O çocuk bir şey mi yapmıştı? O kadın kimdi? Burnu neden kanıyordu? Beni neden çıkışta beklemedi? Bunların hepsinin cevabını o kadar çok merak ediyordum ki...Ama şimdi bunların sırası değildi.
Okulun önüne geldiğimizde arabamı bulmam pek uzun sürmedi.Şahsen o kadar sokak çıkışı bulunca bunu yapmak da daha kolaydı.
Arabanın ön kapısını açıp Seungmin'i yavaşca ön koltuğa bindirdim.Emniyet kemerini takıp rahat olduğundan emin olduktan sonra direksiyona geçtim...
Bitti next...