13 Yıl Sonra Günümüz
Bütün gece uyuyamamıştım.Kafamdaki sesler bir türlü susmak, beni yalnız bırakmak bilmemişti.Ben de belki susarlar diyerekten Chan'ın ig hesabını açmış, bütün gece o hesapta dolaşmıştım.En sonunda bir mesaj daha atmaya karar verdim.Bakamayacaktı, bunu biliyordum ama bir umut vardı hâlâ içimde,belki o hesaba bir gün girer diye...Girmedi.13 yıl oldu ama hâlâ dönmedi, belki de dönemedi.Ben de o günden bu yana her gün yaptığım şeyleri veya yaşadığım şeyleri en ince ayrıntısına kadar ona yazmaya başlamıştım.Bugün de bir milyonuncu mesajımı yazıyordum...
._.BangChan._. / PuppyMin
11 Haziran
"Chan, seni çok özledim."
"Beni neden sevmiyorlar..."
"Bugün parka gittiğimde bütün çocuklar benden korktu."
"Bu kadar mı korkuncum ben, Chan..?"
12 Haziran
"Bu benim 1 milyonuncu mesajım:) Seni çok özledim Chan.Keşke iyi olduğunu bilebilsem...Neden bilemiyorum ki? Bir kere Chan, en azından...Tek bir görüldün bile yeter bu acıdan kurtulmaya.Nefes alamıyorum Chan."
*Görüldü*
Bunu ona yazdıktan bir dakika sonra anca fark edebilmiştim.Şaka mıydı yoksa ben deliriyor muydum? Mesaj sayfasına çıkıp girdiğimde ise orada görüldü yazısının olmadığını fark etmiştim.İg yine benimle resmen dalga geçiyordu.Bu vatanın olmasından nefret ediyordum.
Daha fazla delirmeden önce dolabımın karşısına geçtim ve üstüme sweatshirt geçirip sağ gözüme göz bandımı taktım.Mutfakta olan akşamdan hazırladığım tostumu alıp evden çıktım ve okula giderken yemeğimi yemeğe başladım.Ne kadar garipti, kimsem yoktu ama bu tostu bana ben değilde bana başka biri yapmış gibi hissediyordum her seferinde.Belki de tanrı bana yalnız olmadığımı söylemek istiyordu.
Bugün okula yürüyerek gelmiştim.Kimseye görünmeden sınıfıma çıkıp sırama oturdum.Kimse arkadaşım olmadığı için kafamı sıraya koydum ve gözlerimi kapadım.Ama anında kafama atılan top hâline getirilmiş kağıtlarla kafamı kaldırdım.Kağıtlardan birini açtığımda içinde yine bana nefret söylemleri yazdığını gördüm.Umursamadım.Daha ne kadar ileri gidebilirler derken biri beni kolumdan tutup sıramdan yere attı.O an elimin üstüne düşmemle dudağımı dişledim.Kafamı kaldırıp beni iten kişiye baktığımda başımda Changbin'i diğer yanımda ise Jeongin'i gördüm.Iyyy ne kadar iğrenç bir ikili olmuş bunlar.Sevgili olmalarına lanet ettiğim ilk ikililer yemin ederim!
Ayağa kalkmaya çalıştığımda ise Changbin buna izin vermedi ve ayağımı sırtıma koyup beni iyice yere yapıştırdı hatta bildiğiniz yerle bütünleşmiştim! Tam gözlerimi kapamış iken kapıdan gelen ses ile gözlerimi açtım.
"Çocuğu rahat bıraksanıza!"
Ama elbette her zamanki gibi Jeongin tüm işe burnunu sokarak konuştu.
"Okula yeni gelmiş olman her şeye karışabileceğin anlamına gelmez, bak işine"
"Öyle mi? Peki."
Kim olduğunu ayırt edemediğim kişi Changbin'i ittirip beni yerden kaldırdı ve elimden tutup beni, benim için cehennemden farksız sınıftan çıkardı.Hâlâ yürüyorduk.Nereye gittiğimizi ve bunu neden yaptığını bilmiyordum.Beni tuvalete getirdi ve şu sözleri söyledi.
"Elini yüzünü yıkayalım"
Ona şaşkınlıkla dönüp anlam veremeyerek yüzüne baktım.
"Sen kimsin?"
Sorduğum soruya tebessüm edip cevap verdi.
"Bahçede konuşuruz"
Kafamı onaylar gibi sallayıp ellerimi yıkadım.Yüzümü de yıkayacaktım ki aklıma bandımı çıkarmam gerektiği geldi.Fakat eğer çıkarırsam o çocuk gözümü görecek ve büyük ihtimalle benden uzaklaşacaktı.Bu yüzden ondan arkasını dönmesini rica edecektim.
"Şey, arkanı döner misin?"
Hiçbir şey demeden anlayışla arkasını döndüğünde onun diğerleri gibi olmadığını anlamıştım.Onun ruhu bana karşı farklıydı.Öyle hissediyordum.
Göz bandımı çıkarıp yüzümü yıkadıktan sonra geri göz bandımı taktım.Arkama döndüğümde o bna bakıyordu, yutkundum.Bir şey görmemiş olması umuduyla sordum.
Seungmin:"Bir şey görmedin, d-değil mi?"
Kafasını 'hayır' anlamında salladığında içime soğuk sular serpilmişti.En sonunda tuvaletten çıkıp bahçeye indik, zilin çalmasına 10 dakika gibi bir süre kalmıştı.Kiraz ağacının altına oturmuştuk.
Tereddüt ile etrafa bakınıyordum ki konuşmaya başlamıştı.
"Adın ne?"
Titreyen sesimle ve tereddüt ile adımı söyledim.
"Ben..Kim Seungmin"
Adımı söylediğim an yüzüme o kadar garip bakmıştı ki.Hayalet görmüş gibi gözüküyordu.Kısa süreli sessizlikten sonra ona ben adını sormuştum bu sefer.
"Senin adın?"
"Chan, Bang Chan"
Ne
Chan
Bang Chan mı?
Evren benle yine dalga geçiyordu.Evrenin benden nefret ettiğine artık emindim.Şaka mıydı bütün bu olanlar?
Onun o Chan olmasına ihtimal dahi vermedim.Veremezdim.Vermek istemiyordum.Bu yüzden emin olana kadar öyle bir olasılık olduğunu unutacaktım.Böyle bir şeyi sormak saçma olurdu bu yüzden sormadım.Yapmayacaktım.Ama lânet olsun ki gözlerimin dolduğunu hissettim.O arada zil çaldı.Hareket etmek istememe rağmen edemedim.Chan da ben kalkmadığım için yerinden kalkmadı.Bana bakıyordu yalnızca.En sonunda kendime gelmeyi başarıp yutkundum ve ayağa kalktım.
"G-görüşürüz"
Diyip koşarak sınıfıma çıktım.
Ders boyunca sadece onun o Chan olup olmayacağı gerçeği ile yüzleşmeye çalıştım.Tabi hoca aklımın burda olmadığını anlamıştı ki hemen bana bir soru yöneltip o soruyu çözmemi istemişti.Yutkundum ve tahtaya kalktım.Kalemi elime alıp soruyu çözmeye başlamıştım ki.Arkadaki Changbin'in sessiz sesini duydum.
"Bu ucube mi yapacak bu soruyu? Hah, komik."
Ucube kelimesini duyunca soruyu çözmeyi durdurmuştum.Zihnim beni anılarıma yönlendirmişti.Şimdi yalnızca annem ve ben vardık.Sâdece ikimiz..
"SENİN YÜZÜNDEN BABAN KAZA YAPIP ÖLMÜŞ,UCUBE!
Kafamın içinde yalnızca o kelime dönüp durmaya başlamıştı.Ucube, ucube ,ucube ,ucube, ucube ,ucube ucube, ucube.Sen bir ucubeydin Seungmin...
Gözlerimin dolmaya başladığını hissettim.Bunu fark eden öğretmen benim tuvalete gitmeme izin verdi.Hızlıca sınıftan çıkıp tuvalete gittim.Bir tuvalete girip kapıyı kapadım ve kilitledim.Sırtımı duvara yasladım ve olduğum yere çökerek ağlamaya başladım.Kafamdaki sesin susması için yalvardım.Susmadı.Sussun diye kafamı duvara belki de 10 kez ya da 20 kez vurdum.Alnım kanıyordu.Ama o ses susmuştu.Artık zihnimde bana 'ucube' diyen biri yoktu.Nedensizce ağlamaya devam ettim.Sadece ağladım.En sonunda yere oturdum ve dizlerimi kendime çekip kafamı onlara yasladım.Zil çalana kadar ağladım belki de.Bu uzun tenefüstü bu yüzden 20 dakika daha burada durabilirdim.Yüzümü yıkamak için tuvaletten çıkınca karşımda Chan'ı gördüm.Bu çocuk beni mi takip ediyordu yoksa cidden kader miydi?
Chan'ı görmekle kafamı yere çevirmem bir oldu.Etrafı gözlerim buğulu gibi olduğu için zor görüyordum.Bunu anlamış olan Chan ise elimden tutup kenara çekmişti.Çenemden tutup kafamı kaldırdığında göz bandıma bakmaya başladı.Onu açmasını istemiyordum.Elini oraya getirince bıçak açmayan çenemi açtım.
"Chan lütfen..açma!"
Beni dinlemeyip bandımı açtı ve yere attı.Hiç garipsemedi,dalga geçmedi,nefret edeceğini söylemedi, beni orada bırakmadı.Aksine her iki gözümdeki göz yaşlarımı sildi ve bana sarılıp saçlarımı okşadı.Bu his, bu hissi en son bana babam yaşatmıştı.Bu duygunun adı sanırım sevgiydi (?)
Kulağıma bir kaç cümle fısıldadı.
"Arkadaşın olarak ne olursa olsun senin yanında olacağım.Sadece arkadaşın olmama izin ver"
Ona baktım.O kadar saf sevgiyle bakıyordu ki bana.Yıllardır ruhumun istediği şeyi bulmuştum,saf sevgiyi.
"İzin veriyorum,arkadaşım"
"Anlaştık,arkadaşım"
(...)
Sonunda okul bitmişti.Çıkışta eve minibüs ile dönmeye karar vermiştim.Durakta beklerken yanıma iğrendiğim çift olan Jeongbin gelince minibüs işinden vazgeçip hızlıca eve doğru yürümeye başladım.Onlarla uğraşacak kadar iyi değilim.
Marketin önünden geçerken ne zamandır tatlı bir şeyler yemediğimi fark ettim.Sahi, bana en son ne zaman şeker alınmıştı?
Markete girdim ve daha çok çocukların dolaştığı abur cubur reyonuna girdim.Küçükken hep almak istediğim o karpuzlu lolipopu aldım ve kasaya geldim.Önümde arkası dönük biri daha vardı.Çok fazla dikkat etmedim kim olduğuna ama o beni fark etmişti ve kasiyere "o çocuğun elindekini de hesaba katın" demişti.Sesinden Chan olduğunu anlamıştım.Ona bakıp gülümsedim.
"Gerek yok ben alırı-"
"İyi günler efendim"
"Artık çok geç puppy."
Arkadaslar bu bölüm bu kadar hatalarım varsa affedin,bölümleri wtden alıp hemen yükleyeceğim o yüzden şaşırmayın.Seviliyorsunuz>