UÇSUZ BUCAKSIZ
30.Bölüm: "ENKAZ"
3.GÖZ
Tavandan akıtılan su, zeminde oluşan ufak gölün üzerine damlıyordu her saniye. Aralık gözleri arasından kanıyla yıkanmış kirli, pürüzlü zemini inceledi. Bu cehennemin her ayrıntısı aklına kazınmıştı artık.
Ayak parmaklarını kıvırarak, hissedebilmek için sürttü yüzeye. Evet bileklerinden bağlansa da ve bu soğuk yerde kalsa da kangren olmamışlardı, hala bir nebze hissediyordu.
-Uyandın demek..." saçlarını çekiştirerek yüzünü ışığa doğru tuttu Dimitry kızın. Oradaki adamlarından ikisinin bile midesi bulanmıştı bu kan revan içinde kalan kıza bakınca, ama bir şey yapmıyorlardı. Yapamazlardı.
Dimitry'nin köpekleri, çok fazlaydı. Biri baş kaldırsa, kafasının kopacağı o anda garantiydi. Ona kimse yardım edemezdi. Çünkü anca "kimse" olurdu "kimseler" olmazdı.
Oysa her böyle düşünen birleşse, yapılan kötülüğe son verebilirdi.
-Seninle bir soru cevap oynayalım mı Eva?" Kızın çenesine koyduğu parmaklarını sıkarken, çürük yanakları sızladığında inledi sarışın. "Bunu evet olarak algılıyorum. Ben sana soru sorunca, sen evetse başını eğ, hayırsa kaldır. Anladın mı?"
Gözlerini zar zor açık tutuyordu Eva, boynundaki soğuk metali hissettiğinde, bunun taktıkları tasma değil bıçak olduğunu anlaması uzun sürmedi. Başını eğdi usulca.
-Güzeel...Babanı hiç tanımadın değil mi?" Çenesini aşağı doğru indirdi, bir şekilde evet demişti. Duyduğu cevaptan keyif alarak güldü Dimitry. "Annen bir fahişeydi değil mi?" Yeşil gözleri çok eski gibi görünen anılara, annesiyle olan zamanlara giderken, dudaklarını büzüp başını kaldırdı.
Hayır, demişti.
Yüzü yediği tokatla savruldu.
Ama o kadar çok dayak yemişti ki, artık yüzüne inen her darbe, sadece vücudunu daha da ağırlaştırıyordu. Acıtmıyordu, yakmıyordu. Sadece önceden 40 kiloysa, artık 100 kilo gibi hissediyordu Eva. Kendini taşıyamıyor, dövülmüş etinin ağrısının geçmesini beklerken, yenileri ekleniyordu.
-Yalan söylememeliydin! Asla! Duydun mu beni?" Dimitry tükürüklerini saça saça ona bağırırken, Eva sessiz kaldı. İstediği için değil, konuşacak gücü yoktu. "Su getir!" Diye bağırdı adamlardan birine.
-Bu..bunu..." bir hayvan inlemesi gibi konuşan kıza iğrenerek baktı mavi gözler. "Ne..ne...nede...neden... yapı..yapıyo..." cümlesinin devamını getiremedi. Ağzı, dişleri, hatta dili bile acıyordu. Dimitry getirilen suyu, ona içirmeden önce yüzüne döktü.
Sonra pet şişeyi, kızın çatlamış dudaklarına sertçe yaslayıp, ağzından içeri boşalttı hızla sıkarak. Eva, suyun çoğunu püskürtmek zorunda kalmıştı. Şişeyi odanın bir ucuna fırlattı vicdansız herif.
-Neden mi yapıyorum? Çünkü bunları yaşamayı sen hak ediyorsun! Ablan değil! Reva değil! O senden de o piçten de daha çok hak ediyor mutluluğu!" Kemerini çözüp, kızın karnına geçirdiğinde Çiçek dayanamayıp ağlamaya başladı. Yine o duygusal krizlerden birini geçiriyordu. Birinin geleceği inancını kaybettiği anlardan kaçıncısı olduğunu bile bilmiyordu. "Zavallı! ZAVALLI! Onun kadar dik duramıyorsun, ağlak ve zavallısın!" Reva'nın ablası olduğu şokunu bile yaşayamıyordu. "GÖTÜRÜN YIKAYIN ŞUNU! Nazik olmayın!" Kızın kollarını tepede tutan kelepçeyi aniden çözünce ayakları dibine düşen Eva'yı tekmesiyle yolladı yanına gelen adamlarından birine doğru.
Küçük bir köpek yavrusu gibi inlerken...
Karanlığın getirdiği ter ve korku, ensesini ürpertti. Kalbini tutan el gittikçe sıkılaşırken, ciğerleri bir türlü alamadığı havayı içine çekmeye çalıştı. İnleyerek çarşaflarını sıkarken, bileklerini fazla hareket ettiremedi.
Başını sağa sola çeviriyor, sayıklıyordu. Yeşilleri bir türlü açılmazken, odanın kapısını açtığı anda nöbet geçirir gibi titreyen kızın yanına koşarak gelen Damla, onun sıkı parmaklarını açmaya çalıştı.
Petekle Sarp dün gece bir iş yemeğinden dolayı eve gelemeyeceklerini söylemişti ve arkadaşına sürpriz yapmak için gelmişti Damla da. Ama karşılaştığı manzara korkutucu olduğu kadar yaralayıcıydı.
-Eva...Eva..." bir şeyler mırıldanan kızı anlamaya çalıştı ama duymakta zorlanıyordu, bir kelime miydi onu bile bilmiyordu. "Eva hadi uyan canım. Hadi..." onun sakin sesiyle aniden açılan yeşiller, dehşetle bakıyordu. Bulunduğu dünyayı kavramaya çalışırken, bilinçsizce dolandı orman gözler etrafta.
Sırtını yataktan hızla ayırırken, Damla kızın yüzünü tuttu ince parmaklarıyla. Buz gibiydi, terden sırılsıklam olan vücuduna rağmen, buz kesmişti. Titriyor, üşüyor, hala sayıklıyordu.
-Damla...Damla o buradaydı." Dedi elleriyle kızın ellerini tutarken, gerçek olduğunu hissetmek istiyormuş gibiydi. "Damla o buradaydı. Bu..burada ba..bana vurdu." Kızın bir elini bırakmadan komidinin üzerindeki sürahiden su doldurdu ona Damla.
-Tamam Çiçek, sen şimdi sakin ol bunu iç." Onun laflarına itaat ederek, bardağı titreyen elleriyle dudaklarına götürdü kız. Yavaş yavaş suyu içerken, onun bu panik haline iç çekti Damla.
Eva, çok ama çok üstü kapalı şekilde anlatmıştı başına gelenleri. Ama edilen işkence, psikolojik baskı ne kadar zor gelmişse kendisi hayal bile edemezken; onun yaşadığını bilmek, Damla'yı üzüyordu. Hayatında ilk defa böyle kırılgan ama anı zamanda bu kadar acıyı da kaldıracak denli güçlü birini görüyordu.
-Kabus mu gördüm ben?" Saçlarını okşayan arkadaşı başını salladı aşağı yukarı, yeşillerinde hem bir rahatlama hem de eskilerin tekrar canlanmış olmasının getirdiği üzüntü vardı.
-Anlatmak ister misin?" Diye sordu Damla, anlatmak istemediğini görebiliyordu ama belki bir parça o anki korkusundan bahsetmek iyi gelir diye düşünmüştü. O kadarını anlatması bile büyük bir adımdı aslında ama Damla'ya güveniyordu kız.
İngiltere'de tek dostu oydu ve her konuda ona yardımcı olmuştu, özellikle okulda, neredeyse Arda kadar.
-Yine bana işkence ediyordu. O... o..." derin derin nefesler alırken, ellerini birbirine kenetledi ısınmak için. "Ondan...Oradan kaçamamıştım. Resmen canımın yandığını hissettim. Gerçek gibiydi..." Damla ona sıkı sıkı sarılırken, elleri kucağında kalmış, ona karşılık verememişti.
-Sen yüzünü yıka. Seninle güzel bir kahvaltı yapalım. Sonrasında bir şey yapacağız." Eva kaşlarını havaya kaldırırken, ayaklanıp pikesini çekiştiren kıza sormadan edemedi.
-Ne yapacağız?" Sormaması için elini, banyoya doğru "hadi hadi" gibisinden salladı, söylemeyeceğini böyle ima ediyorsa asla söylemezdi. İnatçı keçinin tekiydi, bunu çok iyi biliyordu sarışın.
Çiçek'i ince bileğinden tutup çekiştirerek yerinden oynatırken, ona ayak uydurmaya çalıştı genç kız.
Sonunda kendini banyoda bulduğunda, diplerinde ter birikmiş saçlarını tepesinde sıkıca bağladı. Yüzüne soğuk suyu birden fazla kez çarpıp, musluğu kapatırken bir süre o şekilde durdu.
Gözlerini açtığında aynadaki aksini inceledi biraz, izler yoktu, sadece kaşının köşesinde minicik bir çiziği andıran izin yanına bir tanesi daha eklenmişti ama başka bir şey yoktu. Çocukluğundan aldığı darbeler, sigara izleri hala vücudunda bulunsa da, o cehennemden kalan morluk, şişlik, dikiş, kırık, çatlak, kan... Hiçbiri kalmamıştı.
Kapı tıklatılınca bir an yerinden sıçradı, duvardaki beyaz, motifli askıya asılı ufak havluyla yüzünü kurulurken, seslendi kapıya.
-Geliyoruuum!" Derin bir nefes alarak, kapıdan çıkmıştı ki, yatağının ayak ucuna oturmuş Alple göz göze geldi. Oldukça yorgun görünüyordu genç adam, dün gece arkadaşında kalacağını söylediği düşünülürse sabahlamış olmalılardı. "Ağabey?"
Bu hitap yüzünü güldürdü yorgun gencin, ona Alp diyebileceğini defalarca söylemişti çünkü aralarında yaş farkı yok sayılırdı. Ama yine de böyle söylemesi, hoşuna gitmiyor değildi. Dev egosu, pohpohlanıyordu.
-Canım..." eliyle yanına vurdu iki kez, kızın kireç gibi yüzünden anlamak zor değildi bazı şeyleri. Eva, yanına oturduğunda, dirseklerini dizlerine yasladı ve vücudunu yere doğru eğerken, başını ona çevirdi. "Kabus mu gördün?"
-Damla...O mu söyledi?" Gizli bir şey değildi ama yine de Alp'i endişelendirmek istememişti, yeşillerindeki çekingenliği görebiliyordu Alp. Etrafına bakarken, sordu ona kız. "Nereye gitti?"
-Kahvaltı hazırlayacakmış ikinize. O söylemedi." Ellerinden birini kızın sırtına yaslayıp, destek olurcasına sıvazladı. "Ben anladım." Oldukça sevgi ve şefkat dolu bir hareketti.
-Yüzümden mi?" Başını aşağı yukarı sallayınca, gülümsemeye çalıştı Çiçek. Hala doya doya kahkaha attığı bir zaman dilimi olmamıştı. Olacak mıydı, hiç bilmiyordu. "Çok büyütülecek bir şey değil. Gerçekten."
-Buna başkası karar verse? Mesela görüşmen gereken bir psikolog? Jale Hanım?" Yeşiller suçluluk hissiyle kaplanırken, bunu istemediğini apaçık görüyordu Alp. Elleriyle oynamaya başlamıştı sarı cadı, başını öne eğmişti. Kahkaha atmasıyla, yeşiller ona döndü hızla. "Yok. Örnek bir ağabey olamıyorum." Dedi tüm içtenliğiyle. Derin bir iç çekerken, alaycı ifadesi görülmeye değerdi. "Koltuğa otur ve geçmişini anlat. Sana büyüklük taslayayım, geçecek diyeyim Evacığım! Çok klişe değil mi?"
-Bade teyze duymasın." Dedi aniden kız, ona gülümsemesiyle eşlik ederken. Kadının yüzü bir anda kafasında canlanmıştı sanki. Omuz silkti genç adam.
-Ben ona gitmedim ki. Jale'ye gittim. Yorumum kişisel. Bana kalırsa bir faydası olmadı. Ama annem "seni daha sakin yaptı" diyor." Eva'nın havalanan kaşları onu keyiflendirmişti. Kız, istemsizce merak etti, gerçekten psikologa neden gitmiş olabilirdi ki Alp?
-Şey..neden gitmiştin?" Ellerini geriye doğru yatağa yaslarken, bacaklarını öne doğru uzattı delikanlı. Gözlerini kısıp, o günü kafasında hayal ederken, keyfi daha da yerine gelmişti.
-Türklere sallayan bir orospu çocuğunu dövdüm. Okul ve çocuğun annesi öfkem yüzünden tedavi almamı, dava açmamaya şart koştu. Orta yol bulundu." İri iri açılmış yeşil gözlere, kafasını salladı bilmiş bir tavırla. "Biliyorum. Bence de çok masumane bir şeydi Eva. Ama kolu kırılınca suçlu sayıldım işte. Bir dahakine delil bırakmayacağım." Kıza, ortağıymış gibi göz kırpınca bu sefer kıkırdar gibi güldü Çiçek. Onun bu koruyucu, umursamaz ve buz halleri bazen gözünü korkutsa da, bazen de böyle gülümsetiyordu onu.
-Tüm Türkler olarak sana teşekkür etmeliyiz o halde." Dediğinde, genç adam yerinden kalkıp kıza ciddi bir şekilde reverans yaptı. Bu şebeklikler onluk değildi, Arda'nın işiydi, ama ailesini güldürmek söz konusuysa, yapmayacağı, yapamayacağı hiçbir şey yoktu. Özellikle de biricik, sarı kafa kız kardeşi için! Eğilerek kızın yanaklarını tuttu elleriyle ve açık kahverengi gözlerini gözlerine iyice dikti.
-Her ne olursa, neye sıkılırsan, gelip hep bana söylüyorsun. Ben hallediyorum. Anlaşıldı mı?" Şimdi yine tamamen o ciddiyetine bürünmüştü espritüel kişiliğinin ardından. Gözlerini açıp kapatan kız ona yürekten bir şekilde "Evet." Derken, onun yanaklarını canını yakacak kadar sıkarak makas aldı Alp.
-Ahh..." diye inlemesinden sonra kafasını erkek çocuğuyla güreşirmiş gibi ensesinden çekerken, eğilerek kızın kafasına bir öpücük kondurdu.
Sarı saçlar toplu olmasına rağmen, tepesine iri elini sürterek elektriklenmesine sebep olduğunda, Eva kısa bir çığlık atsa da Alp'in sevgi sözcüğünü duymuştu.
-Abisinin balı!" O saçını ve başını düzgün bir hale getirmeye çalışana kadar odadan çıkıp gitmişti genç adam.
Onun arkasından yüzünde tatlı bir tebessümle kalan kızın gözleri, geçen hafta Sarpla birlikte astıkları fotoğraflara kaydı. Yerinden kalkıp, kapının hemen yanındaki duvarda asılı, ışıklandırılmış fotoğrafların yanına gitti.
Kendisinin ortada olduğu, Alp'in ve Arda'nın ona sıkıca sarıldığı, göğüslerine dayadığı bir fotoğraf vardı.
Ailece çekilmiş bir resimde hepsi Arda'nın son anda sendeleyerek kareye girmesine gülmüştü.
Damlayla sıkı sıkı sarıldıkları ve aynı, kırmızı geyikli pijamaları giydikleri bir fotoğrafta, arkalarından ikisine kulak yapan bir Arda faktörünün de olduğu fotoğraf vardı.
Okulun ilk günü Petek'in çektiği üçlü resim, birlikte buraya geldiklerinde dışarıda ilk yemeğe çıktıkları zamandan alınmış bir kare... Birkaç tane ev hali, Petekle beraber yaptıkları bir masa dolusu yiyecek, onların gururlu hali ve Alp'in ikisinin ortasına geçip, onları kolunun altına aldığı resmi...
Kat ettiği yola son kez bakıp odadan çıkarken, uyandığı anda başında beliren kara bulutların hepsinin dağıldığını fark etti.
Onlar olmasa, ne yapardı? Düşünmeyi asla istemiyordu. Ne yaşamış olursa olsun, sonunda onlara sahip olacağını bilse yine yaşardı.
Ama peki, kalbindeki özlemi, buna benzer fotoğraf albümü taşıyan Tutku'yu ve dolayısıyla, Devran ailesini hatırlamışken, bastırmak mümkün müydü?
İç çekerek, merdivenleri inmeye başladı. Bastırsa bile, o özlem eksilmediği gibi gün geçtikçe katlanarak artıyordu. Eva'yı aşıyor, bazen boğuyordu.
•••
Genç adam, ailesine yalan söylemekten nefret ederdi. Ama Tutku kolundaki kesikleri görünce, kendine zarar verdiği yalanını ona söylediğinde, Aden'e de söylemek zorunda kalmıştı. Aslında öyle bir durum yoktu.
Rüzgar, ona emanet edilen cana zarar veremezdi ki... Canı yanmasa da, bunu yapmak kendisine haksızlık ve acizlik gibi geliyordu. Şimdi Aden'in ve Tutku'nun gözünde aciz gibi görünmek ağrına gitse de, gizliden gizliye büyüttüğü bu dövüşme arzusunu, onlara söyleyerek onları da tehlikeye atamazdı.
Tehlikeye atmak olurdu çünkü onun kardeşleri gerçeği bilse, peşinden gelirdi. Adı gibi biliyordu bunu.
Kapaklı telefonun ışığı yanarken, gelen aramayı saniyesinde yanıtladı delikanlı.
-James... Tonight is your night." (Bu gece senin gecen.) Maça çıkacaktı, beklediği çağrıyı almıştı. Alaz'ı yenmeye giden zorlu yolda, maça çıkacağı rakipler içinde en büyüklerinden biriyle dövüşecekti.
-Okay. Im on my way." (Tamam. Yoldayım.) kapağı kapatarak telefonu berjerin üzerine attı. Bütün öfkesini rakibinden çıkarmak, onun da bir canı olduğu düşünülürse, pek Rüzgarlık değildi. Ama oradaki kendisi hariç hiç kimse centilmence dövüşmüyordu zaten.Bu yüzden onlara yapabileceği tek iyilik, kurallara uyan tek kişi olmaktı.
O bu düşünceler içinde ve kendi kendine girdiği hazırlık sürecinde duşunu alırken, Eva Damla'nın eline tutuşturduğu telefonla odasında öylece duruyordu.
Dediğine göre okulda hoca Arda'nın telefonuna el koyduğunda gizliden öğretmenler odasına girmiş, kurcalayıp genç adamın telefonundan bakmıştı Rüzgar Devran'ın yeni numarasına ve şimdi de uygulamadan onu araması için kıza ültimatom vermişti.
Kendisi salonda Alple hocalar hakkında konuşurken, Eva'ya onunla yalnız konuşması için fırsat sunmuştu.
Sonunda kararsız parmakları, uygulamada arama tuşuna basarken, kim tarafından aranacağının bilinememesi rahatlığıyla yapıyordu bunu. Rüzgar elbette bu telefonun sahibini kolaylıkla öğrenirdi ama Damla'yı tanımıyordu ki! Sorun da yoktu bu yüzden.
O anda konumunu da öğrenebileceğini ve Rüzgar'ın evin yerini bildiği detayını unuttu. Heyecandan titriyordu.
Saçını küçük havluyla kuruyarak odasına dönen delikanlı, yatağın üzerinde titreyen kendi telefonuna çevirdi gözlerini. Ekranda bilmediği bir numara uygulamadan onu ararken, kaşlarını çattı. Kendi oluşturduğu program sayesinde daha açmadan aramanın Türkiye'den olmadığını görüyordu.
Dimitry olma ihtimaline karşı, telefonu rahatça eline alıp yeşil simgeye bastı. Hiç sanmasa da, umuyordu ki, onunla teke tek yüz yüze gelecek cesareti taşırdı.
Rüzgar'ın sesi kulaklarına ulaştığı anda, nefesini tutup elini kalbine götürdü Eva. Dudakları bile kıpırdamıyordu, parmakları buz kesmişti. Titrek yeşilleri yatak örtüsünün desenine odaklanmıştı.
-Alo?" Cevap alamayınca kaşları çatıldı delikanlının. Üstünü değiştirip evden çıkması için birkaç dakikası kalmıştı ama esrarengiz bir numaradan gelen arama onu meraklandırdı. "Alo..." titrek bir nefes alan genç kızla, tişört için dolabı karıştıran parmakları o anda duraksadı.
İçine aniden doğan his, gerçeğin ta kendisiydi.
Arayan oydu. Sesini çıkarmaya bile cesaret etmeyen, söylediklerinin üstünden geçen zamandan sonra şimdi ona ulaşan başka kim olabilirdi ki?
-Sensin biliyorum." Sesindeki keskin ve buzul tını, kızın kanını dondururken, tırnak etlerini ısırmaya başladı Eva.
Sadece sesini duymak istemişti, gözlerini kapatıp onu yanındaymış gibi hayal ederken göl rengindeki gözünden bir damla yaş sızdı. "Geri dönme." Onu yaralayabileceği en ağır şekilde yaralarken, dudakları da göz kapakları ile birlikte aralandı kızın, ama sesi soluğu asla çıkmadı. Bu seferki korkaklıktan değil, dilinin tutulmasındandı. "Duydun değil mi? Ve..." bu cümleyi söylemek kendisi için çok zor olsa da söyledi. Çünkü zor olanlarla yüzleşmişti hep. "Bir daha arama."
Telefonun kapandığını belirten sesi duyduğunda, eli yavaşça kaydı telefonu güçlükle tutarken.
Kapı tıklatılıp açıldığında, yeşilleri halıya takılı kalmış kızın yanına koşarak geldi Damla.
İyi bir şey yapmak istemişti ama onun yüzüne, dolan gözlerine bakılırsa sonuç umduğu gibi değildi.
-Dönme dedi." Gözlerini yerden çekip, yerde, önünde çömelen arkadaşına çevirdi. "Dönme dedi Damla."
Rüzgar'ı aslında hiç tanımıyordu arkadaşı, gerçekte görmemişti, ama tanısa da bu söylediğine inanamazdı ki. Onları söyleyen Rüzgardı değil mi?
Oydu elbette. O eşsiz ses, ondan başka kime ait olabilirdi?
-Çok üzgünüm çiçeğim." Arkadaşı ona sarılırken, çenesini onun omzuna yaslayarak, derin derin nefeslendi Çiçek. Genç adama kızmaya hakkı yoktu, biliyordu.
Parçaladıklarının kendi kendine toparlanmasını bekleyemezdi.
Kırdıklarını toparlamak, ona kalmıştı.
Bu uğurda elleri kesilecekse bile, artık akacak kan ona değil kendisine, akacak gözyaşı da ikisine pay edilmişti.
O cümleler ruhuna saplanan bir hançer olsa da, bu enkazın küllerinden doğacaktı Eva. İnanıyordu, inanıyordu ki bir gün dönecekti ona.
İnanıyordu çünkü inanmasa, bu enkazın altından çıkmak için uğraşmazdı.
Uğraşacaktı. Başaracaktı da.
Geri dönecekti.
•🌹
Bölüm Sonu 😘😘😘
*Nasıl buldunuz? Beğendiyseniz bol bol yorumlarınızı, çok sevdiyseniz, gelecek bölüm için heyecanlıysanız yıldızlarınızı bekliyorum.
Gelecek bölüm Eva için Alple Arda'nın, Rüzgar için Tutku ve Aden'in, kardeşliğin kıymetini gösterecek boool sevgi dolu bir bölüm olacak. Sonra Dimitry olayını halledeceğiz derken ve....
*Sizce Eva'nın dönüşü nasıl olacak?
*Rüzgar, Sarpla Petek'e de kızgın mı? Ya da Alp'e?
*Damla, Eva'yı nasıl cesaretlendirecek?
*Rüzgar'ın Alazla dostluğu ne alemde?
•Alıntılar, bilgilendirmeler ve daha fazlası için;
INSTAGRAM: tutkudevran
Kendinize çok çok iyi bakın, aşkla kalın. Ne zaman isterseniz yazın. Unutmadaaaan, bolca çokçaaa,
Sevin,sevilin.❤️❤️❤️