İçeriğe geç

Uçsuz Bucaksız

Bölüm 32 · 12 dk okuma

Uçsuz Bucaksız

Bölüm 32

31

UÇSUZ BUCAKSIZ

31.Bölüm: "İyi Ki..."

*Bu bölümü beğenirseniz yıldızlamayı unutmayın. Hikayenin ulaşacağı maksimum yıldızı merak ediyorum. Keyifli okumalar...

3.GÖZ

Eva, yatak odasının camının kenarında öylece oturmuş, geçmişe dalan gözlerle gökyüzünü izliyordu. Başını yasladığı pencerenin soğukluğu yüzüne geçmişti ama o kadar huzurluydu ki.

Zihninde Rüzgarla yakınlaştıkları an saniye saniye canlanırken, yüzünde tatlı bir gülümseme vardı.

Ona, onlara, olan özlemini anca böyle anlarda, kendisiyle baş başa kaldığı zamanda açığa çıkarabiliyordu. Gözyaşlarını gizlice ve sessizce akıtırken, üzerinden seneler geçmiş gibi gelen günlere duyduğu yakıcı hasreti bastırabiliyordu.

Kapı aniden açıldı ve sendeleyerek içeri girdi Arda.

-Lan yavaş, kız odası bu!" Hızla titrek elleriyle yanaklarındaki yaşları silerken, Arda düşmekten son anda kurtulduğu için toparlandığı esnada görememişti ama onun odaya dalmasına kızan Alp onun yanaklarında parlayan ıslaklığı, cılız ışığa rağmen gördü.

-Sorun değil." Dedi Eva, yalandan bir gülümsemeyle onlara bakarken, yaşları silip böyle gülümseyince durumu toparladı sanıyordu ama tek kaşını kaldıran Alp'in gözünden kaçmadığını anladığında yeşillerini kaçırdı. Elbette kaçmamıştı, onun gözünden ne kaçardı ki? Müthiş bir gözlem yeteneği vardı. Rüzgar kadar.

-Hadi gel film izleyelim, mısır da patlattık." Kızın yüzünde beliren itiraz ifadesini daha ağzını açmadan fark edinde elini kaldırdı Arda. "İtiraz kabul edilmiyor!" Alp'e çevirdi başını. "Di mi sarı?" Önüne döndüğünde, ensesine şaklayan elle kafası bir an öne doğru iteklendi.

-Sarı ne göt, abi dicen!" Sonra ortamda Eva'nın da olduğunu hatırlayınca, eliyle ağzını sıvazladı Alp. Bazen ortamdaki kadın sayısının ikiye çıktığını unutabiliyordu, ama neyse ki Eva küfür ettiğinde onun başına vuran bir model -elbette Petek- değildi. "Kusura bakma. Mızmızlanma hadi, kalk." Onun bu sert söyleyişiyle kendini ayakta buldu Çiçek.

Gerçekten öyle bir otoritesi vardı ki, insan yapmak istemese bile o şeyi yaparken buluyordu kendini. Gelecekte birlite olacağı kıza -ki ciddi ilişkisi olmadığı için bu bile meçhuldü- içinden bol bol sabır diledi, çünkü büyük ihtimalle "ben bunu niye yaptım?" Diyeceği şeyler çok olacaktı Alple sevgiliyken.

-Affferin." Kızı kolunun altına çekip, odadan çıktıklarında, Arda da kızın diğer omzuna attı elini. İkisinin ortasında kendini minicik bir tohum gibi hissetmişti Eva. Ya da onların -çınar ağaçlarının- gölgesinde kalmış, bundan memnun, ufak bir kız gibi...

-Bence Terminatör'ü izleyelim. Eva izledin mi hiç?" Kız kafasını sağa sola sallarken, Alp gözlerini devirdi. Bir yandan birlikte oldukça yavaş -konuşurlarken hızlı adım atma yetenekleri bulunmayan tiplerdenlerdi- merdiven çıkıp, bir yandan konuşmaya başladılar.

-Boş boş konuşma. Terminatör izleyecek tip var mı Eva'da? Sevmez o tür. Dur tahmin edeyim... Romantizm, drama? Kesin o tür filmleri seviyorsundur?" Konuyu kıza yöneltirken, bunu onu sürekli konuşturmak için yapıyordu, söyleyeceği şeyin biraz garip kaçacağını bilerek yeşillerini ikisi arasında gezdirmeyi bırakıp merdivene çevirdi sarışın.

-Şey bilmiyorum hangi türü daha çok sevdiğimi. Ben pek film izlemedim." İzleyememişti. Gerçekten de rahatlıkla televizyon karşısına oturup film izleyeli ne kadar olmuştu hatırlamıyordu. Devran yalısında Adenle ya da Tutkuyla oturmuştu televizyon karşısına, altı yaşından sonra ilk kez. Şimdi bu "film kültürü" altındaki konuşmalar ona çok ilginç geliyordu ama yaşıtları kızlar için gündelik konulardı. Kapalı ve karanlık yerde kalmayı sevmediği için, Damla'nın kaç kez ettiğini hatırlamadığı sinema teklifini de reddetmişti hep.

-Harika. Bu ibne, sen seversin yalanıyla, her şeyi izletip, başını şişirir şimdi senin." Söylediği cümle Alp'i de Arda'yı üzdüğü kadar çok üzmüştü, ama sanki çok doğal bir durummuş gibi geçiştirmesi Eva'yı rahatlattı. Üzerindeki o gerginlikle karışık gereksiz utanma duygusu vücudundan uzaklaşmıştı.

-Bugün çok takılıyorsun bana!" Dedi Arda, üst kattaki küçük televizyon odasına girdiklerinde, ışıklar kapalıydı ama, Eva için, aydınlık ortam gerekmese de ledleri yaktılar. "Sanırım senden yakışıklı olduğumu bir kez daha fark ettin." Beyaz ve geniş koltuğa Alple Eva yerleşirken, Arda filmlerin yanına yürüdü.

-In your dreams." Dedi genç adam. Eva kıkırdadığında devam etti hatta bu duruma. Aniden ayağa kalkıp, şarkıcı edasıyla kumandayı mikrofon yaptı. "In your dreams...Every night you...You love to hear me sing..." kıza doğru göz kırptı fanına selam veren çapkın bir popstar gibi. Arda'nın yanına yürümeye başladı. "It's going to be fine... You calm YOUR fear down." Şarkının orijinalini elbette your diyerek değiştirmişti çünkü o korkak değildi. "It's not a problem." Dedi Arda'nın ensesine elini şaklatarak koyup, sıkarken. "No need to cry." Şarkının sonunu uzatarak bitirdiğinde Eva, alkışladı genci.

Sesi acayip güzeldi ve gerçekten bir yerde sahne alsa okulda ona "#TurkishHotness" diyen kızlarla dolu olurdu mekan.

-Şunlar iyi değil mi?" Diye elindekileri gösterdi Arda, bu takılmayı sadece göz devirmeyle geçiştirmişti. Onun seçtiklerine bakarken alt dudağını ısırıp baş salladı genç adam da.

Ellerindeki altı filmi kızın önündeki masaya yaydıklarında hepsinin aşk filmleri olduğunu gördü Çiçek. Kaşları havalandığında ona doğru gözlerini dikmiş kardeşlerine sordu istemsizce.

-Sevmediğinizi düşünmüştüm." Alp, omuz silkti ve masanın ucuna oturdu.

-Bizim için de kendi isteğimizle izlediğimiz ilk aşk filmi olsun. Bunlar annemin stoklarından. Seç birini." Sarışın, elini kapağını en çok beğendiğine koyduğunda Arda filmi dvd playera yerleştirmeye giderken, patlamış mısırı alıp, kızın yanına oturdu Alp.

-Vay.Annem haklıymış, siz yola geliyorsunuz bazen." Dediği cümle çok tehlikeliydi ve der demez dua etmeye başladı içinden. Çünkü tek kaşı kalkan delikanlıdan biraz ürkmüştü.

-Bunun dili çok uzadı." Dedi Alp, kumandayla yanındaki kızı gösterirken, Arda onaylarcasına kafasını aşağı yukarı salladığında omuz silken Eva'yı dürttü. "Şşş sen ayar mı yemek istiyorsun?" Sarışın, onun bu ciddi halinin oyun olduğunu biliyordu ama insan az tırsmıyor değildi. "Arda, bilek!" Kız ne olduğunu anlamadan ayak bilekleri Arda tarafından sabitlenirken, Alp onu gıdıklamaya başladı. Aslında ellerini de tutardı ama bileğindeki izi geçmiş morlukları, onu zincirleyen şerefsizi hatırlatmasın diye yapmadı. Zaten kızın gülerken vurmaya çalışması sinek konması gibiydi.

Çiçek'in yüzü gülmekten kıpkırmızı kesilirken, kahkahaları bütün odayı kaplamıştı. Yankılanan sesin ondan çıktığına inanması zor da olsa, bu ikili o kadar iyi bir gıdıklama timiydi ki, ona bazen nefes alması için bir iki saniye veriyor devam ediyorlardı. Saçları dağılan, gülerken durmalarını söylemeye çalışan, yüzü pancara dönen kızı en sonunda rahat bırakan Alple Arda, zaferlerini taçlandırmak adına beşlik çaktı.

-Abiye lolo yapmıcan cadı..." saçları yeterince karışmamış gibi daha da karıştıran sinir bozucu genç, kızı bileğinden çekerek koltuktan düşürdü. Canı yanmamıştı, aksine hala gıdıklanmadan kalan bir sırıtmayla poposu üstüne düşmüş öylece duruyordu.

Filmi açarlarken, kızı kollarının altından tutarak kaldırıp, ortalarına oturttular. Ona kahkaha attırmışlardı. Zorla bile olsa!

Başarı başarıydı.

Film boyunca ikisi de sık sık Eva'nın tepkilerini izlemek için kafalarını çevirirken, onun bu "kızsal" buldukları zevkini, sırf onun için sevebileceklerini fark etmişlerdi.

Kardeşlik bu demekti.

Tabii onlardan binlerce kilometre uzakta, kardeşliğin buna benzer bir tanımını yapan bir deli daha vardı.

-Kardeşlik ölmüş! Ya zaten pes oynayıp durdunuz! Vallahi pes size ya!" Yaptığı kelime şakasıyla Rüzgar ve Tutku'nun yüzünü buruşturmasına neden olurken, eliyle saçını geriye ittirerek ofladı. O da Ediz'i özlüyordu ama o öküz onu terk etmiş, süngeri çekmişse, hayatına devam edecekti.

Derya ona yemek yemeyi teklif etse de iki somurtuk kardeşinin evde yalnız kalmasına -bu onlar için kafa dinlemek olsa da- göz yummamıştı(!) ve elindeki maskeyle bileklerini kıvırarak beline yaslamış, ayağını yere vurmaya başlamıştı.

-Offf zaten ev bomboş! Bizimkiler dışarı çıktı, ama biz de güvenlikten çıkamıyoruz. Derya'yı çağıracaktım ama... Resmen ısrarla tıkıldınız bu odaya!" Rüzgar, sonunda elindeki konsolu bırakıp başını çevirdi kıza.

-Seninim bebeğim, söyle." Aden, bir anlık şaşkınlıkla elindeki maskeyi yere düşürürken, hızlı refleksleri sayesinde uzun tüpü tuttu genç adam.

-Ayyy cidden mi?" Diye zafer çığlığı yankılandı odanın duvarlarında.

-Of harbi mi?" Kendi sevinçli tepkisine kıyasla, böyle konuşan Tutku'nun poposunu mıncırdı Lina, kız homurdanıp ona az ucundan söverken, ortalarına zorla oturup sırıtarak Rüzgar'a baktı hevesli hevesli.

-O zaman maskelerimizi sürüp, biraz dizi izleyip, sonra da bol çikolatalı bir tatlı yapıyoruz!!" İkisinin de nabzını ölçtüğünde, delikanlının bakışlarıyla ona kendini teslim etmesi onu keyiflendirmişti. Zaten üçüzü onu hiçbir zaman kırmazdı ama son zamanlarda onunla sık zaman geçiremediği için çekinmişti. Görüyordu ki Rüzgar aynıydı.

Öyle miydi sahiden?

-Ben sadece yesem? Yapma kısmında da size müzik açsam?" Kaşlarını kaldırıp indiren ablası ona karşı açık bir şekilde "hayır" diyordu, eh onun bu kadar isteyip de ısrarıyla kafasını yemesindense, bir şeyleri mikserle çırpmak daha iyiydi.

Bu fikri düşünürken yüzündeki ıslaklıkla kaşları çatıldı. Ablası elindeki tuhaf siyah maskeyi yüzüne sürüyordu!

-O ne be asfalt mı o?" Karbon maskesine asfalt muamelesi yapan tek insan, zorla cilt bakımlarına sürüklediği tek kız olan Tutku'dan başkası değildi. Alımlı hatundu, hatta bu yaşta bile kendisinden daha kıvrımlı olmasına az ucundan imreniyordu, ama iş süse püse gelince kız tamamen ayı kalıyordu. Bakımlıydı, ama sadece ağda, tırnak bakımı ve saç kestirme kadar. Keratin, oje, maske kadar değil.

-Hayır ya, bırak ablana sen." Ağabeyinin gülümsediğini görünce sesini çıkarmadı Tutku, onun çevirdiği dolapların neler olabileceğinden şüpheleniyordu zaten ama sesini çıkarmayacaktı. Şimdilik. "Tamam şimdi sıra sende." Rüzgar, sesini çıkarmadan onun keyfini sürmesine izin verdi, eğer hep böyle kıkırdayacaksa "erkeklik" diye tabir edilen ama aslında bunlarla alakası olmayan şey zedelenebilirdi. Hoş gerçekten erkeklikle ilgisi olsaydı da zedelerdi, işin ucunda Aden'in gülümsemesi vardı.

-Şimdi de kendimize süreliiim!" Bugüne kadar alışkanlığın getirisiyle yüzünün T bölgesine yaydı siyah yarı katı sıvıyı Lina. "Tamamdır, vallahi siyah nokta, yağ mağ kalmayacak! Söküp alacak bu maske! Hadi yine iyisiniz, normalde pahalı bu. Kıymetli stoğumdur ama, sizin için istisna yaptım."

-Allah razı olsun. Sen de olmasan." Bu kız kardeşinden gelen klasik, kinayeli bir cümleydi ama eline bulaşan maskeyi ıslak mendille silip, elini göğsüne vurdu.

-Eyvallaah..." aklına bir an Ediz'in görüntüsü düşer gibi olurken gözleri daldı elindeki ıslak mendile. Tutku, onun bu halini görür görmez içindeki o kırılgan kelebeği fark edince, ellerini tuttu ablasının.

-Sen bu dünyadaki en süslü, en güzel ablasın." Yanağına konan öpücükle, buruk bir tebessümle gülümsedi Lina. "İyi ki arada böyle hamlelerin var. Yoksa yüzüm maymuna dönecek." Bu cümleleri söylüyorsa, onun üzülmesine katlanamadığı içindi yoksa bilmem kaç yüz dolarlık bir maskenin kudretini savunacak değildi!

-Diziden vazgeçtim! Direkt tatlı yapalım. Malum, senin de dediğin gibi Tuti, bu fit ve güzel vücut, çok geç yenen tatlılarla oluşmadı! Vallahi bu depresyona, bir de eski halime dönersem, oturur ağlarım!" Onun kilo vermek için ne kadar zorlandığını küçük yaşta da olsa hatırlıyordu Tutku. Ve bu azmi için bile, sataşsa da ablasına hep hayrandı. Prenses gibi, bazen aşırı şımarık, iflah olmaz bir hayalperest, fazla deli dolu olabilirdi. Ama her ne kadar göz de devirse, o üzgün olduğunda, Tutku da, Rüzgar gibi, her zaman evde o "şımarık prensesi" arardı. Onsuz olmazdı, bilirlerdi. Tıpkı Tunasız olmadığı gibi...

Aden ikisinin de ellerini tuttu ve merdivenlerden inerken bile bırakmadı ikiliyi. Rüzgar, dudağının bir kenarını kıvırarak Tutkuyla ikisinin tatlılığına baktı.

-AYY!" Aniden çığlığı basan kızların kulaklarına ettiği zulme yüz buruştururken, onları omuzlarından indirmedi Rüzgar.

İkisini de kucaklamıştı ve ikilinin ayakları yerden kesilmişti.

-Yuh! Yuh! Vallahi herkül oldu bu çocuk! Maşallah!" Aden'in bu övgüsüne ek olarak, kalçasını bizzat kendisinin kaşımasına güldü Rüzgar. Tutku ise başına doğru inen kanla, kızaran yüzünü yer çekimine inat kaldırdı.

-Ağabey napıyorsun ya patates çuvalı gibi?!" Carlayan iki kızı da omzundan mutfağa gelene kadar indirmeyen Rüzgar, onları yüksek tezgahın üzerine oturttu ve köşedeki önlüklerden "Rüzgar" yazanı kaptı.

-Siz oturuyorsunuz. Ben yapıyorum!" Buna ikisi de el çırparken, onlara gülerek malzemeleri çıkarmaya koyuldu delikanlı.

Bu iki cadı.

Bu iki cadı isterse, tüm dünyayı onların ayaklarına sererdi.

Onların gülümsemesi için, dilediği kadar sahte tebessümler yaratırdı, içindeki tüm acıları yaptığı tatlının bitter çikolata acısında yalandan eritirdi.

Çünkü yüzünde tuhaf bir maskeyle onlara tatlı yaparken, bir yanı buruk bile olsa mutluydu. Bu iki kız, bir adamı bu kadar kolay iyileştirebiliyordu işte.

•••

Çiçek, gözlerindeki bağı açmak için parmaklarını yüzüne götürürken, cık cıklayarak engelledi onu Arda. Kızın iki yanında, yürümesine eşlik ederek beraber adım atıyorlardı.

Soğuk etine işlerken, onu kendi sıcaklığına çekerek sıkı sıkı sardı Alp.

-Üşüdün mü sarı cüce?" Gövdesini kaplayan battaniyeyi parmaklarıyla tutarken, kafasını sağa sola salladı Eva.

-Yok. Pek değil. Gelmedik mi?" Ona bir sürpriz göstereceklerini söyleyerek çıkarmışlardı evin dışına ama hala gözlerini açmamışlardı. Merdiven sayısına bakılırsa arka bahçedelerdi.

-Geldik." Gözündeki bağ, Arda tarafından tek hamlede açılır açılmaz, yeşillerine yansıdı beyaz ışıklar. Bahçedeki tatlı ağacın, üzerini kaplayan hafif karı aydınlatan ışıklar, her daldan ayrı ayrı sarkıyordu.

Yerler de aynı ışıklarla kaplanmıştı ve beyazın üzerindeki bu ışıl ışıl görüntü, Eva'nın şaşkın yüzünü aydınlattı. Damla, kızın bu ifadesinin saniyesinde fotoğrafını çekerken, gülümsedi.

-İyi ki doğdun Eva, iyi ki doğdun!" Ellerini maçtaki taraftalar gibi ritmik bir şekilde şaklatıp, böğürerek kutlayan Alple Arda'ya Sarp da eşlik edecek gibi oldu ama Petek'in dik dik bakmasıyla onlara örnek olmaya karar verdi.

Hayır vermedi. O Acar Devran'ın en yakın arkadaşıydı, normal bir baba olamazdı! "İyi ki doğdun Eva iyi ki doğdun. Şak şak şak. Mut-lu yıl-lar E-va, mut-lu yıl-lar!"

-Şapşaaal!" Üzerine atlayan Damla'ya sıkı sıkı sarılırken, elindeki pastayla yanına yürüyen Petek'e gülümsedi şaşkınlıktan kurtulur kurtulmaz. Gözleri dolmuştu ve kirpiklerine tutunan kar, suya dönüşerek gözyaşlarına karıştı.

-İyi ki doğdun, güzel kızım benim." Sarp, kızı kucaklayan ikinci isim olurken, kızın alnına bir öpücük kondurup sıkıca sarıldı.

-Teşekkür ederim. Çok teşekkür ederim." Diyebildi Eva cılız bir sesle. Konuşması sadece buhar sızmasından anlaşılıyordu. Küçük masanın üstü gereğinden fazla yiyecekle dolmuştu, anlaşılan bu geceyi bahçede sabahlayarak geçireceklerdi.

Doğum gününde.

Alple Arda kıza sarılmak yerine, el ele tutuştular. Birleşen sağ ellerini Eva'nın dizlerinin altına, sol ellerini sırtına koyarak onu tahta oturtmuş gibi havaya kaldırdıklarında, kız bu beklenmedik hareketle, ellerini onların boynuna sardı. İkisi aynı anda kızı yanaklarından öperken, Damla bunun da fotoğrafını çekmişti.

-Dilek tut, gül güzelim." Petek'in masmavi gözlerine mutlulukla dolan yeşilleriyle baktı Çiçek. Derin bir nefes alırken, aklına gelen iki dileği geçirdi içinden.

-Tamam, anne." Gözleri kapalıydı. Açtığında, yüzünün az ötesindeki pastaya doğru, beyler tarafından ilerletildi ve cılız mum ışığı yüzünü ısıtırken tek seferde üfledi.

Alkışlar eşliğinde yere indirildi, yüzündeki tebessüm yerini korumuştu, Damla Sarp'a çektiği fotoğrafları gösterirken, Arda da annesiyle pastayı kesmeye masaya doğru gitmişti.

-Ne dilediğini biliyorum." Kulağına fısıldayan tok ses, Alp'e aitti. Başını hemen ona çevirdi Eva, yeşil gözleri açığa çıkan dilek ihtimaline karşı temkinli bir hale bürünmüştü. Kızaran burnuyla sorguladı gencin bu çok bilmiş gülümsemesini.

-Ne dilemişim?" Ona sıkı sarılırken, kimse duymasın diye sesini alçalttı Alp.

-Olacak. Döneceksin Eva. Onu özlediğini biliyorum. Ona döneceksin." Aniden geri çekildiğinde, kızın gözlerindeki endişeyi, korkuyu gördü. Şaşırmamıştı, Eva bu hırçın hayata karşı hala ürkekti. Yaşadığı kötü şeyler onu Reva gibi duruş olarak katılaştırmamış, aksine bir nebze daha köreltmişti. Fakat halledilmeyecek şey değildi delikanlıya göre. "Ama bilgin olsun. Çok az bir zamanın kaldı. Kendini hazırla."

-Na...nasıl yani?" Çenesi soğuktan titrerken, Alp ona gram acımadı. Rüzgar'ın tepkisinden elbette korkmalıydı, kendisi bile çok yakın olmadıkları halde onunla arasının bozulmasını istemezdi, ama korkunun ecele faydası yoktu.

-Yeni yaşın sana cesaret getirsin Çiçek." Dedi kendinden emin bir tavırla. "Dönme fikrine alış." Kesilen pastadan kendine bir dilim almaya giderken, yanına gelen Damla'yı dinlemeye çalıştı genç kız.

Gözleri Alple kesiştiğinde, ona göz kırpan ağabeyine gülümsedi tüm içtenliğiyle.

İyi kiler bizi keşkelere hazırlayan dayanaklardı.

Yüzümüze vuran pişmanlıklara, göğüs germemizi sağlayan zırhlardı.

Eva ve Rüzgar aynı gün bir sürü zırhı olduğunu fark etmişti. Ailelerindeki her bir insanla yaşanan iyi kilerin, bir zırh olduğunu...

Havai fişek gösterisi gökyüzünü aydınlatırken, hepsi bu tesadüfe keyifle güldüler.

Tesadüf değildi. Rüzgar, Londra'da 00.10 olan saate bakıp, patlatıldığı iletilen havai fişeklerden sorumlu kişiydi.

Mesajı yolladığı telefonu sistemsel olarak yok etmeden önce, mırıldandı gecenin karanlığında.

-İyi ki doğdun, sarışın."

•🌹

Bölüm Sonu 😘😘😘

*Nasıl buldunuz? Beğendiyseniz MUTLAKA yorum yapmayı, sevdiyseniz yıldızlamayı unutmayın!

*Eva gelecek bölüm dönecek. Elbette zaman atlaması yapacağım.

*Rüzgar, neler karıştırıyor?

*Tutku öğrenecek mi?

*Dimitry olayı ne oldu?

Alıntılar, bilgilendirmeler ve daha fazlası için,

INSTAGRAM; tutkudevran

Kendinize çok çok iyi bakın, aşkla kalın. Ne zaman isterseniz bana yazın. Unutmadaaaan, bolca çokça,

Sevin,sevilin.❤️❤️❤️

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.