İçeriğe geç

Uçsuz Bucaksız

Bölüm 30 · 12 dk okuma

Uçsuz Bucaksız

Bölüm 30

29

Uçsuz Bucaksız 29. Bölüm

"Müttefik"

2 Ay Sonra

3.Göz

Eva, kapıyı açtığı anda kendisine sırıtan kıza, gülümseyerek uzandı ve kollarını sıkıca sardı. Damla, bu tebessümden memnun bir şekilde salladı kızı sarılırken.

-Oo nasıl karşılanıyorum kapılarda böyle?" Kocaman gözlerine çektiği eyelinerla gözleri daha da büyük görünüyordu. Eva, onun bu bakışlarından başta içini görebilme ihtimali yüzünden korksa da onun iyi gelen arkadaşlığı sayesinde bir nebze toparlanan ruhu, Damla'yı sevmişti.

-Gelsene." Kapıyı kapatan kızdan kafasını çevirdiği anda başına tavşan kulağı gibi bağladığı bandanasıyla geldi Petek. Elinde bir tabak dolusu taze kurabiye vardı ve yüzü ışıl ışıldı. Kıyafetleri her zamankinden bir tık daha fazla genç işi ve özenliydi. Neden olduğunu anlamaları uzun sürmedi.

-Kızlar nasıl görünüyorum?" Tabağı ondan alan Eva, kadının kendi etrafında dönmesiyle süzdü onu tepeden tırnağa.

-Harika. Her zamanki gibi." Damla'ya çevirdi masmavi gözlerini bu sefer Petek, yüzündeki ışık insana öyle yansıyordu ki, ona bakan birisinin somurtması imkansızdı.

-Yakıyorsun Petek abla." İkisinin de yanağından makas aldı kadın sevecenlikle. Açıkçası Eva'nın yabancı birisine bu kadar hızlı uyum sağlamasını beklemiyordu ama belki de yabancı olması, ona geçmişi hatırlatmaması daha iyi gelmişti kızına. Bu yüzden durumdan oldukça mutluydu çünkü Damla'yı da cana yakın ailesini de çok seviyorlardı.

-Sarp Bey beni yemeğe çıkaracakmış! Eh, azıcık teenage takılalım dedim!" Gerçekten de yaşını küçültecek sportif giyimi seçmişti ama çok yakışmıştı ona. Zaten bakımlı bir kadın olduğundan, yüzünde yaşlılık belirtisi hiçe yakındı.

-Fıstık gibisin." Yanlarına gelen Arda, annesinin boynuna uzun bir öpücük kondurup geri çekildi.

Onu baştan aşağı süzüp, gözlerini kıstı Petek. Malını iyi bilirdi. Bu yüzden sordu.

-Ben öyleyim de, senin de aşağı kalır yanın yok. Hayırdır, nereye böyle?" Gerçekten de giydiği eşofmanlardan biri yerine, siyah kotlarını geçirmiş v yaka tişörtle vücudundaki kasların birazını sergilemişti. Boynundaki gümüş zincir kolye ve elindeki bir iki yüzük, şık görünüyordu.

-İtlik serseriliğe, başka ne olacak?" Alp, yanlarından kardeşine sataşarak ve elindeki kurabiyeyi yiyerek geçecekken, Petek merdivenlere yönelen gencin durmasını sağladı.

-Senin de hiç aşağı kalır yanın yok valla! Örnek ağabey olmuyorsun ki!" Arda'nın sinsice sırıtan yüzüne patlatmak istedi onlara dönen Alp. "Hala söylemedin o gözündeki morluk nereden geldi? Baban gençtir dedi geçiştirdi ammaa unuttum sanma!" Gerçekten Eva da merak etmişti bunu, ama Alp, Arda gibi değildi. Bir şeyi söylemek istemezse, söylemiyordu.

Ardayla yaşıt oldukları için mi bilinmez çok daha kolay anlaşıyorlardı.

Ama Alp biraz daha şeydi... Korumacı? Tam bir büyük ağabey?

Hah ondan. En azından Eva'ya yaklaşan bir çocuğun burnunu kırıp, dava açmak isteyen aileye küfürler savurup İngiltere'deki Heron Tower adlı gökdeleni onların biricik oğullarının kıymetlisine sokacağını hem Türkçe hem İngilizce söylerken, kıza öyle gelmişti. Ardayla oldukları kadar içli dışlı değillerdi ama yine de onu çok seviyor, onun varlığıyla çok güvende hissediyordu.

Belki Devranlar olmasa, Reva olmasa Dimitryle o cehennemde hiç kalmazdı ama insanın başına gelecek olan, her türlü gelirdi. Bu yüzden iki kardeşi sayesinde o koca okulda yalnız kalmadığı için mutluydu aslında Eva. Kimsesinin olması ne güzeldi. Şimdi bir de Damla vardı işte.

-Geldi geçti anne uzatmayalım. Bu arada söylemeden geçmiyim, çevremde senin gibi bir dişi olsa, hiç kaçırmazdım." Göz kırparak merdivenleri çıkarken, Petek genç kızlar gibi utanarak kıkırdadı.

-Hıhıhı....Serseri seni." Arda'nın yavru köpek bakışlarına da ellerini havaya kaldırarak karşılık verdi devamında. "Valla git babana söyle Arda, yasağı o koydu. Hiç beni bulaştırma."

Onlar bunu tartışırken, Damlayla Eva çaktırmadan sıvıştılar. Kurabiyelerle birlikte salona geçtiklerinde, kızlar gecesi başlamıştı.

Koltuğa çöküp bağdaş kurarak oturduklarında, genç kız sevimli arkadaşının bir şeyler sormak istediğini kurabiyeden küçük ısırık alarak kendisine rahatsız rahatsız bakmasından anladı.

-Sor, tutma içinde." Damla rahat bir nefes alıp, kurabiyeyi ağzından çekerken mırıldandı.

-Rüzgar'ı dün aradın mı?" Evet, ona Rüzgar'dan bahsetmişti, hatta Dimitry olayını oldukça üstü kapalı şekilde de olsa anlatmıştı. Çünkü içinden bir ses ona güvenebileceğini söylüyordu ve yanılmayacaktı da.

Damla, bu kızın gözlerindeki kırgınlığın, ürkekliğin nedenini bilmiyordu başta. Ama yaşadıklarının sadece birazını duymasına rağmen, gözleri dolmuş ona sıkı sıkı sarılmak dışında bir şey dememişti.

Rüzgar'ı aramasını da Damla söylemişti.

Çünkü Eva Çiçek'in ondan bahsederken bile gözlerinde beliren ışık, onu gerçekten kurtarabilirdi karanlıktan aslında. Ama yapmıyordu işte.

-N'oldu, açmadı mı?" Eva, dudaklarını birbirine bastırarak kafasını sağa sola salladı. Sarı saçları biraz daha uzamış, biraz kilo alarak toparlanan yüzüyle hoş bir görüntü oluşturmuştu.

-Tam olarak öyle değil. Numarasını değiştirmiş." Damla, gözlerini devirirken elindeki kurabiyeyi tek seferde ağzına atmıştı ve Eva'nın da ağzına bir tane sıkıştırdı zorla.

-Ee annesiyle konuşuyordun. Elvin abla mıydı? Sorsaydın..." Başını salladı Çiçek, Adenlerle de birkaç yazışma dışında konuşmamıştı. Rüzgar'ı soktuğu durum yüzünden utanıyordu.

-Evet ama utanıyorum. Özellikle ondan. Ondan ve Reva'dan."

Ah evet, şu "kardeş değiliz yalanı" söylediği kardeşi... Onu da kırmak zorunda kaldığını söylemişti Eva Damla'ya. Her şeyden uzaklaşmak istediğini...

Daha önce onun yaşadıklarına benzer şeyleri hiç yaşamadığından psikolojisini asla anlayamaz, ahkam kesemezdi kız, arkadaşına.

Reva'yı da biliyordu zaten Damla, bu yüzden iç çekerek, sessiz kaldı. Doğrusu şu Rüzgar'ı daha çok merak etmişti ama Aden de sosyal medyayı eskisi gibi kullanıp ağabeyini ifşalayamadığından resmi yoktu fazla. Eva'da olduğuna emindi ama kızı sıkıştırmak istemiyordu, hem bir gün görecekti nasılsa.

Görecekti değil mi?

Evayla ikisinin kavuşmalarını isterdi. Buna uğraşıyordu da, en azından aramıştı!

-Hadi gel saçlarımı kes." Kız, yeşil gözlerini hayretle açarak baktı karşısındaki kıza. Aniden yerinden kalkmış elini hadi gibisinden sallamıştı. "Kalksana! Hadii!"

Eva'yı çekiştirerek kaldırırken içeri giren Arda, kurabiye tabağına uzandı.

-N'oldu?" Diyen Evayla, kapıya yürüyen Damlaya bakarak ofladı ve koltuğa attı kendini bir çuval gibi.

-Kızlar gecenize ben de katılıyorum." Damla, onun bıkkınlıkla söylediği cümleye kaşlarını kaldırıp "Ay götüm!" Gibisinden bir bakış yolladı ve alayla güldü.

-Rüyanda canım rüyanda. Eva hadi." Kızı kolundan çekerek götürürken, Arda gözlerini devirdi.

İkisinin konuşmalarını duymuştu ve Rüzgar'ın yeni telefon numarası kendisinde vardı ama Eva cesur bir adım atmak istiyorsa bunu kendisine de söylemeliydi. Sadece Damla'nın ısrarıyla bu kadar az çabalamamalıydı.

Telefonundan Rüzgar'ı uygulama aracılığıyla ararken, o sırada genç adam İstanbul'un en ücra köşesinde başka bir işle meşguldü.

Ağzına geçirilen şeffaf ağızlık, dudaklarını olduğundan daha büyük göstermişti. Ellerindeki uzun kirli bej rengi sargılar, parmak boğumlarına ancak uzanıyordu. Saçları daha deminki maçtan kalan tere bulanmıştı.

Liderle ne zaman dövüşecek bilmiyordu ama yakındı.

İki aylık seri zaferleriyle dövüş çukuruna bomba gibi düşmüş, bahisleri daha da kızıştırmıştı. Hatta üç kişi paralarını kaybedince onu şişlemeye bile çalışmışlardı. Ama sadece çalışmışlardı.

Şimdi yine oradaydı işte, olmak istediği yerde. Bakır demirler tepelerinden inerken, kalabalığın vahşi sesleri kulaklarını tırmaladı. Başını kaldırıp rakibinin gözlerine baktı.

Buz mavisi gözlerine.

"Çakıl." Diye bağırdı adamın biri, mavi gözlü çocuğa doğru. Kolları dövme kaplıydı ve Rüzgar'ın görsel hafızası bunu birkaç saniyede kaydetti. Gerçekten mükemmel bir işçilikti.

Ellerini birbirine vuracakları ve maçı başlatacakları zaman, karşısındaki iri gence baktı Alaz. Oldukça yapılı ve dev gibi uzundu, bakışlarında tıpkı kendisi gibi boşluk mevcuttu. Dövüşerek bu herifi dümdüz edecek olması yazıktı çünkü burada kendisi kadar yakışıklı olan tek kişi olabilirdi.

-James." Dedi yumrukları birbirilerine sürterken. Rüzgar, bir şey söylemeden başını eğerek selamladı ve zil çaldı. Hakem düdüğüyle mücadeleyi başlatırken, genç adam kendini geri çekti.

Alaz'ın hamle yapması için bir süre etrafta kaçınıyor gibi göründü. Mavi gözlerde dakika geçtikçe beliren sabırsız öfke, onun kurnaz hamlesini her saniye daha da anlamlı kılıyordu.

Sonunda açık veren gencin karnına sağlam bir tekme savurdu ve eğilen adamın yüzüne yumruğunu geçirdi. Duraksamadı, bu sırada karnına yumruk yese de hiç aldırmış gibi değildi. Saldırmaya devam etti.

Alaz, dayak yemeyi zerre siklemiyordu ama bu adamın nesi vardı?

Sanki hiçbir hamlesi önemli değilmiş gibi davranıyordu!

Kırılan dişi ağzından fırlayıp kanla beraber zemine düşerken, nefretle Rüzgar'a baktı. Rüzgar'ın elini kazandığını göstermek için kaldırdı hakem, sayması bitince.

İkinci tur başladığında maviler daha sinsiydi.

Karanlıkta parlayan bıçağı Rüzgar'ın koluna acımasızca sürttü ve kolundaki ıslaklığa başını sonra çevirdi genç. Bu yaptığı dövüş kurallarına aykırıydı -teknik olarak sadece bir istisnası vardı- adil olan asla değildi ama maviler adalet aramıyordu, bunu fark etti.

Kanı, kirli zemine şıp şıp damlarken, kanıyla yıkanan elini üstüne çullandığı Alaz'ın boğazına sardı ve tüm kuvvetiyle sıktı. O sıktıkça kolundaki kesikten kanlar daha şiddetli akıyor, fışkırıyordu.

Maviler, durumu geç de olsa anladı.

Bu şerefsiz, acıyı hissetmiyordu.

Siktir! Bunu beklememişti işte. Kahvelerde gördüğü duygusuzluk, boynuna sarılan elde varoldukça nefes alması zorlaştı.

Ona engel olmak için, eliyle Rüzgar'ın bileğini tuttu Alaz. Güçleri birbiriyle kapışırken, kahveler koldaki dövmeye kaydı.

Tüm figürlere karışan bisiklet dövmesine.

Bisiklet. Sarı bisiklet.

Eva Çiçek.

Onu bisiklete bindirdiği an.

Gülümsemesi.

Yeşilleri.

Yüzüne yediği yumrukla sırtüstü geriye düşerken hakem ikisinin ortasına geçti, olağanüstü bir durum alan bu maçı durdurdu ve bağırdı.

-MAÇ TEKRARLANACAK!" Dedi ve bu cümleyi dört farklı dilde tekrar etti. Kalabalık öfkeyle karışık bağırırken, Rüzgar da Alaz da aynı anda yattıkları yerden doğruldular.

Genç adam, ağzındaki kanı tükürüp öksürerek derin bir nefes aldı. Dişlerine bulaşan kanla gülümsedi karşısındaki manyak herife.

-We're gonna be good friends James. Really...Good friends." (Çok iyi arkadaş olacağız James. Çok iyi arkadaş.) Yerinden kalkıp, elini uzattı yerdeki adama, kahveler önce uzatılan eli ölçtü tarttı sonra da kendisi kalkmaya karar verdi yerinden.

Alaz, Rüzgar'ı kestiği bıçakla avucunu yardı ve akan kanı göstererek elini ona uzattı. Durumu eşitlemişti, değil mi?

İşte o zaman karşısındaki eli sıktı delikanlı.

Mavilerde gördüğü duygusuzluğun yerini şimdi parıltı ve merak almıştı.

Bir dostluk, kan ile bağlanarak, o ringin ortasında, insanların küfürlerini duymazlıktan gelirlerken başladı.

Hayatın tuhaf bir espri anlayışı vardı.

Çünkü Çakıl, yani asıl adıyla Alaz Erdenay oranın lideriydi. Şuanlık.

Rüzgar, bunu anladığı an, dudağını kıvırdı.

-No doubt." (Şüphesiz.)

Kimi yeneceğini artık biliyordu.

•••

Savaş, yüzüne baktığında aşkı gördüğü kadının, uzun, çok uzun zamandır tuzlu izler barındırmayan yanaklarını okşadı başparmaklarıyla. Ona ağlamayı yasaklayarak, çok zorladığını biliyordu ama Bade'yi ağlarken görmek onun kalbini daha da zor durumlara sokuyordu.

-Bade'm..." diye mırıldandı gecenin karanlığında zümrüt yeşili çekik gözleri parlıyordu. Bade, bu kadar yıl geçmesine rağmen ona hala nasıl ilk günkü gibi aşık olduğuna, o kendisine her baktığında kalbinin hızlanmasına şaşırıyordu.

Savaş, onunla aynı ortamda olduğu her anda, onunla doluyordu, onun varlığı kalbine ağır geliyordu. Onun gözleri vücudunda, yüzünde gezerken kendini dünyadaki en kıymetli şey gibi hissetmişti her zaman. "Seninle konuşmam gereken bir şey var. Dimitry olayı hakkında." Bade'nin kaşları çatıldı, eğer Dimitryle alakalıysa neden daha demin aile büyükleriyle olan toplantıda açıkça konuşmamışlardı da şimdi özel olarak söylüyordu?

-N'oluyor Savaş?" Yeşil gözlerde her zaman yerini koruyan cesaret ve kendinden emin tavır yerine, düşüncelerle örülü bulutlar görmek Bade'yi korkuttu.

-Lafımı kesme bebeğim." Dedi o sakin ses tonuyla, söylediklerini tane tane fısıltıya yakın bir şekilde Bade'ye iletirken kadının ellerini tuttu sıkı sıkı. "Büyük bir savaşın ortasındayız Bade." İsminin de bu duruma yaraşır olması ne garipti. "Bu sandığımız türden bir şey değil. Dimitry'nin arkasında birkaç mafya aile yok sadece." Dilini kuruyan dudakları üzerinde gezdirdi, o bakışlar geri gelmişti işte, sıfır korku, muhteşem derecede kendinden eminlik... Bir an umutlanır gibi oldu Bade. "Çok büyük şeyler var sarışın."

-Ama...Ama bizim de her yerde gözümüz kulağımız var Savaş. Yardıma gelmezler mi?" Su yeşili gözleri dolmaya başlamıştı kadının, ama kendini sıkıyor, ağlamamak için çabalıyordu. Elini onun saçları arasına sokarak, ensesini okşadı uzun parmaklarıyla Savaş.

-Onları yardıma çağırmak sonucu değiştirmez Bade'm. Sorun bu. Sadece ceset sayısı artacak. Bu onlara gelin ve bizimle ölün demekten başka bir şey değil." Bade'nin bütün kanı çekildi, beti benzi atmıştı. Aniden cildine çöken sarılık, ensesinin soğuk terler biriktirmesine sebep olurken, şakakları zonkladı. "Bebeğim... Bütün bunlar bittiğinde...Hepinizin itiraz etmeden Rusya'ya gitmesini istiyorum. Savaşmak için yanımıza kimseyi almasam da, korunmak için aldım. Orada size yeni kimlikler ve koruma sağlanacak. Sıfırdan başlamanız için."

-Neye sıfırdan başlamamız için? Savaş... Aşkım ne diyorsun sen?" Bunu söylemek çok zordu, bu yüzden yutkunarak genzindeki ağırlığı eritti Savaş.

-Tuna ve Aras, intikam için aptalca bir şey yaparlarsa kendilerini öldürtürler Bade. Onları ne olursa olsun uzat tutmak senin ve Elvin'in görevi. Bütün mal varlığımın yarısı sana, kalanı ailedeki her çocuğa eşit paylaştırıldı. Acar bunları bilmiyor, ama ben şimdiden düşündüm." Ailesini hep bu karanlık ve ölümcül dünyadan uzak tutmak için bütün pis işlerle bizzat kendisi ilgilenmişti.

Bu yüzden Savaş, bu ailenin belkemiğiydi. Bunu Devranları tanıyan herkes söylerdi. Onlar için baba figürü, Savaş Devrandı.

-Savaş anlamıyorum..." Bade anlıyordu, hatta ne yazık ki çok iyi anlıyordu ama duymadan inanmayacaktı. Duysa da inanmayacaktı.

-Bade, hayatta kalmamızın imkanı yok. Ben ve ne yazık ki Acar...Çok çabalayacağım onun yaşaması için ama, kardeşimi tanıyorum." derin bir nefes alırken kadının ensesine yasladığı elini çekerek sakallarını sıvazladı. "Reva sizin halinizi görünce o pisliğin yanına gitmek isteyecek. Kendi hayatından vazgeçecek. Ama biz Reva'yı öldürmek için zamanında yaşatmadık Bade. Anlıyorsun değil mi güzelim?" Kadının ya da ailedeki hiçkimsenin Reva'yı o pisliğe vereceğine inanmıyordu Savaş.

Ama olurdu ya, kız tüm yükü omuzlarına alır gitmeye meyillenirdi... O zaman hepsi karşı çıkmalıydı işte, ölümlerinin bir anlamı olmalıydı. "Asıl ihtiyacı olana baba olamazsam, asla gerçek bir baba olamam biliyorsun değil mi sarışın?"

Bade'nin gözünde tutunamayan yaşlar, Savaş'ın dizlerine döküldü. Başını öne eğerek gözlerini ondan kaçırmıştı. Onu göğsüne yaslayan adamın kucağına çıktı ve hıçkırarak ağlamaya başladı.

Veda ettiğini hissediyordu. Ona veda ediyordu.

-Kimliğiniz hep gizli olmalı. Sakın aptallık yapmayın." Kadın, eliyle göğsüne vurdu.

-Kapa çeneni." Savaş'ın dudağı kıvrılmıştı, parmaklarını sarı tellere sokup usul usul okşarken onun kokusunu içine çekti. Bu kokuya, bu kadına, her şeyiyle aşıktı.

-Henüz ölmedim sarışın, ağlamak yerine bu adamı öpmen gerekiyor." Bade, eliyle yanağına susması için vurduğunda kadının bileğini tutup öpücük kondurdu. Bu hareketi kafasını kaldırmasına sebep olurken, burnu kızarmış yanakları ıslanmış kadının çenesine dokunarak başını yukarı ittirdi eliyle. "Bade... Sana aşık olduğumu asla unutma tamam mı? Bu hayatta hatırlamaya değer bulduğum kadının sen olduğunu sakın unutma." İşaret parmağını kadının dudak kenarlarında gezdirdi.

-Savaş... Eğer yenileceğimize bu kadar eminsen, neden o toplantıyı yaptık? Neden savaşıyoruz?" Onun bu sorusuna ve devamında burnunu çekmesine, içtenlikle güldü Savaş.

-Bebeğim, korkarak ölmeyi beklemektense savaşırken ölmeyi tercih ederim." Kadının dudaklarına hızlı bir öpücük kondurdu, onu sersemletmeye yetecek kadar uzundu. "İsmimi unutuyorsun sanırım. Hatırlatmamı ister misin?" Öpücüklerini kadının gözyaşlarıyla ıslanan her zerresine değdirirken, Bade buna gülümsese de tamamen yalandandı.

Savaş Devran, geleceği çok iyi öngören bir adamdı.

Ve asla kazanamayacağı bir savaşta can vereceğini bilse de, savaşmaktan vazgeçmezdi.

Ancak yanıldığı bir nokta vardı. Bazen bir ya da iki müttefik, fazladan bir iki ceset değil, bir ordu demekti.

Ve hiç beklemedikleri yerden gelecek yardım, kaderin çarkını kıracaktı. Savaş'ın o günkü vedasının, sadece bir anı olarak kalmasını sağlayacaktı.

•🌹

Bölüm Sonu😘😘😘

•Neler düşünüyorsunuz? Eva'yı 31. Bölümde getirmeyi düşünüyorum ama kesin değil şuan. Daha detaylı işlemek istiyorum biraz da.

•Mutlaka yorum bırakmayı, çok sevdiyseniz yıldızlamayı unutmayın!

•Sizce Eva, nasıl bir Rüzgar bulacak? Rüzgar bulacak mı?

•Dimitry olayı nasıl çözülecek?

•Reva'ya ne olacak? Eva, Revayla kardeş olduğunu neden gizledi? Dimitryle olan flashbacki yazacağım.

•Alıntılar, bilgilendirmeler, güncellemeler ve daha fazlası için,

INSTAGRAM; tutkudevran

Kendinize çok çok iyi bakın. Bana ne zaman isterseniz yazın! Aşkla kalın, unutmadan, bolca çokça,

Sevin,sevilin.❤️❤️❤️

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.