İçeriğe geç

Uçsuz Bucaksız

Bölüm 26 · 15 dk okuma

Uçsuz Bucaksız

Bölüm 26

25

UÇSUZ BUCAKSIZ

25.BÖLÜM: "Parola: Maskeli Yüzler"

Aynaya uzun zamandan sonra ilk defa bakıyordu. Uzun uzun kendisini inceleyen yeşilleri, yüzüne vuran akşam güneşinin koyu sarı renginin altında pembemsi duran morluklarını gördükçe doluyordu. Yanağında süzülen yaşı uzun kollu pijamasının ucuyla silip, burnunu çekti. Evin sıcaklığı bu kıyafetler için fazlaydı ama onun morluklarını belli edeceği şeyleri giymeyeceğini anlayınca, evdeki tüm ısıtıcıları kapatmıştı Petek.

Eğer kızı, kat kat battaniyeler altında, o izleri görmeden daha mutlu olacaksa, evleri buz gibi olabilirdi.

Parmaklarını, kısacık saçlarına geçirip tarar gibi yaptı. Sarı tutamlar çenesine sürtünüyordu, toplamaya çalıştığında ise birkaç dakikada tüm düz tutamlar kayarak tokadan fırlıyordu. Saçlarını kazıtsa ne olurdu acaba? Önemsizdi.

Odasında tıraş makinesi, bir makas ya da jilet olsa yapabilirdi ama kesici hiçbir şey yoktu. Boş yeşilleri öylece aynasının önündeki masada gezindi.

Birkaç bileklik, Petek'in ona aldığı ilk ve tek parfüm, Aden'in aldığı bir parlatıcı ve birkaç lastik toka vardı. Köşede küçük bir sandık, takıları için duruyordu ama onun bir kolye dışında takısı yoktu. O kolye de artık yoktu zaten.

Bisikletinin zincirine vurduğu kilidin anahtarı duruyordu sandıkta. Onun yanındaki melek aksesuarını avuçları arasına alıp inceledi bibloyu.

Çok güzel bir melekti, uzun altın sarı saçları, mor kanatları, huzurlu bir yüzü, kapalı koca göz kapaklarıyla şirin bir melek. Tırnağıyla bibloyu eşeledi. Ama işçiliği de boyası gibi sağlamdı. Eski evlerinde olan biblolar gibi kireç dökülmemişti.

Kapı tıkladığı anda yerinde abartılı bir şekilde sıçradı ve biblo elinden düşerek paramparça oldu. Petek, girmesi için izin beklemeden kırılma sesi üzerine odaya daldığında, panik dolu mavileri kıza ulaştı.

-Eva'm, iyi misin?" Genç kız, meleğin pencerenin pervazına doğru savrulan kanadına, daha deminki güzelliğin dağılmışlığına bakarak, gözlerini kırpıştırdı.

-Şey..." dedi mahçup bir sesle. "Şey...Elimden kaydı. Çok... Çok... Özür dilerim." Eğildiği esnada, yanına hızlı adımlarla gelen Petek, bir miktar çorbanın tepsiye damlamasına neden olmuştu.

Elindeki cam tepsiyi masaya koyup, kızın ellerini tutarak ona engel oldu ve panikle kaşlarını kaldırdı.

-Dur, dokunma kızım. Kesilir ellerin dokunma. Bekle. Çek bakalım ayaklarını yerden..." Çiçek, itaatkar bir şekilde başını salladı ve bağdaş kurarak yerdeki kırık bibloyu izlemeye devam etti.Petek odadan çıktığında bile, gözü hala kırık kanattaydı.

-Özür dilerim, seni kırmak istemedim." Dedi neredeyse fısıldayarak. Saniyeler içinde elindeki elektrik süpürgesini andıran süpürme aletiyle yanına gelen Petek, yere çömelerek, biblodan saçılan birkaç toz halinde porselen kırıntısını süpürdü.

Çiçek, öylece annesini izliyordu. Saçları ne kadar güzeldi, sapsarı, boyalı bile olsa hayat dolu. Mavi, cam gibi gözleri ise, ona ihtiyacı olan her şeyi sunabilecek, sihirli yıldızlar gibi...

-Çok güzelsin." Kızın sesini duyduğu anda başını ona çevirirken, elinde kanadı ve kırık meleğiyle öylece durmuştu Petek. "Teşekkür ederim." Eva'nın uysallığına ve içtenliğine gülümserken, gözlerinin dolmasına engel oldu. Elindekileri masaya koyarak, hızla kızına sarıldı.

-Sen her şeyden güzelsin, kızım benim..." kısa bile olsa, saçlarını çok seven annesi, uzun parmaklarını sarı tutamlara daldırmıştı işte. Başını onun omzuna iyice yasladı Çiçek.

Gözlerini yavaşça kapatırken, ne yaşanırsa yaşansın o anda huzurlu olduğunu fark etti. Kendisi için çabalayıp duran, dayanağı olan, onunla ilgilenmek adına alışveriş harici evden bile çıkmayan, işlerini bile askıya alan bu kadını o kadar seviyordu ki! Hiçbir şeyi sormamaya özen gösterişini, tek yaptığının sevgisini hissettirmek oluşunu, karşılık beklemeden verdiği emeklerini...

Gerçek bir anneydi. Onun annesi. Sahip olduğu en kıymetli şey onun sorgusuz şefkatiydi bugünlerinde...

-Yemeğini yemek ister misin?" Midesi, yemek yediği zamanlar da dahil, sürekli bulanıyordu. Ama ona "Hayır." Demeyi istemediği için, geri çekilen kadına kafasını salladı "Evet." anlamında. "Harika. O zaman sen yemeğini yerken, benim saçlarını örmeme ne dersin? Çok güzel bir model buldum..." kucağına konulan tepsideki çorbayı yiyebilirdi en azından.

Pembe kulplu kaşığını çorbaya, soğutmak için bir süre sadece daldırıp çıkarmakla yetindi.

-Çok kısa..." dedi saçlarını taramaya başlayan kadına. "Örülebileceğini sanmıyorum..." Cümlesinin sonrasında çorbadan aldığı kaşığın iyi hissettirdiğini inkar edemezdi. Tavuk suyuyla yapılmış, yoğurtlu çorba. Onun en sevdiğiydi. Bunu bilmesi bile, kendini özel hissetmesini sağlamaya yetiyordu.

-Sen anneni tanımıyorsun. Yaparım ben!" Petek'in hevesli halini kırmak istemedi ve sadece hevessizce başını sallamakla yetindi. Çorbasından yemeye devam ederken, kadın ikiye ayırdığı saç tutamlarından birini örmüştü bile. Üstelik tek bir tel bile çıkmamıştı. "Sevdin mi çorbayı? Yemeklerden de yesene birazcık..." aslında son iki kaşık kalan çorbasını bitirirken, diğer tabaklara dokunmamaya karar vermişti ama bu cümlenin üzerine çorbasını bitirirken,

-Sevdim. Ellerine sağlık. Yerim onları da.." dedi. Petek, şuan onun hayata tutunmasını sağlayan en büyük nedendi. Diğer örgüsünün yarısına geldiği esnada "Reva.." diye mırıldandı. Önündeki patlıcanlı yemekten bir çatal almıştı. "Reva, nerede?"

Sarpla yaptıkları konuşmayı, kızın duyduğunu anladı Petek. Reva'nın tehlikede olduğunu ve Dimitry'nin elinde kaldığı konuşmayı... Yalan söylemek zorundaydı şimdi, bu yüzden yanakları çocukluğunda annesine yalan söylediği zamanki gibi kızardı. Neyse ki kız gözlerini ona dikmemişti.

-İyi kızım. Yalıda, Elvinlerle şuan." Aynı zamanda Rüzgarlaydı, demek ki. Evet bunu hatırlatan iç sesinin söylediğiyle beraber ikisinin görüntüsü aniden zihnine düşerken, kendini bir anda hiç olmadığı kadar yorgun hissetti Çiçek.

-Beni görmeye gelecek mi?" Dedi güçsüz bir sesle. Yeşil gözlerindeki yoksunluk, Petek'in canını sıksa da kocaman gülümsedi ve kızın örgüsünü lastik tokayla bağlarken şakıdı.

-İstersen, neden olmasın güzelim!" Sonuçta yerini öğrenmişlerdi ve tüm adamlar bu gece kızı kurtaracaklardı. Bu yüzden aslında yalan söylemiş sayılmazdı kadın.

Eva, bitmiş örgüsüne baktı. Şimdi yüzündeki tüm morluklar, tutamların arkasına gizlenemediği için ortadaydı. Boynundaki çürükler ve kaşının üstünde, yıllar önce oluşan kesiğin daha da derinleştiği detayı...

-İsterim." Dedi elini saçında yavaşça gezdirirken. "Çok güzel. Teşekkürler." Çabasının beğenilmesi, kadını mutlu etmişti. Kızın yanağına doğru eğilip, koca bir öpücük kondurdu ve aynadaki hallerine gülümseyerek baktı.

-Her zaman çiçeğim!" Ellerini tuttu Eva, kadının. Bu hareketinin devamında biraz kenara kaymış, aynanın karşısındaki dört ayaklı dikdörtgen koltukta kadına yer açmıştı. Petek yanına oturduğu anda, dolan gözlerini birleşen ellerine çevirdi.

-Hayır. Ben gerçekten..." akan yaşlar, daha o anda kadının şefkatli elleri tarafından silinmişti. "Çok teşekkür ederim. Bazen... Bazen hiçbir şeyi kaldıramayacağımı, unutamayacağımı hissediyorum." Sesi o kadar kısıktı ki, Petek nefes bile almadan dinliyordu tek bir kelimeyi kaçırmamak adına. Günlerdir ilk defa böyle konuşkandı, yemek bile yemişti. "Artık yaşayamayacağımı, nefes alamadığımı, tüm bu yaşananların, bildiklerimin altında kaldığımı... Ve bilirsin... Dayanamadığımı..." yeşil gözlerini, uçurumun kıyısından kadının deniz gözlerine çevirdi. Günlerdir orada duygusuzluk arkasında gizlenen tüm duygular gün yüzüne çıkmıştı.

Kayıpları, acıları, ufaklığı ve en kötüsü, hayata karşı pes etmişliği.

-Tam vazgeçmeyi düşündüğüm anda, umudumu da hayatımı da sonlandırmayı düşündüğüm anda... Varlığın beni ayakta tutuyor. Teşekkür ederim anne." Cümlesinin sonunda hıçkırarak ağlamaya başladığında, iç çekerken ona sıkı sıkı sarıldı Petek.

Sadece kızın sırtını sıvazlayıp, içini boşaltmasını sağladı. Annelik, teşekkür gerektirmezdi ki! Ne Alp, ne Arda, onlara annelik ettikleri için teşekkür etmezdi. Gerek de yoktu. Petek, bunu bir görev gibi değil, içgüdüsel yapıyordu.

Eva'yı sürekli kontrol etmesi evlatlık edindiği bir yavruyu sahiplenmesinden değildi, onu koşulsuz sevmesindendi. Üstünü örterdi, kollarındaki dikişleri biraz bile sızlamasın diye gerekirse bir iki kaşık çorbayı elleriyle yedirirdi, banyoda yardımcı olurdu, uyurken kremlerini sürerdi, onu güldürmek için her şeyi yapardı.

Çünkü anneydi.

Kızın öylece kollarında uyuduğunu fark ettiğinde, ağlamasının üzerinden on dakika geçmişti. Yemekten sadece biraz yese de, çorbayı bitirmişti ve bu çok iyiydi işte. Eva'yı zorla kucaklamaya çalıştığı esnada odanın aralık kapısı daha da aralandı ve belki de kızın içten içe en çok ihtiyaç duyduğu ama söyleyemediği insan içeri girdi.

Rüzgar.

Petek'in yardıma ihtiyacı olduğunu fark ederek, hızla yanına geldiği esnada elindeki saksıyı ve kolundaki sırt çantasını yatağın yanındaki komidinin kenarına, yere, bıraktı.

-Uyudu mu?" Dedi fısıltıyla. Kadın sadece başını sallayıp gülümsediğinde, onun ağladığını hemen fark etmişti Rüzgar. Mavi gözler daha da açılmış, seyrek kirpikler ıslanmıştı. "Alabilir miyim?" Çiçek'i kastediyordu ve kadın kafasını sallayarak, kızın bedenini ona doğru uzattı.

Rüzgar, heyecandan, en çok da özlemden, ölüyordu.

Onun lafı edilmeyecek ağırlığını kolları arasına aldığında, Eva refleks olarak elini onun omzuna koydu ve mırıldanarak başını genç adamın göğsüne iyice sürttü.

Rüzgar, neredeyse gülümsedi.

-Sen yatır, ben kremlerini getireyim canım." Petek'in dediğini zor anlamıştı çünkü kucağındaki güzelliğe bakmakla meşguldü. Yüzü çürükler içinde de olsa, o anda göz kapaklarının ardına gizlenen yeşiller onda olduğu müddetçe onun Evasıydı.

Kucağındaki kızı yatağa yatırırken, yorganı iyice açtı ve üşümemesi için sıkı sıkı örttü üstünü. O kadar eşsiz görünüyordu ki. Onu ne kadar özlediğini tekrar fark etti Rüzgar.

Yatağın kenarına çöktü ve kızın eline dokundu yavaşça. Böyle sapık gibi görünüyordu belki ama avucundaki küçük elin varlığı, ona büyük bir güç vermişti. Okşamak için başparmağıyla dokunduğu anda kız inler gibi olunca, hemen bıraktı elini.

-O eli acıyor da..." Petek, yanına ne zaman gelmişti bilmiyordu. Kadın, kızın ellerine, bileklerine biraz da kollarına gereken kremi sürerken öylece durup, kızın nefes alışverişlerini dinledi.

Buradaydı ya, daha önemli bir şey yoktu.

-Sabah sürmüştüm ama yine de süreyim diyorum, bilirsin belki silinmiştir." Petek'in kızın yüzüne krem sürerken yaptığı açıklamaya dudağının bir kenarını kıvırdı Rüzgar. Gözü kıza Elvin tarafından hediye edilen inekli pijamaya kaydı. Onlara ilk geldiği zaman da böyle yapmıştı Eva, uzun kollu şeyler giymişti kollarını gizlemek için. Şimdiki yaraları o zamankilerle kıyaslanamazdı. Keşke o zamankilerle kalsaydı.

-Bir şeyler yedi mi?" Dedi kalın sesini mümkün olduğunda kısmaya çalışırken. Kadının kocaman gülümsemesine bakılırsa, sonuç olumluydu.

-Yedi yedi. Diyorum ya iyi benim kızım." Rüzgar, başını aşağı yukarı sallarken, kremin kapağını kapatarak kızın başına öpücük kondurdu Petek.

-Yengem onunla kendisinin konuşmasını önerdi." Bade, psikologdu ve Eva'yı tanıdığı için anlatacaklarını dinlerken zorlanacak olsa da kızın yakın olmadığı kimseye içini açmayacağını da biliyordu. Yakın olduklarına bile açmıyordu ya gerçi...

-Profesyonel bir yardım lazım biliyorum. Ama şuan çok hassas Rüzgar. Sence bir süre daha benimle birlikte zaman geçirmesi iyi değil mi?" Rüzgar'a açıkça fikrini soruyordu ve genç, kahverengi gözlerini güçlükle kızdan çekip kadına çevirdi.

-Kesinlikle Petek teyze. Haklısın." Kadının ondan aldığı onayla gülümsemesine, biraz gülümsese de kızın rahat rahat uyuması için yerinden kalktı ve ensesini ovaladı. "Benim birkaç işim var, akşam tekrar gelsem sorun olur mu?" Petek, yataktan kalkarak genç adamın yanına geldi ve kolunu sıvazladı.

-Sarp dışarı çıkarmaya çalışacak akşam, sitede biraz yürütecek Eva'yı." Rüzgar'ın saygısından ses etmeyip baş salladığını görünce, telaşla ekledi. "Ama gece de gelebilirsin hayatım. Ne zaman istersen..." Bu onu çok sevindirmişti işte.

Kahveleri bariz bir şekilde parıldarken, kadın da ona göz kırpıp, genci dışarı kadar geçirmek için kapıya doğru yürüdü.

Rüzgar da yatakta uyuyan güzeline son bir kez bakıp, kapıya gidecekti ki, masanın üzerindeki kırık bibloyu gördü. Mor kanadı, güzel yüzlü, sarı saçlı melekten ayrılmıştı ve öylece duruyordu işte.

Hemen elleri arasına alıp, odaya girdiği anda, saksıyla beraber yere koyduğu siyah sırt çantasının içine attı kırık bibloyu.

Ve o gideli yarım saat olmamıştı ki, yeşiller, Rüzgarla biten bir kabustan uyanırken, Rüzgar'ın getirdiği mor saksıdaki orman gülüne takıldı.

Demek ki o, yine ziyaretine gelmişti. Pes etmiyordu.

•••

Üzerindeki içi yünlü kot ceketi çıkarırken, odasına girdi Eva Çiçek. Temiz hava ve Sarpla kol kola sessizce sahilde yürümek ona iyi gelmişti. Ne kadar gelebilirse... Onun için çabalayan bir ailesi vardı, her sabah ona çikolatalar yollayan bir Acar amcası, her an yanında olmaya çalışan bir annesi ve geceleri ona, ihtiyacı olmasa da çocuksu masallar okumaya çalışan, bugün de dışarı çıkarmaya çalışan babası...

Her şeyi, bir ölü gibi olsa da yerine getirmeye çalışıyordu. Az da olsa konuşuyor, yemek yiyor, uyuyor ve elinden geleni yapmaya çalışıyordu. Ama gün sonunda yine kendiyle yüzleştiğinde, içindeki kara deliğin her şeyi yuttuğunu görüyordu.

-Selam." Korkuyla sıçradı ve kot ceketi elinden düşerken, dehşetle açılan yeşilleriyle arkasına döndü. Rüzgar, oradaydı. "Korkutmak istemedim." Dedi ellerini havaya kaldırarak. Yanındaki lamba odadaki tek aydınlık şey olurken, elindeki fırçayla öylece duruyordu. Ne yazık ki lamba odayı yeterince aydınlatamamıştı bu yüzden onun yüzünü başta çıkaramasa da sesini tanıdı Çiçek.

Odanın ışıklarını açmadı, çünkü Rüzgar'ın üstünün çıplak olduğunu da fark etmişti ve gözlerini kaçırdı aceleyle.

-Ne yapıyorsun?" Dedi mırıldanarak. Gözleri hala yere bakıyordu ve bu Rüzgar'ı üzse de, yerdeki çarşafı, üzerindeki boyaları gösterdi.

-Resim. Duvarına birkaç şey ekliyordum." Aslında silüetleri bir şekilde yok etmeye gelmişti çünkü Petek'ten, kızın kabustan uyandığı bir anda o silüetlerden birini Dimitry zannettiğini öğrenmişti.

Aslında oradaki silüetler, yanında olan koca ailesiydi; ama karanlık, ruhlar ve görüler için yanıltıcıydı.

-Siliyordun..." Sonunda Eva gözlerine baktığında istemsizce bir adım geri çekildi ve boyalı ellerinden kayan fırça çarşafa düştü.

-Sayılır." Cevabı kesin ve sesi, kızın sesinin aksine oldukça gürdü. "Nasıl geçti yürüyüş?" Onunla konuşmak kalbini hızlandırmıştı Rüzgar'ın, ama Eva'nın gözlerindeki donukluk hakkı olmasa da canını oldukça yakıyordu.

O heyecanlanmamış mıydı?

-İyiydi." Kestirip atılmış bir cevaptı, detay vermek istememesine alınmadı genç. İnsanlar bazen kendine saklamayı severdi, hele kendisi yaşadığı her şeyi içine saklardı, bu yüzden kimseye kızamazdı. Kız, yavaşça yatağının ucuna oturdu. "Yine getirmişsin... Onu." Parmağıyla gösterdiği saksıya yavaşça çevirdi kahvelerini Rüzgar. Aslında saksının altında not da bırakmıştı ama koyduğu yerde aynen durmasına bakılırsa Eva ona dokunmamıştı bile.

-Evet. Büyüdükçe güzelleşir. Bakmayı dene, seversin." Gerçekten de o anda bile çok güzel görünüyordu. Saksısıyla, toprağıyla, hele getiren kişiyle... Onu sevebilirdi sevmesine ama,

-Bakabileceğimden emin değilim." Diyerek düşüncesini de dile getirdi. Yere eğilerek çarşaftaki ıslak bezi eline aldı Rüzgar, ovalayarak elindeki boyaları temizledi ve Eva'ya doğru birkaç adım attı.

Onun kendisine yaklaştığını anca kokusunu alacak kadar yakınına geldiğinde algıladı Çiçek.

Genç adam, saksıyı bırakıp gittiğinde de uyanır uyanmaz, kızın aldığı ilk koku Rüzgar'ın kokusuydu.

-Ben eminim." Önünde, yere oturarak, gözlerine baktı kızın genç adam. "Onu saksıdan taşacağı kadar büyütüp, daha büyük bir toprağa taşımanı gerektirecek kadar bakabileceğine güveniyorum." Eva, sadece çiçeğe bakmakla yetindi.

Onun bir şeylere hayat verme yetisi olsa, kendisine de verirdi.

-Kolun nasıl?" Dedi kız, sesinde merak değil tekdüzelik vardı. Aslında yarasıyla yakından ilgilenirdi ama kendisi de çok yaralıydı. Kolundaki sargı bezine kısa bir an baktı Rüzgar. Dikişlerini üç kez patlatmıştı ama çok önemli değildi.

-İyi." Bu kısa cevapla önemsiz olduğunu da belli etmişti zaten. "Bugün odanda bir şey buldum." Diyerek dikkatini çekti genç, elindeki kirli bezi kendi bacağına koyarken sırt çantasına uzandı ve en ön gözüne özenle koyduğu bibloyu yavaşça çıkardı.

Melek biblosu.

-Kırıktı. Tamir ettim." Eva, en son masaya bıraktığı biblonun nereye kaybolduğunu soramayacak kadar uyuşuk ve unutkandı son günlerde. Yine de meleğin en son, kanadı kırık hali aklına gelirken elini yavaşça gencin elindeki bibloya uzattı.

Sahiden de tamir etmişti, yalnızca kusur aramak isteyenlerin bulabileceği kadar dikkatli bakılırsa belli oluyordu kırıldığı yerden tamir edilen kısmı ama Eva öyle birisi değildi.

-Yine melek olmuş." Dedi dudağının bir kenarını kıvırırken. Eskiden de uysal bir kızdı Çiçek, ama bu hali uysallığın yanında bakıma muhtaç bir bebek kadar çekingen, pasif ve kırıktı.

-O hep melekti." Diyerek karşılık verdi Rüzgar. Yeşiller yine kendisine baktığında, cesaret alarak kızın ellerini tuttu. İkisinin elleri ortasında duran meleğe kısa bir an baksa da tekrar kahvelere baktı Eva. "Kanadının kırılması bir şeyi değiştirmez Çiçek."

Kızın bu temastan fazla rahatsız olmaması için yavaşça ellerini geri çekti ve arka cebinden çıkardığı küçük bir kumandayı ona uzattı.

-Bu ne için?" Tek düğmeli, yuvarlak bir kumandaydı. Şaşkın ve anlamsızlık karışımı bakan yeşillere, en azından bir duygu aşılamış olmanın verdiği mutlulukla yerinden kalktı Rüzgar. Yorgun olmalıydı Eva, biraz dinlense iyi olurdu. Varlığıyla onu çok sıkmak ya da duygusal açıdan yıpratmak istemezdi.

-Ben gidince bakarsın." Çantasını alıp, elindeki kirli bezi de ön gözüne yerleştirdi. Birkaç adımda duvarın önüne gidip çarşafı komple kaldırırken, fırçalarını da toplamış olmuştu aslında. Boyaların kapakları kapalıydı nasıl olsa. Belki kirli çarşafı, palette kalan birkaç boya kalıntısıyla kirlenirdi o kadar. Köşedeki tekli koltuğun kenarına, kirlenmesin diye koyduğu tişörtü başından hızlıca geçirdi. Tam saçlarını düzelterek kapıya yürümüş, çıkmadan önce son kez kıza bakacaktı ki, sırtında bir şey hissetti.

Eva.

Başını, onun sırtına yaslamıştı.

-Teşekkür ederim..." diye fısıldadı, Rüzgar yerinden kıpırdamazken. "Hoşçakal." Ellerinden birini belli belirsiz genç adamın yaralı koluna koymuştu ki, ona dönecek bedeni hissetmiş gibi hemen geri çekilerek arkasını döndü.

Onu zorlamadı Rüzgar.

Kapıyı yavaşça kapatırken, arkası dönük kıza, hissedebileceği bir şekilde -nasıl oluyor bilinmez- gülümsedi.

O gittikten sonra yavaşça döndü arkasını Çiçek.

Verilen kumandadaki tek tuşa bastığında, yüzü aniden aydınlandı.

Resmin olduğu duvar aydınlatılmıştı ve silüetlerin yerinde artık başka bir şey vardı. Gözleri kapalı Eva Çiçek resminin arkasında, aydınlıkta kim oldukları belli olsa da, karanlıkta korkacağı silüetler yoktu.

İyi bakılmış, heybetli, orman gülü ağacı vardı.

•••

30 kişiden oluşan tuhaf ekip, büyük araçtan arabayı kullanan adamın kapıyı açmasıyla beraber sırayla inerken, kapıdaki üç koruma yavaşça arabaya yaklaştı. Silahlarına uzanmışlardı ve tek kaşları kalkmıştı.

-Parola?" Dedi içlerinden bir tanesi.

Rüzgar, yüzündeki maskeyi yavaşça kaldırırken, dudağının bir kenarını sinsice kıvırdı ve başını eğdi.

-Bilmem. Maskeli yüzler falan mı?" Önündeki herife kafayı gömerken, yanındaki diğer ikisini de Tunayla Acar halletmişti.

Hızla villanın bahçesine girdikleri anda, kendisine doğrultulan silahlara, aniden kapattığı demir bahçe kapısının arkasına geçerek karşılık verdi. Aynı anda sekiz dokuz kurşun kapıya çarparken, Tuna kocaman sırıttı.

-Dude, kaskı takmalı mıydık?" Kafasına vuran Acar, devamında iki oğlunun başına da kask geçirdi. Oldukça ağırlardı ama onları korumaya yeterdi.

-Sikik sikik iş yapmayın, arkama geçin." Kapının arkasına saklanmak için gelmemişti, elindeki patlatıcıyı kapının arkasına doğru savurdu ve üç adam yanlarına uçarken demir kapıyı açarak, ateş etmeye başladı.

-BIRAK BABAMI ŞEREFSİZ!" Ayağının önüne düşen adamı vuran kızı buldu Acar'ın elaları. Camdan kendisine el sallayan Reva'dan başkası değildi.

Dikkatinin dağılmasına izin vermedi ve o önüne geleni indirirken, genç kız odaya giren adamın paniğiyle pencereye çıkmıştı.

Bedenini hiç düşünmeden aşağı bıraktığında kalçasında ya da bileklerinde dayanılmaz bir ağrı veya organlarından birine saplanan kurşun beklemişti ama iki el onu sıkıca tutarak yere kapaklandı.

Üzerine binen ağırlık, onun iyice üstüne yatmıştı ve silahla ikisini koruyordu.

Rüzgardı.

Beyni, bir an yıllar öncesine, yine kendisine zarar gelmesin diye üzerine yatan Rüzgar'ın bedeninin ona siper olduğu anlara giderken, hemen bu anıdan çıktı ve genç adamın belindeki diğer silahı alarak Rüzgar'ın altından kalktı.

İkisi sırt sırta verip, ateş açarlarken, ona tebessüm etti Rüzgar.

O artık korunacak bir kız değildi. Kendi korumayı öğrenmişti.

-Nasılsın?" Dedi Reva'ya, sanki normal konuşma yapabilecekleri bir kafedelermiş gibi. Genç kız, omuz silkerek bir adamı bacağından vurma hatasını yaptı.

-İyidir. Se..." Hataydı çünkü adamdan gelen kurşun, kolunu parçalayarak sıyırırken inlememeye çalışıp dudağını ısırdı ve silahını indirmedi.

-GERİ ÇEKİLİN! HERKES ARABAYA!" Acar'ın bağırışı üzerine, Rüzgar Reva'ya döndü ama onun kolundaki ıslaklığı fark etti hemen. Kolunu hızla kızın beline sarıp, ayaklarını yerden keserken, Reva gülmeden edemedi. Bu çocuk bir şekilde kahraman olmayı becermese olmaz mıydı?

-Siktir! Vuruldu mu?" Arabaya hızla binmeye çalıştıkları esnada, Acar kızın koluna endişeyle bakmıştı. Kapılar kapandığı anda, Tuna arabayı çalıştırırken, Dimitry'nin sesini duydu Reva.

-SİZİN YANINIZA BIRAKMAYACAĞIM!!!!" Arkalarından duyulan silah sesleri ve atılan bir patlayıcı, Tuna'nın arabayı ehliyetsiz olmasına rağmen delice ama profesyonel bir şekilde hızlı kullanması sayesinde sadece "duyulmakla" kalmıştı. İsabet etmemişti.

-Rüzgar..." diye seslendi genç adama Reva, gözleri yavaştan kapanmaya başladığı sırada. Kolu çok kanıyordu ve uyku biraz bastırmaya başlamıştı. "Beni eve götürün..."

Genç adam, sessizce başını aşağı yukarı salladı.

Ama gözleri kapanan kızın, son mırıldandığını duymamıştı.

-Eva'ya..."

•🌹

Bölüm Sonu 😘😘😘 Hatam varsa, belirtin lütfen.

Evam'ı özlemişim. Neler düşünüyorsunuz?

Alıntılar, bilgilendirmeler, anket ve fazlası için/ INSTAGRAM: tutkudevran

Kendinize çok çok iyi bakın, aşkla kalın. Bana mutlaka ne zaman ne konuda isterseniz yazın. Tatiliniz güzel geçsin. Unutmadaaan, çok çok çok

Sevin,sevilin. ❤️❤️❤️

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.