İçeriğe geç

Uçsuz Bucaksız

Bölüm 25 · 12 dk okuma

Uçsuz Bucaksız

Bölüm 25

24

UÇSUZ BUCAKSIZ •24.BÖLÜM• "Kıvılcım"

3.GÖZ

Rüzgar, kolundaki sargı ve elindeki saksıyla öylece duruyordu kapının önünde. Bahçede büyük bir sessizlik vardı, pek erken gelmemişti ama karşısındaki villanın ışıkları yanıyordu. Kahverengi gözleri köşedeki sarı bisiklete kaydığında, anılar dünmüş gibi canlandı gözünde.

O üstü toz tutmuş bisikleti sürüp kendisine gülümseyen Evaysa, bulduğu kız kim oluyordu?

-Rüzgar!" Kendisine kapıdan seslenen Petek'e kaydırdı gözlerini. Ne kadardır bu kapının önündeydi? On dakika mı? Yirmi mi? "Gelsene oğlum!" Kadın'ın uykusuzluktan kıpkırmızı olmuş gözleri ve yüzündeki perişan hale içi acıyarak baktı genç adam.

Hızlı adımlarla kadının yanına vardığında, Petek onu hevesle içeri çekiştirmiş, kapıyı da hemen kapatmıştı. Cam rengindeki gözlerini kocaman açarak, genç adama gülümsemesi yok muydu... Adamı ipten alır dedikleri türdendi. Hem Rüzgar'ı, hem Eva'yı...

-Nasılsın canımın içi?" Bunu söyledikten sonra gencin elindeki saksıda tazecik duran ormangülünü okşadı. Bu büyüdüğünde pespembe olurdu ya! Belki Eva'yı da yeşertmeye gücü yeterdi.

-Bildiğin gibi. Eva'm, o...nasıl?" Yüzündeki gülümseme çiçekten Rüzgar'a kaydığında yavaşça yok olmaya başlasa da, hemen toparladı vaziyeti Petek.

-Nasıl olacak? Aslan gibi benim kızım!" Dedi kendinden emin bir şekilde. Ama cümlesinin sonunda gözleri dolmuştu bile. "O... O çok daha iyi ve iyi de olacak." Merdivenden gelen seslere başını çevirdi Rüzgar. Alp, yüzünde huzursuz bir ifade ve elinde bir tepsi yemekle inmişti. Eva bulunduktan sonra, Amerika'ya dönmesi gerekse de dönmemişti.

-Rüzgar, hoşgeldin." Dedi kalan üç adımı da hızla inerken. Tepside özenle hazırlanmış çeşit çeşit yemeklere baktı genç adam, hiçbirine dokunulmamıştı.

-Yemedi mi?" Rüzgar'ın cümlesine sessiz kalan Petek, sorun değilmiş gibi yavaşça tepsiyi alırken, Alp sıkıntıyla iç çekti ve kendi düşüncelerini söylemekten kaçınmadı.

-Hayır. Ama..." kısa bir an tereddüt etse de devam etti cümlesine. "Yaşadıkları kolay değil. Kızın üstüne gitmeyi doğru bulmuyorum." Çenesi kasıldı Rüzgar'ın. Belki haklıydı ama elinde değildi.

Ona sarılmayı o kadar istiyordu, onu o kadar özlemişti ki, buna hakkı var mıydı düşünmek istemiyordu. Elleri arasındaki saksıyı iyice sıkıp, sessiz kaldı.

-Ne yani yalnız mı kalsın? Yapayalnız mı hissetsin?" Dedi Petek sinirle. Evet tamamen yıpranmıştı, üstelik kız kayıpken kaçan uykusu, şimdi de Eva'nın başında sabahlarken ve her kabus gördüğünde onu uyandırıp geçtiğini söylerken de yokluğunu sürdürmüştü. "Yemek bile yememeli mi? BU ÜSTÜNE GİTMEK Mİ?!" Sesini istemeden yükselttiğinde Rüzgarla Alp aynı anda kollarına dokunmaya çalıştı ama elleri arasındaki tepsi sinirden kayıp yere düşerken, titreyen bileklerini havaya kaldırdı Petek. "Ben onu kaybetmeyeceğim tamam mı? Hayır! Onun hep yanında olacağım! Anladınız mı?! O yalnız değil! Ben burada... tam buradayım, annesi burada!" Ağlamaya başladığında, Alp onu kolları arasına aldı. Sarı saçlarını okşadığı kadın kucağında ağlarken, üzgün bir ses tonuyla mırıldandı.

-Seni üzmek istemedim Peteğim. Sadece biraz akışına bırakalım." duyduğu sesler üzerine yukarıdan aşağı inen Eva, merdivenlerin başına yavaş adımlarla gelmişti ki Rüzgarla buluştu gözleri.

Kahverengi gözler, onu hasretle yakaladığında, durgun yeşilleri irkildi.

Rüzgar'ı mahvedecek bir şey yaptı.

Bir adım geri attı. Onun yanına gelmek istemiyordu.

Ama Rüzgar denedi.

-Sana." Dedi saksıyı kendinden bir kol boyu kadar, kıza doğru yukarı uzatarak. Sesi Petek'in Alp'in göğsünden başını kaldırıp kendini toparlamasını, Alp'in ise gülümseme çabası içine girmesini sağlamıştı. "Almak ister misin güzelim?" Eva, kendisine uzatılan mavi saksıya ve içindeki ormangülüne bakarken, kollarını gövdesine sardı. Kısa saçlarının yüzüne çarpmasına neden olacak şekilde sağa sola salladı başını.

-Ha...Hayır. İstemem." Sesi sanki bir çiçeği değil de, kendisine teklif edilen bir günahı reddetmiş gibi korku doluydu. Rüzgar'ın gözlerine daha fazla bakmaya dayanamadı çünkü saksının yavaşça aşağı inmesine bakılırsa, kahvelerde büyük bir üzüntü görecekti. "Mami...Gelir misin? Sadece sen." Petek, yalan olduğu asla anlaşılmayan bir gülümsemeyle baktı kızına.

Onunla konuşmaya ilk çalıştığı an o kadar sancılıydı ki, şimdi bu bile nimetti.

-Tabii kızım. Tabii.." koşar adım merdivenleri çıkıp,kızını kolunun altına aldığında Rüzgar kendini fazlalık hissetmenin ağırlığıyla dış kapıya yöneldi hemen. Ama omzundaki el ona engel olmuştu.

-Kızma ona. İyi değil Rüzgar. Biraz bekleyelim." Alp'in cümlesi üzerine başını aşağı yukarı salladı ve saksıyı genç adama uzattı. İstememişti Eva ama o çiçeğe ondan başkası baksın istemiyordu. Belki Petek sahip çıkardı. "Kalsaydın?" Kapıdan çıkalı iki adım olmamıştı ki, başını çevirdi arkadaşına.

-İstemiyor." Dedi söylemek bile canını yakarken. Ama pes etmemişti, etmeyecekti. "Yarın sabah yine denerim şansımı." Alp ona güç vermek istercesine gülümserken, kendi bisikletine doğru yürüdüğü esnada Eva'nın camına baktı.

Ama kız, koyu perdeyi tamamen çekmişti.

Yarın yine gelecekti. Eva'nın gecenin bir saatinde inip saksıdaki çiçeği gizli gizli sevdiğini bilmese de gelecekti.

Tekrar... Tekrar... Tekrar...

Çiçek, birincide istemezse ikincide, ikincide istemese üçüncüde, üçüncüde istemese milyonuncu seferde isteyecekti, kabul edecekti onu elbette!

Ama bir detayı unuttu Rüzgar.

Eva Çiçek, ona onu kurtaramayacak kadar yetersiz olduğunu ima eden o cümleleri haykırdığında nasıl altında ezileceğini.

Ve kimseyi kırmamak için çabalarken, kendi kalbinin de aslında kırılabildiğini.

•••

Reva, can sıkıntısıyla oflayıp parmağıyla pencere kenarında elini gezdirmeye devam etti. Güneşin ışığını işaret parmağına değişik değişik açılarda düşürmeye çalışırken, içinden bilmem kaçıncı kez duasını etmeyi ihmal etmedi.

Her sabah, her öğle, her gece Eva için dua ediyordu. Dimitry'den bir şeyler öğrenmeye çalışmıştı ama gerizekalı iblisin yaptığı tek şey Eva konusunu geçiştirip aptalca konularla ortamı yumuşatmaya çalışmaktı. Onu vurduğundan beri 2 gün geçmişti ve hala ailesiyle iletişim içinde değildi.

Aklına sık sık onlarla olan anıları getiriyordu. Erkeklerin bir evlilik programını izlerken yaptığı yorumları, Aras'a Kavin'e sürekli sataştığı için zorla elbise giydirmelerini, Amerika'da tedavi gördüğü zaman Savaş ve Acar'ın her hafta yaptığı gibi o hafta da yanına geldiklerinde onu Disneyland'e götürmeleri... Yüzündeki gülümseme kendisinin derinlere attığı o anıyı hatırlayınca biraz soldu.

Önceden o geceyi hatırladığında gözleri dolar, boğazı düğümlenirdi. Hele yaşadığının ilk ayında iki lokma boğazından geçerken sekiz kere yutkunuyordu.

Ama şimdi? Evet başından geçen en feci olaydı, bir kadının asla yaşamaması gereken, hayatının o karanlık anından öncesini mükemmel ondan sonrasını tamamen farklı kılan, haksızlığa ve eziyete uğradığın bir felaketti. Fakat şimdi görüyordu ki, atlatmıştı. İlk ailesi, ilk sevişmesi, ilk gülümsemeleri, ilk iştahının açıldığı an... Hepsi teker teker gerçekleştiğinde ve bu zincire daha yenileri eklendiğinde fark ediyordu ki, geçmese de eskimişti.

Yine de o zamanların bir saniyesini bile Eva'nın yaşamasını istemiyordu. Tüm duaları bunun içindi, o kızın kendi yaşadıklarını yaşamamış olması için. Şimdi ettikleri ise yaşadığı tüm kötülüklerin zihninden kovulması için.

Gözlerinden yaşların aktığını geç fark etti. Kimsenin görmediğine emin olarak ellerinin tersiyle sildi ve burnunu çekti. Eva'nın kendisinin geçtiği aşamalardan geçmesini istemiyordu.

Evet, çok güçlü olmalıydı. Ama Aden gibi olabilirdi, Kavin gibi, Tutku gibi... Kendisi gibi değil, kendisinin olduğu şekilde değil.

Ona tek bir el dahi değmemeliydi, tek bir hakaret işitmemeliydi o güzel kulakları, yaşadığı taze heyecanları sevdiği insanla yaşarken o anlara en ufak toz değmemeliydi.

İçi kavruluyordu. O kız, onun kardeşiydi. Öz kardeşi. Babaları aynıydı. İnanılacak gibi değildi.

Dimitri'ye inanmamıştı başta. Ama iblis bile olsa bu konuda yalan söylemesi için bir neden yoktu. Üstelik anlattığı her şey ikisinin hayatıyla örtüşüyordu. DNA testine gerek bile duymazdı Reva. Çünkü nedense doğru olduğunu hissetmişti en derinlerinde.

-Çiçek, umarım iyisindir güzelim." Dedi kızaran gözlerine yatak odasındaki aynadan bakarken. Masanın üzerinde duran bir kapatıcıyı gözaltına sürdüğünde, bunu yapmasındaki tek amaç hiçbir şekilde yıkılmayacağını göstermekti.

Belki saçma gelirdi kulağa ama bir dakika bile sürmeyen bir ağlamadan anında kızaran gözlerini kapatıp, makyajını yaparak o pisliği görmezden gelme, keyfini çatma düşüncesi çok güzel bir psikolojik baskı gibi geliyordu.

-Reva?" Kapıyı çalmadan, içeri seslenen celladı gelmişti işte. Gözaltındaki kapatıcıyı yüzük parmağıyla yayarken, sinirle iç çekti ve hiç kibar olmayacak şekilde bağırdı.

-NE VAAR?!" Dimitry bunu "Müsaitim." Olarak algıladı ve içeri girdi. Ama aynadan kendisine dik dik bakan kız doğru bir şey yaptığını düşünmesine engel olmuştu. "Gir dedim mi? Demedim." Onun bu kırıcı hallerine ne yazık ki alışmıştı. Mavilerine üzüntüsünün yansımasına izin vermedi ve konuya girdi.

-Demen gerekmiyor. Hazırlan." Yaptığı emrivakinin sonunda ağır bir şekilde arkasını dönmüştü yüzündeki gülümsemeyle. Evet, kız kendisiyle konuşmamaya ekstra özen gösteriyordu, ama şimdi meraklanıp bir dünya şey soracaktı değil mi?

Öyle olmadı. Reva, aynada kırmızı rujunu sürmeyi bitirir bitirmez yerinden kalktı ve kapıdan çıkalı saniyeler geçmemiş Dimitry'nin arkasından odadan çıkmış oldu.

-Hazırım." Şaşkın mavilerini ona çevirdi, ama hayır! Kız merak etmiyordu, aksine buz gibi yeşillerine eşlik eden mimiksiz yüz ifadesi gram merak barındırmıyordu.

Onu ya gerçekten umursamıyor ve meraklanmıyordu, ya da gerçekten iyi oyuncuydu. İkincisini düşünmeyi tercih ederek gülümsedi ve kıza kolunu uzattı.

-Bir misafirimiz geldi. Onunla şüphe çekecek konuşmalar yapmamanı istemek durumundayım." Kız koluna girmediğinde, boğazını temizleyerek kolunu yavaşça indirdi. Yüzündeki gülümseme yerini bir anda acımasız bir ifadeye bırakmıştı. "Yaparsan, onun sonu olursun. Yürü."

Sesi bağırmaya yakın bir tondu ama Reva, Tunayla beraber bağıran taraftarlara söyledikleri "NE BAAAĞIRIYOON LAA GEVŞEEEEK?" cümlesinin bakışa dönüşmüş hali gibi yüzüne baktı onun.

Evet! Çok korkmuştu(!) titriyordu. Gözlerine alaycı bir bakış yerleştirirken, kollarını göğsünde kavuşturup tek kaşını kaldırdı. O yürü dedi diye yürüyecek miydi?

-Yürü diyorum! Duymuyor musun!" Onun bağırmasına karşılık, bir adım attı kız başını dikleştirerek. Gram ürkmemişti, en kötü ne yapabilirdi? Anlaşma sınırları içinde, bu evde kaldığı müddet ne yapabilirdi? Verebileceği tüm zarar kendisineydi, sorun yoktu işte.

-Neden önümden yürümüyorsun? Sana saldıracağıma dair yersiz(!) bir korkuya mı kapıldın?" Dedi keyifli bir gülümsemeyle. Yeşillerinde bolca alay vardı ama normalde kendisine nefretle baktığı düşünülürse bu bile Dimitry için mutluluk sebebiydi.

-Ah hayır hayatım, bu bir nezaket kuralıdır, erkekler kadınların bir adım gerisinde durur." O da kıza doğru bir adım attı, yüzleri fazla yakınlaşmıştı. "Düşerlerse onları tutabilmek için." Onun böyle sakin ve nazik konuşması Reva'nın gıcık olmasına sebep olmuştu. Ama bunu hiç belli etmeden, iğneleyerek cümlesini söyledi.

-Birini sevdiğinde hapsetmek de nezaket kuralı mıydı?" Pahalı olduğu her şekilde belli olan lacivert spor cekete, toz silker gibi elinin tersiyle vurdu. "Gölge etme başka bir şey istemem." Saçını atarak, kendi isteğiyle merdivenleri inmeye yöneldiğinde Dimitry'nin arkasından geldiğini hissediyordu.

Acaba bu rezil herifin misafiri de kendisi kadar itici miydi? Merak etmiyordu. Onun hayatına, evine, misafirlerine dair hiçbir şeye merak beslemiyordu.

Bu evde istediği gibi gezebilirdi ama onu bile yapmamıştı.

Çünkü bir parçası çok korkuyordu Reva'nın. Sonsuza kadar burada kalıp, o odaların hepsini tek tek ezberlemek zorunda kalma korkusu sarmıştı içini. Ya bir gün bu evi tamamen öğrenmek durumunda olsaydı? Allah korusun, dedi içinden. Buradan bir şekilde kurtulacaktı ama ailesini tehlikeye atmayacak bir yol bulduktan sonra...

-Misafiriniz bahçeye geçti efendim." Dedi Gaffur, Reva'yı gördüğü anda başını eğerek. Bu kız, o zavallı kızın ablasıydı, aklına hala Eva'nın uğradığı işkenceler geliyordu ve ablasını gördükçe bu hatıralar daha sık tekrarlanıyordu zihninde.

-Gel bebeğim." Beline dokunan Dimitryle yüzünü buruşturdu ve onun elinden kurtulmak adına hızlı adımlarla bahçeye açılan kapıya yöneldi. İşte orada, büyük, ahşap kamelyayı andıran ve misafirler için yapılan girişte iki kişi oturuyordu.

Güneşin girdiği gözlerini kısarak hızlı adımlarla yuvarlak desenler çizili taş yolda yürüdü ve Dimitry'nin elinden topuklu ayakkabılarına rağmen kurtularak masaya çabucak ulaştı.

-Merhaba!" Dedi nefes nefese bir halde. Yüzünde belli belirsiz gülümseme oluşturdu ve karşısındaki mavi gözlü adama elini uzattı. "Reva." Onun bu sıcakkanlı(?) davranışı Dimitry'i afallatmıştı. Öyle ki elinden kurtulmasına bile sinirlenememişti.

Oysa kızın amacı belliydi, kendisi huzursuzsa bu şeytanı da huzursuz etmeye hakkı vardı. Belki bu adamla biraz flörtleşirse, bu aptalı köpürtebilirdi. Hem onun misafiri olduğuna göre, bu adam da iyi biri değildi. Hatta bu mavişi ayartıp, ikisini birbirine dalaştırsa ne güzel olurdu!

-Mike." Elini sıkan dövmeli eli, adam çekmeye çalışsa da bırakmadı ve diğer eliyle sıyırdı gömleğin ucunu hafifçe.

-Dövmelerin mi var? Çok hoş." Tırnaklarını belli belirsiz adamın derisinde gezdirdiği anda beline batan parmaklarla elini yavaşça çekti. Ani hareket yüzünden canı acımıştı. Dimitry, sinirden dişlerini gıcırdatarak onu hasır sandalyeye yönlendirdi.

Reva, istediğini almış onu rahatsız etmişti işte!

Keyifle sandalyeye kuruldu ve bacaklarını sergileyen eteğin daha da sıyrılmasını sağlayacak şekilde rahat oturdu. Hava sıcak değildi ama eteği sanki temmuz sıcağındalarmış gibi kısacıktı.

-Hoşgeldiniz. Gelmenizin amacını öğrenmek istiyorum." Dimitry yanına oturup, eteğini örtmek için bacağına dokunduğu anda kaşlarını çatarak onun elini ittirdi Reva. Ama bacaklarını sergilemekten de vazgeçti çünkü bu iblisin eteğini kapatmak için tenine dokunmasını istemiyordu.

-İhaleleri almak için yaptığın hamleleri görüyorum Dimitry. Üzgünüm ama ben senin anlaştığın adam değilim ve Türkiye'de işleri böyle devam ettirmeyi düşünüyorsan, şirketimin seninle yollarını ayırmayı düşünüyorum." Dimitry karşısındaki yeni yetmeye bakarken, sinirden delirmemek için ekstra çaba sarf etti.

Hem Reva, bu herifin yanındaki erkek asistana çapkınca göz mü kırpmıştı? Onlar gittiğinde kızla bunu çok güzel(!) konuşacaktı.

-Bak, bu işleri yürütmek kolay değil. Amerika dışındaki ülkelerde var olduğun ağırlığı korumak adına..." Mike, elini havaya kaldırarak bu konuşmanın devamını engelledi. Daha üniversite mezunu bile olmayan ve sadece harçlığını çıkarmak için binbir yalvarmayla bu işe giren asistanı ise, bir yandan korumalardan korkuyor, bir yandan not almaya çalışıyor, bir yandan yanında oturan dünya güzeli kızın yaptığı kurlara tepkisiz kalmaya çalışıyordu.

-Fazlasıyla ilgilenmiyorum. Benim söylediklerim açık Dimitry." Bu esnada, telefonu çaldığı için mavi gözler iyice nefrete bulandı. Ekranda çıkan numara, Reva'nın flört modundan ani bir şekilde çıkmasına bakılırsa tanımıştı, ailesine aitti.

-İzninle. Hemen geliyorum. Kalkma. Bir şeyler içelim." Yanlarından telefonu açarak uzaklaştığında, Reva da karın ağrısıyla kıvranmaya başladı.

Acaba ne konuşuyordu? Yüzünden anlamaya çalışıyordu ama söz konusu Dimitrydi! Onun ne hissettiğini anlamak, çok zordu.

-İsmin Revaydı. Değil mi?" Mike denen adamın donuk gözlerine kısa bir an bakıp, başını sallamakla yetindi. Dimitry yanına gelen adama bir şeyler söyleyerek eve girdiğinde buradan kalkamayacağını da göz göze geldiği korumanın bakışından anlamıştı. Tedirgin durmamaya çalıştı misafirlerin yanında. "Soyadın?" Sorusuna eşlik eden ısrarcı mavilere baktı şaşkın yeşilleriyle.

-Sizi ilgilendirir mi?" Dedi büyük bir cazgırlıkla. Şimdi fark ediyordu ama karşısındaki adam acayip yakışıklıydı. Bu bile gerginliğini azaltmamışsa da, yabancıdan gelen bu tuhaf ilgiyi garipsemişti.

-Değişir. Soyadına bağlı." Göz devirerek, ofladı ve koruma yanlarına soğuk çay getirdiğinde cevap vermek için içecekleri getiren Gaffur'un gitmesini bekledi.

-Devran." Dedi söylediği anda midesinin ağrıyan yerlerinde kelebekler uçuşurken. "Reva Devran."

-Manevi kızlarısın." bu cevabı aldığı anda tek kaşını kaldırarak, dudaklarına götürdüğü bardağı durdurdu Reva. İşte şimdi huzursuz olmuştu. Bu adam da kimdi?

-Sen kimsin? Ailemi nereden tanıyorsun?" Dimitry yanlarına yaklaşırken, bakışları önce oraya sonra tekrar masaya döndü Michael'ın. Reva'nın içine düşen kurt da bir süre sonra -üç herif sadece iş konuşurken- ölmüştü zaten. İzin isteyerek yerinden kalktı ve eve girer girmez odaya çıktı.

Ayağındaki topukluları çıkarıp odanın bir köşesine fırlatırken, saç diplerini ovalayarak pencerenin kenarına oturdu.

Nereden bilecekti ki? Adı üstünde Dimitry'nin misafiri, beraber gergin iş konuşmalarına bakılırsa anlaşılan ortağı, arkadaşıydı. Devranları bilmesi normaldi.

Belki de aptal herif evde zorla bir kızı tuttuğunu ve onun Reva Devran olduğunu söylemediği için şaşırmıştı.

Canı sıkıldığı için yerinden kalkıp çekmecesindeki defteri aldı ve yeniden pencereye kurulup, yazmaya başladı. Yazıp yazıp yakıyordu kimse görmeden içindekileri.

Orada öylece oturup tüm nefretini kağıda akıttığı esnada, arabasına yürüyen Michael, yanındaki çaylağına döndü.

-Buranın tam adresini, şimdi vereceğim numaraya, gizliden yolla." Dedi, mavi mücevherlerini kısarak kafasını kaldırdığında, penceredeki kızı görmüştü. "Acar Devran'a."

Mike kısaltmasını güven beslemediği ortaklarına karşı şüphe yaratmamak için kullanan, üvey babasının bu gereksiz pis ortaklığını bitirmek için Türkiye'ye gelen Alex Michael Millerdı.

Melez, mavi gözlü yakışıklı. Ve Devranları elbette tanıyordu.

Reva Devran'ı da.

Devranların bu zor günde içlerini aydınlatacak, ortalığı da yakıp kavuracak bir yangına ihtiyaçları vardı belki de.

Alex, ilk kıvılcımı düşürmüştü.

•🌹

Bölüm Sonu 😘😘😘

"Alex'im yiğidim!"dediğinizi duyar gibiyim. Bayılıyorum şu Melez Prensime.

Neler düşünüyorsunuz? Beğendiyseniz yıldızlamayıı, yorum yapmayı mutlaka unutmayın. Yorumdan kastım yeni bölüm ne zaman içerenler değil elbette, bölüm hakkında türlü türlü yorumlara açığım!

Büyük ihtimalle Eva ve Rüzgar'a az yer verdiğim eleştirisini alacağım ama yavaş yavaş işlemek istiyorum.

Alıntılar, bildiriler ve daha fazlası için,

INSTAGRAM: tutkudevran

Kendinize çok çok iyi bakın. Aşkla kalın, bana mutlaka her zaman, dilediğiniz anda yazın beybiler. Unutmadaaaan,

Sevin,sevilin.❤️❤️❤️

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.