•UÇSUZ BUCAKSIZ•
26.BÖLÜM: "Kırık Bir Kalp, Sancılı Bir Ruh"
3.GÖZ
Hasta yatağında öylece oturan kız kaşlarını çatmış, getirilen öğle yemeğini ise sadece başucundaki komodinin üstüne koymakla yetinmişti. Yosun yeşili yorgun, puslu gözleri, Devran yalısındaki odanın camına konan güvercine odaklıydı.
Çatılı kaşları yavaşça düzelirken, üzerindeki örtüyü yavaşça kaldırdı eliyle, dikişleri dudağını ısırmasına sebep olurken yüzünün ağrıdan ekşimesine izin vermedi. Elini bir anlığına farkında olmadan dikişlerinin üzerine, koluna bastırmıştı ama, çünkü canı ne yazık ki hala yanıyordu.
Ameliyat olduktan sonra buraya getirilmişti ve bugün buradaki ikinci günüydü. Dün Eva'yı görmek istediğini Devranlara tekrar tekrar söylese de, şuanki durumunun ciddiyetiyle ilgili birkaç nutuk dinlemişti. Şimdi o da yemeğini yemiyordu işte! Durumu umrunda bile değildi, kızgındı çünkü sadece Eva'yı biraz görmek istiyordu hepsi bu. Kardeşinin durumunu bilmeliydi, bunu anlatamıyordu da kimseye.
Camın yanına çoktan gelmişti ve yaralarla sıyrılmış parmağını yavaşça dama dokundurdu. Güvercin boynunu ileri uzatarak bunu yapan kızı incelerken, Reva'nın çatılı kaşlarından eser kalmamıştı. Hatta gülümsüyor bile sayılırdı.
-Acaba o iyi midir?" Diye sesli bir soru sordu güvercine. Ama zavallı hayvan dünyanın bu korkunç yüzü tarafından bihaber bakışıyla bakmaya devam etti Reva'nın kederli yüzüne. "Onu çok merak ediyorum." Bunu söylerken, sanki bu arzusu onu zayıf gösteriyormuş gibi fısıldamıştı. Parmağıyla camı eşeledi biraz, güvercin pençelerini korkarak biraz geri kaydırdığında elini camdan tamamen çekti. "Korkma."
Güvercin onu anlıyormuş gibi cama doğru güven dolu bir adım atınca, küçük bir kız gibi kıkırdadı ve aniden aklına bir fikir gelince yeşil gözlerinden bariz bir parıltı geçti.
-Haklısın, ona gitmeliyim. O da senin kadar ürkek! Sonra görüşürüz." Dedi güvercine bir de el sallayarak, deliriyor olabilirdi ama üzüntülerini ve içsel tüm sıkıntılarını en çok anlattığı hayvanlardı. Onlar her insanın aksine sessiz kullardı ve insanın halini insandan daha çok anladığını düşünmüştü Reva.
Kaldığı odanın beyaz, büyük dolabına doğru yavaş adımlarla gitti ve kendine kalın bir sweat çıkardı. Kurşunların 2 kez delip geçtiği kolunu kaldırırken canı acayip yanmıştı ama dudağını ısırarak ses çıkarmayı engellemişti.
Karışık düz saçlarını kapüşonun altından çıkarmak için uğraşmadı bile, sadece önüne duşan bir tutamı kulak arkasına sıkıştırdı. Yatağın köşesindeki temiz ayakkabıları ayaklarına geçirdi ve bağlıklarını bağlamaya efor sarfetmeyerek bileğine, ayakkabının içine doğru sıkıştırdı. İşte hazırdı.
Kapıyı yavaşça açarak koridorda gözlerini gezdirdi, oldukça sessizdi. Ama her an birinin çıkma ihtimali yüksekti. Kapı tokmağını yavaşça arkasından çekti ve parmak uçlarında yürümeye başladı. Geniş merdivenleri yavaş yavaş indi, asansörde birine yakalanmak son isteğiydi.
Ki merdivenleri yarılarken asansörün sesini duyduğuna yemin edebilirdi. Derin bir nefes alarak, iki kat aşağı inmenin sonunda sağına döndü. Resmen stresten ensesi terlemişti bile.
Tam kapıya doğru ilerleyecekti ki arkasından seslenen kadınla kalakaldı yerinde.
-Reva?" Bade'nin sesiydi, daha duyar duymaz tanımıştı işte. Başını yavaşça omzunun üzerinden ona doğru çevirdi Reva, yüzüne kocaman bir sırıtma yerleştirdi.
-Hı." Evet gülmesi bile tuhaftı, kadın Arasla Badem'in kök söktürmelerinden edindiği bir tecrübeyle bir şeyler döndüğünü fark ederek yeşil gözlerini kıstı.
-Nereye böyle, hayırdır kız?" Ona yalan söylemek zorunda kaldığı için utandı Reva ama başka çaresi yoktu, hemen Eva'yı görüp gelecekti sadece! Hem evleri uzak da değildi bildiği kadarıyla, buradaki siteye oldukça yakındı. Kimse yokluğunu fark etmezdi bile. Tabii Badeyle karşılaşmaması daha iyi olurdu.
-Bahçeye." Diye uydurdu Reva, Bade onun bu hasta ve yorgun haline derince iç çekti. Kız da haklıydı, yattığı yerde durmak sıkıcıydı -kendisi o kadar hareketli biriydi ki onun yerinde olduğunu hayal bile edemezdi- biraz hava almasında hiçbir sorun görmedi.
-Tamam, ama üşürsen gir hemen içeri. Hatta ben sana kış çayı yapayım biraz." Onun başkalarını görmeden oyalanması çok iyi fikirdi bu yüzden çaya hemen atladı ve başını salladı.
-Harika olur, çok teşekkür ederim." Reva'nın bu numaradan nazik ve küçük kız hali, Bade'nin annelik yanına denk geldiği için kadın her şeyden habersiz kıkırdadı.
-E peki madem..." Kadının mutfağa gitmesini fırsat bilen Reva, bu sefer koluna aldırmadan koşturarak salona gitti. Bade onu gördükten sonra dış kapıdan çıkamayacağını biliyordu.
Salonun bahçeye bağlanan cam kapısından dışarı çıktığı anda evin kapısındaki iki güvenliğe içinden küfretti.
Sorgulanmadan çıkması bir şekilde mümkündü.
Çaktırmadan bedenini garaja doğru yöneltti, neyse ki adamlar dışarıdan gelecek şeye hazırlıklıydı da içerideki cadıyı gözetlemiyorlardı.
Dimitry ortalarda gezerken bu şekilde hareket etmesi çok tehlikeydi ama kız kardeşiyle konuşması gerekiyordu.
Garaja giren ayakları, loş ışıklar altında duran arabalardan gri spor arabaya -18inde hediye edilecek olan sahibi Rüzgar olana- yöneldi. Saniyeler içinde binmiş, vurulan kolunu sıkıştırmasına rağmen kemeri de takmıştı.
Arabayı çalıştırmadan önce başına kapüşonunu geçirdi, böylece kapıdakiler onu evden biri dışarı çıkıyor olarak adlandırıp sadece kenara çekileceklerdi.
Planı işe yaradı, ama hesaba katmadığı şey kendisine demir kapıyı açıp onu özgürlüğe uğurlayan adamların Acar'a Rüzgar'ın arabasının evden çıkış yaptığını söylemesiydi.
Peteklerin evinin yolunu hatırlamak için zihnini zorladı ve direksiyonu sağa doğru kırdı. Aksoyları pek tanıdığı söylenemezdi, sadece Devranların aile dostları olduklarını biliyordu çünkü onlarla geçen seneye kadar adam akıllı tanışmamıştı. Yurtdışında yıllarca yaşayan Aksoylar, anca geçen sene İstanbul'a temelli gelmişlerdi.
Ama kız kardeşinin yeni ailesiydi. Kız kardeşi...
Kaşlarını hatırlayamadığı için çatarak, arabanın navigasyonunu açtı. İşte! Şanslı günündeydi. Elbette arabaların hepsine çoğu ailenin konumları kaydedilmişti. Sırıtarak Aksoylarınkine bastı ve tek eliyle arabayı kullanmaya devam etti.
Biraz hızlanmıştı ve çok da uzun sürmeyen ama kendisine saatler gibi gelen bir yolculuğun sonunda evin önündeydi işte! Villanın bahçesi oldukça bakımlı rengarenk çiçeklerle doluydu, ağaçları ve çimleri son derece hoş kesilmişti.
Araban indi ve kapıyı kapattı Reva. Bir an önce girmeliydi çünkü Bade onun yokluğunu çoktan birilerine iletmiş olmalıydı. Demir kapıyı ittirdi ve bedenini bahçeye tamamen soktu. Etrafında gezdirdi yeşil gözlerini, köşedeki tozlu sarı bisiklet bir an dikkatini çekse de yoluna devam etti, tam merdivenleri çıkmış dış kapıya varmak üzereydi ki bir ses duydu.
-İnanamıyorum Sarp! Nasıl evet dersin iş teklifine? Nasıl ya!" Sesi öfkeli gelen bu kadın kesinlikle Petekti. Sesler yakından geliyordu, büyük ihtimalle arka bahçedelerdi. Reva, iyice dış kapıya sinerek, kulak misafiri oldu.
-Eva istedi Petek. Ne deseydim? Hayır, burada yaşamaya çalış mı?" Sarp'ın sesi, eşinin aksine oldukça sakindi. Hatta Petek'i sakinleştirmeye çalıştığı açıkça belliydi. Ama Reva neler olduğunu anlamadığı için dinlemeye devam etti, bir yandan da köşeyi dönmemeleri için dua ediyordu çünkü o zaman olayı tam anlayamadan yakalanırdı. Eva neyi istemişti?
-İş teklifini sonra söyleyebilirdin bana! Ne bileyim yalnızken söyleseydin? Bizi boşver, Eva herkesi, özellikle Rüzgar'ı arkasında, burada, bırakacak öyle mi? Nasıl diyeceğim o çocuğa ben, Sarp ve Eva Londra'ya taşınmamız konusunda hemfikir, biz gidiyoruz sen de alış diye!" Kaşları istemsizce çatıldı Reva'nın.
Kız kardeşini daha yeni bulmuştu, bu kadar çabuk mu kaybedecekti böyle? Farkında olmadan yaralı kolunun kasıldığı fark ettiğinde, yumruğunu sıktığını gördü. Eva'yı buradan götürüyorlar mıydı?
Daha da kötüsü, bunu Eva mı istemişti? Rüzgar'ı, Devranları ne kadar üzeceğini bilse de?
-Rüzgar da alışacak Petek!" Diye bağırdı Sarp öfkeyle. Artık o da alttan almayı bırakmıştı anlaşılan, bu bağırma hem Petek'i hem dinlerken dalgınlaşan Reva'yı yerinde sıçratmıştı. "Kimse Eva'dan daha değerli değil şuanda! Anlıyor musun?! O ne isterse onu yapmalıyız. Ben de en az senin kadar düşünüyorum, senin kadar aileyim ona!" Reva, göğsüne binen ağırlıkla öylece dururken, yaslandığı dış kapı açıldı ve bedeni geriye doğru sendeledi.
Düşmeden kendini ayakta tutabilmeyi becermişti ve istemeden içeri girmişti. Sırtını kapıdan ayırarak başını çevirdi ve bağırışları duyarak kapıyı açan kıza, öylece bakakaldı.
Eva.
Saçları kısacıktı, yüzündeki derin çürükler ve izler sarıyla yeşil karışımı iyileştiğini gösteren bir renge bulanmıştı. Gözleri yine yemyeşil ve dupduruydu.
-Eva..." Dedi sadece bunu söyleyebilmişti, heyecandan kalbi öyle hızlı çarpıyordu ki Rüzgar'a bile böyle atmamıştı. Gözlerinin dolduğunu anladığı anda bakışlarını Eva'dan kaçırdı, onun haline değil, kardeşinin karşısında olmasına, hayatta kalmasına, sevincinden neredeyse ağlayacaktı çünkü.
-Reva." Diye karşılık verdi ona Eva da, ama Reva'nın bu duygusal haline karşılık bir mimik oynamamıştı yüzünde. Yutkundu ve onu birkaç saniyede paramparça edecek bir cümle kurdu. "Neyi umarak geldiysen, gerçek olmadığını bilmelisin." fısıldayarak söylemişti bunu, bir yılanın zehri gibi cümle Reva'nın kanına karıştı ve tesiri de teninin buz kesmesi, dilinin tutulması olmuştu. Yüzündeki hüzünlü tebessüm, yerini karışık bir duyguya bıraktı.
-A..Anlamadım." Tüm dürüstlüğüyle yanıtladı küçük kardeşini, gerçekten anlamamıştı. Yaralı kolunu sırf ona dokunma dürtüsüyle kaldırdı ve Eva'nın zarif bileğine, nabzına tutunmak istedi ama genç kız bundan son derece rahatsız bir şekilde bir adım geri attı.
-Dimitry..." söylerken sesi titremişti ve sonunda yutkunarak yere bakmıştı Çiçek. Tıpkı bir çiçek gibi boynu büküktü o anda. Bu isimden her anlamda iğreniyordu, Reva ise sadece nefret doluydu bu isme. Eva'ya dokunmak isteyen parmaklarını içine büktü ve tırnaklarını avuçlarına kuvvetlice batırdı. Dikişleri kasılıyordu, hissetmişti. "O, sana ne söylediyse, ne gösterdiyse, tüm belgeler yalan. Senin benimle hiçbir alakan yok. Artık gidebilirsin." Cümlelerini bir bir Reva'nın kalbine saplarken, kız aldığı darbe somutmuş gibi bir adım geriledi.
-N...Ne.. Ne diyosun sen? Eva, ablacım..." Eva, kapının kulbunu tuttu ve yine ondan uzak durarak mesafesini belirtti. Bu esnada Petekle Sarp birilerinin konuştuğunu duyarak kapının önüne gelmiş, ne olduğunu, daha doğrusu Reva'nın onları duyup duymadığını anlamaya çalışıyorlardı. Çünkü Devranlara henüz gideceklerini söylememişlerdi.
-Beni artık görmenizi istemiyorum." Dedi bilerek "siz" kalıbını kullanmıştı Reva ve Rüzgar'dan bahsetmek isterken Eva. "Git buradan."
Bir daha ölemez sanmıştı Reva. Bir kez daha kimsesiz kalamaz diye düşünmüştü.
Annesinden sonra bir kez daha kaybedeceğini bilmemiş, bilememişti. Dimitry'nin kurduğu basit bir tezgahın üzerindeki bu dev oyunu kaybetmek, bir yalana ne ara bu kadar bağlandığını, o bağ koparılınca anlamak canını dehşet yaktı.
Yüzüne sahte bir gülümseme yerleştirip, omuz silkti.
-Sen bilirsin, kendine iyi bak güzellik. Rüzgarlara selamını iletirim." Arkasını dönerek, kızın kovulmasından üzgün oldukları her halinden belli olan Petekle Sarp'ın yanından geçip gitmeden adama döndü. "İyi günler Sarp amca." Sonrasında yanındaki endişeli kadına baş selamı verdi. "Petek teyze."
Yüzündeki o gülümsemeyi evin demir kapısından çıkana kadar korudu.
Bir robot gibi, arabaya bindi, çıkarmadığı anahtarı çevirerek aracı çalıştırdı, direksiyonu tamamen çevirerek yolu döndü ve sokaktan hızla ayrıldı.
Devran yalısına sürmeye başlarken, bir şarkı mırıldanmaya başladı. Dışarıdan birisi görse kesinlikle onun için endişelenirdi, çünkü şarkıyı ara sıra kesiyor, gülüyor, tekrar devam ediyor parmaklarını direksiyona ritmik bir şekilde vuruyordu.
Tık tık tık.
"Ücra bir dünyanın, kötü kalpli mağarasında..." diye mırıldanmaya devam etti Elvin'in ninnisinin sözlerini. "Küçük kız ağlarmış, her gece yatağında...Bir ışık fısıldamış, karanlığın ortasında..." araba Devran yalısına çok yaklaşmıştı ki aniden durdurdu ve mırıldanmaya devam etti. "Ailen burada, yalnız değilsin Reva..." genzinden bir inleme yükseldi.
Hıçkırararak ağlamaya başladı. Direksiyonu tutan parmakları sıkıca kavramasından bembeyaz olmuştu ve alnını direksiyona yaslamıştı.
Gözlerinde akan sıcak yaşlar, yanaklarından aşağı süzülerek çenesine, oradan kucağına düştü. En son ne zaman içli içli ağlamıştı? Ne zaman bu kadar güçsüz hissetmişti?
Ah, Eva.
Onun kalbini nasıl parçalamıştı o masum yeşil gözlerle? Reva'nın kalbi sıkışıyordu. Yumruklarını sıkarak direksiyona vurmaya başladı. Parmak boğumlarından gelen seslere, elinin incinmesine aldırmadan ağladı.
Kolundaki dayanılmaz ağrı artıyordu ama umrunda değildi. Tam oracıkta ölmek istiyordu.
Sanki bu isteği duyulmuş gibi bir şey oldu aniden.
Duyduğu silah sesiyle başını otomatik bir şekilde eğdi ve tamamen koltuğa kapandı. Gelen kurşunlar arabanın bütün camlarını bir bir indirip aracı delik deşik ederken, silah sesleri durmadı.
Kurşunlar adeta yağmur gibi üzerine yağarken, parmaklarına düşüp ellerini kesen cam kırıkları neyse ki başına çektiği kapüşonuna düşmüştü.
Silah sesi bir dakika sonunda kesildi, ateş açan araba yanından uzaklaştı. Ve öylece kalakaldı.
Çok değil, saniyeler içinde adım sesleri geldi kulağına. Sürücü koltuğunun yanındaki koltuğun kırık camından başını uzattı içeri Acar. Başını ona doğru kaldıran kızla dehşete düşse de, yaralanmadığını görmek onu sevindirdi.
-SİKTİR! REVA! HEMEN DIŞARI ÇIK!" Reva, şoktaydı. Gözyaşları öylece yanaklarında donmuştu sanki, gözaltları kıpkırmızıydı. Gövdesini koltuktan kaldırdı ve cam kırıklarıyla dolu kapıya bilinçsizce elini uzattı.
-DUR!" Rüzgar gelmişti, kapıyı ceketinin koluyla süpürdü ve hızla açtı. Reva'nın perişan haldeki yüzüne baktı, onun bir çeşit şoktan böyle ağladığını düşünüyordu Acar gibi. Kızı koltuktan kaldırdı ve kollarını iri ellerinin arasına alarak şoktan çıkıp ona bakması için sarstı bedenini. "İyi misin?"
-Hayır." Kaşlarını çatarak onu kendisine biraz yaklaştırdı Rüzgar. Acar, bu esnada silahını beline geri koymuş telefonunu çıkarmıştı. Kızın yanına gelerek bu ikilinin tuhaf bakışmasını sonlandırdı ve Rüzgar'ın soracağı soruyu sordu.
-Reva, neredeydin?!" Sesi istediğinden yüksek çıkmıştı ama elinde değildi! Rüzgar'ın arabasını tarayanın Dimitry'nin adamları olduğunu anlamak zor değildi.
Uykusuzluktan ela gözleri kıpkırmızıydı Acar'ın, ailesinin, evinin konumu apaçık belliydi. Belki onları daha güvenli bir yere götürmeliydi ama burası... Onların yuvasıydı, Devran yalısıydı.
Hala öylece durup susan Reva'ya dayanamadı ve üzerindeki cam kırıklarını eliyle hiç düşünmeden silkeleyerek kızı kendine çekti.
-Reva, şükür ki iyisin." Kapüşonunu çekiştirerek kızın saçlarını açıkta bırakırken, tutamlarına şefkatli bir öpücük kondurdu. Başı, onun göğsüne sığınmıştı Reva'nın.
Yine kimsesi Acar olmuştu.
-Rüzgar, içeri geçin. Kimse çıkmasın." Reva'yı tek eliyle kendinden uzaklaştırıp, Rüzgar'a doğru hafifçe ittirdi ve harekete geçmek için arkasını döndü.
-Baba, sen?" Dedi genç adam, öyle ya, herkesi korumaya çalışırken kendisini ne kadar koruyordu bu deli yürek? Acar, başını çevirip ona güven verici bir gülümseme yolladı.
-Dediğimi yap, oğlum. Hadi." Bu gülümseme hiçbir şeyi takmıyor gibi dursa ve Rüzgarla Reva'yı eve doğru harekete geçirmeye yetse de, gencin kafasındaki karşılığı ortadaydı.
Acar, tıpkı Savaş gibi, çok yorgundu.
Perişandı. Korkuyordu.
Her insan gibi, korkuyordu. Kaybetmekten, sahip olduğunu sandığı canları kaybetmekten, delicesine korkuyordu.
Dimitry'nin beklenmedik hamleleri, ailesini vahşi bir pençenin içine bırakmak gibi beklenmedik ve sarsıcı sonuçlar doğuruyordu.
Kara bulutlar bu yalının tepesinden çekilmiyor, her geçen gün ev halkını dağıtıyor, ayırıyor, yakıp yıkıyordu.
Gözü yanındaki kıza kaydı. Reva, o, herkesten daha yorgun görünmüştü gözüne bir anda.
-Eva için Dimitryle kalmıştın. Sen... Eva'ya mı gittin?" Adımlarını durdurdu ve beklediği gibi kız sadece fazladan iki adım atıp yerinde durmuştu. Bedenini Rüzgar'a çevirip, başını usulca salladı. "Ne oldu?" Dedi genç adam, her şeyden habersiz bir masumlukla.
Eva gidecek, diyecek oldu Reva. Ağzını da açıp niyetlenmişti bunu söylemeye.
Ama aniden sessizlik yemini etmiş gibi kapadı dudaklarını. Yeşil gözleri, ağlamaktan bir ton atmış, yıkanmıştı sanki. Yüzü kireç gibiydi, bu kurşunlanmadan başka bir olayın da Reva'nın bu haline etkisi olduğuna emindi Rüzgar. O iki silah sesinin korkusuyla ağlayacak denli kendini kaybedecek biri değildi.
-Reva, neden ağladın?" Dedi bu sefer sesinde sorgu değil, şefkat ve anlamak için sarfettiği çaba vardı sadece. Asla çözemediği yeşil gözlere uzun uzun baktı ama hayır, cevabını alamadı.
Bunu söylemek onun haddine değildi. Bu yüzden susmuştu Reva.
-İnsan olduğumu hatırladım Rüzgar." Diye beklenmedik bir cevap verdi gözleri aniden dolarken. Bu hali, Rüzgar'ı bir adım geriletmişti. Sanki onu incitmiş gibi hemen geri çekilmişti genç adam. Yeşil gözlerinden dökülen incilere oldukça sinir olarak histerik bir biçimde güldü ve camın batarak kestiği, kesiklerden kanların biraz sızdığı titrek ellerinin tersiyle yanaklarını sildi. "İnsan olduğumu hatırladım." Omuz silkerek bu durumu normalleştirmeye çalıştı. "Bu kadar."
Rüzgar'ın yanından geçip giderken, kimsenin duyamayacağı bir şekilde fısıldadı.
-Eva gidiyor." Evet, bunu diyememişti ona, söylerken bile kendisi üzülüyordu. Rüzgar'ın, her zaman her insanın yanında olmaya hazır olacak kadar merhametli birinin, bu sözlerle kalbini nasıl incitebilirdi ki?
Yalının kapısına gelip zili çaldığında, onun halini gören Elvin kaşlarını anında çatarak kıza sardı anaç kollarını.
Sanki hiç bırakmayacakmış, hep onu böyle saracakmış gibi...
-Reva..." Bade, onun ismini mutfağın kapısından duyar duymaz yanlarına koştururken, Elvin'e sarılan, başını kadının omzuna usulca, tıpkı yuvasına kavuşan bir yavru kuş gibi koyan kızın saçlarını yüzünden çekti.
-Ah be kızım, ödümüz koptu. Nereye gittin?"
Ailem sandığım kişiye, demedi Reva. Diyemedi, nankörlük edip bir hayalin, bir yalanın peşinden binbir umutla gitmişti.
Hiçbir şey demedi, iç çekti sadece. Onların silah seslerini duyduklarını, sapsarı olan yüzlerinden anlıyordu. Sadece ikisine de teker teker sarılıp, kendisi için hazırlanan odasına çıkmakla yetindi.
Odasına girdiği anda kapıyı kilitledi, aslında gerek yoktu çünkü istediği zamanı tanıyacak insanlardı ailesi. Ama yine de kilitledi. Kimsenin görmeyeceğine emin olmak için.
Çünkü önce ayakkabılarını, sonra kapüşonlusunu çıkardı. Kanayan kolunu umursamadan dirseğini kapıya bir kez kuvvetlice geçirdi ve yavaşça kayarak yere oturdu.
Ağlamasına kaldığı yerden devam etti. Hayatının en karanlık günlerine dönmüştü sanki, yapayalnız bir çöp poşeti gibi hissediyordu.
Dimitry yalan söylediyse bile neden bunu bozmuştu ki Eva? Neden onu abla olarak sevmemişti ki?
Haklıydı gerçi.
Dimitry Eva'ya, Rüzgar'a, bu aileye bela olduysa ona olan sevgisinden dolayıydı. Ağlamasını sonlandırır sonlandırmaz yapacağını biliyordu, ona geri dönecekti. Onunla dünyanın bir ucuna gidecekti.
Ailesine, Eva'ya tekrar bulaşmaması için son nefesini onun yanında verecekti. Bunu, Devranlara, Eva'ya, hatta yeni yeni tanıdığı Aksoylara bile borçluydu.
Belki de hiç var olmasa, dünya onlar için daha güzel olurdu. Belki değil, şüphesiz öyle olurdu. Eva'nın onu sevmemesine artık üzülmüyordu. Hak vermişti, insan hak verdiğinde üzülemiyordu artık.
İnsan olduğunu hatırlamıştı ya, bu kadar kısa sürmüştü hatırlaması işte. Kolundaki sargı bezini çıkarıp, yere attı. Yarasını temizleyecek, ilk fırsatta buradan kaçıp gidecekti.
Eva gibi. Tek farkı, Eva'nın bir parça özgürlüğe ve yeni bir hayata başlamaya çalışırken, onun kendi hapsine dönecek olmasıydı.
Eva Çiçek, onu bir anda kimsesiz bırakmıştı.
Gitmeden önce de Reva'ya bir veda hediyesi bırakmıştı.
Kırık bir kalp, sancılı bir ruh.
•🌹
Bölüm Sonu😘😘😘
Gelecek bölümde Eva gidiyor. Kızmayın ona :(
Sizce Rüzgar'ın tepkisi ne olacak?
Bu ayrılığa Devranlar ne tepki verecek?
Sarp, Eva'nın istediğini yapıp iş teklifini kabul ettiği için haklı mı sizce? (Bir ayakkabı şirketi olduğunu söylemiştim diğer kitaplarda THB'de de.)
Dimitry'nin Allah belasını Devranlar aracılığıyla ne zaman verecek?
Sizce sonunu ne getirecek? Ya da sonu gelecek mi?
Yorumlarınızı, yıldızlarınızı büyük bir heyecanla bekliyorum! Umarım beğenmişsinizdir, sezon finalinden döndük diyelim.
Alıntılar, bilgilendirmeler, anketler ve daha fazlası için,
INSTAGRAM: tutkudevran
Kendinize çok çok iyi bakın. Aşkla kalın, bana her zaman ne olursa olsun yazın. Unutmadaaaan,
Sevin,sevilin.❤️❤️❤️