# Bölüm 2: Ya O Da Böyle Düşünüyorsa?
(Çağatay)
"...Ya o da böyle düşünüyorsa?"
Bu soru, Çağatay'ın kafasında dönüp duruyordu.
Eve giderken.
Akşam yemeğinde.
Ders çalışmaya çalışırken.
Hatta dişlerini fırçalarken bile.
Bir noktada aynadaki yansımasına bakıp kendi kendine konuşmaya başladı.
"Tamam Çağatay. Sakin ol. Bir kızla tanıştın diye hemen evlilik planları yapmaya başlaman normal değil."
Bir saniye durdu.
"...Ama soyadımız yan yana güzel duruyor."
Sonra başını lavaboya vurmak istedi.
"Ne düşünüyorsun sen?!"
O sırada telefonuna bir mesaj geldi.
Arkadaşı Emre.
**Emre:**
*"Yarınki matematik ödevini yaptın mı?"*
**Çağatay:**
*"Ben aşık oldum galiba."*
Karşı taraf üç saniye boyunca yazıyor olarak göründü.
**Emre:**
*"Geçmiş olsun."*
---
Ertesi sabah.
Çağatay normalde alarmı üç kez erteleyen bir insandı.
Ama o gün alarm çalmadan on dakika önce uyanmıştı.
Çünkü bugün Rümeysa'yı görebilecekti.
Dolabın önünde tam yirmi dakika geçirdi.
Siyah tişört mü?
Beyaz gömlek mi?
Kapüşonlu mu?
Yoksa çok mu uğraşmış görünürdü?
Sonunda annesi kapıyı açtı.
"Okula mı gidiyorsun, düğüne mi?"
"Anne!"
---
Okula geldiğinde ilk yaptığı şey Rümeysa'yı aramak oldu.
Koridorlarda.
Bahçede.
Kantinde.
Ama yoktu.
Belki gelmemişti.
Belki hasta olmuştu.
Belki...
Tam o sırada bir ses duydu.
"Çağatay?"
Kalbi neredeyse duruyordu.
Arkasını döndü.
Rümeysa.
Gülümsüyordu.
Çağatay'ın beyninin çalışmayı bırakması yaklaşık iki saniye sürdü.
"Şey..."
Harika başlangıç.
"Merhaba."
Daha iyi.
Rümeysa hafifçe güldü.
"Bu kadar heyecanlanmana gerek yok."
"Ben mi?"
"Evet sen."
"Yok canım."
Tam o anda elindeki su şişesini düşürdü.
Tak.
İkisi de yere baktı.
Sessizlik.
Rümeysa kahkahaya boğuldu.
Çağatay ise yer yarılsa içine girecekti.
"Tamam."
Rümeysa gülmeye devam ederek konuştu.
"Belki biraz heyecanlanıyorsundur."
---
Ders arasında birlikte kantine gittiler.
Her şey güzel gidiyordu.
Ta ki okulun en dedikoducu öğrencisi olan Selin onları görene kadar.
Selin'in gözleri büyüdü.
"Yok artık."
Rümeysa ve Çağatay birbirlerine baktılar.
Tehlike.
Büyük tehlike.
Selin çoktan telefonunu çıkarmıştı.
İki dakika sonra okulun öğrenci grubunda yeni bir mesaj belirdi.
**"ÇAĞATAY'IN SEVGİLİSİ VARMIŞ!!!"**
Altında da uzaktan çekilmiş bulanık bir fotoğraf.
Rümeysa çayını yanlışlıkla boğazına kaçırdı.
Çağatay ise neredeyse sandalyeden düştü.
"NE?!"
Bildirimler yağmaya başladı.
**"Kim bu kız?"**
**"Ne zaman çıktınız?"**
**"Çağatay sevgili yapmış inanılmaz."**
**"Dünya'nın sonu geliyor."**
Rümeysa gülmemeye çalışıyordu.
Başaramadı.
Çağatay çaresizce başını masaya koydu.
"Ben artık başka okula geçeceğim."
"Abartıyorsun."
"Hayır."
"Biraz."
"Hayır."
Rümeysa tekrar güldü.
Ve ilk kez, Çağatay onun gülüşünü uzun uzun izledi.
Kalbi yine hızlandı.
Belki de...
Bu utanç verici gün o kadar da kötü değildi.
Çünkü Rümeysa yanındaydı.
Ve o anda ikisinin de bilmediği bir şey vardı.
Koridorun diğer ucunda biri onları izliyordu.
Yüzündeki gülümseme hiç de dostça değildi.
"Demek Rümeysa..."
diye fısıldadı.
"O çocukla yakınlaşmaya başladın."
Ve işte o an, ikisinin hikâyesi sandıklarından çok daha karmaşık bir hâl almaya başladı...
(Yazar notu: seline cok gıcık oldum şuan kitabı ben yazmama rağmen, geber selin Allah düşman başına vermesin böyle kızları.- hira)