Riku...
İsim, odanın içindeki havayı bir anda ağırlaştırmıştı.Noa, deftere kilitlenmiş gözlerini ayıramıyordu. Kan kırmızısı harfler sanki kâğıdın üzerine yazılmamış, içine işlemişti.
"...Kim bu?"
Tam o sırada odadaki floresan lambaları bir kez titredi.
Pıt...
Pıt...
Pıt...
Monitörün düzenli sesi bozulmaya başladı.
"Bip..."
"..."
"Biiip..."
Noa'nın kalbi hızlandı.Oda giderek soğuyordu.Nefes verdiğinde ağzından ince bir buhar yükseldi.
"Hayır..."
Bu mümkün değildi.Temmuz ayında bir hastane odası bu kadar soğuk olamazdı.Defterin sayfaları yeniden kendi kendine çevrilmeye başladı.Bu kez çok daha yavaş...Her sayfa çevrildikçe odanın içinde fısıltılar yükseliyordu.
"...Hatırla..."
"...Bizi hatırla..."
"...Sözünü hatırla..."
Noa kulaklarını kapattı.
"Kesin!"
Sesler susmadı.Aksine daha da yaklaştılar.Bir anda odanın köşesinde siyah bir gölge belirdi.İnsan şeklindeydi.Ama yüzü yoktu.Yalnızca iki solgun beyaz göz...Noa nefes alamadı.Gözlerini kırptığı anda gölge kayboldu.
"Halüsinasyon bu sakinleş Noa....SAKİNLEŞ..."
Kendi kendine bunu söylemeye çalıştı.
"Bu sadece bir halüsinasyon..."
Fakat monitörün ekranında birkaç saniyeliğine farklı bir görüntü oluştu.Kalp ritmi yerine tek bir cümle yazıyordu.
SEN ONU ÖLDÜRDÜN.
"BEN KATİL DEĞİLİM..."
Noa geriye doğru çekildi.Monitör normale döndü.Sanki hiçbir şey yaşanmamıştı.
Kapı yeniden açıldı.İçeri annesi girdi.Elinde sıcak çorba vardı.
"Noa?"
Kızının bembeyaz kesildiğini görünce yüzündeki gülümseme kayboldu.
"İyi misin?"
Noa cevap vermedi.
"Anne..."
"Riku kim?"
Annesi hayret içinde teni bembeyaz olmuş kızına baktı.
"Bilmiyorum kızım.Bu isimde nereden çıktı?"
Noa annesine defteri uzattı.
"Burda adı yazıyor anne."
Annesi sayfaya baktı.Sayfa bomboştu.
"Neden bahsediyorsun kızım?"
Durumu yumuşatmak için gülümsedi.
"Ah Noa yine sen ve o hayal dünyan.Anime izlemeyi bırakmalısın güzel kızım"
Annesi oturduğu yerden kalktı ve kapıya doğru yürüdü.
"Anne ben delirmedim gördüm.O yazıyı gördüm"
Annesi hafif bir kahkaha attı.
"Tabikide kızım bende az önce uçan kaşıklar gördüm"
Annesi odadan çıktı.Odadan çıkar çıkmaz ağlamaya başladı ve Noa'nın doktorunun yanına gitti.
"Hatırlamaya başladı Doktor Bey.Lütfen o defteri o odadan alın..."
Doktor hafifçe Noa'nın annesine döndü.Herkes çok çaresiz hissediyordu.
"Bayan Lee yapamam.O defter belkide Noa'nın hafızasını yerine getirecek önemli bir etkendir."
Annesi çaresizce adamın gözlerine baktı.
"Gözlerime bakın lütfen...Sizce ben kızımın kötülüğünü ister miyim?Noa beni hatırlıyor.Önemli olanda bu!!"
Doktor sertçe fısıldadı.
"Anlamıyorsunuz sanırım Bayan Lee!Noa'nın sadece sizi değil KENDİNİ hatırlaması lazım!Bu kızın bu durumda olmasının başlıca sebepleri sizlersiniz!Eğer inansaydını-"
Doktor daha lafını bitirmeden Noa'nın annesi lafını kesti.
"İNANAMAZDIM DOKTOR ANLAMIYORSUNUZ!BU ZAMANA KADAR İNANDIĞIM ŞEYİN TAM TERSİ OLAN BİRŞEY BU!BEN DİNİME,İNANIŞIMA İHANET EDEMEZDİM,EDEMEM!"
Doktor öfkeyle fısıldadı.
"Siz kendi kanınızdan,canınızdan kızınıza ihanet ettiniz haberiniz yok...Bu kız canından vazgeçti,suçlusu sizsiniz!!"
Ve kadın öfkelendi.
"NE CÜRETLE ANNENLE BÖYLE KONUŞURSUN!!!"
Doktor kadının ağzını eliyle sertçe kapattı.
"Sakın yapma.Sakın.Sen artık benim annem değilsin ve o ciğeri beş para etmez herifte benim babam değil.Benim için tek gerçek Noa.Yıllar sonra sizi görmeyi kabul etmemin tek sebebi o.Bana söz verdiniz mesafeyi koruyacağınıza dair.Beni tanımıyormuş gibi yapacağınıza dair söz verdiniz bana.Yabancı görün beni.Ben artık sizin hayatınızın bir parçası değilim."
Annesinin gözleri yaşlarla doldu.
"Yapma bunu Sae.Noa'yı düşün.Ben seni hala seviyorum."
"Eğer ki sevseydin beni...Yani eğer ki beni sevseydin o adam beni öldüresiye döverken kenardan beni izlemezdin"
"Oğlum yapma anlamıyorsun-"
"SUS!!SADECE SUS!!"
Eliyle Noa'nın hastane odasını işaret etti.
"Şimdi senin için her ne kadar zor olsada iyi bir anne olmaya çalış ve içeri gir.Dinini unut,inanışını unut.Gerçek bir anne ol."
"Sende iyi bir evlat ol!"
"Benim iyi evladı olacağım ebeveynlerim yok artık.Ben onları çoktan gömdüm.Çok ağladım,acı çektim ama öldüklerini kabul ettim"
Koridor sessizliğe gömüldü.Sae'nin son sözleri, beyaz duvarlarda yankılanıp ağır bir yük gibi havada asılı kaldı.
Kadın olduğu yere çöktü.Titreyen elleriyle yüzünü kapattı.
"...Ben... ben seni korumaya çalışmıştım..."
Sae acı bir tebessüm etti.
"Korudun mu?"
Başını iki yana salladı.
"Beni değil... inandığın korkuları korudun."
Kadın hıçkırarak ağlamaya başladı.
"Ben sadece... bunun şeytanın oyunu olduğunu düşündüm..."
Sae'nin gözleri doldu.
"Şeytan her gece yatakta yanına yatan adamın ta kendisiydi.Ben her gece yardım istedim."
"Her sabah morluklarımı gizledim."
"Her gün biraz daha ölüyordum."
"Siz ise bana dua okuyordunuz."
Bir an sustu.
Sesi bu kez çok daha sakindi.
"Ben mucize istemedim."
"Sadece annemi istedim."
Kadın gözlerini kapattı.
O cümle, yıllardır içinde sakladığı vicdanı paramparça etmişti.
Tam o sırada...Noa'nın odasından kulakları delen bir çığlık yükseldi.
"AAAAAHHH!!"
İkisi de irkilerek kapıya döndü.Sae hiç düşünmeden koştu.Kapıyı sertçe açtığında oda buz gibiydi.Camların iç yüzeyi ince bir kırağıyla kaplanmıştı.Monitör kendi kendine alarm veriyordu.Hemşireler şaşkınlık içinde birbirlerine bakıyordu.Noa yatağın üzerinde doğrulmuştu.Gözbebekleri titriyordu.Nefes nefeseydi.
"Geliyor..."
Kimse ne dediğini anlamadı.
"Kim geliyor?" diye sordu hemşire.
Noa korkuyla kapıya baktı.
"Onlar..."
"Üçü de geliyor..."
Odadaki herkes birbirine baktı.
"Kim onlar?"
Noa'nın dudakları titredi.
"Ben..."
"Ben onları tanıyorum..."
"Ellerinde kan vardı..."
"Hayır..."
Başını iki eli arasına aldı.
"Hayır... hayır..."
Gözlerinin önüne parçalanmış görüntüler gelmeye başladı.Yağan yağmur...Yanan bir bina...Yere düşen kırmızı bir kolye...
Ve...
Kanlar içinde diz çökmüş siyah saçlı bir genç.Genç başını kaldırdı.Yüzü netleşti.
Noa'nın nefesi kesildi.
"...Riku..."
Genç acıyla gülümsedi.
"Dönmene çok sevindim..."
Bir damla kan dudaklarından süzüldü.
"Ama..."
"...Bu kez geç kaldın."
Bir silah sesi duyuldu.
BANG!
Görüntü paramparça oldu.
Noa öyle şiddetli çığlık attı ki bütün kat alarma geçti.
Monitörde kalp atışları kontrolsüz şekilde yükselirken ekran bir anlığına yeniden karardı.
Siyah ekranın üzerinde yalnızca tek bir cümle belirdi.
GEÇMİŞİNİ BİLMEYENİN GELECEĞİ OLAMAZ
Devam edecek...




