Gece, her zamankinden daha sessizdi.
Gökyüzünü kaplayan siyah bulutların arasından sızan ay ışığı, mezarlığın taşlarını solgun bir renge boyuyordu. Hafif rüzgâr kuru yaprakları sürüklerken, okul üniforması giymiş genç bir kız ağır adımlarla mezarların arasından ilerliyordu.
Elindeki benzin bidonu her adımında hafifçe sallanıyordu.
Kız, sonunda siyah granitten yapılmış bir mezarın önünde durdu.
Riku Shin.
Adını sessizce okudu.
"...Bitti."
Titreyen elleriyle mezarın üzerine benzini döktü. Gözlerinden yaşlar akmasına rağmen yüzünde ne pişmanlık ne de korku vardı.
Sadece öfke...Ve yıllardır içinde büyüttüğü boşluk.
Çakmağı çıkardı.
Bir kez yaktı.İkinci kez...Alev ortaya çıktı.
Hikari, alevi mezarın üzerine bıraktı.Bir anda turuncu ateş karanlığı yırttı.Alevler mezarı sararken Hikari dizlerinin üzerine çöktü.
"Sen bunu hak ettin..."
"Yine aynı günah..."
"Üçüncü kez..."
"Bu kez son olacak mı?"
15 YIL ÖNCE
Tak...Tak...Tak...
Yoğun beyaz bir ışık her şeyi yuttu.
...
Noa irkilerek gözlerini açtı.Tavan bembeyazdı.Gözlerini birkaç kez kırpıştırdı. Burnuna keskin bir dezenfektan kokusu geldi. Başının üzerinde yavaşça dönen serum damlalarını fark ettiğinde nerede olduğunu anlaması uzun sürmedi.
Hastane.
Başını çevirmeye çalışınca ensesine yayılan ağrı yüzünü buruşturdu.
"Uyandı!"
Genç bir hemşirenin sesi koridor boyunca yankılandı.Kapı açıldı. İçeri beyaz önlüklü doktor girerken hemen arkasından telaşla bir kadın koştu.
"Noa!"
Kadın yatağın yanına çöktü ve kızın elini iki avucunun arasına aldı.
"O kadar korkuttun ki bizi..."
Noa kadına boş gözlerle baktı.Tanıyordu.Tanıyor olması gerekiyordu.
Ama...Kimdi?
"Anne..."
Kelime dudaklarından istemsizce döküldü.Kadın ağlamaya başladı.
"Evet... Ben buradayım."
Doktor küçük bir fener çıkarıp göz bebeklerini kontrol etti.
"Beni duyabiliyor musun?"
Noa yavaşça başını salladı.
"Adın?"
"...Noa."
"Kaç yaşındasın?"
"On... beş."
"Güzel."
Doktor notlarını aldıktan sonra ciddi bir ifadeyle devam etti.
"Geçirdiğin kazadan sonra birkaç saat bilincin kapalıydı. Hafızanda geçici karışıklık olması normal."
Kaza...Noa kaşlarını çattı.
"Hangi... kaza?"
Ne olmuştu?
Sorusu havada asılı kaldı.Doktor kısa bir an sustu. Dudaklarını araladı, ancak cümlesini tamamlayamadan koridordan öfkeli ayak sesleri duyuldu.
"Durun! İçeri giremezsiniz!"
Hemşirenin sesi yankılanırken kapı sertçe açıldı.İçeri giren adamın yüzü öfkeden kıpkırmızıydı. Nefes nefeseydi.Noa'nın annesi şaşkınlıkla ayağa kalktı.
"Lütfen... sakin ol..."
Adam onu sertçe kenara itti.Kadın dengesini kaybedip sandalyeye çarptı.Ardından adam doktorun önlüğünü yumruk gibi sıktı.
"Niye yalan söylüyorsunuz ki!"
Doktor geri çekilmeye çalıştı.
"Beyefendi, lütfen sakin olun."
"KAZA FALAN OLMADI!"
Odadaki herkes donup kaldı.Adamın sesi hastane koridorunda yankılanıyordu.
"ERGEN UCUBENİN TEKİ OLDUĞU İÇİN KENDİNE ZARAR VERMEYE KALKTI! AMA HER İŞTE OLDUĞU GİBİ BUNDA DA BAŞARISIZ OLDU!"
Noa'nın gözleri büyüdü.
Sanki söylenenler başka birinden bahsediyordu.
"...Ben..."
Adam dişlerini sıktı.
"Bütün mahalleyi rezil ettin!"
"Baba..." diye fısıldadı Noa.
"O kelimeyi kullanma!"
Adamın sesi bu kez daha düşüktü ama çok daha ürkütücüydü.
"Benim böyle bir kızım yok."
Noa'nın annesi ayağa kalkıp adamın kolunu tuttu.
"Yeter artık!"
"Sen karışma!"
Kadın bu kez geri çekilmedi.
"Günlerdir kızımız ölümle yaşam arasında mücadele ediyor! Bir kez olsun ona bağırmak yerine nasıl olduğunu sormayı denesen ne kaybedersin?"
Adam acıyla güldü.
"Nasıl olduğunu mu?"
"Evet."
"Gayet iyi görüyorum."
Parmağını Noa'ya uzattı.
"Bak! Hâlâ yaşıyor."
Odada ölüm sessizliği oluştu.Doktor derin bir nefes aldı.
"Beyefendi, şu an hastanızın yanında bu şekilde konuşmanız doğru değil."
"Hastam mı?"
Adam acı acı güldü.
"O benim utancım."
Noa'nın nefesi sıklaşmaya başladı.Kulakları uğulduyordu.Sanki odadaki sesler yavaş yavaş uzaklaşıyordu.
"Utanç..."
Kelime zihninde yankılandı.Birdenbire parçalanmış görüntüler belirdi.Karanlık bir oda...Yere saçılmış ders kitapları...Kapının arkasından yükselen bağırışlar...
"Hiçbir işe yaramıyorsun!"
Sonra...Sessizlik.
Noa irkilerek gözlerini kapattı.
"Hayır..."
Başını iki eliyle tuttu.
"Başım..."
Doktor hemen yanına geldi.
"Noa, bana bak."
Ama Noa onu duymuyordu.Zihnindeki görüntüler hızla çoğalıyordu.Yağmurlu bir gece...Okul koridorunda arkasından fısıldaşan öğrenciler...Yalnız geçirilen öğle araları...Bitmeyen tartışmalar...Ve sürekli aynı cümle...
"Sen bizim yüz karamızsın."
"Kes şunu!"
Annesi bu kez bağırdı.Odadaki herkes ona döndü.Kadının gözlerinden yaşlar akıyordu.
"Hiç fark ettin mi?"
Adam sessiz kaldı.
"Kızımız aylardır gülmüyor."
...
"Yemek yemiyor."
...
"Odasından çıkmıyor."
...
"Gece uyuyamıyor."
...
"Defalarca yardım istemeye çalıştı."
Kadının sesi titriyordu.
"Sen bunların hiçbirini görmedin."
"Sende görmedin..."
Doktor sinirini gizlemeye çalışarak iç çekti.
Adam ilk kez cevap veremedi.Bakışlarını kaçırdı.Doktor yumuşak bir ses tonuyla konuştu.
"Bazen insanlar yaşadıkları yükü tek başlarına taşıyamazlar. Bu bir zayıflık değildir. Şu anda ihtiyacı olan şey suçlanmak değil; güvenli bir ortam ve destek.Hastanın sağlığı için sizi dışarı almak zorundayım"
Adam yumruklarını sıktı.İki güvenlik görevlisi içeri girerek babasını güçlükle odadan çıkardı.
Adam koridorda hâlâ bağırıyordu.
"Bir gün yine yapacak!"
"Beni duyuyor musunuz?"
"Yine yapacak!"
Kapı kapandığında sesler boğuklaştı.Odanın içine ağır bir sessizlik çöktü.Annesi yatağın kenarına diz çöktü.Titreyen eliyle Noa'nın elini tuttu.
"Onu dinleme."
Sesi neredeyse fısıltıydı.
"Lütfen... onu dinleme."
Noa annesine baktı.İlk kez tek bir soru sordu.
"...Ben gerçekten yaşamayı bırakmak istemiş miydim?"
Kadın cevap veremedi.
Sadece ağladı.
Ve o sessizlik, Noa'nın alabileceği en ağır cevap oldu.
1 SAAT SONRA
Noa'nın elleri hâlâ titriyordu.Odadaki sessizlik, babasının birkaç dakika önce attığı öfkeli çığlıklardan daha ağırdı. Monitörden gelen düzenli "bip... bip..." sesleri dışında hiçbir şey duyulmuyordu.Annesi koridorda doktorla konuşurken Noa tavana boş gözlerle baktı.
"Gerçekten deliren ben miyim?"
Başını yavaşça sağa çevirdi.Komodinin üzerinde küçük, çizgili bir defter ve mavi bir tükenmez kalem duruyordu. Muhtemelen hemşire bırakmıştı.Noa doğrulurken serum hortumu hafifçe gerildi. Parmakları kaleme uzandı.Kalemi eline aldığı anda...Kalbinin derinliklerinden tanıdık bir sızı yükseldi.Sanki biri kulağına fısıldıyordu.
"Yaz..."
"Yoksa yine unutacaksın."
Noa, boş sayfayı açtı.Mürekkebin kâğıda ilk dokunduğu anda gözlerinden yaşlar süzülmeye başladı.Ne yazacağını düşünmüyordu.Eli kendi kendine hareket ediyordu.Her satırla birlikte nefesi ağırlaşıyor, geçmişin yükü omuzlarına yeniden çöküyordu.
Hatırlayan Ruh
Ben delirmedim, sadece erken uyandım,
Unutulan günahlara sessizce dayandım.
Siz bana "hayal" dediniz, güldünüz her sözüme,
Ben ise geçmiş ömürleri gömdüm kendi özüme.
Her gece başka bir yüz düştü rüyalarıma,
Kan değil, pişmanlık aktı ince yaralarıma.
Ne kadar kaçsam da peşimden geldi kader,
Geçmiş dediğin şey, ruha vurulan bir kelepçedir meğer.
"İnanmıyoruz." dediniz, sustunuz birer birer,
Oysa ben duyuyordum çoktan susmuş sesleri meğer.
Bir isim fısıldardı karanlığın içinden bana,
"Unutamazsın..." derdi her doğan sabaha.
Ben suçlu muydum, yoksa günah mı beni seçti?
Neden her yeni hayat eski acımı biçti?
Aynaya her baktığımda ben değildim gördüğüm,
İki hayatın yüküydü omzumda sürdürdüğüm.
Ruhum yoruldu artık, bedenimden ağırdı,
Sessizliğim en büyük, en derin feryattı.
Kimse görmedi içimde kopan kıyameti,
Bir ben saydım gecelerce bitmeyen ihaneti.
Çünkü en büyük ceza ölüm değilmiş meğer,
Hatırlamakmış her sabah yeniden, her sefer.
Ben yeniden doğdum ama aynı acıyla kaldım,
Yaşadım, sustum, ağladım...
Ve yine yalnız kaldım.
Son noktayı koyduğu anda kalemin ucu elinden düştü.Mürekkep, beyaz çarşafın üzerine küçük bir damla bıraktı.Noa yazdığı satırlara uzun süre baktı.
"...Bunu..."
"...Ben mi yazdım?"
Şiirin alt köşesinde, kendi el yazısıyla yazmadığını hissettiği tek bir cümle vardı.
"İlk günah affedilmeden üçüncü hayat özgür kalamaz."
Noa'nın göz bebekleri büyüdü.Titreyen parmaklarıyla o cümleye dokundu.
"Ben..."
"...Bunu yazmadım."
Tam o sırada hastane odasının kapısı yavaşça açıldı.Koridordan içeri giren rüzgâr, defterin sayfalarını hızla çevirmeye başladı.Sayfalar kendi kendine durdu.Tam ortasında...Kan kırmızısı mürekkeple yazılmış tek bir isim vardı.
Riku.
Noa'nın nefesi kesildi.
"O..."
"...Kim?"
Devam edecek...






