Şırıngayı yavaşça Taehyung'un koluna bastırdım. Parmaklarımın arasında soğuk metal, sarı ilaçla dolu cam şırıngaydı. Bu, onun son savaşıydı; teslim olmayışının sessiz bir bağırışı. İğneyi derisine hafifçe bastırdım. Soğuk dokunuş, teninde küçük bir şok dalgası gibi yayıldı. Taehyung'un nefesi bir anda kesildi, göz kapakları titredi ama gözlerini kapatmadı. Bedeninde kımıldanma yoktu, ama içinde fırtınalar kopuyordu. Aniden başını hafi geriye attı, dudaklarından gelen sıcak ve keskin kokulu kusmuk, ortamda ağır bir iz bıraktı. Nefesi hızlanmış bedeni biraz kıpırdandı. O an, bedeninin zayıflığını ve zihninin karmaşasını daha iyi gördüm. İlaç bittiğinde iğneyi söküp çıkardım ve yanaklarını okşadım yavaş yavaş. Kirpiklerinin üzerinde donmuş kan lekeleri gözyaşlarını yüzünden ıslanmış süzülmüş yanaklarından. "Seni hala seviyorum..." diyerek fısıldadım dudaklarına. Nefeslerimizin birbirine karışması bile başımı döndürüyordu. Ondan hiçbir sekil iğrenmemem de kanıtıydı. Kolunu tuttum ve omuzlarima gecirdim. Çekip kaldırdım onu, bedeninin ağırlığı omuzlarımdan aşağı süzüldü. Gözleri bir savaş alanında terk edilmiş gibi solgundu. Her adımımla banyoya götürürken, içimde kırılgan bir acı kıpırdanıyordu. Bu, sevginin en karmaşık haliydi; kontrol ve teslimiyet arasındaki ince çizgi. Soğuk fayansların üzerine diz çöktü. Ben küveti doldururken, üzerindeki her damla ter, her titreyen kas o anın gerçeğini anlatıyordu. Suyun sesinde, Taehyung'un ağır nefes alışları ve boğazından gelen hafif hırıltılar yankılandı. "Yat." dedim sert ama içinde kırılganlık barındıran bir tonla. Hareketleri yavaş ama kararlıydı. Küvetin kenarına sırtını yasladı, göz kapakları ağırlaştı. Bedenindeki her çizgi, içinde tuttuğu isyanla çatışıyordu. Eğildim onun gömleğine getirdim parmaklarımi. O güzel damatlığı şimdi kan ve pislik içindeydi. Güzel parfümünden eser bile yoktu. Düğmeleri açtıkca ortaya çıkan esmer teni gözlerimi boyuyordu. Kaslı ve iri vücudu şimdi bana teslim olmuştu. Onun gibi devasa bir adam elimde eriyordu. Gömleği çıkarıp attım banyonun bir kosesine, sonra kemerini çözdüm. Kemerin şatırdısı kulaklarımı tırmaladı ve uzun nesneyi tek tutusta çekip kenara fırlattım. Elimi onun kasli göğsüne yasladım, okşadım hafifçe. Buz gibi göğsü sıcak ellerimi hissettiğinde kasları titredi ve dişlerini göstererek benden iğrenircesine hırladı. Elimi ondan çekip dudaklarımı bastırdım pantolunun düğmesini çıkardım, kolunu yine omzuma geçirip küvetin ucuna oturttum. Boxeriyle damatliğı aynı anda indirip fırlattım köşeye. Su ılıktı. Tam onun seveceği türden. "Gir küvete." dedim net bir şekilde. Gözlerime bile bakmadan kendini toparlamaya çalıştı ve içine yavaşça girdi. Kusmuğun acı kokusu, odayı dolduruyordu. Bu kokuyla karışık, öfke, çaresizlik ve garip bir sakinlik vardı. İkimiz için de bu, bir savaşın ve yenilginin kokusuydu. Ve ben, esiri kadar mahkumuydum. Suyun içine çöktüğünde, su Taehyung'un bedenini önce isteksizce sonra şefkatle sardı. Kaslarının arasından süzülen ılık dalga, kir, ter ve kanı yavaşça çözmeye başladı. Başı yana düşüktü, gözleri kapanmış ama tamamen teslim olmamıştı. Soluk alışı hâlâ hızlıydı, ama artık boğazındaki hırıltı daha derinden, daha kederliydi. Küvetin yanına diz çöktüm. Ellerim, suya daldı ve onun bedenine dokundu. Tenine ilk değdiğimde irkildi, su sıçradı biraz. Gözlerini araladı, bakışları donuktu, ama içinde hâlâ küçücük bir kıvılcım çırpınıyordu. O kıvılcık beni hem öfkelendirdi hem de koruma isteğimi körükledi. Ellerim ona her dokunmada bedenimi parçalara ayırıyordu. Saçlarına uzandım. Parmaklarımı ağır ağır aralarından geçirdim. Kurumuş kan, ter ve kire bulanmış ipeksi telleri çözerken, onun nefesi biraz daha düzenli hale geldi. Başını arkaya yasladı, boynu çıplak bir yaranın üstüne konmuş parmak gibi savunmasızdı. Elimi boynuna götürdüm, nabzı parmaklarımın altında hızlı ama ritimli atıyordu. Hâlâ buradaydı. Hâlâ benimdi. Sabunu elime aldım, köpürttüm. Parmaklarımı omzundan göğsüne doğru sürdüm. Derisi altında yanan kaslar, parmaklarımın hareketiyle titredi. Göğüs kafesi inip kalkarken, suyun üzerindeki kabarcıklar çatlayıp yok oldu. İçindeki savaşı yavaş yavaş bedeninden söküp almaya çalışıyordum, ama o savaş her hücresine kazınmış gibiydi. Sabunlu ellerim kaburgalarının arasından geçti, ardından karnına... Oradan da kalçalarına ve uyluklarına. Her hareketimde biraz daha gevşedi ama o hâlâ dik durmaya çalışıyordu. Hâlâ bana teslim olmanın utancını yaşıyordu. Ama ben utanmadım. O benimdi. Her haliyle. Ve şimdi onu temizlemek, bu kanlı törenden geçirmem gerekiyordu. Tası aldım, başının üstünden su döktüm. Ilık su, saçlarının arasından omuzlarına aktı. Köpüklerle kaybolan yüzüne bir tas daha su döktüm. Yüzünü temizledim ama morluklara dikkat ederek. Dudakları aralandı. İç çekti. O an, bir çocuk gibi çaresizdi. Dudaklarının kenarında yapışık bir kan lekesi vardı, onu parmağımla sildim. Bir süre sessizlik oldu. Sadece suyun sesi, arada bir gelen titrek nefes alışları... Ve benim kalbimin, onun tenine her dokunuşta attığı sessiz ama sert darbeler. "Bitti," dedim sessizce. Gözlerini açmadı. Ama kafasını azıcık eğdi. Bir teşekkür müydü, bir teslimiyet mi, yoksa sadece bir refleks mi... bilmiyorum. Ama hissettim. Ve o an şunu düşündüm: Birini sevmenin en zor yanı, onun çöküşünü izleyip hâlâ hayatta tutmaya çalışmaktır. ________ My sheylaa🥹🥹 Henüz Taehyungdan haber olmadığı iicjn smuta uakin hiçbir şey diyemem Taciz ve tecavüz yazmak benlik değil 😞 Bölüm nasıllll Kısa yazdım niledek Heheeh
Bölüm 9
9
Bölüm sonu
0 yorum
Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.