İçeriğe geç

TUTSAK//TAEKOOK

Bölüm 7 · 3 dk okuma

TUTSAK//TAEKOOK

Bölüm 7

7

Yedirmemden bir saat sonra kusmuğun keskin kokusu odaya sinmişti.Yerde karışmış yemek parçaları, mide asidi ve kırık bir direncin izleri…Boğazında yanan her lokmayı geri fırlatmıştı sanki, sadece midesindekini değil  bana karşı olan her şeyi kusmuştu.Ve yine…Kendi direnişini kendi kazanmıştı.Bir şey söylemeden, sadece etrafı temizledim. O sandalyeye zincirlenmiş hâliyle öylece çöküp kalmıştı.Omuzları gevşemiş, vücudu neredeyse yana kaymıştı, dizleri titrek, ayaklarının ucu yere tam basmıyordu artık.Tükenmişti.Elimdeki temizlik malzemeleri yere bıraktım, tepsiden düşen kaşık gürültüyle taşa çarptı.Sanki sessizlik bu sesten bile iğrendi.Yanına birkaç adımda vardım, dizlerimi kırarak eğildim yüzüne.Kirli saçları alnına yapışmıştı, yanakları solgun değildi artık buz gibiydi.Soluk alışverişi o kadar hafifti ki, yaşıyor mu diye kontrol etmek zorunda kaldım.Ve sonra... saçlarını sıyırdım alnından, kafasını avucumla kaldırdım.Gözleri açıktı ama içine bakınca orada kimse yoktu.Sadece bulanık bir yokluk.“Taehyung…”Sesi önce içimde yankılandı, sonra dudaklarımdan çıktı.“Bana bir kelime et. Şu lanet dilin çalışıyor mu, çalışmıyor mu, bir şey söyle artık!”Elim istemsizce sıktı saçlarını. Saç köklerinin teker teker koptuğunu hissediyordum ama yine de ses etmiyordu. “Hakaret et!” dedim, sesim çatladı. Yüzüne daha da yaklaştım. “Yüzüme tükür! Bir şey yap!” Ama o yine sadece… baktı… ya da sadece bakıyor gibiydi. Gözlerinin içinde ne bir nefret ne korku ne de sevgi vardı. Sadece boğulmak üzere olan bir beden. Nefesim kesilmeye başlıyordu bu sessizliğe, ya onu gerçekten kaybettiysem? Ya artık geri dönmeyecekse, asla konusmayacaksa?...Ellerimin titremesi ve saçlarını sıktığım yumruk kasılmaya  başlayınca onu bıraktım, bir adım geri attım. O sandalyede oturan beden benden daha üstün ve güçlü duruyordu. Bana gücünü cansızlığıyla gösteriyordu. “Sen… bunu bana yapamazsın.”Sözlerim fısıltıdan da sessizdi ama oda onları işitmiş gibi ağırlaştı.“Senin susman, benim sesimi boğuyor.”Bir adım attım ona doğru.Dizlerimin bağı çözülmek üzereydi. Titriyordum hatta bacaklarının arasına dizlerimin üstüne düştüm. Ellerimi onun dizlerinin üzerine koydum iki yandan. “Sadece… konuş.”Sanki o an bir hayaletin önünde diz çöküyordum.Hayatta olan ama yaşamayan bir hayalet. “Sen… benim… AAAAH!”Sesim boğazımı parçaladı, öfkemle birlikte tırnaklarım da içime battı. Ayağa kalkarken neredeyse sendeledim, zihnim uğuldamaya başlamıştı. Arkasına geçtim, ellerim delirmiş gibi zincirlerini çözdü.Bileklerindeki metal halkalar tıkırtıyla yere düştü. Çın…çın…çin…Bu ses bile benden daha netti.Bileklerinde ki kanlar kurumuştu ve zincirleri çözdüğümde elleri öne doğru büzülmedi bile. Önüne geçtim, dizlerine eğildim, ayak bileklerindekileri de çözdüm.Nefes nefese kaldım sanki onu değil, kendi zincirlerimi söküyordum. Geri çekildim. Zincirler yere yığıldı.Onlara değil, ona baktım.“Hadi Taehyung, bak... ÖZGÜRSÜN!”Bağırdım.Sesim duvarlardan geri döndü ama o hâlâ hareketsizdi.Omuzları kıpırdamadı. Gözleri bana dönmedi.“Yerdeki zinciri al!” dedim, titreyen bir kahkahayla.“Saldır bana! Hadi! Elini kaldır! Boğ beni! Kır kafamı! Ne bok yapacaksan yap artık! Gebert beni!” Dudaklarimdaki istemsiz kahkaha devam ediyordu ama hayır, o hala sessiz ve bu her suskunluk beni susturuyordu. Onu izledim, devam ettim izlemeye ama hâlâ ses vermedi bana. Kan dolu bilekleri, önceki günlerde olduğu gibi kurtulmaya çalışmıyordu. Şimdi özgürdü ama hâlâ bağlı gibiydi elleri. “Hadi Taehyung! Kalk artık!”  delirmiş gibiydim.Ayaklarım yerinde çakılı kaldı.O hâlâ o sandalyede, zincirsiz ama sanki görünmeyen bir kurşunla yere çivilenmişti.İçimde bir şey çırpındı. Karanlık bir kuş. Gagasıyla kaburgalarımı parçalayan bir çırpınış.O kadar boğuluyordum ki, bir çığlık daha atsaydım ses tellerim kopardı.“Bak hâlâ buradayım!”Yüzüne yaklaştım, göz bebeklerini delip içeri girmek istercesine.“Ben! Benim sesim! Benim varlığım! Benim öfkem! Ne istiyorsan yap bana!”Ama o gözler…Ölüm bile değil.Sadece… yokluk.“Niye konuşmuyorsun?! Neden bana hiçbir şey bırakmıyorsun?!”İçimdeki boşluk bir ok gibi fırladı ağzımdan.Onun suskunluğu bana ait her şeyi ezip geçiyordu.“Ben... deliriyorum, Taehyung.”Sırıtan dudaklarım gözlerimi dolduruyordu.Bir kahkaha koptu boğazımdan, kısa ama boğuk.Kendimi kaybedecek şekilde biriydim.Dizlerimin üstüne tamamen çöktüm, avuçlarımı yere bastırdım, başımı eğdim.Sanki kalbim ağır bir kardiyodan çıkmıştı da şimdi kaburgalarımın içinde çırpınarak kaçmaya çalışıyordu.“Senin için... bizim için...”Güldüm. Kendi içimde parçalanan bir gülüştü bu.“Önünde diz çöküyorum. Yemin ederim, beni burada boğ, karşılık vermem… Öldür beni.”Sessizlik.Koca oda yine sessizliğe gömüldü.Ama bu defa... başka bir şey vardı.Çok ince, çok yumuşak bir ses, ölü bir yaprağın yere düşüşü kadar hafif.“Bu... senin sevgin mi?”Taehyung’un sesi.Zar zor çıkan, boğuk ve yutkunmuş gibi.Ama evet, sesiydi.Kafasını kaldırmamıştı ama dudakları o üç kelimeyi söylemişti.Yavaş.Yorgun.Tiksinmiş gibi.Ben donup kaldım.Başımı kaldırdım.Yalvaran ellerim hâlâ yerde, gözlerim onun dudaklarına kilitliydi.“Ne dedin?” dedim, sesim çatladı.O üç kelimeyi bıraktı ve geri gitti. Soruma bir yanıt vermedi sadece o kukla haliyle duruyordu. O tek soru ise göğsümde patlamıştı.“Bu… senin sevgin mi?” _______ Artık Taehyungu konuşturalim Karakterin korumaya çalıştığı ego kırıldı bakin. Satürn yorumlarını yerim.

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.