İçeriğe geç

TUTSAK//TAEKOOK

Bölüm 11 · 6 dk okuma

TUTSAK//TAEKOOK

Bölüm 11

11

Bu bölümü biraz bulanık kafayla yazacağım. Çünkü kafam bulanık Basım ağrıyorÇok üzgünüm Falan filan Ama siz benim gibi olmayın Güçlü olun Eğer ki olamazsan8z da olsun Burada tesra varSizleri seviyorum Kitabıma yapılan oy ve yorumlar için şimdiden teşekkürler Çünkü ileride olur okunmalar. Fic 15 veya 20 bölümlük. Finale yaklaşıyoruz. Güzel okumalar. _________________________ (†) Bir cam kadar seffaf, kuğu kadar kırılgan. Nefesinin ritimleri dengesiz, vücudu hâlâ titriyor...Ne hoş. "Taehyung..." dedim yüzüne eğildim, baş parmağımı çenesine bastırarak kafasını oynattim, dudakları hâlâ titriyordu. Çok güzeldi, bana aitti. Gözleri dolmuş, saydam sıvı yavaşça yolunu bulmuş şekilde akıyordu pınarlarında. "Bebeğim..." dediğimde fısıldadım sonra ondan geri uzaklaştım, tavana baktım. Beyaz tavan. Beyaz duvar. Beyaz yatak. Beyaz ışık. "En sevdiğin renkti değil mi beyaz? Hm sevgilim." dediğimde beyaz sandalyeye oturdum. Onu izledim, o ise yatakta uzanmış halde duruyordu. Gözlerinden süzülen damlaları izledim. Şeffaf, ince bir yol çiziyorlardı yanağından boynuna. Her biri, bana direndiğinin kanıtıydı ama aynı zamanda teslimiyetinin de mührüydü.“Elimde olmadan ağlıyorsun, değil mi?” dedim alçak bir sesle. Sandalyede hafifçe öne eğildim, parmağımı yanağından kayarak gözyaşını topladım. Tadı tuzluydu. Dudak kenarımdan sinsi bir gülüş yayıldı.“Ne kadar ilginç…” diye fısıldadım. “Benden kaçarken bile bana en saf halini gösteriyorsun.”O hâlâ konuşmuyordu, hâlâ sessizlik içinde sadece nefes alıyordu. Ben ise her damlaya, her titremeye daha çok bağlanıyordum. Her gözyaşı, sanki görünmez zincirler gibi onu bana yaklaştırıyordu.Başını zorla çevirip yüzüme baktığında gözleri kırmızıya dönmüştü. Göz pınarları hâlâ doluydu, sanki içinden taşıp bana akmak istiyordu. O an anladım Taehyung’un ağlaması bile bana aitti. Gözlerine aniden öfke doldu. Dudaklarını iğrenircesine oynattı, benden nefret ediyor gibi tüm öfkesini kontrol etmeye çalışıyordu ama olmuyordu. İrisleri, sanki küçülüyordu gözlerimin önünde. “Pişman olacaksın jungkkook.” dediğinde kafamdan aşağıya kaynar sular döküldü gibi hissettim. Yutkunup ona baktım. “Ne?” dedim yalnızca. Sesim ince bir çizgideydi; ne öfke ne sakinlik… daha çok fısıltıya benzeyen bir hayret.O ise gözlerini benden ayırmadı. Dudak kenarındaki kasılma, nefretin şekil almış hali gibiydi. “Pişman olacaksın.” dedi bir kez daha, bu defa daha sert, daha kesik.İçimde bir şeyler koptu. Kaynar su değil, ateş dolaşmaya başladı damarlarımda. Derin bir nefes aldım, gülüşüm dişlerimin arasından sızdı. “Pişmanlık mı?” dedim, alayla başımı yana eğerek. “Benim gibi bir adam… senden asla pişman olmaz, Taehyung.”Sandalyeyi itip kalktım. Adımlarımı ağır ağır yatağa yaklaştırırken gözlerimi onunkilerden hiç çekmedim. Sanki beni delmeye çalışıyordu bakışlarıyla, ama onun iradesi bıçak gibiyse benimki çelikti.Elimi boynuna uzattım, parmaklarımı yavaşça bastırarak başını geriye ittirdim. “Sana dokunduğum her an, attığın her nefes, döktüğün her gözyaşı…” dedim kısık sesle, dudaklarım kulağına yaklaşırken, “—benim. Hepsi benim.”Ve yüzünü bırakıp geriye çekildim, gözlerim onun küçülen irislerine kenetlendi. “Senin pişman edeceğin tek şey… bana daha önce ait olmadığın günler, sevgilim.”___________________________“Taehyung…” diye fısıldadı dudaklarının arasından Jimin.Sanki ismi havada yankılanıyor, boş odanın duvarlarına çarpıp tekrar kalbine dönüyordu.Elindeki tişörtü dikkatle katlayıp rafa yerleştirdi ama gözleri sürekli kayıyordu o yatağa, pencerenin kenarına, hatta yerde duran eski bir kupaya bile. Her şey, Taehyung’un varlığını hatırlatıyordu. Odaya sinmiş o tanıdık koku, ne kadar zaman geçerse geçsin kaybolmuyordu.On gündür yoktu. On gün… Jimin için bu, bir ömür gibi ağır geliyordu. Her gece gözlerini kapattığında, Taehyung’un gülüşü zihninde beliriyor; her sabah uyandığında, boşluğun soğuk yüzüyle karşılaşıyordu.Avuç içiyle yatağın üstüne bastı. Parmaklarının altındaki çarşaf sert, soğuk, dokunulmamıştı. Oysa burada bir zamanlar sıcacık kahkahalar, yarım yamalak uyku sonrası homurdanmalar olurdu. Şimdi ise yalnızca sessizlik.“Sen neredesin, Taehyung…” diye mırıldandı, dudaklarının kenarı titrerken. Sesini yalnızca odanın gölgeleri duydu.O an cebinde telefon titredi. Bir anlık panikle yerinden sıçradı. Kalbi öyle hızlı çarpıyordu ki, sanki göğsünden fırlayacaktı. Elini titreyerek cebine attı. Ekranda Namjoon yazıyordu.“Namjoon-hyung…” diye nefes aldı, açar açmaz.Karşıdan gelen ses, her zamanki gibi ağır ve kontrollüydü ama içinde gizlenmiş bir yorgunluk vardı. “Jimin… hâlâ bir şey yok. İz, görüntü, haber… hiçbir şey.”Jimin’in boğazı düğümlendi. Bir an cevap veremedi. Gözleri odanın içinde Taehyung’un eşyalarında gezinirken dudakları titredi. “On gündür… on gündür hiçbir şey bulamıyorsunuz…” dedi fısıltıyla. Sözlerinde sitem yoktu, yalnızca tükenmişlik vardı.Namjoon sessiz kaldı. Bu sessizlik Jimin’in kulaklarında daha da ağırlaştı. Birkaç saniye sonra gelen kelimeler soğuktu: “Bulacağız. Merak etme, bulacağız.”Jimin telefonu kapattığında başı önüne düştü. Parmaklarını saçlarının arasına geçirdi, gözlerinden yaş süzülmek üzereydi. Ama ağlamadı. Çünkü Taehyung’un odasında gözyaşı dökmek istemiyordu. Burada hâlâ onun kokusu vardı, hâlâ varlığı vardı. Sanki birazdan kapı açılacak ve içeri girecekmiş gibi.Ama içeri giren tek şey, o boğucu sessizlikti.once hareketlendi.  Bir şey arıyor gibiydi ama ne aradığını kendisi bile bilmiyordu. Elleri farkında olmadan kitaplığa uzandı. Renkli kapaklar arasında ince, siyah deri kaplı küçük bir defter dikkatini çekti.Jimin defteri eline aldığında kalbi hızlandı. Kapağında herhangi bir şey yazmıyordu ama sayfaların köşeleri hafifçe kıvrılmış, belli ki sık sık açılmıştı. Baş parmağıyla sayfaları yavaşça çevirdi. Taehyung’un tanıdık el yazısı.Satırların arasına göz gezdirirken nefesi kesildi:“Bugün dışarıda Jungkook’u gördüm. Yıpranmış gibiydi, gözleri uykusuzluktan kızarmış… Ama bana bakışı tuhaftı. Sanki gözlerimin içine değil de, içimdeki bir şeyi görüyordu. O an ürperdim. Ne düşündüğünü bilmiyorum ama o bakışlarda bir şey gizliydi. Plan kurar gibi…”Jimin sayfayı sıkıca kavradı. Gözleri hızla diğer satırlara kaydı.“Bazen Jungkook’un bana fazla dikkat ettiğini hissediyorum. Bu bir dostun bakışı değil. Bir yabancınınki de değil. Tarif edemediğim bir şey… Kafamda kötü düşünceler dolaşmaya başlıyor ama belki de sadece paranoyaklaşıyorum.”Jimin’in elleri titremeye başladı. Boğazına bir yumru oturdu. “Jungkook mu…?” diye fısıldadı, sesi neredeyse duyulmazdı.Bir anlık korku zihnine yerleşti ama hemen ardından inançsızlık geldi. Hayır… Jungkook böyle bir şey yapmaz. Taehyung yanlış anlamıştır. Yanlış görmüştür…Ama yine de sayfalardaki kelimeler gözlerinin önünde birer bıçak gibi asılı kalmıştı. Jimin, tereddütle defterin son sayfasına geldi. Parmakları sayfanın köşesinine bastırdı. “Bugün Jungkook’a biraz daha yakından baktım aslında son günler beni takip ediyor gibi hep etrafımda dolaşıyor. Özellikle düğünüme yaklaştıkça daha da gözü üstümde. Sanki beni çözmeye basliyor... Gözleri… gözleri her zamankinden farklıydı. Sanki bir planın içine beni de çekecekmiş gibi, titrek ama kararlı bir bakışla bana dikildi. Onun ne düşündüğünü çözmek imkânsız. Ama bir şey hissediyorum; bu oyun yalnızca bana zarar vermek için değil, beni tamamen kendine bağlamak için.”Elleri titredi. Sayfayı sıkıca tuttu, dudaklarını ısırdı. “Ne demek istiyor?” diye fısıldadı kendi kendine. Kalbi hızlı hızlı çarpıyordu.Bir an durdu, gözlerini kapadı. Defterde yazan her kelime, Taehyung’un Jungkook’la arasında neler döndüğünü anlatıyor, ama aynı zamanda bilinmezliği daha da derinleştiriyordu.Biir kez daha sayfaya baktığında, içine korku ve endişe karışmış bir merak doldu. Bu defter, Taehyung’un yokluğunda hem bir ipucu hem de bir tuzak gibiydi.Defteri hâlâ sıkıca kavradı, parmakları sayfaların arasında titriyordu. Son cümleleri zihninde tekrar tekrar dönüyordu. İçinde korku ve merak birbirine karışmıştı.Nefesini derin aldı ve telefonu cebine attı. Parmakları titreyerek Jungkook’un numarasını çevirdi. Çalan ton odada yankılanıyordu, her saniye kalbini biraz daha sıkıyordu.“Jungkook?” dedi telefonu açtığında, sesi normal bir arkadaş gibi çıkmaya çalıştı ama titriyor, kontrol etmekte zorlanıyordu.Karşıdan gelen ses tanıdık, sakin ama hafif endişeliydi. “Jimin… her şey yolunda mı?”“Evet… aslında…” Jimin durdu, defteri hafifçe göğsüne bastı. “Sadece… bazı şeyleri netleştirmek istedim. Seninle konuşmam gerek.”Jungkook kısa bir sessizlikten sonra:“Tabii, ne oldu? Anlat bakalım.”Sonra nefesini tutarak defteri biraz daha sıktı. İçinde hem korku hem de bir umut vardı; Taehyung’un yokluğunda, Jungkook’tan cevap almak belki de tek çıkış yoluydu.“Bizim oradaki cafede buluşalim jungkook...” Bölüm sonu.

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.