İçeriğe geç

trahison

Bölüm 3 · 16 dk okuma

trahison

Bölüm 3

Sarayın Gölgesinde

Sarayın görkemli koridorları, üzerime düşen ağır yükü daha da hissettiriyordu. Her adımda kalabalığın fısıltıları, çekişmeleri ve planları kulağıma çarpıyordu. Artık sadece bir prenses değil, aynı zamanda krallığın kaderini taşıyan bir figürdüm. Ve Victor, yanı başımda, güç ve kararlılıkla bana destek veriyordu.

Sabahın ilk ışıklarıyla birlikte, sarayda hareketlilik başladı. Kral, konsey üyeleri ve soylular, yaklaşan meseleler için toplanmaya başlamıştı. O gün, sadece siyasi bağların değil, aynı zamanda gölgelerde saklı tehditlerin de açığa çıkacağı bir gün olacaktı.

Victor ile aramızda sessiz bir anlaşma vardı; görünüşte bir çift olarak, fakat gerçekte birbirimize destek olmak ve içten içe büyüyen tehlikelere karşı birlikte durmak için. Bu bağ, sadece sözden ibaret değildi. İçimizde kıvılcım gibi yanan bir sadakat vardı, ama her ikimiz de bunun aşk olmadığını, bunu kabul etmiş durumdaydık.

O sabah saray kütüphanesine gittim. Gölge Vadisi’nde karşılaştığımız mühür alanıyla ilgili eski yazıtlar ve büyü metinleri üzerinde çalışmak zorundaydım. Bu sır, krallığın en derin sırlarından biriydi ve çözülmesi gerekiyordu.

Kütüphanenin tozlu rafları arasında kaybolmuşken, Victor sessizce yanıma yaklaştı. “Burası senin için iyi bir kaçış olabilir, ama bu savaşta yalnız değilsin,” dedi alçak bir sesle.

“Biliyorum,” diye karşılık verdim. “Ama bu gizemi çözmek için tek başıma ilerlemek zorundayım.”

“Yalnız yürürsen, karanlık seni daha çabuk yutabilir,” diye uyardı.

Ama onun uyarıları bile, içimdeki merakı ve sorumluluğu dindirmiyordu. Gölge Vadisi’nin sırları açığa çıkmalıydı. Çünkü biliyordum ki, bu sırlar ortaya çıktığında, sarayın dışındaki dünyada ve içindeki entrikalarda dengeler değişecekti.

Günün ilerleyen saatlerinde, sarayda resmi bir toplantı yapıldı. Kral, konsey ve önemli figürler bir araya geldi. Bizler, Lea ve Victor, bu toplantının merkezindeydik. Gölge Vadisi’ndeki tehdit masaya yatırıldı. Bazı konsey üyeleri bu tehlikeyi küçümsedi, bazıları ise derin bir endişe içinde yeni stratejiler önerdi.

Ancak benim dikkatimi çeken, konseyin genç bir üyesi olan Lord Malrik’in bakışlarıydı. Oda kapısından girdiğinde, gözleri doğrudan Victor’a kilitlendi ve yüzünde ince bir sır saklayan bir gülümseme vardı. Bu gülümseme, bana karşı bir tehdidin habercisiydi.

Toplantıdan sonra, koridorlarda duyduğum fısıltılar, sarayın içinde siyasi oyunların ne kadar keskinleştiğini gösteriyordu. Gölge Vadisi’nden gelen sır, sadece krallığın dışındaki bir tehdit değil, sarayın içinde de bir güç mücadelesinin fitilini ateşlemişti.

Victor ile bu gece yaptığımız konuşma, benim için bir dönüm noktası oldu. “Lea, seninle bu yolda yürümek bir onur. Ama unutma, bu savaşta en büyük düşmanımız bazen içeride olabilir.”

Bu sözler beni titretmişti. Kendi ailesim, kendi halkım içinde bile hainler olabilirdi. Bu yüzden daha dikkatli olmalı, gücümü hem kılıçta hem zekâda kullanmalıydım.

Sarayın ihtişamı içinde, benim küçük dünyam giderek karanlıklaşıyor, görevim ve gerçeğin ağırlığı omuzlarıma biniyordu.Saray koridorlarında yürürken, Victor’un söyledikleri aklımdan çıkmıyordu. İçeride bir tehlike varsa, sadece dış dünyadaki düşmanlardan değil, sarayın içindeki hainlerden de gelebilirdi. Her köşede dikkatle bakmalı, güvenebileceğim kişileri ayırt etmeliydim.

O akşam, kralın özel odasında yapılan bir toplantıya davet edildim. Konsey üyeleri, krallığın geleceğini konuşuyordu. Ben ve Victor da oradaydık. Kral, ciddi bir ifadeyle başladı:

“Gölge Vadisi’nde karşılaşılan tehlike, sadece büyüsel değil, politik olarak da karmaşık. Bu durum krallığımızın istikrarını tehdit ediyor.”

Lord Malrik’ın bakışları Victor’un üzerindeydi. Onunla göz göze geldiğimizde, içimde ince bir rahatsızlık hissettim. Malrik’ın gözlerinde hem kıskançlık hem de planlı bir düşmanlık vardı.

Kral devam etti: “Bu nedenle, Lea ve Victor’un evliliği sadece iki ailenin birleşmesi değil, iki gücün ittifakıdır. Ama her ittifak gibi, burada da sadakat testi yapılacak.”

Konseyden birkaç kişi başını salladı, ancak Malrik sessizdi. Bu sessizlik, ne düşündüğünü anlamamı zorlaştırıyordu.

Toplantıdan sonra, sarayda işler daha da karmaşık hale geldi. Gölge Vadisi’nin sırları üzerine araştırmalar hızlanırken, benim üzerimde de sorumluluklar arttı. Günlük raporlar hazırlıyor, saray içinde ve dışındaki gelişmeleri takip ediyordum.

Victor ise sürekli yanımdaydı. Bazen kelimeler olmadan, sadece bakışlarıyla destek oluyordu. Aramızdaki bağ giderek güçleniyordu, ama hâlâ bu bağın adı aşk değildi. İkimiz de bunu biliyorduk.

Bir gece, sarayın bahçesinde yürürken, Victor durdu ve bana döndü.

“Lea, biliyorum ki bu iş senin için kolay değil. Ama güçlü durmalısın. Çünkü çok yakında, hem krallığımızı hem de bizi tehdit eden daha büyük bir tehlike kapıda.”

Bu sözler, içimde ürkütücü bir his uyandırdı. Gölge Vadisi’ndeki mühür alanı, sadece bir başlangıçtı. Sarayın içinde yükselen tehditler, görünmeyen düşmanlar vardı.

Ertesi gün, Lord Malrik’la karşılaştım. Sarayın kütüphanesinde eski kitapları incelerken, onun da beni izlediğini fark ettim.

“Lea,” dedi alçak bir sesle. “Krallığın sırları seni yorar. Ama unutma, bazen en tehlikelisi en yakın olanlardır.”

Bu sözler beni derinden sarstı. Sarayın içindeki oyunlar, dışarıdaki tehditlerden çok daha karmaşıktı.

Günler geçtikçe, saraydaki entrikalar ve tehditler büyüdü. Kral, konsey, hatta Victor ve ben bile birbirimize karşı dikkatli olmak zorundaydık. Çünkü güç oyunları, sadece taht için değil, aynı zamanda hayatta kalmak içindi.

Ve ben, Lea, prenses olmanın ötesinde, krallığın kaderini taşıyan bir savaşçıyım.Sarayda günler geçtikçe, gözler üzerimizde daha da sıkılaşmıştı. Her adımımız, her kararımız birer dikkatli hamleydi artık. Victor ile aramızdaki bağ güçlenirken, dışarıdaki tehditlerin yanı sıra sarayın içindeki politik oyunlar da büyüyordu. Bu ortamda en küçük bir hata, ölümle sonuçlanabilirdi.

Bir sabah erkenden, sarayın kuzey kanadında gizli bir toplantı yapıldığını duydum. Merakımı yenemedim ve sessizce oraya doğru yürüdüm. Kapının aralığından içeriye baktığımda, birkaç konsey üyesinin bir araya geldiğini gördüm. Aralarında Lord Malrik da vardı.

“...krallığın geleceği tehlikede. Eğer Lea ve Victor zayıf düşerse, içimizden biri tahtı ele geçirebilir,” diyordu Malrik alçak bir sesle.

Diğerleri de onaylar gibi başlarını salladı. Korku ve entrika dolu bu ortamda, sarayın içinde kimin dost, kimin düşman olduğunu anlamak giderek imkansızlaşıyordu.

Ertesi gün Victor’la bu konuyu konuşmak zorunda kaldım. Bahçede yalnız yürürken, yanına çağırdım.

“Victor, sarayda işler daha karmaşık hale geldi. Güvenebileceğimiz insanlar azaldı.”

O, derin bir nefes aldı. “Biliyorum. Malrik’ın planlarını öğrenmeliyiz. Gücümüzü birleştirip karşı koymalıyız.”

“Bunu nasıl yapacağız? Kral bile şüpheci olmaya başladı.”

Victor’ın gözlerinde kararlılık vardı. “Birleşerek. Ve en önemlisi, birbirimize inanarak.”

Bu sözler içimi biraz rahatlattı. Yine de bu inanç, gözle görülmeyen bir ip üzerinde yürümek gibiydi.

Günler geçtikçe, sarayın içinde gizli bir mücadele başladı. Kralın danışmanları arasında hizipler oluştu, dedikodular yayıldı. Ben ise, Lea olarak, krallığın kaderini ellerimde tutmanın ağırlığını hissediyordum.

Bir akşam, Victor odama geldiğinde yorgun ve düşünceliydi. “Lea, sana söylemem gereken bir şey var.”

“Ne oldu?”

“Gölge Vadisi’nde mühürlenen şey, aslında krallığımızın karanlık sırlarından biri. Eğer bu sır ortaya çıkarsa, taht sallanır.”

Sözcükler ağırdı. İçimdeki karanlık bir köşe, daha da büyüdü. “Ne yapmalıyız?”

Victor gözlerime baktı. “Hazırlanmalıyız. Sadece dış düşmanlara değil, içten gelen tehlikelere de karşı.”

Ve ben, Lea, bir prenses olarak değil, krallığın karanlığında yolunu bulmaya çalışan bir savaşçı olarak o andan itibaren hazırlanmaya başladım.Ertesi sabah, sarayın hareketliliği alışılmışın çok üzerindeydi. Konsey toplantısı için tüm önemli isimler toplanmış, konuşmalar gergin ve keskinti. Kralın yüzündeki endişe, krallığın içinde bulunduğu tehlikeyi gizlemeye yetmiyordu.

Toplantı salonuna adım attığımda, bakışlar üzerimdeydi. Victor ise yanımda duruyor, güçlü ve kararlı bir şekilde beni destekliyordu. Kral, ağır bir sesle söze başladı:

“Son zamanlarda artan huzursuzluk ve Gölge Vadisi’nde ortaya çıkan gizemli güçler, krallığımızı tehdit ediyor. Bu konuda alınacak önlemler konusunda fikirlerinizi bekliyorum.”

Lord Malrik, hemen söz aldı. “Majeste, Lea Prenses ve Varis Victor’un işbirliği, bu tehditlere karşı ilk ve en önemli savunmamız olmalı. Ancak içimizdeki hainleri de gözden kaçırmamalıyız.”

Sözleri, salonun havasını daha da gerdi. Birkaç konsey üyesi başlarını salladı, bazıları ise huzursuzca yerinde kıpırlandı.

Konuşmalar devam ederken, benim görevim sadece dinlemek ve doğru zamanda doğru hamleyi yapmaktı. Victor’a göz attım, o da aynı ciddiyetle duruyordu.

Toplantı sonrası sarayın koridorlarında sessiz bir yürüyüş yaptık. “Lea,” dedi Victor, “düşmanlarımız sadece dışarıda değil. İçerideki ihanet en büyük tehlike olabilir.”

“Seni anlıyorum,” dedim, “ama biz birlikte güçlüyüz. Kendi içimizdeki sırları saklamak zorundayız.”

O gece, sarayda gizli toplantılar başladı. Benim için, bu oyun alanı gittikçe karmaşıklaşıyordu. Ancak tek bir şey kesindi: Lea ve Victor’un yolu, krallığın kaderini belirleyecekti.

Gecenin sessizliğinde, odama gelen habercinin getirdiği haberle irkildim: Gölge Vadisi’nde mühürlenen karanlık sır, çok daha büyük bir tehlikeyi beraberinde getiriyordu.

Bu sefer, sırlar sadece bizim değil, tüm krallığın hayatını tehdit ediyordu.Sabahın ilk ışıkları henüz saraya düşmemişti ki, gelen haberci sessizce kapımı çaldı. Elinde bir parşömen vardı, yüzü gergin ve ifadesi ciddi.

“Lea Prenses, acil rapor. Gölge Vadisi’ndeki mühür alanıyla ilgili yeni gelişmeler var.”

Parşömeni aldım, hızlıca göz gezdirdim. Yazılanlar beni derin bir endişeye sürükledi:

“Mühür alanında hapsedilen karanlık güçler, beklenmedik biçimde uyanmaya başladı. Çevredeki doğa olaylarında anormallikler gözlemleniyor. Bölgeye gönderilen keşif ekiplerinden henüz haber alınamadı.”

Victor da odaya girdiğinde, yüzümdeki ifadenin ciddiyetini fark etti. “Durum ne?” diye sordu.

“Beklenenden daha kötü. Bu mühür sadece eski bir büyü değil, içinde tehlikeli ve uyanmaya başlayan bir güç var.”

Victor, kılıcını bileğinize sıkıca kavradı. “Derhal harekete geçmeliyiz. Bu, krallığın geleceğini doğrudan tehdit ediyor.”

“Evet,” dedim, “ama içerideki hainler bunu fırsata çevirebilir. Güvenlik tedbirlerini artırmalıyız.”

Günün ilerleyen saatlerinde, sarayda her köşe yeni bir dedikoduya ev sahipliği yapıyordu. Kimisi Gölge Vadisi’nde karanlık bir varlığın ortaya çıktığını söylüyor, kimisi ise iç sarayda birtakım planların yapıldığını fısıldıyordu.

Konsey üyeleri birbirine şüpheyle bakıyor, krallığın güvenliği için çözüm arıyordu. Kral, bu gergin ortamda bizden bir kez daha rapor istedi.

“Sizler, Lea Prenses ve Varis Victor, bu krallığın kalkanısınız,” dedi. “Gölge Vadisi’nin sırlarını açığa çıkarırken dikkatli olun. Her adımınız, binlerce hayatın kaderini belirleyecek.”

O gece, sarayın gizemli koridorlarında dolaşırken, Victor yanımda yürüyordu. “Lea, bu işin içinde sadece büyüler değil. İnsanların karanlık arzuları da var. Biz onları yenmek zorundayız.”

“Evet,” dedim, “ama içimizdeki karanlığı da kontrol etmek zorundayız.”

Birkaç gün boyunca, Gölge Vadisi’ne gizli keşif ekipleri gönderildi. Her biri geri döndüğünde, anlattıkları hikayeler daha da ürkütücüydü. Yeraltından yükselen karanlık güç, mühür alanını zorlayarak kaçmaya çalışıyordu.

Bir gece, rüyalarımda o taşlarla çevrili alanı gördüm. Semboller kırılmaya, ışıklar sönmeye başlamıştı. Uyandığımda ter içinde kalmıştım.

O sabah Victor’a rüyamı anlattım. “Bu, sadece bir rüya değil,” dedi, “bizim gerçekliğimiz.”

Birlikte, krallığın büyü ustalarıyla görüştük. Mühür alanındaki büyüyü yenilemek için eski ritüeller gerekiyordu. Ancak bu, büyük riskler içeriyordu.

Kral, bu görevi bizzat bize verdi. “Lea, Victor, sizlerin omuzlarında bu krallığın kaderi var. Başarılı olun.”

Hazırlıklar başladı. Büyücüler, eski yazıtları tarıyor, ritüeller için gerekli malzemeleri topluyordu. Biz de strateji planları yapıyorduk.

Ancak bir yandan da sarayda güç mücadelesi devam ediyordu. Bazı konsey üyeleri, bu krizi fırsat bilip kendi iktidarlarını artırmaya çalışıyordu.

Lea olarak, bu entrikaların arasında soğukkanlı kalmak zorundaydım. Her hamlem, krallığın geleceğini etkileyebilirdi.

Ve en zor anlardan biri, Victor ile aramızdaki ilişkide yaşanacaktı. Görevler ve sorumluluklar, duygularımızı sınamaya başlamıştı.

Bir gece, sarayın en sessiz köşesinde karşılaştık. Gözlerinde beliren hüzünle fısıldadı:

“Lea, bu evlilik sadece bir görev değil, zamanla çok daha fazlası olacak mı?”

Cevap vermek zorundaydım. Ama gerçek şu ki, aşk benim planlarımda ikinci plandaydı. Krallık her şeyden önemliydi.

“Victor, hislerimi bir kenara bırakıyorum. Bizim görevimiz krallık ve halkımız için. Duygularımızı sonradan düşünebiliriz.”

O an aramızda sessiz bir anlaşma oldu. Güç, sorumluluk ve sırlar bir aradaydı.

Gölge Vadisi’ndeki karanlık güç, kapılarını yavaşça aralıyordu. Biz ise, krallığı ve birbirimizi korumak için hazır olmalıydık.Günler geçtikçe, sarayda gerilim arttı. Gölge Vadisi’nden gelen tehditler herkesin gündemindeydi. Toplantılar uzuyor, konsey üyeleri birbirlerine karşı daha temkinli davranıyordu. Ama benim asıl endişem, Victor ile aramızdaki mesafenin büyümesiydi.

Sabahları birlikte yaptığımız eğitim seansları dışında, pek az zaman geçirebiliyorduk. Görevlerimiz, krallığın yükü bizi farklı yönlere çekiyordu. Ancak hiçbir zaman bir diğerine sırtımızı dönmedik.

Bir gün, büyücülerden biri, “Mühür alanındaki karanlık güç güçleniyor. Yakında ritüel yapılmazsa, zincirler kırılacak,” dedi. Sözleri, sarayın koridorlarında yankılandı.

Victor’la beraber hemen harekete geçtik. Bu durumu kral ve konsey üyeleriyle paylaştık. Ancak bazıları endişeleri büyütmememiz gerektiğini söyledi. “Panikten uzak durmalıyız,” dediler.

Ama biz biliyorduk; karanlık yaklaşıyordu.

O akşam, sarayın kuzey kanadında gizli bir toplantı yapıldı. Victor ve ben, büyücülerle birlikte ritüelin detaylarını tartışıyorduk. Ancak konseyin bazı üyeleri, bu gizli toplantıyı öğrendi.

Ertesi sabah, sarayın kalabalık salonunda sürpriz bir konsey toplantısı toplandı. Kral, yüzünde endişe ile bizi çağırdı.

“Lea, Victor, bazı konsey üyeleri ritüelin tehlikeli olduğunu düşünüyor. Krallığı daha fazla riske atamayız. Bu görevi erteleme kararı alındı.”

Bu sözler, içimde bir kıvılcım yaktı. “Majesteleri, bu erteleme, Gölge Vadisi’nde yaşayanlar için ölüm fermanı olabilir. Biz harekete geçmeliyiz.”

Konsey üyelerinden bazıları homurdandı, tartışma alevlendi. Kral, kararsız kaldı.

Victor yanıma yaklaştı, fısıldadı: “Bazen, doğru olanı yapmak için risk almak zorundayız.”

O an karar verdim; bu savaşta pasif kalmak mümkün değildi.

Gece çöktüğünde, planlarımızı gizlice uygulamaya koyduk. Birkaç sadık muhafız ve büyücüyle birlikte Gölge Vadisi’ne gitmek üzere yola çıktık.

Ormana girdiğimizde, atmosferin değiştiğini hissettik. Havanın soğukluğu, ağaçların uğultusu, her şey yaklaşan tehlikenin habercisiydi.

Mühür alanına vardığımızda, taşlar gerçekten de parlamaya başlamıştı. Semboller kırılgan görünüyordu. Ritüel için gereken nesneleri yerleştirdik.

Ancak tam ritüle başlayacakken, karanlık bir gölge hareket etti. Etrafımızda fısıltılar yükseldi, büyü alanı sarsıldı.

“Hazırlıklı olun!” diye bağırdı Victor, kılıcını çekerek.

Karanlık, gözle görünür bir varlık haline geldi. Devasa ve korkutucuydu. Gözleri kırmızı, bedeninden dumanlar yükseliyordu.

Savaş başladı.

Her darbede, bu karanlık güç zayıflıyordu ama kolay pes etmiyordu. Büyücüler ritüeli tamamlamaya çalışırken, Victor ve muhafızlar karanlık varlığa karşı savaştı.

Yorgunduk ama pes etmedik. Çünkü bu savaş sadece bizim değil, bütün krallığın savaşıydı.

Ritüel tamamlandığında, karanlık güç geri çekildi, mühür alanı tekrar kapandı. Ancak bedeli ağır oldu. Bazı muhafızlar hayatını kaybetmişti.

Sarayın yolunu tutarken, Victor’a baktım. Yorgun ama kararlıydı.

“Başardık,” dedi.

“Evet,” dedim, “ama bu sadece başlangıç.”Ormanın derinliklerinde ilerlerken, gözlerimiz önümüzdeki karanlık patikayı keskin bir dikkatle tarıyordu. Hava, sessizliğin ve doğanın ağır soluklu nefesiyle doluydu. Ayın hafif ışığı ağaç yapraklarından süzülerek yere düşüyor, her adımımızın yankısı ağaç gövdelerinde kayboluyordu.

Victor, önümüzde yürüyordu, kılıcı kesi gibi elinde, yüzündeki ifadenin sertliği dikkat çekiciydi. Bense arkadan sessizce onu izliyordum, onunla bu yolculuğa çıkmış olmanın ağırlığını omuzlarımda hissediyordum. İçimde fırtınalar kopuyor, görevimizin ciddiyeti beni nefessiz bırakıyordu.

Bir an için durduk. Victor, elini kaldırarak sessiz olmamızı işaret etti. Yakındaki çalılıklardan gelen hışırtılar, yaklaşan bir tehlikenin habercisi gibiydi. Tansiyon yükselmişti. O an anladım ki, Gölge Vadisi’nden kaçmakla bitmemişti işimiz. Burada daha büyük bir savaşın eşiğindeydik.

“Lea,” dedi Victor alçak bir sesle, “Burası sadece başlangıç. Mühürlenen şeyin ne olduğunu öğrenmeden, krallığa geri dönmemeliyiz. Bu, baban için bile tehlikeli olabilir.”

“Evet,” dedim kararlı bir sesle, “Ama önce bu tehlikenin ne olduğunu ortaya çıkaracağız.”

Birlikte ilerledik, izlerini sürmeye çalıştığımız eski mühür alanına doğru. Havanın üzerimizdeki ağırlığı daha da arttı. Taşlar üzerindeki semboller, büyünün etkisini hala taşıyor gibiydi. Victor’un büyüye dair bilgisi derin olsa da, buradaki güçler onu bile ürkütüyordu.

“Bu mühürler, belki de krallığın karanlık sırlarından biri,” dedi Victor. “Kimi zaman güç, gizlenmeli, ama bu kadar baskı altında tutulması sakıncalı.”

O sırada yerdeki bir taş daha yerinden oynadı. Bu, bizden önce burayı koruyan büyünün hâlâ canlı olduğunun işaretiydi.

“Dikkat!” diye uyardım, elimi Victor’un koluna koyarak.

Bir an için etrafımızdaki hava yoğunlaştı, gözlerimizin önünde görünmez bir perde gibi dalgalandı. Ardından önümüzdeki toprağın bir kısmı hafifçe titredi.

“Bir şey geliyor,” dedi Victor, kılıcını kavrayarak.

Derinlerden gelen bir fısıltı yükseldi, sanki unutturulmuş bir varlık uyanıyordu. Büyünün sınırları zorlanıyordu ve biz onun içinde duruyorduk.

“Buradan ayrılmalıyız,” dedim sesimde panik olmadan, ama kararlılıkla.

“Henüz değil,” diye karşılık verdi Victor. “Bilmemiz gereken bir şey var.”

Yavaş adımlarla mühür alanına yaklaştık, Victor taşların üzerine eğildi, sembolleri dikkatle inceledi.

“Bunlar sadece büyü mühürleri değil. Aynı zamanda bir anahtar da olabilirler.”

“Ne anlama geliyor?”

“Bir şeyi açabilir ya da kapatabilir.”

Bu sözler, üzerimizdeki yükü daha da artırdı. Bu alan, geçmişte büyük bir gücü hapsetmiş, şimdi ise onu korumaya devam ediyordu.

Tam o anda, patikanın diğer ucundan gelen bir ışık gördük. Bu, saray muhafızlarına ait olamazdı; ormanın içinden gelen bu ışık daha gizemli ve tehlikeli görünüyordu.

“İzleniyoruz,” dedi Victor. “Hazırlan.”

İki adım sonra, karanlık içinden yavaşça ortaya çıkan silüetleri gördük. Onlar, krallıkta yasaklanmış gizli bir tarikatın üyeleriydi. Yüzyıllar boyunca unutulmuş, ama hala karanlık planlarını sürdüren insanlar.

“Lea,” dedi Victor, “Bu iş sadece siyah ve beyaz değil. İhanet, hile ve güç mücadeleleri içinde yaşıyoruz.”

Kalbim hızlı hızlı atıyordu. Bu görev, sadece Gölge Vadisi’nin karanlığından değil, sarayın içindeki karanlık oyunlardan da daha derindi.

Ve o an anladım ki, bu yolculuk sadece bir görev değil, hayatımı değiştirecek bir savaşın başlangıcıydı.Ormanın içindeki o gizemli tarikat üyeleri, ay ışığının altında yavaşça hareket ediyor, sessiz adımlarla mühür alanına doğru ilerliyordu. Victor ve ben, gölgelerin arasında saklanmış, nefesimizi tutmuştuk. Onların niyetlerini anlamak zor değildi; mühür alanının sırrını çözmek ve belki de orada hapsolmuş olan gücü kendi amaçları için kullanmak istiyorlardı.

“Lea, sessiz ol. Plan yapmalıyız,” diye fısıldadı Victor, gözleri karanlıkta parıldıyordu. “Eğer burada savaş açarsak, hem görevimiz hem de hayatımız tehlikeye girer.”

“Öyleyse ne yapacağız? Onları durdurmamız lazım,” dedim kararlı bir şekilde.

Victor, elini hafifçe omzuma koydu. “Saklanacağız, izleyeceğiz. Bu gece, onların hareketlerini öğrenmemiz gerek. Ama dikkatli olmalıyız; bir hata her şeyi bitirebilir.”

Karanlıkta kıpırdamadan beklerken, tarikat üyeleri yavaşça mühür alanına ulaştılar. Ellerindeki eski parşömenleri çıkardılar, sembollerin üzerine koydukları nesnelerle büyü ritüeline başladılar. O an, buranın sadece bir hapishane olmadığını, aynı zamanda eski güçlerin yeniden diriltilmeye çalışıldığını anladım.

“Victor,” dedim alçak sesle, “Eğer başarılı olurlarsa, ne olur?”

“Kral ve krallığımız büyük bir tehlikeye girer. Bu güç, kontrol edilemez bir yıkıma sebep olabilir.”

“Öyleyse durdurmalıyız,” dedim, içimdeki korku ve kararlılık birbirine karışırken.

Bir an için planımızı yapmaya karar verdik. Tarikat üyelerinin ritüeli tamamlamasını engellemek için sessizce yaklaşacak, onları şaşırtacaktık. Fakat ormanın içinde ilerlemek sessizliği korumak hiç de kolay değildi.

Adımlarımız yere değdikçe yapraklar hışırdıyor, küçük taşlar yuvarlanıyordu. Kalbim hızla çarpıyordu. Victor elini kaldırdı, durmamızı işaret etti. Tarikat üyelerinden biri, arkalarına dönüp patikaya doğru bakmıştı.

“Kaçmalıyız!” fısıldadı Victor.

Hızla geri çekilirken, bir an için bir ses yükseldi. “Oradalar!”

Karanlıkta bir mücadele başladı. Kılıçların çarpışması, büyü fısıltıları havayı deliyordu. Victor ve ben birbirimizi koruyarak savaştık. Ama sayıca üstünlerdi ve ormanın içinde savunmasızdık.

Bir darbe aldım, acı yaktı ama vazgeçemedim. Victor yanımdaydı, kılıcıyla düşmanları savuşturuyor, aynı zamanda benim için bir yol açıyordu.

Sonunda geri çekilmeyi başardık ve ormanın derinliklerinde yeni bir kamp kurduk. Yaralarımızı sardık, planımızı tekrar gözden geçirdik.

“Bu işin içinde çok daha büyük bir oyun var, Lea,” dedi Victor, yorgun ama kararlı. “Bu tarikat, sarayın içindekilerle bağlantılı olabilir.”

O anda, sarayda karşılaşacağımız ihanet ve entrikaların, Gölge Vadisi’nin karanlığından çok daha tehlikeli olduğunu anladım. Görevimiz sadece krallığı korumak değil, aynı zamanda kendi içimizdeki karanlıkla da savaşmaktı.

Gecenin sessizliğinde Victor’a baktım, gözlerimiz birbirine kilitlenmişti. Bu savaşta birbirimize güvenmek zorundaydık. Çünkü hem krallığın hem de kalplerimizin kaderi, bu yolda yazılacaktı.O gece uyuyamadım. Victor’un sözleri, annemin ifadesi, danışmanların fısıltıları... Hepsi zihnimde dönüp durdu. Pencereden dışarı baktım. Ay, bulutların arasında kaybolup ortaya çıkıyordu. Bu sarayın sessizliği bile gürültülüydü. Her şey söylemediği bir şeyi fısıldıyor gibiydi.

Sabah olduğunda saray bahçesinde yürüyüşe çıktım. Çiğ taneleri otların üzerinde hâlâ parlıyordu. Fakat gözüm hiçbir güzelliği seçemedi. Bahçenin en ucundaki gölgeliğe doğru yürürken, birinin beni izlediğini hissettim. Döndüğümde kimseyi göremedim. Adımlarımı hızlandırdım ama içimdeki huzursuzluk daha da büyüdü.

Sonunda, gözlerden uzak, taş duvarlarla çevrili küçük bir köşeye vardım. Eskiden annem burada dua edermiş. Diz çöktüm. Ellerimi kavuşturdum ama bir dua fısıldayamadım. Aklımda sadece bir cümle vardı:

“Bu krallık için yaşıyorum.”

Ama ya bu krallık, bana ihanet ederse?

Arkamdan bir ayak sesi duydum. Refleksle döndüm. Victor'du. Elinde bir tomar kâğıt vardı. "Bunlar Gölge Vadisi’ne ait eski belgeler," dedi. "Danışmanlar bu alanı yüz yıl önce mühürlemiş. Ama kimin ya da neyin için yapıldığına dair bir kayıt yok."

Kâğıtları elimle aldım. Karalanmış yazılar, solmuş mürekkep... Hepsi zamana yenik düşmüş. “Biri bilerek mi sakladı sence?”

“Bence evet. Bu büyü, sadece mühürleme değil. Aynı zamanda izleri yok etme büyüsü de kullanılmış olabilir.”

İçim ürperdi. “Peki ya açılırsa? Ya artık uykuda değilse?”

Victor başını eğdi. “İşte bu yüzden güçlü olmamız gerek. Bu yüzden birbirimize güvenmemiz gerek.”

O an başımı Victor’un omzuna yasladım. Bu bir zayıflık değil, ihtiyaçtı. Karanlığın içinde bir nefeslik aydınlık.

“Yarın ilk konsey toplantısı var. Kral bizi çağırdı,” dedi Victor. “Gölge Vadisi’ni ve sözleşmeyi resmileştirecek.”

“Yarın her şey daha gerçek olacak, değil mi?”

“Evet,” diye fısıldadı. “Ama gerçek olmadan önce, bu gece biraz huzur bulalım.”

Birlikte yürüyerek bahçeden ayrıldık. Sessizlik içinde ama yan yana.

Yarın savaş başlıyordu.

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.