İçeriğe geç

trahison

Bölüm 2 · 16 dk okuma

trahison

Bölüm 2

Saray ve Söz

Victor'un elini bırakmadım. Vadideki o sis, karanlık, taşların arasından gelen fısıltılar hala kulaklarımdaydı ama şuan tek yapmam gereken saraya dönmekti. Ne kadar uzaklaştığımızı bilmiyordum ama Victor yolları biliyor gibiydi. Birkaç saat sonra, yorgun ama sağlam bir şekilde saraya ulaştık.

Saraya girer girmez annem ve babam karşılayıp beni sarmaladılar. Babam gözlerimin içine bakarak, “Görevi tamamladın mı, Lea?” dedi.

"Hayır," dedim. "Görev bitmedi. Vadi, düşündüğümüzden daha tehlikeli. Görünmeyen bir güç var orada. Ve kaybolanların birkaçı hayattaydı ama kurtaramadık."

Annem gözyaşlarını sildi, babam ise kaşlarını çattı. "Görülmemiş bir güç mü diyorsun?"

"Evet," diye onayladım. "Ve bu görev, sadece kayıpları bulma görevi değil. Bizi oraya çeken şeyin ne olduğunu bulmak zorundayız."

O an, Victor konuşmak için öne çıktı. Babam onun farkına vardı ve dikkatle süzdü. "Sen kimsin?"

Victor gözlerini kaçırmadan, sakinlikle cevap verdi. "Ben Victor. Batı Krallığı'nın taht varisiyim. Bu görevde prensesi korumak için oradaydım."

Saraydaki herkes sessizleşti. Sanki zaman donmuştu.

Kral bir adım geri attı. "Victor... Batı Krallığı'nın veliahtı..."

Annem hemen konuya girdi. "Yani Lea ile evliliğin gerçekleşmesi için gelmişsin."

Victor başını salladı. "Evet, hanımefendi. Fakat planladığım gibi değil. Onu ormanda görmüştüm ama kim olduğunu bilmiyordum. Prenses oldugunu saraya gelince öğrendim."

Kral şövalyelere seslendi. "Ona bir oda hazırlatın. Bu gece misafirimiz."

O gece odamdan çıkamadım. Düşünceler içinde dönüp duruyordum. Victor'un bir varis olduğunu öğrenmem beni hem şaşkına çevirmişti hem de büyülemişti. Demek ki kaderim, onu tanımakla başlıyordu.

Ertesi sabah sarayda bir telaş vardı. Elçiler, söz merasimi için haber taşıyordu. Görüşmeler başlamıştı.

Bir toplantı odasında babam, annem, ben ve Victor vardık. Babam ciddi bir tonda sordu: "Lea, bu evliliği istiyor musun?"

Victor bana baktı. Sessizdi. Karar bendeydi.

"Krallığım için görevim neyse onu yerine getiririm," dedim.

Annem başını salladı. Babam da onayladı. "O zaman bu gece, söz merasimini yapacağız."

O gece, saraydaki herkes toplanmıştı. Işıklar yanmıştı, kıyafetlerim giydirilmişti. Victor siyah ve altın işlemeli bir ceketle gelmişti. Yan yana durduk. Babam, "Bu söz, sadece bir evlilik bağı değil, iki krallığın kaderini birleştirecek bir bağtır," dedi.

Victor elimi tuttu. Soğuktu ama emin. Gözlerimin içine bakarak, "Sadakatle yanında duracağıma söz veriyorum," dedi.

Ben de aynı kararlılıkla cevap verdim: "Ve ben de krallığım için bu birlikteliği kabul ediyorum."

Herkes alkışladı. Ama içimde bir huzursuzluk vardı. Vadi'de gördüğüm o karanlık, hala aklımdaydı. Olay bitmemişti. Şimdi sadece başlamıştı.

Ertesi gün, kral beni yanına çağırdı. "Lea, vadiyle ilgili detaylı bir rapor hazırla. Ve Victor'la birlikte bir heyet oluştur. Orayı tamamen inceleyin. Sadece kayıpların değil, tarihin de izlerini arayın."

Bundan sonraki görevimiz, sadece bir evlilik değil, tarih yazmak olacaktı.Sis dağılmaya başladığında gözlerimizin önüne tuhaf bir manzara serildi. Toprağın ortasında, eski taşlarla çevrili yuvarlak bir alan vardı. Taşların üzerine kazınmış semboller puslu ışıkta parlıyordu. Victor dikkatle yaklaştı, eli hâlâ kılıcındaydı.

“Bu bir mühür alanı,” dedi. “Bir şey buraya hapsedilmiş.”

“Ne demek bu? Neyi hapsetmiş olabilirler?”

“Bilmiyorum, ama bunlar sıradan mühürler değil. Yasak büyüyle yapılmış gibi duruyor.”

Tam o anda yerin altından gelen bir titreşim daha hissettik. Sonra taşlardan biri yerinden oynadı. Victor beni geriye çekti.

“Bu alan uyanıyor. Burada daha fazla kalamayız,” dedi.

“Peki ya görevimiz?”

“Görevi tamamladık sayamayız ama hayatta kalmazsak hiçbir şeyin anlamı yok.”

Geri çekilmeye başladık. O sırada sesler duymaya başladık: Adımlar, yankılanan fısıltılar. Mağaradan çıktığımız yöne değil, kuzeybatıya doğru giden patikaya yöneldik. Haritacıların çizdiği rotalarda bu yol işaretlenmemişti. Ama başka çaremiz yoktu.

Bir süre sonra orman yeniden karşımıza çıktı. Ağaçlar karanlık ve sessizdi, ama mağaranın baskıcı havasından sonra nispeten daha güvenli hissediliyordu.

Victor yürürken, sessizliği bozdu. “Lea, eğer burada ölürsek…”

“Ölmeyeceğiz.”

“Eğer olursa diyorum… Bilmeni isterim ki, ilk karşılaştığımızda seni sıradan biri sandım. Ama şimdi görüyorum ki, sen sadece bir prenses değilsin. Gerçek bir lider gibi davranıyorsun.”

Sözleri içimde bir yankı bıraktı. Aklım karışıktı ama bir şeyden emindim: Bu adam bana yalan söylemiyordu. O anda daha fazlasını sormadım. Zaten kamp kurmak zorundaydık. Gecenin kalanını burada geçirecektik.

Sabah olduğunda, saraya dönecek kadar güçlenmiştik. Gölge Vadisi geride kalmıştı ama içimizde bıraktığı huzursuzluk kalıcıydı.

Sarayın kapıları göründüğünde herkes bizi karşılamak için toplanmıştı. Kral önde bekliyordu. Gözleriyle beni taradı, sonra Victor’a döndü. “Rapor?”

Victor birkaç adım öne çıktı. “Görev tamamlandı sayılmaz, majesteleri. Ama Gölge Vadisi’nde hâlâ bir tehlike var. Eski mühürlenmiş bir alan… Büyüyle korunuyor.”

Kral kaşlarını çattı. “Bu bilgilere neden önce ulaşamadık?”

Victor yanıt vermedi. Sessizlik uzayınca ben devreye girdim. “Görevde ölenler oldu. Ama bazıları hâlâ hayattaydı. Onlardan biri tuzak kurulduğunu söyledi.”

Kral başını salladı. “Bu konuyu konseyde ele alacağız. Ama şimdilik…” Gözleri bana döndü. “Hazırlan, Lea. Bu akşam söz törenin olacak.”

Her şey dondu. Gölge Vadisi’nin karanlığından çıkıp, sarayın entrikalarına düşmüştüm. En az o mağara kadar sıkışmış hissediyordum.

Odamda yalnızken Victor geldi. “İzin almadan girmemeliydim ama…”

“Elbette girmeliydin. Zaten bu gece sözlenecekmişiz.”

Gülümsedi ama gülümsemesinin arkasında bir şey vardı. Kararsızlık? Hüzün?

“Elimi tutmanı isterim, ama zorunda olmadığın sürece değil.”

“Krallık için yaşıyorum. Hislerim ikinci planda. Bu evliliği de görev olarak kabul ettim.”

Başını salladı. “O zaman birlikte başarırız.”

Gece olduğunda, saray ışıklarla aydınlatılmıştı. Davetliler salona dolmuştu. Ben süslü kıyafetimle sahnede yerimi aldım. Kral, konsey üyeleri ve diğer soylular bizi izliyordu.

Victor içeri girdiğinde salondaki herkesin bakışları ona döndü. Zarif adımlarla yanıma yaklaştı. Önümde diz çöktü. “Lea, halkımızın geleceği için, seninle birlikte yürümeye söz veriyorum.”

Ben de diz çöktüm. “Victor, halkımızın refahı ve krallığın birliği için, seninle bu yola çıkmaya söz veriyorum.”

Alkışlar koptu. Kral ayağa kalktı. “Bugün krallıklar arası bir bağ kuruldu. Bugün hem güç hem umut birleşti.”

Ama alkışlar içinde, göz göze geldiğim tek kişi Victor’du. Aramızdaki söz, sadece kelimelerden ibaret değildi artık. Aynı sırları taşıyorduk. Aynı savaşın ortasındaydık.

Ve ben içten içe şunu düşündüm: Bir gün bu görev, benden daha fazlasını isteyecek.

Ama bugün değil.Gece boyunca kafamda dönen düşüncelerle uyuyamadım. Sarayın soğuk duvarları arasında, gözlerin üzerimde olduğunu hissediyordum. Bu evlilik sadece bir bağ değil, aynı zamanda bir kelepçeydi. Victor’un yanında olmak hem güç veriyor hem de zincirliyordu beni.

Ertesi sabah, sarayın geniş koridorlarında yürürken danışmanlar ve soylular etrafımızı sardı. Herkes bizi farklı bir gözle izliyordu; bazıları hayranlıkla, bazıları şüpheyle. Kralın bu töreni neden bu kadar önemli kıldığını anlamaya çalışıyordum. Güç gösterisi miydi? Yoksa gerçek bir ittifak mı?

Victor, yanıma yaklaştı. “Bugün ilk resmi toplantımız olacak. Konsey üyeleriyle bir araya geleceğiz.”

Başımı salladım. “Hazırlanmalıyım.”

Toplantı salonu sarayın en yüksek katındaydı. Büyük, ağır kapılar aralandığında içeri girdik. Konsey üyeleri yerlerinde oturuyordu; yaşlı yüzlerde tebessüm yoktu, sadece dikkatli bakışlar. Kral, baş köşede oturuyordu.

“Lea, Victor, hoş geldiniz,” dedi kral. “Gölge Vadisi’nde yaşananlar krallığımızı etkileyebilir. Bu yüzden birlik içinde hareket etmeliyiz.”

Bir konsey üyesi söze girdi: “Majesteleri, Lea prensesin görevi ve Victor varisin sorumluluğu herkesçe biliniyor. Ancak bu yasaklı alanların araştırılması riskli ve maliyetli olabilir. Daha fazla kayıp yaşamak istemiyoruz.”

Bir diğer üye ekledi: “Ancak tehdit göz ardı edilirse, sonuçları daha ağır olabilir. Bu yüzden ek bir ekip gönderilmeli.”

Victor başını kaldırdı. “Ben ve Lea görevi bizzat üstlendik. Tehlikeyi yakından gördük. Risk büyük ama göz ardı edilemez.”

Sözlerim geldi: “Görevimiz sadece bilgi toplamak değil, krallığın güvenliğini sağlamak.”

Toplantı boyunca fikirler çatıştı. Benim için en zor kısım, bu soğuk, hesapçı bakışlar arasında güçlü durmaktı. İçimde, herkesin bilmediği bir sır vardı: Gölge Vadisi’nin karanlığı sadece büyüyle mühürlenmiş bir tehlike değildi. Aynı zamanda benim içimde de büyüyen bir fırtınaydı.

Toplantıdan sonra sarayın bahçesine çıktım. Hava soğuktu ve rüzgar yüzüme vuruyordu. Victor yanımda durdu. “Bu iş daha zor olacak, Lea. İçimizdeki ve dışımızdaki düşmanlarla yüzleşeceğiz.”

“Biliyorum,” dedim. “Ama vazgeçmeyeceğim.”

Göz göze geldik. Kelimelere gerek yoktu. Bu evlilik ve görev, bizim kaderimiz olmuştu.

Sonraki günler yoğun geçti. Sarayda diplomatik görüşmeler, hazırlıklar ve sürekli bir tetikte olma haliydi. Gölge Vadisi’nin sırrını çözmek için planlar yapılıyordu. Ama içimde büyüyen o hissin adı neydi? Korku mu? Yalnızlık mı? Yoksa ihanete dönüşen bir sadakat mi?

Bir akşam Victor beni sarayın kütüphanesine çağırdı. “Bakalım bu mühürler ve büyüler hakkında ne öğrenebiliriz.”

Sayfalar arasında eski yazıtlar, büyü kitapları ve haritalar vardı. Victor dikkatle inceleyip, arada bana dönüyordu.

“Bu iş, sandığımızdan daha karanlık. Yasak büyülerle korunmuş. Ve bu büyülerin kaynağı, krallığımızın derinlerinde saklanan eski bir güç olabilir.”

Başımı salladım. “Bu sadece başlangıç. Krallık için, ben ne gerekiyorsa yapacağım.”

O gece, bir kez daha karar verdim: Bu evlilik, bu görev, bana hayatımın en büyük savaşı olacaktı. Ve ben, Lea olarak, bu savaşı kazanacaktım.

Bir hafta sonra, sarayda ani bir toplantı çağrıldı. Kralın yüzü, her zamankinden daha sertti. “Lea, Victor, Gölge Vadisi’nden dönen raporlar endişe verici. Bazı ekiplerimiz geri dönmedi.”

Victor omuzlarını dik tuttu. “Durumu araştırıyoruz.”

Kral derin bir nefes aldı. “Sarayda güvenlik artırılacak. Ayrıca, senin görevin, Lea, sadece saray değil; halk arasında da destek toplamak olacak.”

Görevim açıktı: Bu evlilik ve güç birliği sadece saray için değil, halk için de olmalıydı. Ama halk, gerçekleri bilmediği sürece güven olmazdı.

Dışarıda, sarayın kapılarında kalabalıklar toplanmaya başladı. Kimileri umutla, kimileri korkuyla bakıyordu. Benim üzerimde, gelecekten ağır bir yük vardı.

Victor elimi tuttu. “Birlikteyiz.”

Ve ben içimden geçirdim: Bu yolda, ne olursa olsun, dimdik yürüyeceğim. Çünkü krallık, babam, ve görevim bunu gerektiriyordu.

Ama kalbimde bir yerde, bu yeminler ve sözler, bir gün yıkılacak temel taşı gibi sarsılacaktı.

Şimdi değil. Şimdi savaşmaya devam edecektim.Sarayda geçen söz töreninin ardından, ertesi gün sabah erkenden başlayan yeni sorumluluklar beni bekliyordu. Gölge Vadisi’nde yaşadığımız olayların gölgesinde, artık sadece bir prenses değil, krallığın geleceğini şekillendirecek bir lider olmuştum. Victor’un yanında olmak, bu yükü hafifletiyordu ama aynı zamanda yeni zorlukların da kapısını aralıyordu.

Kahvaltı salonunda babam ve sarayın üst düzey danışmanlarıyla birlikte oturduk. Babamın yüzü sertti; gözlerindeki endişe saklanamıyordu. “Lea,” dedi, “krallık bir krizle karşı karşıya. Gölge Vadisi’nde olanlar sadece başlangıç. Rakip krallıklar bu zayıflığı fırsat bilmek isteyecek.”

“Biliyorum, baba. Ancak biz güçlü olacağız. Victor’la birlikte çalışacağız,” dedim.

Babam başını salladı. “Onun varisi olması işleri kolaylaştırıyor. Ama dikkatli olmalısın. Saraydaki herkes aynı amacı taşımıyor.”

Bu sözler, sarayın içindeki entrikaların henüz yüzeye çıkmadığını hatırlattı bana. Victor’la aramızda henüz kurulan bağ, dışarıdaki gözler tarafından kıskançlıkla, hatta şüpheyle izleniyordu.

Gün içinde sarayda toplantılar, planlamalar ve halkla görüşmelerle geçti. Her köşede yeni bir dedikodu, yeni bir hesaplaşma vardı. Victor’un sakin ve kararlı duruşu, benim ise titiz ve soğukkanlı yaklaşımım, krallığın içinde bulunduğu karmaşaya karşı koymak için bir duvar örüyordu.

Bir akşamüstü, Victor beni bahçeye çağırdı. Gözleri yorgun ama kararlıydı. “Lea, bu evlilik sadece birliğimizin temeli değil, aynı zamanda bizim savaşımız olacak. Güvenmek zorundayız birbirimize, yoksa ikimiz de kaybederiz.”

Başımı salladım. “Biliyorum, Victor. Bunu hissediyorum. Ama hislerimi bir yana bırakıp görevime odaklanıyorum.”

Birlikte yürürken, sarayın duvarlarının ardında dönen oyunları düşündüm. Kim dost, kim düşman? Hangisi gerçekten bizim tarafımızda? Bilmiyordum.

Geceleri uykusuzluk çekiyordum. Gölge Vadisi’nde gördüğüm o mühür alanı ve onun sırları, zihnimi esir alıyordu. İçimde büyüyen korku, gücümü daha da artırmaya itiyordu.

Bir gece, sarayın sessiz koridorlarında yürürken Victor’la karşılaştım. “Lea,” dedi, “yanlış adım atarsak, bu krallık yok olur. Hem senin hem benim ailemin ismi kirlenir.”

O an, sorumluluğun ağırlığını tüm derinliğiyle hissettim. “Bu yüzden birbirimize sırtımızı dönmemeliyiz,” dedim.

Bana baktı ve hafifçe gülümsedi. “Birlikte güçlüyüz.”

Ve ben, Victor’un o sözlerinde gizlenen gerçeği kabul ettim. Bu evlilik, sadece bir görev değil; bir savaşın başlangıcıydı. Kralın, konseyin ve krallığın gözleri üzerimizdeydi. İhanet ve tehlike her köşedeydi.

Ama ben hazırdım.

Çünkü bu savaşta tek kaybeden olamazdı.

İşte o an, kaderimizin kesiştiği yerde, gerçek mücadele başlamıştı.Günler ilerledikçe, saraydaki hayatın gerçek yüzüyle daha fazla yüzleşmeye başladım. Görünürde her şey düzenli ve görkemliydi; ihtişamlı salonlar, zengin sofralar, parlak zırhlar… Ama perde arkasında ise kıyasıya bir güç savaşı dönüyordu. İttifaklar kuruluyor, sırlar paylaşılıyor, düşmanlıklar planlanıyordu.

Victor’un yanında durmak, sadece onu desteklemek anlamına gelmiyordu artık. Aynı zamanda onun koruyucusu, sırdaşı ve gerektiğinde kalkanı olmak demekti. Onun varisi oluşu, hedef olmasını kaçınılmaz kılıyordu. Bunu biliyordum ve bu gerçekle yaşamayı öğrenmek zorundaydım.

Bir sabah, sarayın batı kanadında, gizli toplantılardan birine davet edildim. Konsey üyeleri ve bazı soylular bir aradaydı. Konuşmalar ağırdı, tonlar kısık ama gergindi.

“Gölge Vadisi’ndeki gizemli mühürler sadece başlangıç. Eğer onlar uyanırsa, krallığımız büyük bir tehdit altında olur,” dedi konsey üyelerinden biri.

“Ne yapmalıyız? Güçlerimizi birleştirmeli miyiz, yoksa dış müdahaleleri mi beklemeliyiz?” diye sordu bir başkası.

Ben sessizce dinlerken Victor yanımda duruyordu. Göz göze geldiğimizde, ona olan güvenim biraz daha arttı. Bu savaşta yalnız olmadığımı biliyordum.

Toplantının ardından, Victor’la birlikte sarayın avlusunda yürürken sessizliği o bozdu: “Lea, bu oyun büyük ve karmaşık. Her hamlemizi dikkatle seçmeliyiz.”

“Biliyorum. Ama sana güveniyorum.”

O an aramızdaki bağ, sadece sarayda verilmiş bir sözden daha fazlası oldu. Bu, hayatta kalma ve zafer için birbirimize olan ihtiyacımızdı.

Ancak o gün, sarayın içinde başka gözler de vardı. Fısıltılar, dedikodular dolaşmaya başlamıştı. Bazıları bizim evliliğimizin sadece bir tiyatro olduğunu, aslında birbirimize düşman olduğumuzu söylüyordu.

Bir gece, odama giren gizemli bir hizmetçi, bana bir not verdi. Üzerinde sadece birkaç kelime vardı: “Dikkat et, herkes senin dostun değil.”

Notun sahibi görülmemişti. O andan sonra, saraydaki her yüzü daha dikkatli incelemeye başladım. Dostlukların ve düşmanlıkların sınırları belirsizdi.

Victor da aynı tehlikeyi hissediyordu. “Lea, sana güvenen ben bile bazen şüpheye düşüyorum. Ama birlikte yürüyeceğiz,” dedi.

Her şeye rağmen, krallığın kaderi bizim ellerimizdeydi. İhanet ve sadakatin, güç ve sevginin iç içe geçtiği bu labirentte yolumu kaybetmemem gerekiyordu.

Günlerden bir gün, sarayın kütüphanesinde eski belgeler arasında gizemli bir parşömen bulduk. Gölge Vadisi’nin mühürleriyle ilgili daha önce kimsenin bilmediği bilgiler vardı.

Victor okumaya başladı: “Burada yazanlara göre, mühürlenen güç eski bir krala ait. Eğer serbest kalırsa, dünyayı karanlığa boğabilir.”

Bu bilgi, bizim savaşımızı sadece sarayın içindeki entrikalardan daha büyük bir savaşa dönüştürdü. Gölge Vadisi’nin karanlığı, sarayın ışıkları kadar tehlikeliydi.

O gece, yatakta yattığımda düşündüm: Bu evlilik, sadece iki krallığı birleştirmekle kalmayacak; aynı zamanda karanlıkla yüzleşmek için kurulmuştu. Ve ben, Lea, bu savaşı kazanmak için ne gerekiyorsa yapacaktım.Ertesi gün sarayda, öğle sonrası güneşinin sıcaklığı bile içerideki soğukluğu dağıtamıyordu. Koridorlar, adeta fısıltılar ve gizemlerle doluydu. Her köşede bir kulis dönüyor, her pencereden bambaşka bir plan yükseliyordu. Ben ise bu karmaşanın ortasında kendi yerimi bulmaya çalışıyordum.

Victor’la birlikte kaldığımız odanın penceresinden dışarı baktım. Sarayın bahçeleri yemyeşildi, kuşlar şarkı söylüyordu ama tüm o güzelliğin altında bir felaketin gölgesi vardı. İçimde, Gölge Vadisi’nde hissettiğim o baskı hâlâ canlıydı. Ve şimdi, daha büyük bir tehdit kapımızdaydı.

“Lea,” dedi Victor, sessizce yanıma yaklaştığında, “bu savaşı sadece kılıçlarla değil, zihinlerle de kazanacağız. İhanet ve aldatmaca sarayda kol geziyor.”

“Biliyorum,” diye cevap verdim, “ve bu yüzden dikkatli olmalıyız. Her hareketimizi planlamalı, en ufak detayları bile gözden kaçırmamalıyız.”

Victor başını salladı. “Konseyde kimlere güvenebiliriz, bilmiyorum. Ama senin yanında olmak istiyorum. Birlikte hareket edersek, daha güçlüyüz.”

Göz göze geldik. O an sarayın duvarları ardındaki soğukluk, biraz da olsa ısındı. Ama herkesin maskeler taktığı bu yerde, güvenmek kolay değildi.

O gün, gizli bir toplantı daha vardı. Konsey üyeleri, kralın odasında toplandılar. Ben ve Victor da davetliydik. Ama oturduğumuz yerde bile, herkesin gözleri birbirini izliyordu. İçimde garip bir his vardı, sanki biri her an ihaneti açıklamak üzereydi.

Kral, ciddi bir ifadeyle konuşmaya başladı. “Gölge Vadisi’ndeki tehdit büyüyor. Bizim birlik olmamız şart.”

Bir soylu, soğuk bir sesle yanıt verdi: “Birlik demek, bazı bedeller demek. Biz hazır mıyız?”

“Hazır değilsek, en azından bu tehditle yüzleşmek zorundayız,” dedi kral.

Konuşmalar ilerlerken, ben fark ettim ki, sarayda sadece dış düşmanlar değil, iç tehditler de en az onlar kadar tehlikeliydi.

Toplantı sonrası Victor bana fısıldadı: “Lea, bu savaşta bir adım önde olmak için seni korumalıyım. Daha çok dikkat.”

O akşam, odama dönerken bir el bana bir parşömen uzattı. Üzerinde gizli bir not vardı:

“Gözlerin her yerde, ama göremediğin şeyler var. Dikkat et.”

Notu okurken kalbim hızla attı. Sarayda düşman çoktu, ama en kötüsü, onları bilmemekti.

O gece uzun uzun düşündüm. Bu evlilik, bu görev, sadece bir başlangıçtı. Önümüzdeki günler çok daha karanlık ve zorlu olacaktı.

Ama ben hazırdım. Krallığım ve babam için, ne gerekiyorsa yapacaktım.Gece sessizdi ama içimde fırtınalar kopuyordu. Pencereden ay ışığı süzülürken, sarayın koridorlarında yankılanan ayak sesleri dikkatimi çekti. Kimdi? Ne istiyordu? Hazırlıksız yakalanmak istemiyordum.

Kapı yavaşça açıldı. Victor girdi, yüzünde ciddi bir ifade vardı. “Lea, seni uyandırmak istemem ama konseyde kritik gelişmeler var.”

Hemen kalktım, üzerime hızla bir şeyler geçirdim ve onu izledim. Koridorlar karanlıktı, ama Victor’un adımları kararlıydı. Sarayın derinliklerine ilerledikçe kalbim daha hızlı atmaya başladı.

Konsey odasının kapısı aralık duruyordu. İçeride fısıltılar, tartışmalar duyuluyordu. Gizlice yaklaştık. İçeride kral ve birkaç konsey üyesi vardı. Kral sinirliydi.

“İhanetin izi bulduk,” dedi. “İçimizde bir hain var.”

Sessizlik çöktü. Victor gözlerini devirdi. “Kim?”

Kral bakışlarını çevirdi. “Henüz bilmiyoruz. Ama iz sürüyoruz. Bu gece herkes tetikte olmalı.”

Victor bana baktı. “Seni korumalıyım, Lea. Bu oyun kolay değil.”

Ertesi gün sarayın havası değişmişti. İnsanlar gözlerini kaçırıyor, fısıltılar her köşede büyüyordu. Her adımda dikkatli olmak gerekiyordu.

Gündüz vakti sarayın bahçesinde yürürken, beklenmedik bir kişi yanımda belirdi: Lady Mariana. Sarayda dedikoduların merkezindeki kadın.

“Prenses Lea,” dedi alçak bir sesle, “biliyorum, zor zamanlar geçiriyorsunuz. Yardımcı olmak isterim.”

Gözlerime baktı, samimiyetle. Ama içimde uyanan şüpheyi gizleyemedim.

“Teşekkür ederim,” dedim dikkatle, “Ama güven zor kazanılır burada.”

Lady Mariana gülümsedi. “Elimden geldiğince… Sadece bilmeni isterim, seni destekleyenler var.”

Konuşmamız kesildi, çünkü korumalar yaklaşıyordu. Lady Mariana çekilip gitti.

O akşam Victor’la birlikte sarayın gizli odalarında eski belgeleri inceledik. Gölge Vadisi’nin mühürlediği şeyin ne olduğunu ve sarayın sırlarıyla bağlantısını çözmeye çalışıyorduk.

“Burası basit bir oyun değil,” dedi Victor, “bu savaş sadece kılıçlarla değil, akıllarla da kazanılacak.”

“Ve biz stratejimizi çok iyi kurgulamalıyız,” diye ekledim. “Sarayda herkes potansiyel bir düşman.”

Gecenin sonunda, ikimiz de yorgun ama kararlıydık. Önümüzde zorlu bir yol vardı. Ama vazgeçmek yoktu.Söz töreninin ardından sarayda hayat eskisi gibi devam etti, ama benim içimde fırtınalar kopuyordu. Herkes bu evliliğin krallıklar arası güç dengesi için bir dönüm noktası olduğunu konuşurken, ben kendi görevimi ve hislerimi bir arada taşımaya çalışıyordum.

Victor yanımda durduğunda, kalabalığın içinde bile sadece bana bakıyordu. O bakışlarda bir yumuşaklık, bir güven vardı ama aynı zamanda derin bir yük taşıyordu. “Lea,” dedi düşük bir sesle, “biliyorum, bu sadece bir başlangıç. Daha zorlu günler bizi bekliyor.”

“Evet,” diye cevap verdim. “Ama ne olursa olsun, geri adım atmayacağım.”

Gecenin ilerleyen saatlerinde, sarayın sessiz koridorlarında yalnız başıma yürürken, düşüncelerim Gölge Vadisi’ndeki mühür alanına, orada hissettiğim baskıya ve bilinmeyen tehlikeye takılıp kaldı. Neden kimse buradan bahsetmemişti? Kral ve konsey neden gerçekleri saklamıştı?

O anda kapı aralandı ve Victor içeri girdi. Yorgun görünüyordu ama gözlerinde kararlılık vardı. “Konuşmamız gerek,” dedi.

Oda kapısını kapattıktan sonra, yüzüme baktı. “Bu mühür alanı ve oradaki güç, sadece büyücülerin veya krallık tarihçisinin bilmesi gereken bir sır değil. Bu, krallığın geleceğini doğrudan etkileyecek bir mesele.”

“Yani sen de bunun sıradan bir keşif olmadığını düşünüyorsun?”

Başını salladı. “Evet. Bize verilen görev sadece yüzeysel bir araştırma değildi. Bu mühürlerin açılması, eski bir düşmanın uyanmasına neden olabilir.”

“Peki ne yapacağız?”

Victor bir süre sessiz kaldı. “Bunu kral ve konseyle paylaşmalıyız. Ama dikkatli olmak zorundayız. İçimizdeki bazıları, bu sırrı kullanmak isteyebilir. Bu yüzden seninle birlikte hareket edeceğim.”

O an, sarayın ihtişamı içinde en gerçek ve en samimi sözü duymuştum. “Teşekkür ederim, Victor.”

Gece boyunca planlar yaptık. Yarın sarayda önemli bir toplantı olacaktı. Krallığın kaderi, bizim cesaretimiz ve zekâmıza bağlıydı.

Ertesi gün, konsey salonu doluydu. Kral oturduğu yerde ciddi bir ifadeyle bizi dinliyordu. Victor ve ben, Gölge Vadisi ve mühür alanıyla ilgili bildiklerimizi detaylıca anlattık. Bazıları şaşkınlıkla karşıladı, bazıları ise bu bilginin kullanılmasını fırsat olarak gördü.

Ama benim içimde bir şüphe vardı. Bu işin sonunda kim kazanacaktı? Kim kaybedecekti? Ve ben, bu savaşta hangi taraf olacaktım?

Victor yanımda dururken, göz göze geldik ve o an anladım ki; bu evlilik, sadece bir söz değil, aynı zamanda çok daha büyük bir savaşın başlangıcıydı.

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.