İçeriğe geç

trahison

Bölüm 16 · 8 dk okuma

trahison

Bölüm 16

sessiz fırtına

Günler, Victor’un sınır karakoluna gönderilişiyle ağır ağır geçmeye başlamıştı. Lea için sarayın her koridoru, her taş duvarı boğucu bir sessizliğe bürünmüştü. Victor’un yokluğunda yalnız kalmak alıştığı bir şey değildi artık. Çünkü kalbi artık yalnızlığa alışkın değildi.

Ama babası hiç boş durmuyordu.

Her gün yeni bir elçi, yeni bir soylu, yeni bir “uygun talip” ile tanıştırılıyordu. Kral, Victor’un gölgesini Lea’nın hayatından silmek için elinden gelen her yolu deniyordu.

Lea hepsine aynı mesafede, aynı soğuklukla yaklaşıyordu. Çünkü içinde başka bir plan filizleniyordu. Victor’la gizlice iletişim kurmanın yollarını aramaya başlamıştı.

Bir gece, sarayın eski kütüphanesinde sessizce kitap karıştırırken, eline yıllar önce sarayın casusları tarafından kullanılan gizli yazışma yöntemlerini anlatan eski bir defter geçti. Sayfaların arasında kaybolurken, zihninde bir ışık yandı.

"Babam bu sarayı kuralım derken inşa etti. Ben de onun kurallarını kullanarak onu alt edeceğim."

Ertesi sabah, sarayın bahçesinde bir güvercin uçuştu. Ayağına ince bir not bağlanmıştı. Kimse görmeden, hızlıca notu aldı Lea. Küçük kağıtta Victor’un el yazısıyla yazılmış birkaç kelime vardı:

“Güvendeyim. Sana inancım tam. Sabret.”

Lea notu avuçlarının içinde sıktı. Güç aldı. Tek başına değildi.

Fakat aynı gün, Kral yeniden çağırdı onu. Taht odasında yalnızdılar. Babasının sesi yumuşaktı ama kelimeleri zehir taşıyordu:

“Victor’dan haber alıyor musun?”

Lea, soğukkanlılığını koruyarak başını eğdi:

“Hayır.”

Kral gülümsedi. O gülümseme, tehlikenin işaretiydi.

“Doğruyu söylediğini varsayalım. Çünkü eğer bir ihaneti öğrenirsem... sonuçları acımasız olur, Lea. Bunu sen de bilirsin.”

O an Lea babasının ne yapabileceğini gördü. Tehdit açıktı. Eğer bir gün Victor’a zarar vermeye kalkarsa… O zaman kendi içindeki savaşı tamamen kaybedebilirdi. Ya babasının kızı olacak ya da kendi kaderinin sahibi.

Ve o gece, Lea artık emindi:

Victor’un dönmesini beklemeyecekti.

O, bu savaşı başlatacaktı.

Gecenin geç saatlerinde sarayın gizli geçitlerinden birinde yürüdü. Ellerinde eski casus defteri ve küçük bir kese vardı. İçinde kendi mesajını taşıyan küçük parşömen vardı. Güvercini besleyip gönderdi.

“Zaman geldiğinde seni ben kurtaracağım.”

Gökyüzünde kaybolan güvercine bakarken gözlerinde artık korkudan eser kalmamıştı. Çünkü Lea, ilk defa babasının kurduğu oyun alanında kendi oyununu oynamaya başlamıştı.Lea, güvercini gökyüzüne saldıktan sonra sessizce geçitten çıkıp odasına döndü. Ama içini kemiren bir endişe vardı: Babası her şeyi kontrol altında tutmayı severdi. Onun gözleri ve kulakları sarayın her köşesindeydi. En küçük hatasında Victor’a zarar gelme ihtimali vardı.

O gece sabaha kadar uyuyamadı. Aynada kendi yansımasına uzun uzun baktı. Babasının gözlerinden yıllar boyunca öğrendiği güç oyunlarını, manipülasyonu, sabrı şimdi kendisi kullanıyordu. Ama aradaki fark, Lea’nın kalbinde sevgiyi taşıyor olmasıydı.

Sabah olduğunda beklenmedik bir gelişme oldu. Sarayın baş danışmanı Lord Alric onu odasına çağırdı.

Alric, Kral’ın sağ koluydu. Soğukkanlı, hesapçı ve tehlikeli bir adam. Ama o gün farklı bir ifadeyle karşıladı Lea’yı.

“Prenses, sizinle özel bir mesele konuşmak istiyorum,” dedi kapıyı kapatırken.

Lea dikkat kesildi. “Buyurun Lord Alric.”

Alric, kısa bir duraksamadan sonra sesini alçalttı:

“Babanız size karşı sabırsızlanıyor. Victor meselesini çözmek için... daha sert yöntemler düşünmeye başladı.”

Lea’nın içi buz kesti. Ama yüzünde hiçbir duyguyu yansıtmadı.

“Bunu neden bana söylüyorsunuz?”

Alric gözlerini kısıp onu inceledi. “Çünkü sizin oyun oynadığınızı biliyorum. Ama belki de... bu oyunda bir müttefike ihtiyacınız olabilir.”

Lea şaşırmıştı. “Siz... bana yardım mı etmek istiyorsunuz?”

Alric başını hafifçe eğdi. “Krallar gelir geçer, Prenses. Ama sarayda her zaman ayakta kalanlar zekasını kullananlardır. Belki bir gün sizin tarafınızda olmak, benim için de karlı olur.”

Lea bakışlarını sertleştirdi. “Bunu bana şimdi söylüyorsunuz çünkü babamın ne kadar ileri gidebileceğini siz de biliyorsunuz.”

Alric hafifçe gülümsedi. “Ve siz, Prenses, artık bu sarayda yalnız değilsiniz.”

Bu sözlerin ardından, odada derin bir sessizlik oldu. Bu yeni ittifak ne kadar güvenilirdi, Lea bilmiyordu. Ama artık tek başına olmadığını bilmek, küçük de olsa bir umuttu.

O gece gelen ikinci mesaj Victor’dan geldi:

“Sınırda işler karışıyor. Kralın adamları beni tuzağa çekmeye çalışıyor. Dikkatli ol. Yakında harekete geçeceğim.”

Lea mesajı okurken kalbi sıkıştı. Tehlike her geçen gün büyüyordu. Hem Victor hem de kendisi için. Ama artık kararını vermişti:

Bu oyun sadece babasının değil. Artık kendi hamlesini yapacaktı.Alric ile yaptığı o beklenmedik konuşmadan sonra Lea’nın zihni daha da karmaşıklaşmıştı. Bu sarayda güven kelimesi neredeyse anlamını yitirmişti. Fakat müttefiklik bazen tam anlamıyla güven üzerine kurulmazdı; bazen sadece ortak çıkarlar yeterliydi. Ve şu anda Alric’in çıkarı, Lea’nın hayatta kalmasıydı.

O gece sarayın karanlık salonlarında gizli bir toplantı yapıldı. Alric, Lea ve sadık hizmetkarlarından biri — küçük yaşından beri yanında olan Elira.

“Elira,” dedi Lea, “Victor’u kurtaracağız. Ama önce içerideki planları öğrenmemiz gerek. Babam, Victor’un sınırdaki mevzisini zayıflatıyor. Bu tesadüf değil.”

Elira gözlerini kısarak konuştu:

“Saray muhafızlarından biri bana ulaştı Prensesim. Son birkaç gündür sınır karakoluna silah ve yiyecek yardımları kesiliyor. Ayrıca babanızın özel muhafızları sınırın yakınında kamp kurmuş.”

Lea başını salladı. İçini saran kaygı artık öfkeye dönüşüyordu. Babası, Victor’a tuzak kuruyordu.

Alric konuştu:

“Kral, Victor’u sınırda yalnız bırakıp zayıf düşürmek, ardından onu ihanetten suçlamak istiyor. Böylece hem onu ortadan kaldıracak, hem de halkın gözünde kendi kararını meşrulaştıracak.”

Lea gözlerini yumdu, dişlerini sıktı.

“O buna asla izin vermeyeceğim.”

Alric yavaşça eğildi:

“İşte burada devreye siz gireceksiniz Prensesim. Eğer bana tam yetki verirseniz, Victor’a gizlice koruma gönderebiliriz. Saray içinde dikkatleri üzerinize çekmeniz gerekecek. Kralın sizi izlemeye devam etmesini sağlayın. O gölgenizle uğraşırken, biz hareket edeceğiz.”

Lea derin bir nefes aldı. İlk kez, babasının oyununda aktif bir hamle yapıyordu.

“Yapacağız. Artık bu savaşı onun kurallarına göre oynamayacağım.”

Sabah olduğunda, Lea herkesin dikkatini üzerine çekmek için yeni hamlelerine başladı. Bahçede, saray avlusunda, toplantı salonlarında artık eskisinden çok daha cesur davranıyordu. Babasının karşısında eğilmeden duruyor, fikirlerini sert bir dille dile getiriyor, taliplere göz bile atmıyordu.

Sarayın tüm gözleri onun üzerindeydi.

Ve tam istediği gibi babası bir gün onu yeniden taht odasına çağırdı.

Kral sert, karanlık bir ifadeyle konuştu:

“Lea, artık sabrımın sınırındayım. Karşıma çıkardığın her meydan okuma, beni daha kesin kararlar almaya itiyor. Eğer bu direnişin devam ederse, Victor sadece sürgün edilmekle kalmayacak. Hayatı sonlanacak.”

Lea'nın gözlerinde ilk defa gerçek bir öfke ışığı yandı. Babasına soğuk bir sesle cevap verdi:

“Beni tehdit etmekten vazgeç babam. Çünkü senin oyunlarını ezberledim artık. Ne yaparsan yap, bu sonun başlangıcı olacak.”

Kral kısa bir an duraksadı. Sonra sesi buz gibi çıktı:

“Göreceğiz, Prenses. Göreceğiz.”Lea, taht odasından çıkarken gözlerini kısarak düşündü. Babasının artık ne kadar ileri gidebileceğini çok iyi biliyordu. Bu tehdit sadece sözde kalmayacaktı. Artık zaman daralıyordu.

O gece Elira gizli geçitten içeri girdi. Hızlı, ama sessiz adımlarla Lea’nın odasına geldi. Elinde küçük bir kâğıt vardı.

“Elira, ne oldu?”

Elira, kağıdı uzattı. “Victor’dan haber var. Koruduğumuz adamlarımız ona ulaştı.”

Lea titreyen elleriyle notu açtı:

"İlk hamleni gördüm. Sabrım kalmadı. Ben de harekete geçeceğim. Eğer benim için bir yol açabilirsen, gecenin ayazında saraya dönerim."

Lea, notu avucunun içinde sıktı.

“Victor sınırı aşmak üzere… Ama babam her adımımızı izliyor.”

Elira alçak sesle fısıldadı:

“Alric, sarayın kuzey geçidindeki devriyenin zayıflatılacağını söyledi. Oradan geçebilir.”

Lea bir an düşündü. Sarayın kuzey geçidi... en eski, en az kullanılan geçit. Babası elbette orayı tamamen kapatmazdı; çünkü kendisi bile gerektiğinde orayı kullanırdı.

Ama bu hamle riskliydi. Babasının gölgesi her yerdeydi.

“Peki,” dedi sonunda Lea, “ama dikkat çekmemiz gerek. Kralın gözünü başka tarafa çevirmek için cesur bir hamleye ihtiyacımız var.”

Ertesi gün sarayda büyük bir davet verilecekti. Yabancı elçiler, krallığın ileri gelenleri, soylular ve lordlar… Hepsi taht odasında toplanacaktı. Kral bu daveti, kızının yakında “uygun bir eş adayı” seçeceği söylentileriyle süslemişti.

Ama Lea’nın aklında bambaşka bir plan vardı.

O gece, büyük davetin tam ortasında, herkesin gözü önünde — babasının önünde — kararını açıkladı:

“Babam!” diye seslendi. “Sizin arzuladığınız hiçbir evlilik benim kalbimi ve sadakatimi satın alamaz. Burada beni izleyen herkes bilsin: Kalbimi çoktan verdim. Ve onu geri alacak hiçbir güç yok.”

Salonda yankılanan fısıltılar yükseldi. Krallığın soyluları şok içindeydi. Kral’ın yüzü bir an bembeyaz oldu, sonra öfkeden kızardı.

“LEA!” diye bağırdı. “Ne yaptığının farkında mısın?!”

Lea, onun gözlerine cesaretle baktı:

“Sonunda gerçekten kim olduğumu gösterdim babam.”

Kral ayağa fırladı. Salonda bir buz gibi hava esti. Ama tam da istediği buydu. Herkesin dikkati taht odasında toplanmıştı. Dışarıda, kuzey geçidinde devriyeler dağılmışken, Victor harekete geçecekti.

Bu, hem açık savaş ilanı hem de kurtuluşun ilk adımıydı.Kral, taht odasında ayakta, ellerini iki yana açmıştı. Salondaki sessizlik derinleşmişti. Hiç kimse bu meydan okumayı beklememişti. Lea’nın gözleri babasının gözlerine kilitlenmişti. Bir anlık sessizlikte, yıllardır aralarında konuşulmayan her şey yankılandı.

“Bu, bana karşı bir isyan mıdır, Lea?” diye sordu Kral. Sesi öfkesinin altında çatırdayan bir sabır taşıyordu.

Lea, adımlarını ağır ağır babasına doğru atarak konuştu:

“Bu, kendi kaderime sahip çıkışım. Sadakatim krallığa; ama ben köle değilim. Kalbimi kontrol edemezsin.”

Salondaki lordlar ve elçiler gözlerini kaçırıyor, bazıları başlarını öne eğiyordu. Böyle bir çatışmayı açıkça izlemek tehlikeliydi. Ama birkaç genç soylunun yüzünde hayranlık ve saygı okunuyordu.

Kral soğukkanlılığını korumaya çalışarak sesini alçalttı:

“Kraliçe annenden öğrendiklerini çiğniyorsun, Lea. Bu gurur seni yakacak.”

Lea'nın sesi titreşmedi bile:

“Annem bana onurlu yaşamayı öğretti, korkuyla değil. Ben onun mirasını taşıyorum.”

Kral'ın eli, yanındaki kılıcın kabzasına doğru kaydı. Salonda birkaç muhafız harekete geçti ama Kral elini havaya kaldırıp durdurdu.

Henüz zamanı değildi.

“Dışarı çıkın,” dedi salondaki kalabalığa.

“Bu artık sadece aile meselesi.”

Lordlar, elçiler ve saray halkı hızla odayı terk ederken, Lea derin bir nefes aldı. Artık yalnızlardı. Baba ve kız. Taht odasında.

Kral adım adım yaklaştı. Bakışları keskin, sesi fısıltı kadar soğuktu:

“Ben senin hayatını kurtarmak için kararlar alıyorum. Bu savaş oyun değildir. Bu taht kanla korunur, Lea. Sen kalbini değil, kılıcı kullanmayı öğrenmek zorundasın.”

Lea ise babasının tam karşısında dimdik duruyordu:

“Ben senin yolunla yürümeyeceğim. Kanla korunan tahtlar hep yıkılır. Sen Victor’u yok etmeye çalıştıkça, aslında kendini yok ediyorsun.”

Kral’ın gözleri daraldı.

“Victor’un sonunu izlemek için fazla vaktin kalmadı.”

Lea’nın kalbi hızlandı ama yüzünde hiçbir endişe belirtisi yoktu. Çünkü biliyordu ki, planları başlamıştı. Şu an babasının dikkati tamamen kendi üzerindeydi.

Ve o esnada...

Sarayın kuzey geçidinde gölgelerin arasında bir siluet belirdi. Victor karanlığı yararak sarayın kalbine ilerlemeye başlamıştı. Yanında sadık birkaç koruyucu, Alric’in adamlarının açtığı boşluktan geçiyordu.

Lea, babasının gözlerine bir adım daha yaklaşarak fısıldadı:

“Sandığın kadar güçlü değilsin baba. Fırtına yaklaşıyor.”

Kral hiç beklemediği bu meydan okuma karşısında bir an durdu. Ama henüz oyun bitmemişti. Asıl savaş şimdi başlıyordu.

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.