İçeriğe geç

trahison

Bölüm 15 · 3 dk okuma

trahison

Bölüm 15

Sessiz Baharda Saklı Kalpler

Sarayın bahçesinde ilkbaharın tüm renkleri bir araya gelmiş gibiydi. Güller, zambaklar, nergisler… Hepsi Lea’nın kalbindeki taze duygulara eşlik ediyordu. Her sabah Victor’la geçirdiği birkaç an, tüm günün yükünü hafifletmeye yetiyordu.

O sabah da erkenden uyanmıştı Lea. Bahçenin sessizliğine adımlarını bıraktığında, Victor çoktan oradaydı. Sol yanında bir buket beyaz gül vardı. Lea onu görünce istemsizce gülümsedi.

Victor gülü uzattı. “Sarayın gülüne bir buket daha.”

Lea gülü aldı, parmak uçları Victor’un parmaklarına değdiğinde göz göze geldiler. “Bu kadar güzelliği kalbimde nereye sığdıracağım bilmiyorum,” dedi fısıltıyla.

Victor elini onun yanağına götürdü. “Sığmaz. Zaten senin kalbin hep taşar. Görev, soğukluk, sorumluluk… Hepsi seni korumak için. Ama içindekiler… onlara zincir vuramazsın.”

Lea başını eğdi. Bu sözler, içini ısıtırken aynı anda bir boşluk da bırakıyordu.

“Bana bazen... bu sarayda biriyle gerçekten nefes aldığımı hissettiren tek şey sensin.”

Victor bu söz üzerine yaklaşarak, bir anlık tereddütten sonra Lea’nın dudaklarına nazik bir öpücük kondurdu. Öpücük ne aceleciydi, ne utangaç. Sadece oradaydı. İkisine de ait olan bir yerde.

Lea gözlerini kapadı, rüzgâr saçlarında dolaşırken kalbi, yıllardır bastırdığı duyguların izini sürüyordu.

O gün birlikte bahçede saatler geçirdiler. Sohbet ettiklerinde sadece görevden değil, gelecekten de söz ettiler. Victor bir gün başka bir ülkeyi görmekten, Lea’yla birlikte uzak diyarlarda yaşamaktan söz etti. Lea başta sustu, ama sonra bir şey söyledi:

“Bir gün, her şey bittiğinde... eğer hâlâ yanımda olursan... belki ben de o yola adım atarım.”

Victor onun elini tuttu. “Ben seni bırakmam.”

Gün boyunca sarayın içinde birlikte gölgeler gibi dolaştılar. Kimseye görünmeden, ama birbirlerinin gözlerine her şeylerini açarak…

Lea gece odasına döndüğünde ilk kez aynaya baktığında gülümsedi. Kendini ilk kez bu kadar "kendi" hissediyordu. Ama aynadaki gözler aynı zamanda bir şeyi de hatırlatıyordu:

Bu mutluluk kalıcı değil. Çünkü hâlâ tamamlanmamış bir görev var.

Ama bu gece... o düşünceyi zihninden kovdu. İlk defa, yalnızca kalbine sarıldı.Sabahın ilk ışıkları sarayın duvarlarına dokunduğunda, Lea hâlâ o geceki hislerin etkisindeydi. Ama sarayın duvarları her zaman hatırlatırdı: Duygular geçici, görev kalıcıydı.

Kahvaltı salonuna indiğinde babası onu bekliyordu. Masada oturan Kral’ın bakışları, her zamanki gibi hem sert hem hesap sorucuydu. Lea başını hafifçe eğerek selam verdi, oturdu. Sessizlik biraz sürdü.

Sonra Kral konuştu:

“Lea, son günlerdeki neşeni fark etmeyecek kadar kör değilim.”

Lea gözlerini babasınınkilerle buluşturdu. Sesini titretmemeye çalışarak yanıtladı:

“Sarayda sorumluluklarımı yerine getiriyorum. Neşem bunun önüne geçmiyor.”

Kral, bıkkın bir nefes verdi. “Biliyorum kiminle zaman geçirdiğini. Victor’un gölgesi hep üzerindesin. Onunla aranızdaki bağı kesmelisin. Daha fazla oyun istemiyorum.”

Lea derin bir nefes aldı. Bu an, kaçınılmaz bir yüzleşmeydi. “Onunla olmak bir oyun değil. Hislerimi inkâr etmek, kendime ihanet olur.”

Kral masaya sertçe vurdu. “Krallık hislerle yönetilmez! Duygular, zayıflığın ta kendisidir. Ben seni zayıf biri olarak yetiştirmedim.”

Lea’nın gözleri parladı, içinde yükselen cesareti artık susturulamıyordu:

“Beni zayıf sanma. Çünkü asıl zayıflık, kalbini tamamen susturmakta. Krallığın geleceği için eğildim, evet. Ama ruhumu tamamen satmamı bekleme.”

Kral dişlerini sıktı. O an odadaki hava ağırlaştı. Sanki kelimelerin ardında görünmeyen kılıçlar çekilmişti. Kral ayağa kalktı, yürüyerek Lea’nın tam önüne geldi:

“Bu yoldan dön. Yoksa seni koruyamam.”

Lea başını dik tuttu. “Belki de ilk kez korunmaya ihtiyacım yoktur.”

Kral’ın bakışlarında bir anlık şaşkınlık geçti. Sonra sertçe arkasını döndü.

“Bugünlük bu kadar. Ama kararımı değiştirmeyeceğim.”

Lea, odadan çıkan babasının ardından derin bir nefes verdi. İlk defa, korkmadan, açıkça durduğu bir savaşa adım atmıştı. Ama bunun sonuçları olacağını biliyordu.

Akşam olduğunda, Victor gizli geçitte onu bekliyordu. Lea, Victor’a adım attığında yüzündeki gerginliği fark etti.

“Ne oldu?” diye sordu.

Victor, kaygılı bir sesle yanıtladı:

“Babandan haber aldım. Beni sınır karakoluna gönderiyor. Sözde geçici görev. Ama bu, bizi ayırmanın başka bir yolu.”

Lea’nın yüreği sıkıştı. Saray, aralarına gerçek mesafeler koymaya çalışıyordu.

Victor elini uzattı, avuç içi Lea’nın yanaklarına dokundu. “Beni unutma.”

Lea gözlerini kapadı, alnını onun alnına yasladı. “Sen kalbimdesin. Beni de unutma.”

O gece, veda etmeden önce birbirlerine hiç söylemedikleri kadar çok şeyi gözleriyle söylediler. Ayrılık, kelimelere sığmayacak kadar ağırdı.

Lea odasına dönerken ay ışığı pencereden içeri süzülüyordu. Aynanın önünde durdu yine. Bu kez yüzündeki gülümseme yoktu. Ama gözlerinde kararlı bir parıltı yanıyordu.

Bu savaş yeni başlıyordu.

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.