Saray, gecenin sessizliğine gömülmüşken, kuzey geçidindeki taş duvarın arkasından gölgeler akıyordu. Victor, yıllarını bu sarayın koridorlarında geçirmişti. Her taşın, her geçidin, her kör noktanın yerini biliyordu. Yanında sadece iki sadık adam vardı. Fazlası dikkat çekerdi.
İçeri sızdıklarında ilk işaretleşme Elira’dan geldi. Sarayın avlusunda küçük bir lamba üç kez titredi. Bu, koridorların şu an güvenli olduğunu gösteriyordu.
Victor, duvarın gölgesinde fısıldadı:
“Buradan sonra yalnız gideceğim. Lea’yı görmek zorundayım.”
Adamları tereddüt etse de baş eğdiler. Victor, yıllardır bastırdığı duygularla ama keskin bir dikkatle ilerlemeye başladı.
Lea, odasında pencereden dışarı bakıyordu. Gecenin ayazı içini titretiyordu. Ama asıl titreyiş, kalbinin derinindeydi. Babasının tehdidi hâlâ kulaklarında çınlıyordu. Bu gece kazanan ya da kaybeden olacaktı.
Kapısında üç kez tıkırdayan işareti duydu. Elira odaya girdi.
“Başardı,” dedi alçak sesle. “Sarayın içinde. Az sonra burada olacak.”
Lea’nın yüreği sıkıştı. Victor burada… sonunda…
Dakikalar sonra kapı yeniden tıkırdadı. Elira açtığında Victor içeri süzüldü. Göz göze geldiklerinde, tüm sessizlik parçalandı. Victor bir an bile tereddüt etmeden ona yaklaştı. Sanki zaman durmuştu.
Lea, fısıldadı:
“Seni… gerçekten gördüğüme inanamıyorum.”
Victor kollarını açtı, Lea'yı kendine çekti.
“Söz vermiştim. Döneceğim demiştim.”
Bir anlık o sarılışta, bütün acı, özlem, korku eridi. Ama bu an uzun süremezdi. Çünkü dışarıda hâlâ kral vardı.
Victor gözlerine baktı:
“Babana karşı bu kadar cesurca meydan okuduğunu duydum. Artık geri dönüşü olmayan bir yoldayız, Lea.”
Lea başını salladı:
“Biliyorum. Ama babam düşündüğümden daha hızlı hamle yapacak. Seni burada fark ederse, seni değil sadece, beni de yok eder.”
Victor elini Lea’nın yanağına koydu.
“Birlikte savaşacağız.”
Tam o sırada Elira pencereyi araladı ve fısıldadı:
“Sessiz olun. Geçitte hareket var. Kralın özel muhafızları odanıza doğru geliyor.”
Lea ve Victor göz göze geldi. Plan henüz tamamlanmadan deşifre olmuşlardı. Kral, muhtemelen çoktan şüphelenmişti.
Victor hızla konuştu:
“Buradan çıkmam lazım. Ama Lea, artık saklanamayız. Bu sarayda ya zafer kazanacağız ya da her şeyi kaybedeceğiz.”
Lea bir an bile düşünmeden cevapladı:
“Ben hazırım.”
Kapının dışında muhafız sesleri yükseliyordu. Elira gizli geçidi açtı. Victor son bir kez Lea’nın ellerini tuttu.
“Bir süre ayrı kalacağız. Ama planın ikinci aşaması başlıyor.”
Lea sadece fısıldadı:
“Beni bırakma.”
Victor, gözlerinde parlayan kesinlikle cevapladı:
“Bırakmam.”
Ve gölgelerin içine karışarak yeniden kayboldu.
Sabah olduğunda Kral taht odasında Alric ile konuşuyordu.
“Victor sarayın içinde. Onu kendi ellerimle yakalayacağım. Bu defa tüm izleriyle birlikte…”
Alric başını eğdi. Ama gözlerinde, kraldan gizlediği ikinci bir planın işareti saklıydı.Victor, Elira’nın açtığı gizli geçitten geçer geçmez sarayın içinde hissettiği yoğun gerginlik, adımlarını ağırlaştırıyordu. Her köşe, her duvar babasının gölgesini taşıyordu. Biliyordu ki tek bir hata, hem kendisini hem de Lea’yı sonsuza dek yok edebilirdi.
Lea’nın odasına giden koridorda, sessiz adımlarla ilerlerken kalbinde fırtınalar kopuyordu. Babasının planlarını ve tuzaklarını düşündü. Bu yüzden yanındaki adamları birkaç adım geride bıraktı, yalnız devam etmek zorundaydı.
Lea, Victor’un geldiğini bilmenin verdiği karmaşık duygularla bekliyordu. Bir yandan rahatlamıştı, bir yandan da endişeliydi. Kapı açıldığında göz göze geldiler. Aralarındaki mesafe birkaç saniyede kayboldu.
Victor, onu sıkıca sardı. “Geri döndüm,” dedi alçak sesle.
Lea gözlerini kapadı ve fısıldadı: “Artık ne olursa olsun, beraberiz.”
Tam o anda, koridorun ucundan gelen ayak sesleriyle irkildiler. Kralın muhafızları hızla odanın kapısına yaklaşıyordu.
Elira hızla öne atıldı: “Hemen saklanın!”
Lea, Victor’u gizli bir bölmeye çekti. Kapı kapandığında nefeslerini tutuyorlardı.
“Babamın adamları buraya geliyor,” dedi Lea. “Planlarımızı hemen devreye sokmalıyız.”
Victor başını salladı. “Bu oyun sona ermek üzere.”
Kral, öfkeli ve kararlı adımlarla koridora ilerliyordu. Alric yanındaydı, ama gözlerinde bir belirsizlik vardı.
“Onları canlı yakalamamız gerek,” dedi Kral. “Bir savaş başlatmaya hazırız.”
Alric hafifçe başını eğdi: “Plan hazır, Majesteleri. Ama öncelikle Lea’yı kontrol altına almalıyız.”
Kral, soğuk bir gülümsemeyle cevap verdi: “Bugünle Lea’nın son özgür gününü yaşatacağız.”
Lea ve Victor, gizli geçidin sonunda buluştular. Elira bekliyordu. “Zaman daralıyor,” dedi.
Victor derin bir nefes aldı: “Sarayda çok fazla göz var. Ama baban bu kadar ileri gidemez. Biz güçlü olacağız.”
Lea, kararlı bir sesle yanıt verdi: “Güç bizim kalbimizde. Bunu unutma.”
O gece saray, önümüzdeki büyük savaşa hazırlanıyordu. Gölgeler iç içeydi ve herkes bir sonraki hamleyi bekliyordu. Lea ve Victor, karşılarındaki karanlıkla savaşmaya hazırdı.Lea ile Victor gizli geçitte fısıltılarla konuştular. Dışarıdaki muhafız sesleri, kalplerinde atan öfke ve kararlılıkla birleşiyordu.
“Babam bu gece bizi vurmak için her şeyi hazırlıyor,” dedi Victor, gözleri karanlıkta parıldayarak. “Ama biz de hazırız. Onun kurallarını yıkacağız.”
Lea başını salladı. “İçerideki muhafızlar, sarayın en güvenilir adamları. Onlara nasıl güveneceğiz?”
Victor yavaşça gülümsedi: “Biliyorum. Ama Alric, babanın adamı gibi görünse de... aslında bizim tarafımızda.”
Lea şaşırdı: “Gerçekten mi?”
Victor omzunu hafifçe sıktı. “Sarayda, en güçlü silahlar görünmeyenlerdir. Alric’in oyunları, Kral’ınkilerden daha karmaşık.”
Tam o sırada kapı açıldı. Elira, yüzünde endişeyle içeri girdi.
“Dışarıda adamlar çoğalıyor. Kral ve muhafızları aşağı koridorda buluştular. Ama biz için bir fırsat var.”
Lea gözlerini kısıp dinledi. “Nedir fırsat?”
Elira elindeki küçük haritayı açtı. “Sarayın kuzey kanadında eski bir tünel var. Oradan gizlice çıkabiliriz. Ama oraya ulaşmamız gerek.”
Victor başını salladı. “Zaman kaybetmeden harekete geçelim.”
Üçü, sarayın karanlık koridorlarında ilerlemeye başladılar. Her adımda kalpleri daha hızlı atıyordu. Babalarının gözleri, kulakları üzerindeydi. En ufak hata ölüm demekti.
Tünelin önüne geldiklerinde, kapının kilidi eskiydi ama paslı değildi. Victor, küçük bir alet çıkarıp kilidi dikkatlice açtı.
Kapı açıldığında, serin ve tozlu hava yüzlerine vurdu. Bu tünel, yıllar önce sarayın gizli kaçış yolu olarak yapılmıştı.
Lea, Victor’a baktı. “Bundan sonra ne olacak?”
Victor derin bir nefes aldı. “Yeni bir hayat için savaşacağız. Burası son değil, başlangıç.”
Üçü tünele doğru ilerlerken, arkalarından gelen ayak sesleri daha da hızlandı. Kralın adamları onları yakalamaya çalışıyordu.
Elira koşarken “Hadi!” diye bağırdı.
Ve o an, sarayın içinde sessiz bir fırtına kopuyordu.Tünelin karanlık koridorlarında ilerlerken, her adımda geride yükselen ayak sesleri daha da belirginleşiyordu. Kralın muhafızları hızla yaklaşıyordu. Lea’nın kalbi göğsünde sertçe çarpıyordu, ama yüzünde korku yoktu; yerini kararlılık almıştı.
Victor önde, sessizce ilerliyordu. Her adımında yılların deneyimiyle sarayın gizli patikalarını izliyordu. “Sabret,” dedi, “dışarı çıktığımızda gerçek savaş başlıyor.”
Elira arkadan ikisini koruyordu, gözleri her an tetikteydi.
Tam tünelin sonunda, ağır tahta kapı vardı. Victor hızla kapıya yöneldi, ama kapı sıkıca kilitlenmişti.
“Kapı kilitli!” dedi Lea.
Victor hızla cüzdanından küçük bir anahtar çıkardı. “Burası için sakladım. Babamın bile haberi yok.”
Anahtarı çevirirken kapının gıcırtısı koridoru doldurdu. Dışarıdaki muhafızlar kapıya yaklaşıyordu, zaman daralıyordu.
Kapı açıldı, üçü soğuk havaya adım attı. Ancak tam dışarı çıkacaklardı ki, karşılarında parlayan zırhlarıyla bir grup muhafız belirdi.
“Durun!” diye bağırdı bir muhafız. “Teslim olun!”
Victor, Lea ve Elira hızlıca geriye çekildi. “Burada bitecek değil,” dedi Victor, kararlı ve soğukkanlı.
Lea derin bir nefes aldı, “Savaş şimdi başlıyor.”
Muhafızlar ilerlerken, Lea ve Victor göz göze geldi. O an, yılların acısı, umudu, aşkı ve öfkesi tek bir kararda birleşmişti.
“Beraber savaşacağız,” dedi Victor.
“Her şeyi göze aldım,” dedi Lea.
Ve o anda sarayın gece sessizliğinde, bir fırtına kopuyordu. Babalarının koyduğu zincirler artık onları tutamıyordu.Muhafızların bağırışları, dar koridorlarda yankılanırken, Lea, Victor ve Elira çevrelenmişti. Ellerindeki hiçbir şey, bedenlerindeki cesaret kadar güçlü değildi. Ama kararlılıkları onları ayakta tutuyordu.
Victor, hızlıca etrafı gözden geçirirken fısıldadı:
“Alric’in dediği gibi, burası savaş alanı değil. Kaçmalıyız.”
Lea sert bir sesle yanıt verdi:
“Kaçmak için çok geç, Victor. Bizi bekliyorlar.”
Elira, koridordaki küçük bir nişi işaret etti. “Buradan geçebiliriz. Eski hizmet tüneline açılıyor.”
Victor başını salladı. “O zaman hareket.”
Üçü hızla o dar nişe yöneldi. Muhafızlar yaklaşıyordu. Sesler artık ellerini hissettirecek kadar yakındı.
Lea, içindeki korkuyu bastırarak kendini Victor’a bıraktı. Kalpleri aynı ritimde atıyordu.
Bir an sonra tünele girdiler. O dar, karanlık yol onları sarayın altındaki eski kaleye bağlıyordu. Victor’un planı buradan çıkıp sarayın arka kapısına ulaşmaktı.
Ancak içeri girer girmez, el fenerleri ve zırh sesleri etraflarını sardı. Kral, her köşeyi kapatmıştı.
“Lea’yı canlı yakalayın!” diye bağırdı Kral’ın sesi koridorlardan yankılandı.
Elira’nın yüzü soldu ama vazgeçmedi. “Birlikteyiz. Bu son mücadelemiz.”
Lea ve Victor, birbirlerine sıkıca tutunarak karanlıkta ilerlediler. Her an tuzaklarla, pusu ile karşılaşabilirlerdi.
Ve tam o anda, büyük bir patlama sesi sarayın diğer ucundan yükseldi. Sarayın muhafızları şaşkınlıkla oraya doğru yöneldi.
Victor hızla fırsatı değerlendirdi:
“Şimdi ya da hiç!”
Üçü koşmaya başladı, kalpleri hayatta kalma umuduyla doluydu. Patlamanın yarattığı karmaşa, onların önünü açıyordu.
Lea, nefes nefese kalmıştı ama gözleri kararlıydı. “Bitiş değil, başlangıç.”
Ve tünelin sonunda, arka kapıya ulaştılar. Kapıyı hızla açıp dışarı fırladılar. Gecenin soğuk rüzgarı üzerlerine vurdu.
Ama özgürlükle birlikte büyük bir savaşın ilk kıvılcımları da yanıyordu.Lea, Victor ve Elira tünelden çıktıklarında, gecenin karanlığı içlerinde bir umut kıvılcımı yakmıştı. Fakat dışarının sessizliği, yaklaşan fırtınanın habercisiydi.
Sarayın arka kapısından çıktıklarında, Kral’ın muhafızları çoktan alarma geçmişti. Karanlık ormanın sınırında, birkaç muhafız onları fark etti ve hemen kılıçlarını çekti.
Victor hızla öne atıldı:
“Dağılmayın! Koruyun Lea’yı!”
Bir kılıç şakırtısı, ardından gelen mücadele sesleri geceyi yırtıyordu. Victor ve Elira, Lea’yı koruyarak dövüşmeye başladı. Adımlar hızlı, nefesler kesikti.
Lea, kılıcını çekti ve savaşa katıldı. Bütün yılların içindeki güç, korku ve kararlılık, kılıcında hayat bulmuştu.
“Onların son günü!” diye bağırdı, gözleri alev alev.
Muhafızlar sayıca fazla olsa da Lea, Victor ve Elira’nın uyumu karşısında geri çekilmeye başladı. Ama daha tehlikeli olan şey, saraydan gelen devriyenin hızla yaklaşıyor olmasıydı.
“Kaçmalıyız,” dedi Victor. “Bu savaş burada bitmeyecek.”
Lea kafasını salladı:
“Kaçmayacağız. Artık burada durup yüzleşeceğiz.”
Tam o anda, uzaklardan güçlü bir ses yükseldi. Kral, kızının sesini duymak için bahçeye inmişti.
“Lea!” diye bağırdı. “Bu son uyarım! Teslim ol!”
Lea, kılıcını kaldırdı ve kararlılıkla cevap verdi:
“Teslim olmak senin hakkın, baba. Ben özgürlüğümü seçiyorum.”
Gecenin sessizliğinde başlayan çatışma, artık tüm krallığın kaderini belirleyecek bir savaşın ilk ateşi olmuştu.Muhafızların kılıçları geceyi delip geçerken, Lea, Victor ve Elira adeta birbiriyle uyum içinde hareket ediyordu. Yılların acısı, özlemi ve korkusu, şimdi keskin bir kararlılığa dönüşmüştü.
Lea’nın kılıcı, babasının adamlarının zırhında dans ederken, gözleri hep Victor’a kayıyordu. O, burada ve şimdi gerçek anlamda onunla savaşmanın ağırlığını hissediyordu.
Victor, keskin bakışlarıyla etrafı gözetlerken, Alric’in planlarını ve babasının hamlelerini düşünüyordu. Bu savaş sadece kılıçlarla değil, zekayla da kazanılacaktı.
“Lea!” diye bağırdı. “Geri çekil, kuzey geçidine gitmeliyiz. Orada bizi bekleyenler var.”
Lea, birkaç saniye düşündü, sonra başını salladı:
“Birlikte.”
Elira, hızla önde koşarken, üçü sarayın labirent gibi koridorlarından kaçmaya çalışıyordu. Arkalarından gelen kalabalık ise gitgide büyüyordu.
Tam kuzey geçidine ulaştıklarında, bekledikleri sürprizle karşılaştılar: Alric ve onun gizli müttefikleri kapıda onları bekliyordu.
“Burası son durağınız,” dedi Alric soğukkanlılıkla.
Victor dişlerini sıkarak cevap verdi:
“Sanırım bu, oyunun en kritik hamlesi.”
Lea, kalbinde bir fırtına koparken kılıcını sıktı.
“Burada ya özgür oluruz ya da ölürüz.”
Alric hafifçe gülümsedi:
“Ölüm de bir seçenek.”
Ve o anda, sarayın kuzey geçidinde, kaderlerini belirleyecek savaş başladı.