İçeriğe geç

Trabzon Güzeli

Bölüm 2 · 11 dk okuma

Trabzon Güzeli

Bölüm 2

2.Bölüm Uzay ve Dünya

Hayır, kim neden abime öyle bir mesaj atsındı ki? Bizim köyden biri miydi acaba? Abime aşık ama açılamayan biri olabilirdi. Bizim köyde öyle biri var mı acaba? Hem öyle olsa neden abime Trabzon Güzeli desin? Yakışıklısı falan derdi. Neyse anlarız bakalım…

“Abim dediğime göre mesaj attığın kişinin kardeşi oluyorumdur herhalde?”

Hafif alay ettiğim cümleyi son kez kontrol edip mesajı gönderdim. Bu merak bir gün başıma fena bir dert açacaktı ama hadi hayırlısı.

“Kimsenin abisine mesaj atmadım.”

Numarayı yanlış mı ezberlemiştim acaba?

“Abime, ‘Naber Trabzon Güzeli’ diye mesaj atan sen değil misin?”

Umarım doğru ezberlemişimdir numarayı. Yoksa hiç bilmediğim birine rezil olacaktım.

“Birine öyle bir mesaj attım doğru, ama o kişinin abin olmadığına adım gibi eminim.”

Elimdeki telefona bakarak attığı mesajı düşünürken kapım tıklatıldı. Abim ve Son Er’den başkası kapıyı tıklatmazdı. Kapıdakinin abim olma ihtimali beni büyük bir suçluluk duygusuna iterken elimdeki telefonu yastığımın altına sıkıştırdım. Kapı açılınca abim girdi içeri. “Ne yapıyorsun bakalım?”

“Hiiç.”

“Hiç de hiiç bir şey yapmıyormuş gibi değilsin.”

Yanıma doğru gelip yatağa oturdu. “Sonuç ekranını mı yeniliyordun?” diye sordu. Başımı olumsuz anlamda salladım. Abim yastığı işaret edip, “O zaman niye telefon ben geldiğim gibi yastığın altına saklandı?” dedi. Yastığa doğru bakınca telefonun ucunun gözüktüğünü fark ettim. “Öyle oyalanıyordum.”

“Bakalım istersen bir daha belki rahatlamıştır site biraz da olsun.”

Benden cevap alamayınca, “İstersen tek bak. Çıkayım ben. Annemlere de söylemem, sen sonucu öğrenince gelirsin yanımıza.” dedi. Bunu demesi ile kapım kırılırcasına açıldı. Önden Son Gün bıcırığı arkadan Son Er içeri daldılar. Son Er bilgisayarı gösterip, “Açıldı ekran, şifreni gireceksin sadece.” dedi soluk soluğa. Son Gün abimin kucağına zıpladı. Son Er bilgisayarı kucağıma bıraktı. Abime bakıp, “İnanmış mıydın tek başıma bakabileceğime?” diye sordum gülerek.

Ablam ve annem de odaya girince bir babam kalmıştı geride. “Babacığım!” diye seslendim. Kapının yanından kafasını uzatıp, “Buradayım.” dedi. Bunun üzerine hepimiz gülmeye başladık. Bilgisayar ekranına baktım. “Hadi bismillah.”

Şifremi girip birkaç saniye bekledim ve ekranda bilgilerimin yazılı olduğu tabloyu gördüm. Benden başka kimse ekrana bakmıyordu. Sayfayı aşağı doğru kaydırdığımda bir sürü sayının yan yana dizilmiş olduğunu gördüm. Sınavdan önce yüzlerce örnek sonuç görmüştüm ama şu an hangisi ne algılayamıyordum heyecandan.

“Ee neymiş kazanabilmiş mi?” diye sordu Son Gün heyecanla.

“Sessiz olsanıza bir karıştırmayın kafasını.” dedi annem.

“Sanki şu an giriyor sınava da karışmasın kafası diyorsun anne alemsin ya.”

Ekrandaki sayıları okudum, yazıları okudum. Yok olmuyordu. Anlayamıyordum. “Abi algılayamıyorum hangisi hangi sayı neydi diye.” dedim sesim titreyerek.

Abim bilgisayarı işaret ederek, “Ben bakayım mı abicim?” diye sordu. Başımı olumlu anlamda sallayıp bilgisayarı uzattım. Abim bilgisayarı alıp ekrana baktı. “Ee hadi!” dedi Son Gün.

Sabırsızlığı bana çekmişti.

“Dört yüz on yedi.” dedi abim. Duyduğum sayı ile içime bir şey oturdu sanki. “Kaydırma mı yapmışım yani?” diye sordum. Abim gülümsüyordu. Niye gülümsüyordu ki? Tamam her şeyle mutlu olmasını biliyorduk da bu kadar da değil galiba yani.

“Dört yüz on yedi abicim. Dört yüz ve on yedi.”

Son Er, “Oha.” dedi.

“Bini yok mu yani?” diye sordum.

Abim başını olumsuz anlamda salladı. “Allaaaah!”

Yataktan fırladım. “Abi harbi mi diyorsun?” “Evet abicim. Bildiğin ilk binin içindeki dört yüz on yedi.”

Evet çok çalışmıştım hatta çok iyi bir sonuç da bekliyordum ama bir an için bocalamıştım. Sınavdan sonra heyecandan hangi soruları nasıl işaretlediğimi unuttuğum için netlerimi de hesaplayamamıştım. Bu sonuç benim için muazzam bir sonuçtu. Çünkü ilk on bin gelse de işime gelirdi. Gerçi sürekli değişen bir hedefim vardı. Çalışırken de böyleydi. Şimdi tercih dönemi başlayacaktı ben hala ne tercih edeceğime karar vermemiştim. Hiç değilse elimde güzel bir sonuç vardı.

“Yine daldı. İlk Er abi koş tut!” Son Er’in sesi son duyduğum sesti.

Saatler sonra ayıldığımda odamda kimse kalmamıştı. Olur olmadık zamanlarda bayılmak gibi bir huyum vardı. Önce dalıp giderdim, bir düşünceye yoğunlaşırdı zihnim ve hemen ardından kendini kapatırdı. Bunun için çok fazla doktora gitmiştim ama hiçbir sorunum yoktu. Herhangi bir duyguya verdiğim tepki de değildi bu. Nedenini hiç bilmiyordum. Çocukluğumdan beri huy edinmiştim bunu.

Yataktan kalktım. Ben şimdi istediğim sonucu elde etmiştim değil mi? Sevincimi bile yaşayamamıştım yahu!

Odamdan çıkıp oturma odasına doğru koştum, “Ey ahali karşınızda Türkiye dört yüz on yedincisi duruyor! Darısı senin de başına kerata.” Son Er’e göz kırptım, “Hiç sanmıyorum ama…”

Sırıtıp abimin yanına oturdum. “Pişt seni de geçtim.”

Abimin sınav sonucu da çok iyiydi ama benimki kadar iyi değildi tabii ki. “Sen iyi misin?” diye sordu bayılmama gönderme yaparak. “Sen zamanında tutmuşsun ki başımı çarpmamışım bir yere.” Gülümsedim. Çok da konuşulmasını istediğim bir konu değildi. Bunu bildiği için çok uzatmadı.

“Şimdi ailenin en zeki üyesi ben oluyorum değil mi?” diye sordum saçlarımı geri doğru savurarak.

Ablam, “Yandık biz, rekorunu kıran olmadığı sürece ömür boyu bunu çekeceğiz şimdi.” diye söylendi.

“Zeka sınav sonuçlarıyla ölçülseydi…” Son Er somurtarak kurduğu cümlenin sonunu getirmedi.

“Ben geçerim onu.” dedi Son Gün ağzına bir fındık atıp. “Sen geçene kadar önünde on iki yıl var.” Babam sohbetimize dahil olunca öpücük attım ona doğru. Eğilip Son Gün’ün tabağından fındık avuçladım.

“Şimdi asıl zor kısım başlıyor hazır mısınız?” diye sordum. “Ben ne tercih edeceğim?”

Babam televizyonun sesini son ses açtı. Kriz yönetimi konusunda babam gibi olmayın lütfen. “Bu akşamı böyle geçiştirebilirsiniz ama tercih dönemi diye bir gerçek var!” diye seslendim beni duymalarını umarak. Kimse beni tınlamamıştı abime doğru bakıp isteye isteye kaşlarımı çattım. Parmağını iki kaşımın ortasına bastırıp burnumu ısırdı. “Hadi gel kaçırayım seni.” Kolumun altından tutup kaldırdı. Kendisi diz çöküp sırtına çıkmam için yer hazırladı. Ben de sırtına atladım. “İlk Er!” diye seslendi annem. “Şunu yapıp durma kocaman kız oldu taşıyamıyorsun zaten.”

Abim annemi duymuyormuş gibi yapıp ayağa kalktı. Televizyonun sesini tüm köy duyuyordu zaten. “Canım abim!” diye haykırdım ve oturma odasından çıkarken kafamı eğdim. Kafamı eğmem yetmemişti. Abim de sürünerek çıkmak zorunda kalmıştı. Boyu birazcık, azıcık uzundu da.

Tam kapıdan çıkacakken başıma fındık fırlattı biri. Arkamı dönüp Son Gün’e kötü kötü baktım. Dil çıkardığım an abim koridoru dönmüştü ve babamla göz göze gelmiştim. Hay ben senin.

“Senin yüzünden babama dil çıkardım abi.”

Abim kahkaha atarken babam çoktan televizyonun sesini kısmış, “Sıralamayı yanlış kaçırdık Gülgün bu Son Gün olacaktı yanlış doğdu.” diye söyleniyordu.

Abim dış kapıdan çıktıktan sonra beni yere indirdi. “Ağırlaştın baya. Son bir haftada neler yediysen artık.” Belini kıtlatıp çardaklara doğru yürüdü.

Hava kararmıştı ve çok güzeldi. Tatlı bir serinlik vardı. Saçlarım uçuşuyordu. “Niye kaçırdın beni?” Peşinden çardaklara gittim. Çardağın ışığını yakınca masanın üzerindeki poşet dikkatimi çekti. “Sen uyurken bunları çıkarttım.” Poşeti gösterdi.

Poşetin içini kurcaladığımda tercih edebileceğim bölümler ve her birinin en iyi üniversiteleri vardı. Genelde Ankara ve İstanbul ağırlıklıydı.

“Abi bunlara şimdi bakmasak?” diye sordum.

“O kadar canım çekmiyor ki şu an bunu düşünmek.”

Abim kaşlarını kaldırdı ve sorgulayan gözlerle bana baktı. “Anlamadım? Senin mi canın çekmiyor şu an bunlara bakmayı?” Başımı olumlu anlamda sallayıp çardaklara oturdum.

“Şu an bundan daha merak uyandırıcı ne kurcalıyor olabilir ki kafanı?” diye sordu. Beni o kadar iyi tanıyordu ki. “Hiiç.”

“Bak yine aynı ses tonu. Ne oluyor ikidir sana? Zafer sarhoşu mu oldun bakayım sen.” Saçlarımı karıştırıp tam yanıma oturdu ama üzerindeki şaşkınlık gitmemişti.

“Yok da ne bileyim. Biraz daha bayılmak istiyorum sanırım.” Gözlerimin daldığı yerden çenemi tutup uzaklaştırdı beni. “Burada değil yatağının yanında bayıl uyuyunca iki kat ağır oluyorsun taşıyamam oraya.”

Sırıtıp kendimi geri attım. Abim sırtımdan tutup, “Kız rahat dur.” dedi. O sırada yoldaki hareketlilik ile abimin elinden kurtulup ayaklandım.

“Abi kardeş kaçmışsınız yine çardağa.”

Okan abi bize doğru geliyordu. “Canım aldım güzel haberlerini İlk Gün’den. Tebrik ederim.” Yanıma geldiğinde sarıldım ona. Okan abi ablamın eşiydi. Ablam birkaç gün önce gelmişti köye. Resim öğretmeniydi okullar tatil olunca gelmişti. Ama Okan abinin işi devam ediyordu. Birkaç gün sonra çıkacaktı izne. Ablam tatile çıkmasını bekleyememiş gelmişti yanımıza.

“Teşekkür ederim Okan abicim. Sen bu akşam mı gelecektin ablam hiç söylememişti.”

Abim arkamdan kafamı dürttü, “Sana ne kız, sanki kovar gibi.”

Okan abi gülüp, “Yok kardeşim sorun değil, erken çıktım izne.” dedi. Abimle de tokalaştılar ve içeri doğru gittiler. Ben arkalarında kalmıştım. “Gelmiyor musun?” diye sordu abim. “Yok, siz geçin ben biraz bunlara bakayım.” Yalan…

Çardaklardaki köşeme kurulup cebimdeki telefonu açtım.

Telefonumda bir sürü mesaj birikmişti. Herkes sonucumu merak ediyordu.

Rümeysa yüz kere aramıştı. Bir sürü de mesaj atmıştı. Son mesajında yazana baktım.

“Eve geldim uyuyordun. Uyandırmak istemedik. Uyanınca beni ara! Kızım başardın başardııııııın! Tebrikler bebeğim. Beni aramayı unutma.”

Gülümsedim. Sahiden, başarmıştım ya…

Birkaç mesaj daha vardı ama benim ilgimi çeken başka bir mesajdı.

“Yoğun bir gün sanırım?”

“Mesajlarıma cevap vermeyişinden belli.”

Başta abime yazmıştı. Merak edip kim olduğunu sormak için mesaj atınca da bana mı dadanmıştı şimdi bu? Kimdi acaba? Sen kendin kaşındın kızım, kendin kaşındın.

“Ya sen abimin telefon sapığı değil miydin? Kim olduğunu merak ettiğim için yazdım sadece. Kim olduğunu söylemeyeceksen daha fazla konuşmamızın bir anlamı yok.”

Bizim köyden bir kız mıydı acaba? Şayet canım hiç kavga çekmiyordu şu sıralar.

“Kimsenin telefon sapığı değilim. Ama abine yazdığını düşündüğün bir numarayı telefonuna kaydettiğine göre sen fazlasıyla meraklı bir kız çocuğusun.”

Meraklı bir kız çocuğu mu? Tamam meraklı olduğum konusunda çok haklıydı ama kız çocuğu değildim, yani bence…

“Keşke karşıma çıksan da saçlarını parmaklarıma dolayıp saçını başını yolsam. O zaman tam da dediğin gibi bir kız çocuğuna dönüşmüş olurum.Önce abime yürüyorsun bir de telefondan bak bak bak…”

Acaba muhatabım kaç yaşındaydı. Düşünsenize yirmi beş yaşında falan çıkıyormuş.

“Saçlarımın parmaklarına dolayabilecek kadar uzun olduğunu sanmıyorum. Hatta boyunun saçlarımı çekmeye yeteceğini bile sanmıyorum.”

Beni tanıyor olabilme ihtimali var mıydı acaba? Boyumun kısa olduğunu iddia ettiğine göre… Hem abimi tanıyan biri beni de tanıyordur muhtemelen. Biraz yem atmakta fayda var.

“Bizi tanıyor musun acaba? Bence tanımıyorsun çünkü boyum kısa falan değil.”

Tamam çok uzun sayılmazdım ama bunu onun bilmesine gerek yok.

“Sana kısa demedim ki. Benim boyum uzun.”

Beni tanımıyordu. Ya da o da bana yem atıyordu.

“İsmin ne?”

Dolandırıp dolandırıp durmaya gerek yoktu. Medeni iki insan gibi tanışırdık. Hem iyi biri çıkarsa abimle kendi ellerimle tanıştırırdım ben bu kızı. Dakikalarca bekledim. Ama cevap vermedi. Tekrar mesaj attım.

“Abimin numarasını nereden buldun?”

Yine cevap vermedi.

“Peki abime Trabzon Güzeli diye seslenme fikri nerden çıktı harbi.” Mesajın sonuna ağlayarak gülen bir emoji koydum.

“Abine değildi o mesaj. Az önce de söylemiştim. O mesajı abine atmadım.”

Sonunda cevap vermişti. Demek ki işine geleni cevaplıyordu.

“İşine gelen mesajları cevaplamaz mısın lütfen? Şurada iki medeni insan gibi merak ettiklerimizi cevaplıyoruz.”

Hava o kadar güzeldi ki. Yastık getirip bu çardaklarda uyuyasım gelmişti. Tuş kilidini kitlediğim telefonu bildirim sesiyle yeniden açtım.

“Ben sorularıma cevap aldığımı hatırlamıyorum.”

Şimdi anlaşabildiğimiz dilden konuşmaya başlamıştık.

“Pekala, bir ben sorayım bir sen anlaşmış olalım ve konuşmayı bitirelim.”

Normalde o mesajı abime atmayacaksa kime atacaktı acaba?

“Soru sırası bende o zaman.”

Mesajına cevap vermeyip soracağı soruyu bekledim.

“Adın ne?”

İyi de bu soruyu ben de sormuştum!

“Ya da şöyle sorayım, ismin Dünya mı?”

Bizi gerçekten tanımıyordu… Onca dakikanın ardından bu mesajından sonra profil fotoğrafına bakmak geldi aklıma. Çünkü o benim profilime bakmıştı. Onun profil fotoğrafında derin bir uzay fotoğrafı vardı ve açıklama kısmında Uzay yazıyordu. Bu profil bana o kadar tanıdık gelmişti ki… Kendi profilimde Dünya fotoğrafı vardı. Açıklamamda da Dünya yazardı. Bu yıllardır böyleydi… Şimdi bu profil… Ama çok alakasız değil mi? Ben numarayı ezberleyip kendi telefonuma kaydetmeseydim böyle bir diyalog yaşanmayacaktı bile. Şu an içinde bulunduğum durum o kadar saçma hissettirmişti ki sanki biri beni izliyor ve planlı bir oyun oynuyordu. Açıklamasını güncellediği saat benim ona mesaj attığımdan beş dakika sonraydı. Yani profilini ve açıklama kısmını yeni düzenlemişti.

Profil fotoğrafımı kopyalayışından ilham alarak mesaj yazmaya başladım.

“Senin adın Uzay mı?”

Bu mesajıma sadece bir sürü gülücükle cevap verdi. Karşımdaki kişinin cinsiyetinden bile emin değildim ama konuşma tarzından da anlayamıyordum. Ya erkekse? Ben cevap vermeyince o yeniden mesaj attı.

“Soruma soruyla cevap vermediğin zaman merak ettiklerini cevaplayacağım.”

Göbek adımın Dünya oluşu ve annemlerin çoğu zaman bana Dünya diye seslenişi benim ismimi Dünya yapardı sonuçta. Dünya dersem yalan söylemiş olmuyordum.

“Tamam peki, ismim Dünya.”

Şimdi ondan cevap bekleme zamanıydı.

“Ben de Uzay memnun oldum.”

Uzay diye kız ismi var mıydı acaba? Çok merak ettiysen yaşını ve cinsiyetini sor be kızım amma uzattın. Hem abine de yanlışlıkla mesaj atmış zaten.

“Abime mesaj atmayacaksan kime atacaktın?”

Aferin asıl soruyu sorma etrafında dolanıp dur.

“Abine mesaj attığımın bile farkında değilim. Sandığın gibi bir kız da değilim. Yirmi bir yıldır cinsiyetim erkek.”

Attığı son mesaj her şeye açıklık getirirken taşlar yerine oturmaya başlamıştı. Az önceki ona tavrımdan onu kız sandığımı anlamıştı demek ki… Zeki çocuk. Bir anda karşımdakinin erkek olması tuhaf hissettirmişti.

“Peki, sen neden benim numaramı kaydettin?”

Art arda gelen mesajlarını okudum. Cevap yazmaya başladım. “Söyledim ya, abime kimin yazdığını merak ettim. Normal bir mesaj olsaydı etmezdim ama sen de takdir edersin ki hiç normal bir mesaj değildi, hem de abime… Trabzon Güzeli diye.”

Mesajın sonuna emoji doldurdum. Telefonuma gelen mesajı bekledim. Hoşuma gitmişti bu muhabbet.

“Kuzenimden bir numara istedim. Bana o numarayı değil belli ki o numaranın abisinin numarasını atmış.”

Abisinin, abimin… Son Er’in numarasını istemiş olma ihtimali yüzde kaçtı acaba? Ya da Son Gün’ün… Tamam, Son Gün’ün numarası yok. Abartmayayım.

“Bu durumda garip bir şekilde de olsa asıl yazmak istediğim numaraya ulaşmış bulunmaktayım, değil mi Trabzon Güzeli?”

Bölüm sonu

14 yorum