Kitapların giriş cümleleri önemlidir, özeldir derler. Nasıl başlarsa öyle gidermiş… Bir dakika ya ben neden bunu düşündüm ki şimdi? Heyecanlanınca alakasız alakasız şeyler düşünme huyum geri gelmişti demek… Peki, öyleyse heyecan ve stresimi biraz daha atabilmek için buna devam etmeliyim. Bir kitabın giriş cümlelerini yazıyormuş gibi düşünürsem içimdeki heyecan bir nebze de olsa azalır mıydı? Yazı yazmayı sevmeyen insanlar da acaba hayatlarını bir kitap olarak anlatmayı bir kere bile olsun düşünmüşler midir? Öyle çok fazla yazı yazan biri olmadığım halde hayatımı birinin anlatmasını ya da ne bileyim diziye falan çekilip izlenmesini isterdim. Çünkü mutlu hayatların var olduğunu ve bu mutluluğun sonsuza dek sürdürebilmenin insanın tamamen kendine bağlı olduğunu birilerinin söylemesi gerek.
Mutluluk… Hikâyemin ilk kavramı mutluluk. Hayatımın ilk ve tek kavramı mutluluk!
Hayatımı anlatacak bir kitap yazsaydım ya da birisi benim için yazsaydı böyle başlardım herhalde. Ya da hayatım bir diziye çekilecek olsa, hani yaz dizilerinde karakterler dizinin ilk başında hayatıyla ilgili konuşarak başlıyor ya güne, ilk önce yataktan kalkıyor hazırlanıyor, mahallesindeki insanlara selam vere vere ya okula ya da işe gidiyor… Heh işte o sahneyle başlamazdım. Ama kesinlikle ilk sahnem stresle üniversite sınav sonuçlarımı beklediğim sahne de olmazdı yani.
Çatlamak üzereyim. Hayır, yani anlamıyorum sınava giren herkes aynı anda siteye mi yükleniyor da bu site eror veriyor… Sınav açıklanalı yarım saat olmuştu. Muhtemelen bu yarım saatte kimse sonucunu öğrenememişti. Çünkü Ösym sitesine ulaşılmıyordu. Sürekli sayfayı yenileyip hem telefon hem tablet hem de bilgisayardan siteye ulaşmaya çalışıyordum. Acaba herkes benim gibi yaptığı için mi site çökmüştü? Ne yapayım sabırsız bir kızım ben. Ayrıca kapıma dayanmış ve kilidi açmam için uğraşan ev halkı da bana hiç yardımcı olmuyordu. "Gençler ve kendini genç hisseden aile üyelerim!" diye bağırdım tükenen sabrımla, daha doğrusu hiç olmayan sabrım ile… “Lütfen! Ben bir öğreneyim sonucu size de haber vereceğim söz.”
"Kızım aç kapiyi da beraber bakalum da." dediğini duydum babamın. Tek bakmak istiyordum!
‘’Abla bir yıl kök söktürdün zaten bize. Bizim de seninle birlikte öğrenmeye hakkımız var! Açar mısın kapıyı?’’ Meraklı kardeşlerin bir numarası Son Er…
‘’Abicim hadi bak herkes sıraya dizildi seni bekliyor. Aç da kapıyı!’’ Ailemizin benden sonra en sabırsız üyesi İlk Er abim…
‘’Abla benim tuvaletim geldi, döndüğümde açmış ol kapıyı.’’ Son Gün bıcırığının da sesini duymam ile yenilediğim sayfaya bir son verdim. Son Gün, evimizin en bilmişi ve en küçüğüydü. Henüz yedi yaşındaydı.
Derin bir nefes aldım ve üzerimdeki baskıdan kurtulmaya çalıştım. Annem de birkaç bir şey söylemişti kapıyı açmam hakkında ama kararlıydım o sonucu öğrenmeden açmayacaktım!
‘’Durun bir de ben deneyeyim.’’ Kapının önünden bir hengâme sesi geldi. ‘’Kardeşlerin gülü!’’ Hah İlk Gün Güner klasiği başlıyor... Kendisi biricik ablamız olup her türlü şeyde herkesi ikna edebilecek potansiyele sahipti.
‘’Abla dur!’’ diye bağırdım ve kapıya koştum. Bilgisayar ve tablet yatağımın üzerinde telefon elimdeydi.
Kilidi çevirip kapıyı açmam ile kardeşlerimin hepsinin ayağımın ucuna teker teker yığılması bir oldu. İyi de ben, ’’Nasıl olsa sonunda beni ikna edecek. En iyisi baştan yenilgiyi kabul edeyim ve kapıyı açayım.’’ diye düşünüp kapıyı açmıştım ama onlar bunu tahmin etmemişti elbette. Yerde yığılı kardeşlerime bakıp ayakta dikilmiş hafif gergin bana bakan annem ve babama döndüm. ‘’Eh, oldu o zaman. Hoş geldiniz buyurmaz mısınız?’’
İçeriyi işaret ettim. Az önce kendim için kararlıyım mı demiştim? Hemen unutun çünkü şahit olduğunuz üzere dünyanın en kararsız insanı olabilirim.
Yerdekiler tek tek kalkıp odaya girdikten hemen sonra annem ve babam da girdi.
Ablam İlk Gün.
Abim İlk Er.
Erkek kardeşim Son Er.
Kız kardeşim Son Gün.
Annem Gülgün, babam ise Caner… Soyadlarımızın da Güner oluşu tesadüfün de böylesi dedirtiyordu insana. Annem ve babamın evlilikleri büyük tevafuk üzerine kurulmuş çocukları da bu tevafuktan nasibini almıştı. Ama ben ki hepsinden farklı olarak bu tevafukun dışında tutuluyordum. İsimler konusunda yani…
Babam çocuklarına annem ve kendi isminin anımsatması olan ayrıca soyadımızın da birleşimi olan gün ve er eklerini eklemişti. Ayrıca isimlerin ayrı yazılması konusunda hassastı hatta nüfus memuru ile tam dört defa bu böyle yazılır diye kavga etmiş zamanında. Takıntılıydı biraz. Dört çocuğun dördünün kimliğine de özel olarak ayrı yazdırmış. Benim ismimle alakalı bir sorun yoktu.
Ve ben de, en ortancaları olara-
"Ay açıldı site!" diye bağırdım sürekli yenilediğim sayfada bir değişiklik olduğunu görüp kendimi yatağa atarak.
Ellerim titreyerek sonuçları açıyordum ki telefon suratıma düştü. "Ne? Kazanamamış mısın?" diye sordu abim.
Telefonu burnumdan kaldırdım ve yenilenen sayfada açılan kırmızı yazıyı okumak için çabaladım. Bunu yaparken hafif doğrulmuştum.
"Telefon kafayı yedi. Diyorum yeni telefon alın diye ama…’’
Babamın sabrı tükenmiş olmalı ki ofladı, ‘’Uzatma hadi da.’’
‘’Sen istediğin yeri bir kazan alacağım en yenisinden bir telefon ben sana. Hadi söyle şimdi sonuçları.’’
Yeni alınacak telefonumun heyecanı ile abime sırıttım. ‘’Canım abim! Canımsın sen.’’
O sırada ablam elimden telefonu çekti. "Kazandın mı şimdi yani?" diye sordu sevinçle.
"Bilmem ki." dedim.
"Nasıl bilmem kızım iki saattir neye bakıyorsun sen?"
Aslında heyecandan bakmıyor bahaneler üretiyordum. Göz bebeklerim bir türlü ekranda yazılanlara kaymıyordu. Bende haliyle oyalanıyordum. Ablam tuş kilidi kitlenmiş telefonu bana uzattı.
"Tamam, bakacağım. "
Telefonu aldım ve kilidini açtım. Gözlerim direkt saatlerdir ekranda yazılandan farklı olan cümleyi bulduğunda kaşlarımı çattım. Yine eror verdiğini belirten bir cümleyi okuduğumda sinirden kaşlarım çatıldı. Abim elini kaşlarıma atıp düzeltmem için dürtükledi.
"Baba gel gidiyoruz. " dedim ve babamın kolundan tutup çekiştirmeye başladım.
Evin dışına çıkana kadar bu şey sessizce devam etti.
Çünkü babam beni tanırdı. Onun için sessizce geliyordu yanımdan. Herkes babam ve benim peşimden gelmiş dış kapını önünde dikiliyordu.
"Ne edeceğuk acaba?"
Kara lastiklerimi giyerken, "ÖSYM sitesi genel başkanını dövmeye gidiyruuuk. " dedim sesimi yükselterek. İşaret parmağımı da ileri doğru uzatmıştım. Köyde spor ayakkabılarımı yıpratmamam gerekiyordu. Ondan dolayı ya terlik ya da kara lastik giyerdim.
Bir dakika konumuz kara lastik değildi; haftalarca açıklanmasını beklediğim sınavımdı.
Son saatlerde elimde telefonla köyü turladığım sınavımdı... Ne badireler atlattım ben o saatlerde sizin haberiniz var mı?
Hayriye teyzeden bir sürü hayır duası aldım.
Yanlış anlamayın. Hayır, duası bildiğimiz evetin tersi olan hayır duası.
Üniversiteyi kazanmamı pek istemez Hayriye teyze. Çünkü beni Almanya’daki torununa alacakmış.
Durun durun üniversiteyi kazanmamam ile ne ilgisi olduğunu bende anlamadım.
Neyse sıralamaya devam edeyim;
İki kere inek pisliğinin üzerine bastım. Pislik kibar tabiri işte anlayın siz.
Sonra tekrar Hayriye Sultan'a laf yetiştirdim. Hayriye Sultan kendini şehirli sanan ama her karşılaştığımızda 'Nabaysın?' sorusundan vazgeçmeyen bir hanım. Öyle bir soru İstanbul Türkçesinde var mı bilmiyorum ama kadın kendini cidden şehirli sanıyor.
Ahmet amcayla üç saat sohbet ettim. Sohbetin konusu her zamanki gibiydi: ‘’Finduk fiyatlaru düşejek mi? Ardacak mi?’’
Fındık ayı gelmek üzereydi. Birkaç hafta sonra bizde fındık toplamaya başlayacaktık.
Tüm aile toplarsak bir haftaya biterdi. Tabi ben onlara faydadan çok zarar ziyandım. Bu yüzden fındık toplamaktan hep kaçardım. Fındıklığa insem herkesi deli ediyordum ve bunu sadece oturarak yapıyordum. Yani sanırım… Arada farklı aktivitelerle onları çıldırttığım da oluyordu.
Son olarak da bugün köyün meydanında top oynayan çocuklarla top oynadım.
Bunların hepsi, sonuçlar açıklanana kadar tüm stresimi atmak içindi. Ben bu kadar uğraşayım!
Sonuç?
Yoğun talebinize tüküreyim sizin.
"Dünya'm gel bir celallenme hemen, ne oldi kazanamadın mı?" Annem hafif şaşkın bir şekilde sormuştu bunu. Herkes o kadar çok inanıyordu ki kazanacağıma…
Yanlış anlamayın ismim Dünya değil. Ama annem ve babam öyle seslenirler bana. -Şahsen bence en sevdikleri çocukları benim.- Annem gözlerimin içine baktı ve babamı tutan kolumu çekip ilerideki çardaklara oturttu.
"Üzülme da kuzum seneye yine denersin."
"Yok be annem. Saatlerdir siteye ulaşamıyorum." Telefonu onlara doğru uzattım. Abim telefondaki yazıyı sesli okudu, bunun üzerine 'çekirdek ailem' büyük bir oh çekti.
Küçüğünden büyüğüne hepsi heyecanlanmıştı. En sonunda tüm tableti telefonu bir kenara bırakıp akşam site rahatladıktan sonra girmem için beni ikna ettiler ve herkes kendi işine dağıldı. Annem yemek hazırlamaya babam bahçelerine bakmaya ablam ise anneme yardıma gitti. Abim yanımda çardaklarda kalıp beni kolunun altına aldı. Göğsüne yaslandığımda, "Sonuç ne olursa olsun üzülme tamam mı?" diye sordu.
"Üzülmek mi?" Bir an istemsizce kıkırdayasım gelmişti. Bu eylemi şükür ki hayatımda hiç kullanmamıştım. Daha doğrusu on sekiz yıllık hayatımda kullanmam için hiçbir sebep oluşmamıştı. İnsanların bazen karamsarlığa kapıldığı zamanlar olur ya hani, arada bana da geliyordu ama yetiştirilişim gereği şu hayatta yaşadığım her sıkıntının daha büyüklerine katlanan insanlar olduğunu hatırlatırdım kendime. Annem ve babam bu konuda bizi çok uyarırdı. Her zaman ne olursa olsun senden daha kötü durumda olup onların bu durumlara dayanabildiğini aklından çıkarma felsefesiydi bizimki…
"Ay alemsin abi ya."
Gülümseyişim durduğunda elini yanağıma atıp hala sinmemiş olan gamzeme dokundu. Abimde bu bir takıntı gibi olmuştu. Kaşlarımı çattığımda her ne şartta olursa olsun kalkıp kaşlarımı düzeltir, gülümsediğimde ise yanağımda beliren gamzeye dokunurdu. Ne bileyim, şu hayattaki en mükemmel abi falan olabilirdi. Tamam çoğu zaman beni sinir ediyor olabilir ama bu iyi bir abi olduğu gerçeğini değiştirmiyor.
Havadan sudan olan sohbetimizi telefonun bildirim sesi ile bölündü. İkimizin de telefonunun mesaj sesi aynı olduğu için ikimiz de telefonlarımıza davrandık. Benim telefonumda tık yoktu. Mesaj abime gelmişti.
Telefonun kilidini açıp mesaja baktı. ‘’Kimden gelmiş?’’ diye sordum. ‘’Bilmediğim bir numaradan gelmiş.’’ dediği an yüz hatları gerildi.
‘’Bu ne?” Telefonu bana uzattı.
‘’Kimden mesaj?’’
Cevap vermesini beklemeden ekrandaki mesaja baktım. ‘’Naber Trabzon Güzeli?’’ yazıyordu mesajda. Anında kaşlarım çatıldı ama sonra hemen sinirlerimin bozulması üzerine gülmeye başladım. Kendimi durduramayışım üzerine abim telefonu elimden çekti. ‘’Kim bu?’’ diye sordu cevabını bildiği soruyu tekrar tekrar sorarak. ‘’Abi Rümeysa falandır sinirlenme bu kadar ya.’’ dedim.
‘’Bende ona sinirleniyorum. Trabzon Güzeli diyor ya!’’
Rümeysa abimle uğraşmayı severdi. Daha doğrusu Rümeysa herkesle uğraşmayı severdi ama abimle ayrı uğraşıyordu çünkü abimin tepki ve hareketleri kat kat daha komik ve eğlenceli oluyordu.
‘’Sen engel at abi bulaşmasın sana. Hatta dur ben atayım.’’ Abimin telefonundan o numaraya engel attım ve telefonu geri uzattım. ‘’Bir gün fena bozuşacağız haberi olsun söyle arkadaşına uğraşmasın benimle.’’
Rümeysa beraber büyüdüğüm en yakın arkadaşımdı. Benden bir yaş büyüktü. Sağlık meslek lisesi okumuş sonra da hemşireliği kazanmıştı şimdi ikinci yılıydı. Aynı köyde büyümüştük evlerimiz de yakın olduğu için evimizin bir üyesi gibiydi. Memnune Sultan’ın biricik kızıydı kendisi. Bir de benim gibi bir abisi vardı, Oğuz abi. Tabi Oğuz abi ile Rümeysa arasındaki ilişki benle abim arasındaki ilişkiden çok daha uzaktı. Oğuz abi futbolcuydu. Üniversiteden yeni mezun olmuştu ama daha çocukluğuna dayanan bir futbol geçmişi vardı. O yüzden hep maçlara gidiyor ve köyde çok kalmıyordu. Ancak yazdan yaza buralardaydı. Bu sebeple fazla yakın değillerdi Rümeysa ile. Hatta Rümeysa abimle bana çok imrenirdi. Abisini fazla özlerdi. O yüzden Rümeysa’nın abimle daha fazla uğraştığını düşünüyordum. Abisinin yerine koyuyordu bence abimi. ‘’Neden engelledin şimdi? Ben bulurum kim olduğunu.’’
Güldü bunu söylerken, bunun da altından Rümeysa’nın çıkacağına o kadar emindi ki. ‘’Üstün avukatlık yeteneğini kullanıp bulurdun biliyorum ama sen bu kadar küçük şeylerle uğraşmazsın bence.’’ Biricik yakın arkadaşım Rümeysa’nın paçasını kurtarmaya çalışıyordum. Ayaklanıp abimin yanaklarından öptüm.
Şirin şirin sırıtıp eve doğru bağırdım, ‘’Anne! Ben Rümişlere gidiyorum, gelirim hava kararmadan!’’
Abimin beni yakalamasına fırsat dahi vermeden evimizin hafif ilerisinden geçen yokuşa varmış tabana kuvvet koşmaya başlamıştım. Umarım düşmem. Şayet asla düzlüğe vurmadan kendimi durdurabileceğimi sanmıyorum. Ki öyle de oldu. Düzlüğe varabildiğimde durabildim. ‘’Evet şimdi ezberimdeki numarayı telefonuma kaydetme zamanı!’’
Silmeden önce ezberlediğim numarayı telefonuma kaydettim ve Whattsapp’tan açıp profili var mı diye baktım. Ben efsane meraklı bir kızdım. O kişinin de Rümeysa olma olasılığı düşüktü. Evet ihtimal dahilindeydi bu sebeple abimden korumuştum onu ama yine de düşüktü. İlk aklıma o gelirdi ama yine de düşüktü işte yahu!
Profil gözükmüyordu. Zekice!
Telefonu cebime koyup Rümeysalara doğru yürümeye başladım. Temmuzun başında olmamızdan dolayı sıcaklar kavurucuydu. Ama bu her an yağmur başlayabileceği gerçeğini değiştirmiyordu.
Kapıyı bana Memnune Sultan açtı. "Oy benim Memnune hatunum ben geldim sen kesin çok özlemişsindir beni."
‘’Kim gelmiş anne!’’ diye bağırdığını duydum Rümeysa’nın. Memnune yengemi en son Rümeysa ile deli ettiğimiz için çok da hoş bakmıyordu bana.
‘’Oksijenim mi gelmiş!’’ Gören de on yıl görüşmedik sanırdı. Hâlbuki birkaç saat önce görüşmüştük. Memnune sultanı geçip Rümeysa’ya koştum. "Nefessiz gal da soluk borun tikansun inşallah." dedi Memnune yengem. Evet, Rümeysa yine sinirlendirmiş pamuk gibi yengemi.
"Kız o ne biçim beddua ya. Ağzını hayra aç bak anaların bedduası tutar. Ne yaptı gül gibi yavrucak sana?" diye sordum. Bunun üzerine, ‘’Tövbe Estağfirullah.’’ dedi ve kapıdan çıktı. Muhtemelen ineklerini yedirme saati gelmişti ya da bizden kaçmıştı.
Rümeysa söylene söylene yanıma oturdu. “Bu arada babaların bedduası tutar analrın değil.” diye açıklık getirdim.” Memnune yenge ile ikisi çok didişirdi ama çok da tatlıydı bence bu halleri. Bazen Rümeysa sinir etme işini abartıyordu.
‘’Rümeysa az önce abime bir numara mesaj attı. Naber Trabzon Güzeli diye ben de ilk senin olabileceğini düşündüm.’’ dediğim an kaşlarını yukarı kaldırdı ve o mesajı atan kişi olmadığını ispatlayan bir bakış attı.
‘’Ama görüyorum ki sen değilsin.’’ Başını olumlu anlamda salladı. ‘’Ben değilim de şaşırdım açıkçası kim ne amaçla böyle bir mesaj atar ki İlk Er’e?’’
Bende bunu merak ediyordum ya… Numaranın bende olmasının verdiği rahatlıkla başka konuya geçtik. Nasıl olsa öğrenirdim kim olduğunu.
Biraz sohbet ettik havadan sudan. Sonra Memnune sultan beni evden kovdu. Haklı kadın yahu. Bir kova sağdığı sütü devirmiştim yanlışlıkla. Ama yanlışlıkla yani…
Hava kararmadan eve döndüm. Sıradandı her şey. Annem mantı yapmıştı.
Allah'ım en en sevdiğim şey. Hele şu bol yağlı ve salçalı sosu da üzerine dökünce…
"Anne!" diye seslendim daha kimsenin sofraya oturmamasını fırsat bilip bir kaşık mantıyı ağzıma atmadan hemen önce.
"Ne oldu, yine ne yumurtlayacaksın acaba?" dedi.
"Bir gün şu mantıyı yemeye Kayseri'ye gideceğim ya." dedim.
Herkes sofraya tek tek otururken annem, "Biz masraf olmasın diye Akçaabat köftesini alıp evde yemiyoruz gelmiş Kayseri'de mantı yemekten bahsediyorsun."
"Aman be.
Annem masadaki eksikleri koyarken ablam da ona yardım ediyordu. Mantıdan başka bir şeyi gözümün görmediğini bildikleri için bana hiç elleşmiyorlardı. Sonunda herkes tamam olduğunda babam bana ters ters baktı. Hep herkesin oturmasını beklerdik yemeye başlamak için fakat mantı günlerinde ben bu kuralı çiğner babamdan azar bakışlarını almaya hak kazanırdım.
Hızlıca yemeğimi bitirip kalktım ve odama geçtim. Aileme verdiğim sözü tutacak ve akşam olana kadar o siteye bir daha girmeyecektim. Gerçi girsem hala ulaşamama ihtimalim vardı. Akşam biraz daha rahatlardı site.
Telefona, “Kim bu acaba?” diye kaydettiğim numarayı açtım. Ortada bir numara vardı ve abime yürüyordu. Merak ediyordum haliyle. Mesaj yazdım çünkü aramaya cesaret edemiyordum. Ya cidden tanımadığım biri ise? Ah ben o kızı bir bulayım…
Yazdığım mesaja son kez göz atıp yolladım.
Naber abime Trabzon Güzeli sıfatı altında yürüyen şahsiyet?
Bence gayet hoş bir mesaj oldu. Yaklaşık iki dakika sonra o numaradan mesaj geldi.
Abine mi? Sen de kimsin?












