İçeriğe geç

Tozlu İnsanları

Bölüm 3 · 3 dk okuma

Tozlu İnsanları

Bölüm 3

Tozlu Malikanesi

Doğduğu ilk andan beri masalların o dokusuna bayılıyor. Renkli dünyalara dalıyor. Gökyüzünde gezinerek bulutların yumuşaklığında dolaşıyor. Denizlerde korkusuz bir korsan haline geliyor. Masalları hep seviyor. İsminin bile ipeksi bir tınısı var: Peri. Ablasının saç rengini almış, otoriter olanın değil, diğerinin. Artık sadece fotoğraflardan ibaret olanın. Peri, diye düşünüyor. İsmini gerçekten de çok seviyor, ailede en güzel ismi o almış olmalı. Bunu hep düşünüyor. Çilleri var, tatlı bir bal renginde saçları. Gözleri de kehribar taşlarını andırıyor, kızdığında koyulaşan, şaşırdığında rengi açılan.

O gözleri kapatmayı hiç istemiyor. Çünkü her kapatışında... Nabzı hızlanırken düşüncelerini susturuyor. Zaten gece ne olacaksa oluyor bir de o anları gündüz vakti düşünmek istemiyor. Elbise eteğini düzelterek ablasının yanına gidiyor. Gülümsemeye çalışıyor. Misafirleri karşılaması gerek, çünkü eve gelenler var. Üç yeni sima... Burayı kurcalayacaklar ve belki de en nihayetinde Peri'ye huzurlu uykularını geri verecekler. Buna inanıyor.

Buna tüm kalbiyle inanıyor.

**

Kasaba tabelasını gördüğünde Eylem derin bir nefes aldı. Metal tabela eskimiş ve yer yer paslanmıştı. Asılı olduğu direğin dibinde vahşi otlar yetişmiş ve her yanı kuşatmıştı. "Burada herhangi bir yaşam olduğuna emin miyiz?" diye soruverdi.

Arka koltukta oturan Özgür yerinde rahatsızca kıpırdandı. "Eskiden televizyonlarda çıkan ucuz korku filmlerinin atmosferine benziyor öyle değil mi?"

"Öyleyse ağaçlara dikkat edelim. Her an aralarından eli baltalı bir cani fırlayabilir." Teo parmaklarıyla direksiyona vurmaya başladı, neşeli bir ıslık çalıyordu.

"Yapma şunu." Eylem gergince sırtını dikleştirdi. Gövdeleri yosun tutmuş, yıllanmış ağaçlar her yerdeydi. Tabelanın hemen yanındaki tek yönlü toprak yola giriş yapmışlardı. Engebeli yüzey, aracın sarsılarak ilerlemesine neden oluyordu. Çok geçmeden ağaçlar geride kaldı ve geniş araziler kendini gösterdi. Toprakla uğraşan insanların yeriydi burası. Mahsuller mart sonu ekilmiş olmalıydı; Eylem, dedesinden az buçuk duydukları sayesinde bu şekilde düşünmüştü.

Tarlaları görmek içini de rahatlatmıştı üstelik. Evler görünmeye başlamıştı tek tük. Sonra yerleşim alanı genişlemeye başladı, burası Eylem'in düşündüğünden de gelişmiş bir yerdi. Toprak yol yerini asfalta bırakmıştı, bir tarafta eski vitrin camı ve paslanmış tenteleriyle yıllanmış dükkanlar diğer yanda modern dokunuşlar sunan pırıl pırıl kafe ve restoranlar vardı. Sanki dış dünyaya kendilerini kapatmışlar ama içten içe de gelişmişlerdi.

"Bu kasabanın kendine has dokusunu şimdiden sevmeye başladım." Teoman yarıladığı camdan kolunu sarkıttı. Bir sigara yakmıştı.

"Arabada içmeni sevmediğimi biliyorsun." diye söylendi Eylem. İlişkisinde neden hep söylenen taraf olmak zorunda kalıyordu bilmiyordu.

"Yol uzun sürdü." Teoman böyle söylese de mahcup bir tavırla alnını kırıştırmıştı ve başını iki yana sallayarak henüz yarısı içilmiş sigarayı dışarı fırlattı. Özgür ise sessizliğini koruyordu. Eylem ve Teoman'ın ikili ilişkilerine asla müdahale etmezdi. Böyle anlarda tabiri caizse tam bir hayalete dönüşürdü.

Eylem bu durumdan rahatsız olarak sessizleşen ortamı bozmak istedi. "Önce bir yerlerde durup bir şeyler içmek ister misiniz?"

"Bence önce malikaneye gitmeliyiz. Yerleştikten ve onlarla tanıştıktan sonra tekrar buraya ineriz." Özgür bunları söyledikten sonra telefonuna gömüldü. Sosyal medyada geziyor olmalıydı ya da belki de kasabanın tarihçesini biraz daha didikliyordu. Siyah tişört, koyu renk kot pantolon ve rengarenk halkalarla süslü bir gömlek giymişti. Güneş gözlüğü başındaydı.

"Özgür haklı." dedi Teo virajı dönerken. Kasaba merkezi geride kalmıştı. "Burayı keşfedecek daha çok zamanımız olacak."

Kuşların cıvıltıları eşliğinde geniş ve taşlı bir yola saptılar. Bir dağın eteğinde, göz alabildiğine uzanan geniş bir arazinin tam ortasındaydı koca malikane. Devasa bir ön cephesi vardı; üç katlıydı ama pek çok yapıdan oluşuyordu sanki. Bölünerek çoğalan hücreler gibi, araziyi pek çok yandan kuşatmıştı. Duvarları çıkıntılı taşlardan örülmüştü ve dış cephenin büyük çoğunluğunu yosunlar sarmıştı. Kalan kısımları ise sarmaşıklar kapatmıştı. Ya bu aile yeşili çok seviyordu ya da yaşamlarının eski bir kesitinde tıkılıp kalmışlardı.

Eylem'in görevli olduğunu düşündüğü yaşlıca bir adam koşarak demir parmaklıklı kapıyı ardına kadar açtı. Teo da tekrar gaza yüklenip bahçeye giriş yaptı. Kalabalık bir grup insan malikanenin ön basamaklarının hemen dibinde yan yana dizilmiş olarak bekliyordu.

Tozlu Malikanesi'nin insanları...

Bu ailenin neresindesiniz, kimsiniz, diye düşündü Eylem. Sonra genç bir kız koşturarak kalabalığın arasından sıyrıldı. Örgü yaptığı sarı saçı arkasında sallanmıştı. Güneşin parlaklığı çillerini vurguluyordu ve kız çok güzel görünüyordu. Eylem hipnoz olmuş bir şekilde arabadan indi ve kızın tam önünde durdu.

"Merhaba ben Peri." diye cıvıldadı kız. Heyecandan nefes nefese kalmıştı. "Günlerdir sizi bekliyorum. Hoş geldiniz." Ayakları üzerinde sabırsız bir şekilde sallanırken bir anda Eylem'e sarılıverdi. "Beni kurtarın, lütfen." diye fısıldadı. Dışarıya karşı gülümsüyordu ama kızın boğazındaki koca düğümü sadece Eylem fark etmişti.

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.