Eylem Akkaya olmanın belli başlı özellikleri vardı. Bazıları zorluk olarak kendini gösterse de totale vurulduğunda bu kişilik onun kazanç kapısıydı. Tanınmış kimliğinin temeliydi.
Eylem Akkaya olmak her şeydi.
Ve bunu bir gece, yağmurdan hiçbir şekilde ıslanmayan yaşlı bir kadın sayesinde keşfetmişti.
**
12 Haziran 2022
Fırtına uyarısı veren bir güne uyanmışlardı. Eylem gökyüzünde toplanan bulutlara dikti gözlerini, yağmur yağdığı zamanlarda yolculuk etmekten nefret ederdi. Yatakta doğrularak gerindi, saten geceliğin tek askısı omzundan aşağı düşmüştü. Kulak hizasında küt kesilmiş kısa saçını eliyle havalandırarak yataktan çıktı. Bavulunu dün gece hazırlamıştı, telefonda görüştüğü kadın bulundukları kasabanın bir hayli sıcak olduğunu belirtmiş ve kıyafet seçiminde buna dikkat edebileceğini dillendirmişti.
Otoriter tonda konuşan biriydi. Cümlelerini kısa tutmuş ve her birinin ardından derin esler vermişti. Düşünerek konuşuyordu. Fazla tartıyordu. Otokontrolü yüksek biriydi ya da kendini kontrol etmekte o kadar zorlanıyordu ki bu durumu sessizliğe bürünerek dizginliyordu.
İlk görüşmelerini bir hafta önce gerçekleştirmişlerdi. Kadın, Eylem'in blog sayfasına bir mesaj atmış, kardeşinin durumunun ciddi olduğunu ve son çare olarak buraya yazdığını belirtmişti.
Son çare...
Eylem için hayatının özeti bu iki kelimeydi sanki. Son üç senedir tuhaflıklar peşini bırakmamıştı. Eşyalar ona fısıldıyordu. Anlık görüler, geçmişten kesitler... Eylem için başta bunlar yaşlı bir kadının uğursuz safsatalarıydı ancak gerçek hiç de öyle değildi. Bağ kurduğumuz eşyaları düşün, demişti kadın, yağmur damlaları onu ıskalarken. Islanmıyordu, tiksintisini belli edercesine yüzünü ekşiterek Eylem'i izliyor ve balmumundan yapılma, bol kırışık içeren bir mankeni andırıyordu. İşte o eşyalar da bizimle bağ kurar. Zor anlarımızda bize yardım etmek ister ama ne yazık... Her biri dilsizdir. Sen seçildin. Özelsin. Kulaklarını kapat, kalbinle dinle. İşte o vakit her birini işiteceksin. Toprak yutmuş gibiydi kadının sesi. Sanki mezarından kalkıp da gelmiş, diye düşünmüştü Eylem. Gözleri faltaşı gibi açıktı. Korkuyla uzaklaşmıştı o dar sokaktan.
Sonra fısıltılar gelmiş ve hiç gitmemişti.
Çok geçmeden durumu Teoman'a anlatmıştı. Uzun ve yorucu geçen bir sene yaşanmıştı; doktor ziyaretleri, araştırmalar, uzman görüşleri... Derken Eylem sosyal medyada ciddi bir takipçi kitlesi edinmişti. Yaptıkları gündeme oturuyor, herkes bu tuhaf kızı konuşuyordu. Arama motorlarında parapsikoloji, okültizm, mistisizm, durugörü kelimeleri en çok tıklananlar listesine giriyordu ve bir gün... Teo'nun yönlendirmesiyle bunu işe çevirmeye karar vermişlerdi. 'Açıklanamayan paranormal olaylarınız için arayacağınız ilk isim: Eylem Akkaya.' Bloğun açılış sayfasında ziyaretçileri karşılayan bu cümle Eylem'e her zaman yavan bir hissiyat vermişti.
Yine de dirayet göstermiyordu. Akışa kaptırmıştı kendini; Teo'nun çalkantılı denizinde savrulup duruyordu. Yıpratan, yoran bir süreçti ama Eylem güvenli bir limanda çürümektense eşsiz bir okyanusta sürüklenmeyi tercih ederdi.
Böylece paranormal olay avına başlamışlardı. Genelde ortaya çıkan şeyler oldukça sıradandı: borulardan çınlayan rüzgar sesi, karanlıkta eşyaların tuhaf şekillere benzemesi, hırsızlık ve bazen de röntgenci komşular gibi oldukça olağan şeyler.
Tuhaf bir iki olaya gerçekten de denk gelmişlerdi ama onlar da ne yazık ki çözümsüz kalmıştı. Eylem özgüveninin zedelendiğini hissetmiş ve bir süre blog sayfasından uzak durmuştu. Derken bu kadının yazdıklarını görmüş ve tuhaf bir merak duygusu hissetmişti. İçgüdüleri bu olayın üzerine düşmesi gerektiğini söylüyordu. Eylem de öyle yapmıştı. Kadını aramış ve en kısa sürede orada olmak adına sözleşmişlerdi.
Anlaşmanın şartları basitti. Çaresizlikle kıvranan bu insanların Eylem ve ekibini araştırma sonuçlanana kadar ağırlamaları gerekiyordu. Tüm masraflar ev sahibine ait olurdu ve ücret günlük hesaplanırdı. Bazen, sırf daha fazla kazanabilmek adına Teo'nun bazı şeyleri ağırdan aldığı hissiyatına kapılırdı Eylem. Uzayan günler daha fazla para demekti nihayetinde. Sonra böyle düşünebildiği için kendine kızardı. Çelişkilerle dolu bir ilişkiydi onlarınki.
Eylem birkaç parça uzun kolluyla bir ceket çıkartıp onları da bavula sıkıştırdı. Teo kendine sırt çantası hazırlamıştı. Hep böyle olurdu. Eylem en ufak olasılığı bile düşünerek eşya hazırlarken Teoman rastgele bir şeyler tıkıştırırdı çantasına. İzole bir alana gitmediklerini, ihtiyaç duyduğu şeyleri pek tabii satın alabileceğini söylerdi. O kadar farklıyız ki, diye düşündü Eylem duşa girmeden önce. Belki de bu yüzden onu bu kadar tutkuyla seviyorum.
Aklında hep Teoman'la olan farklılıkları dönüp dururdu ama onu gördüğü anda içinin eridiğini hissederdi Eylem. Kirli sakalına dokunmak isterdi. Tenini hissetmek, onun kolları arasında kaybolmak... Biraz da bu farklılığın onu beslediğini, büyüttüğünü, gerçek Eylem yaptığını hissederdi. Evet Teo'ya çokça kızıyordu ama onu her şeyden daha fazla seviyordu.
Sular vücudundan akıp giderken gülümsedi. Acaba bu gittikleri uzak, izbe ve adı pek duyulmamış kasabada onları nasıl günler bekliyor olacaktı.
**
"Eylem!" Teo'nun sesi antrede yankılandı. Kendisinde bulunan yedek anahtarla giriş yapmış olmalıydı. "Hazır mısın?"
"Geliyorum, bir saniye." Eylem saçını son kez tarayıp aynada kendisine baktı. İp askılı bir bluz ve açık renk keten pantolon giymişti. Saçını düzleştirmiş olsa da kakülü anında kıvrılmıştı. Rüzgara rağmen basık bir hava vardı ve nem kendini hemen gösteriyordu. Derin bir nefes aldı. Gözlerinde bal rengi pırıltılar dolanıyordu. Saçının tonu sanki irislerine yansıyordu.
Çok geçmeden bavulunu sürükleyerek odadan çıktı. "Yardım etmen gerek." dedi gülümseyerek.
Teoman bir kedi gibi süzülerek Eylem'in boynunu öptü; kokusunu içine çekmişti. "Çok güzel olmuşsun. O küçük kasabada fazla dikkat çekeceksin."
"Sen önce kendine bak." Teoman beyaz keten gömlek ve açık renk kot pantolon giymişti. Saçı ıslaktı, duş alıp çıkmış olmalıydı. "Ben iz üstündeyken sen masa başında pinekleyip ipuçlarına yoğunlaşacaksın canım. Anlaştık mı?" Eylem hınzırca kısmıştı gözlerini.
"O zaman vasat bir performans sergilerim. Ben insanları konuşturmada ustayım unuttun mu? Masa başı işler tamamen Özgür'ün uzmanlık alanı." Teo omuz silkerek geri çekilmişti.
Özgür... Ekibin son üyesiydi. Tam anlamıyla altın çocuktu o. Bilgisayar araştırmaları, evrak incelemeleri, dokümanlar derken olayın tüm angarya ve sıkıcı işlerini o üstlenirdi. Yine de bunları yaparken o kadar keyif alırdı ki onu elinde kağıtla gören, aynı işi yapmak adına dayanılmaz bir arzu duyardı. Uzun boyluydu, dağınık tutamlar halindeki sarı saç telleri alnını süslerdi. Küçük halka küpesi daima sol kulağında takılı olurdu. Kalemle çizilmiş gibi biçimli yüz hatları vardı, buna rağmen kalbi uzun zamandır boştu.
Ne yazık ki bazıları doğru insanı yıllarca bulamazdı.
"O nerede peki?" diye sordu Eylem.
"Aşağıda." diyerek bavulu eline aldı Teo. Kol kası şişerken gömleğin kumaşı gerilmişti. "Bizim de artık inmemiz gerek. Uzun bir yolumuz var."
"Sadece birkaç saatçik."
"Ve sen tüm yol boyunca uyuyacaksın."
Teo haklıydı. Eylem'i araba tutardı ve küçük kazaları önlemek adına kız yol boyunca uyurdu. "Haklısın." dedi gülümseyerek ve içindeki o tuhaf heyecanı yine duyumsadı. Kasaba aklına gelmişti yine ve orada tam olarak neler döndüğünü deli gibi merak etmeye başlamıştı.