9 Haziran 2007
Fısıltılar çok yoğundu.
Genç kız kendisini Gratel'e benzetti. Bir masal kahramanına... ama Gratel'in aksine kendisi ekmek kırıntılarını değil fısıltıları takip ediyordu. Sanki havanın her zerresine ses titreşimleri serpiştirilmişti. Ahenkli, sükûnetli ve itinayla çağıran ses titreşimleri...
Derin bir nefes aldı. Buz mavisi gözleri güneş gözlüğünün arkasına gizlenmişti. Buğday sarısı saç telleri çıplak omuzlarına düşmüştü. Çiçekli bir elbise giymiş ve ayağına kahverengi kovboy çizmesi geçirmişti. Burada yazları çok sıcak geçerdi, fazla sıcak. Sinekler her yerde uçuşur, otlar kavrulur, insanın saç dipleri terden sırılsıklam olurdu.
Kız da ensesinden sırtına doğru kayan ter damlalarını hissedebiliyordu. Kürek kemiklerini geriye doğru esnetirken gökyüzüne baktı. Tek bir bulut bile yoktu. Mavinin tonlarına keskin gün ışığının sarısı karışmıştı. Kızın içindeki parlaklıkla yarışır bir görüntüydü bu. Derin bir nefes aldı. Kalbinin içine kocaman bir balon kaçmış gibi hissediyordu.
Fısıltılar yükseldiğinde adımlarını hızlandırdı. Dev malikanenin gölgesinden ustaca uzaklaşmıştı. Her bir pencerede gözler olduğunu düşünüyor ve ruhunu çırılçıplak hissediyordu genç kız. Niye böyleydi? Niye sırlarıyla birlikte tüm benliği burada, bu kocaman evde güvende değildi? Yakında on sekizine basacaktı. O zaman belki buradan gider, kendini bir yarıştaymış gibi hissetmediği bir evde yaşardı. Orada ismini kimse tiksinerek telaffuz etmezdi. Otlar ayakları altında ezilirken çalılıkların arasına daldı. Yol onu sınayacak gibiydi. Ulaşacağı yer de öyle ama adı Nil olan genç kız bunu henüz bilmiyordu.
Bilseydi eğer fısıltıları takip etmek için bu kadar coşkulu hissetmezdi.