O dokunaklı an saliseler içinde hiçliğe karışmıştı. Kız sanki tek kelime etmemiş, yardım dilememiş gibi gülücükler eşliğinde geri çekilmiş ve "Vay canına." demişti. "Fotoğraflarınızdan daha güzel görünüyorsunuz."
"Peri." İkaz dolu bir seslenişti bu. "Misafirlerimiz henüz geldi. Kafalarını şişirmek için daha çok vaktin olacak." Kalem etek ve saten bir gömlek giyen, ince, uzun bir kadındı konuşan. Peri'yi omuzlarından tutup kendine doğru çekmişti. Otoriter ses... Eylem telefon görüşmelerini bu şahısla yapmıştı. Tonlamaları ıskalaması imkansızdı.
İdil Tozlu, otuzlu yaşların başında olmasına rağmen çok daha yaşlı gösteren biriydi. Kahve renk cılız saç tellerinde şimdiden aklar belirmeye başlamıştı. İnsanı terden yapış yapış yapan bu sıcak günde bile resmi kıyafetlerinden taviz vermeyişine bakılacak olursa dış dünyaya çizdiği imaj onun için çok önemli olmalıydı. Kemikli bir yüzü vardı; alnı genişti, uzun, kemerli burnu ve incecik dudaklarıyla pek de güzel sayılmazdı. Yüzü donuktu üstelik, sanki kasları gülmeyi unutmuştu.
Peri ise tam tersi bir şekilde ablasının kayıp tüm enerjisini yansıtıyordu.
"Sorun değil." diyerek duruma el attı Eylem. "Zaten buraya Peri'yle tanışmak için geldik, öyle değil mi?"
"Ben bu şekilde ifade etmezdim." diyerek nazikçe bir uyarıda bulundu İdil. "Peri bu olayın merkezinde değil. Odak noktamız bu ev. Evde garip bir şeyler dönüyor." Sonra ellerini birleştirip kalabalığı işaret etti. "Sizinle tanışmak için can atan bir aileyiz ama her şeyin yeri ve zamanı var. Tüm bunlar ayaküstü konuşulacak şeyler değil." Telefondakinin aksine hiç es vermeden konuşuyordu.
Önceden prova edilmiş cümleler, diye düşündü Eylem. Bu kadın kontrolü elinde tutmayı gerçekten de seviyor. Öyleyse ona istediğini vermeliydi. "O zaman odaları görmek her iki taraf için de iyi olacak."
Teo bagaja yönelmişken İdil eliyle durdurdu onu. "Hikmet bavulları halleder. Önce çalışma odama geçelim. Sözleşmeyi hazırladınız değil mi?" Şirket yöneten biri gibi konuşuyordu ama sadece bir çiftlik sahibiydi. Hayvanlarla böyle konuşamazdı ki, onlara emir veremezdi. Bu üslubu kesinlikle ailesi üzerinden geliştirmişti, onları yönetmeyi seviyor olmalıydı.
Özgür omzuna astığı çantasını işaret etti. "Buradalar. Titizlikle hazırlandılar." Evrak işlerinde fazla özenliydi, küçük bir kağıt parçasının nasıl da hayat kurtarabildiğini hep dillendirirdi. Özgür ihtiyatlı olandı, Teo ise fevri olan.
Teo kahverengi saçını eliyle dağıtarak ileri atıldı. "İdil Hanım." dedi en sevimli gülümsemesiyle. "Karşılıklı oluşturduğumuz güven bir kağıt parçasından çok daha değerli değil midir sizce de? Sözleşme yine imzalansın ama onlar imzalanırken bir çay içmemizin de mahzuru yoktur umarım."
İdil'in tek kaşı tereddütle oynadı, heykel suratındaki ilk istem dışı hareketti bu. Teo'nun insanlar, özellikle de kadınlar üzerinde işte böyle bir etkisi olurdu. "Ben önce dinlenmek isteyebileceğinizi düşünmüştüm." Tereddüt, ses tınısında da geziniyordu.
"Sizi tanımak inanın bana buraya tek geliş amacımız." Başını beklentiyle aşağı eğen Teo davetkar bakışlar sunmuştu. İdil'i eriten bakışlar...
Eylem ise sadece gülümsedi. Tüm bunlar Teo'nun rolünün bir parçasıydı. O, insanların bu küçük ekibe güvenmesini sağlardı.
**
Ailenin diğer fertlerine kısaca bir selam vererek içeri girdiler. Eylem çantası omzundan kayarken şaşkınlıkla etrafında döndü. Muazzam bir yükseklik onu karşılamıştı. Giriş kısmı oldukça genişti ve siyah beyaz karo taşlarla kaplı bir zemine sahipti. İki taraflı merdivenler sarmal bir şekilde katlar arasında yükseliyordu ve giriş kısmı bölen hiçbir kat yüzeyi yoktu. Sonsuzluk hissi veren oldukça ferah bir eve benziyordu. Her yanda saksılar içinde bitkiler büyümüştü, bazıları ağaç boyutuna varmıştı ve girişin yüksekliğiyle yarışır derecede boyları uzamıştı.
Teo bir ıslık çaldı, Özgür ise beğeniyle dudaklarını bükmüştü. Abartılı ve ölçülü... Birbirine zıt bu iki adam tam anlamıyla bir bütünün parçasıydılar.
"Bu taraftan." diyerek onları yönlendirdi İdil. Sağ tarafı işaret etmişti, sol kısımdan nefis bir tart kokusu yükselmişti. Eylem karnının guruldadığını hissederek yutkundu. Midesi bulandığı için yol boyunca bir şey yememişti. Yiyememişti. Çayın yanında bir şeyler ikram etmelerini dileyerek İdil'in peşi sıra ilerledi.
Karanlık bir hol boyunca ilerleyip oldukça kasvetli görünen bir çalışma odasına giriş yaptılar. Kadife perdeler, koyu renk deri koltuklar, antika görünümlü eşyalarla burası tam bir çıfıt çarşısına benziyordu. Pencere önünde üç küçük kaktüs vardı, başkaca bir yeşillik barınamamıştı alanda. Meşeden yapılma, koyu renk masanın üzeri fazlasıyla dağınıktı. Boş sayfalar, karalanmış defter yaprakları, açık bir halde birbiri üstüne istiflenmiş kitaplar göz yoruyordu. Niyeyse Eylem burasını İdil'le bağdaştıramamıştı. Zihnindeki İdil, abartılı kontrolü kadar düzenliydi de.
Eylem kendisini uyumsuz bir tabloya bakıyormuş gibi hissetti. Tekli deri koltuğa oturup sırtını arkaya iyice yasladı. Üstü kapalı birkaç cümle haricinde İdil'le pek konuşamamıştı. Peri'nin bir sıkıntısı vardı, sadece bunu biliyordu. Oysa az önce İdil baştaki söylemlerinin tam tersini dillendirmişti, sıkıntı Peri'de değil demişti. Sıkıntının kaynağı tam olarak bu evde. "Sözleşmeyi çıkartır mısın Özgür?" dedi Eylem ciddiyetle.
Artık bir yerden başlamaları ve neden bu evde olduklarını öğrenmeleri gerekiyordu.